GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Gümüşhane Tarihi

Roma ve Bizans dönemlerinde yörede kurulu kente Argyropolis (Yunanca argyros: “gümüş” ve polis: “kent” demektir.) adı verilmiştir. Yöredeki savaşların asıl sebepleri tarihi bir ticaret yolu üzerinde bulunması ve madenleriyle ün yapmış olmasıdır.

7.yüzyıl sonları ile 8. yüzyıl başlarında bölge Emevi-Bizans ve Abbasi-Bizans arasında birkaç defa el değiştirmiştir.

Halife Hz. Ömer zamanında (634-644) Erzincan ve Erzurum Arapların eline geçince Gümüşhane’de bu egemenliği tanıdı. Ancak bu egemenlik fazla sürmeden bölgede yeniden Bizans egemenliği sağlandı. Halife Hz. Osman zamanında (644~656) Gümüşhane, Bayburt, Erzurum ve Erzincan Emir Habib Bin Mesleme tarafından Bizanslılardan geri alındı. Halife Hz. Ali zamanında (656-661), Muaviye ile olan mücadeleler ile iç isyanlarla uğraşılması sebebiyle bölgede yeniden Bizans egemenliği başladı.

 Emevi Halifesi Abdülmelik zamanında (685-705) bölge tekrar Emevi yönetimi altına girdi. Ancak Halife Velid zamanında (705-715) Araplar ile Hazarlar arasındaki çatışmalarda Hazarlar başarı gösterince bölge yeniden bu durumdan istifade eden Bizanslıların eline geçti.

Abbasiler zamanında Bizans-Arap çatışmaları devam etmiştir. Bu dönemde Gümüşhane yöresi ile ilgili fazla bilgi bulunmamaktadır. Ancak Bayburt’un Bizans egemenliğinde kaldığı bilindiğine göre Gümüşhane de Bizans egemenliğinde kalmıştır diyebiliriz.

Çağrı Bey’in 1016 yılında Anadolu’ya yaptığı ilk akın sırasında Gümüşhane’ye kadar geldiği bilinmektedir. 1058′de Tuğrul Bey’in ordusu İbrahim Yinal komutasında Trabzon’a kadar akın yaparken Gümüşhane’yi de ekonomik yönden önem arzettiği için fethetmiştir.

Türkmen akınları olmadan önce Hazarlar ve Peçenekler ile Çepni Türk oymakları bölgeye yerleşmişlerdir. Çepniler 24 Oğuz boyundan biri olup Anadolu’nun fethi ve Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır.

13. yüzyılın ikinci yarısında Selçuklular Moğol istilası altında ezilirken Gümüşhane ve çevresinin müdafaası Çepni Türklerine kalmıştır. Rum vakayinamecisi (tarihçisi) Pataretos 14. yüzyılda Çepnilerin Tirebolu’ya vardıklarını söyler ki, bunlar Gümüşhane tarafından gelmişlerdir. Anadolu’nun fethinden sonra birçok imaret kurulmuştur. Gümüşhane ve Kelkit, Emir Mengücek Gazi tarafından kurulan Erzincan imaretine bağlanmıştır. 1164′te II. Kılıçarslan Mengücekli topraklarını Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağladı. Anadolu Selçuklu Devleti’nde ticarete büyük önem verildiğinden tarihi bir ticaret yolu üzerinde bulunan Gümüşhane ve çevresi de önemini devam ettirmiştir.1243 Kösedağ Savaşı’nda İlhanlılar, Selçukluları yenerek buraları zaptettiler.

Anadolu, Moğolların nüfuzu altına girince Trabzon Rum İmparatorluğu bu defa Moğollara vergi vermeye başladı. Moğol nüfuzunun kırılması ve Türkmenlerin beylik kurmak için faaliyet göstermeleri neticesinde ve II. Yuannis devrinde (1280-1297) Türkmenler madenleriyle ünlü Halibya (Haldiya) kısımlarını istila ettikleri gibi Cenevizlilerle Venedikliler de İmparatorluk üzerinde iktisadi nüfuz vücuda getirmişlerdi.

 İlhanlıların son hükümdarı Ebu Said’in ölümü üzerine 1335′te Bayburt, Erzurum ile Erzincan ve Gümüşhane Celayirlilerin eline geçmiştir. 1345′te Eretnaoğulları, 1430′da Karakoyunlu hakimiyetine geçen bölgeye 1467′de Akkoyunlular hakim olmuştur.

Fatih Sultan Mehmet (1451-1481), Trabzon üzerine yürüdüğü sırada Trabzon Rum İmparatorluğunun sınırları Giresun’dan Batum’a kadar ve güney hudutlar da Bayburt ve Gümüşhane’nin kuzeyinden geçen dağ silsilesi ile çevriliydi. Osmanlılar’ın aleyhte hareketleri nedeniyle Trabzon Rum İmparatorluğu, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’la işbirliği içine girmiştir.

1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon Rum İmparatorluğuna son vermesiyle bölgede Osmanlı etkisi görülmeye başlanmıştır.

Gümüşhane, Trabzon Rum İmparatorluğunun fethedilmesinden sonra Osmanlı hakimiyetine girmiş ve bu hakimiyet 1461′den 1467′ye kadar sürmüştür. Bu tarihten sonra Gümüşhane Akkoyunluların hakimiyetine girmiştir. Bu hakimiyet 1473 yılında Fatih ile Uzun Hasan arasında vuku bulan Otlukbeli Savaşıyla sona ermiştir. Gümüşhane ilinin kuzeyindeki “Kharşit” ilk Osmanlı belgelerinde “Khas-Rudu çayı orta ve yukarılarındaki Torul ve Canıca (Gümüşhane’nin eski adı) kesiminde Akkoyunlular’a bağlı Ortodoks-Apkazlı (Abaza) “Torul Beyliği” 1474′de (veya 1478) Fatih’in Amasya’dan gönderdigi bir ordu kolu tarafından fethedilmiştir.

Yavuz 1508′de Trabzon valisi iken Anadolu’da başlayan Şii ayaklanmaları yüzünden Trabzon’dan Bayburt’a kadar uzanan bir sefer yapmıştır. Bu bölgede Safeviler lehinde ayaklanma ve karışıklık çıkaranlar Çepni Türkleridir. 16. yüzyılda onlardan bir bölümü Halep Türkmenleri, muhim bir kümede Sivas, Tokat ve Amasya bölgesindeki Ulu Yörük arasında yaşadığı gibi yine bu boya mensup pek kalabalık bir topluluk da Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Giresun ve Canik (Ordu ve Samsun) bölgesinde oturuyordu. İşte Safevilerin hizmetindeki Çepniler de bu sayılan topluluk ve bölgeden idiler.

 Bu karışık durumdan sonra bölgedeki sükunet ancak Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim (1512-1520) arasında meydana gelen Çaldıran Savaşıyla sona ermiştir. Bölge tamamen “Anadolu Türk Birliği”ne katılmıştır. (Ağustos 1514) Yavuz buraya vali olarak Bıyıklı Mehmet Paşayı bırakmıştır. Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) İran seferi sırasında Harşit Vadisi’nden geçerken gümüş madeninin bulunduğu Eski Gümüşhane yöresinin imar edilmesini emretmiş, böylece buraya ev ve Süleymaniye Camii yapılmıştır.

1647′de Gümüşhane’yi ziyaret eden Evliya Çelebi, buralarda gümüş madeninin çok olduğunu, çalışır ve boşaltılmış durumda 70 kadar ocak bulunduğunu bildirir. Yine bu ocaklardan 7 koldan kurşunsuz gümüş cevheri çıkarıldığını ve bu şehirde Emin Mahallesinde darphane olduğunu yazarak üzerinde “Azze nasrahu daraba fi catha” (Canca’da basılmıştır) yazılı birkaç akçenin kendisinde olduğunu bildirir.

 Gümüşhane’de doğan her çocuğun gümüşten kaşığının, çatalının ve tabağının olduğu rivayet edilir. Şehrin nüfusunun her geçen gün artmasında coğrafi konumunun, tarihi ipek Yolu üzerinde bulunmasının ve madenlerinin önemli rolü olmuştur.

Katip Çelebi, Cihannüma’sında “Kaza-i Urla” diye adlandırdığı Gümüşhane için “Urla bir güzel kazadır, yakınında gümüş olmakla Gümüşhane dahi derler” demektedir.

Maden ocakları IV. Murad zamanında (1623-1640) en canlı dönemini yaşamıştır. Bir ara kapanan ocaklar 1839 yılında yayınlanan bir hatt-ı hümayunla tekrar işletmeye açılmıştır. Ocaklar mülki amirin tayini, padişahın onayı ile atanan ve Matah Efendi denilen kişilerce yönetilirdi.

Gümüşhane 19. yüzyılda Trabzon’a bağlı bir sancaktı. Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde yer alan Gümüşhane Sancağı kuzeyde Trabzon merkez sancağı, doğuda ve güneyde Erzurum Vilayeti, batıda Sivas Vilayeti ile çevriliydi. 19. yüzyıla kadar rahat bir hayat sürdüren Gümüşhane yöresi, savaşlar nedeniyle tedirginlik içine düşmüş, madenlerin yeterince işletilmemesi sebebiyle de göç başlamıştır. Böylece şehir harap olmaya ve nüfus azalmaya başlamıştır. 1829 ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ile 7 Temmuz 1916 tarihlerinde Rusların Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’de yaptıkları işgaller ve bunun sonucundaki göçler Gümüşhane’de hayat bırakmamıştır.

Ruslar 16 Temmuz 1916′da Bayburt’u aldıktan sonra yollarına devam ederek 19 (20) Temmuz 1916 günü Gümüşhane’ye girmişlerdir. Türk birlikleri fazla karşı koyamayınca Ruslar ayni gün Torul’a girmişlerdir. Böylece Trabzon yolu Ruslara açılmıştır.

22 Temmuz 1916 günü Kelkit üzerine yürüyen Rus ordusu akşama doğru burayı ele geçirmiştir.

Gümüşhane ve çevresi bu işgaller karşısında ve özellikle Ermeni zulmü altında ezilirken Rusya’da Bolşevik İhtilali’nin çıkması ve iç çalkantılar sebebiyle Ruslar 18 Aralık 1917′de Erzincan Mütarekesi’ni imzalamış ve ordularını geri çekmeyi kabul etmiştir. Ancak Ermeniler katliamlarına devam etmişlerdir. Bunun üzerine mütareke geçersiz sayılarak yeniden savaş başlatılmış ve bu suretle Torul 14 Şubat, Gümüşhane 15 Şubat ve Kelkit 17 Şubat 1918′de Rus işgalinden kurtarılmıştır.

Milli Mücadele yıllarında kıyı ile iç kesimler arasında geçiş bölgesi olması sebebiyle coğrafi önem arz eden Gümüşhane, bu dönemde Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’nin faaliyet alanı içinde bulunmuştur. Gümüşhane delegesi Kadirbeyzade Zeki Bey bu cemiyetin ikinci başkanlığına getirilmiştir.

 23 Temmuz 1919′da toplanan Erzurum Kongresi’ne Gümüşhane’den Kadirbeyzade Zeki Bey (Gümüşhane ve Torul mümessili olarak) Erzurum Kongresi’ne katıldı. Kelkit’ten Müftü Osman Nuri Efendi, Şiran’dan Müftü Hasan Fahri (Polat) Efendi Erzurum Kongresi’nin açılış ve kapanış dualarını yapmıştır. Bu nedenle 9 Ağustos 1335 (1919)’da Mustafa Kemal, O’na yazdığı bir tezkere ile teşekkür etmiştir.

Osmanlı hakimiyetinin ilk zamanlarında Erzurum Eyaletine bağlı iken sonraları Trabzon’a bağlanan Gümüşhane sancağı 20 Nisan 1924 ve 491 sayılı kanunun 89.maddesinde “Vilayet” başlığı altındaki kanunla 1925 yılında il olmuştur.

1925-1926 tarihli Trabzon salnamesinde “Gümüşhane Vilayeti Merkez ilçe ile birlikte Bayburt, Kelkit, Torul ve Şiran olmak üzere beş ilçe, beş bucak ve 377 köyden oluştuğu, 16943 evde 101153 kişinin yaşadığı şehirde hastane olmadığı; vilayetin ticari durumunun Trabzon-Bayburt-Erzurum büyük yolu üzerinde ve İran transit yolu üzerinde bulunduğundan oldukça iyi olduğu, aslında tarım memleketi olan vilayetin bazı yerlerinde ürünleri yerel ihtiyacı karşılamadığından, halkın bir kısmının işçilik, meyvecilik ve katırcılıkla geçindiği” belirtilmektedir.

Gümüşhane’nin il olmasıyla birlikte Ahmet Durmuş (Evren-dilek) Bey vali olarak atanmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk Belediye Başkanı ise Osman Bey (Ataç) olup 1922-1934 tarihleri arasında görev yapmıştır.  Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Gümüşhane’de yol ve köprü yapımına önem verilmiş, tarım geliştirilmeye çalışılmıştır.İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde ise II. Dünya Savaşı patlak verdiğinden ilk dönemlerde hemen hiçbir yatırımın yapılmadığı Gümüşhane il merkezine 1948 yılında su getirilmiş, ertesi yıl da elektrik şebekesi kurulmuştur.1950′den itibaren ekonomik bir kalkınma görülmeye başlanmış, ancak daha sonra diğer illere ve hatta Avrupa ülkelerine göç olayı başlamıştır. Bayburt’un 1989 tarihinde il olması ve ayrıca yeni ilçelerin oluşturulması ile idari taksimatta değişiklik meydana gelmiştir. 1988 yılında Köse, 1990 yılında Kürtün ilçe olmuştur

Giresun

Resim:Giresunlimanı.jpg

Giresun Limanı

Giresun ili Türkiye’nin kuzey doğusunda,Karadeniz kıyısında yer alan 523,000 nüfuslu (2003) bir şehirdir.Giresun ilinin merkezidir.Trabzon’un 117 km batısında yer alır.

Giresun ve çevresi zengin tarım alanlarına sahiptir.Özellikle kiraz,fındık ve ceviz;ayrıca hayvan derisi ve kereste yaygındır.Giresun 1960′larda inşa edilen limanı ile birlikte önemli bir liman şehri olmuştur.Antik çağdaki ismi Kerasunta veya Kerasus idi.Pek çok dilde benzer şekillerde telaffuz edilen kiraz kelimesi Giresun ile aynı kökten gelmektedir.Kiraz Roma döneminde Avrupa’ya ilk defa Giresun‘dan ihraç edilmiştir.Orta çağda Kerasunt olarakta anılan şehir Trabzon Rum Devleti’nin ikinci büyük şehriydi.

Tarihi

Şehrin eski bölümleri Bizans kalesinin haraberleri ile süslenmiş yarımadada yer alır ve küçük doğal limana da ev sahipliği yapar.Bu yarımadanın 2km. açığında Doğu Karadeniz’in üzerinde yaşanabilen tek adası olan Giresun Adası bulunmaktadır.Giresun eski Yunan’da Choerades ya da Pharnacia ve Romalılar da Kerasous veya Cerasus olarak bilinen tarihi İ.Ö. 2.yy.’a kadar uzanan bir şehirdir.Yunan kolonici Sinope tarafından bulunmuştur.Giresun efsanelere de konu olmuştur.Bu efsanelerden biri de Giresun Adası ile ilgilidir.Efsaneye göre Amazon Kadınları bu adada yaşamış ve burada savaş tanrısı Ares adına bir tapınak inşa etmişlerdir.Günümüzde her mayıs ayında baharın gelişini kutlamak amacıyla Giresun halkı kayıklarla bu adaya gelir.Aslında bir Müslüman geleneği olarak uygulanan bu etkinliğin tarihi 4000 yıl önceye kadar uzanır.

Giresun Kalesinden Genel Görünüş

Giresun Kalesinden Genel Görünüş

Coğrafya

Giresun, 37° 50′ ve 39° 12′ doğu boylamları ile 40° 07′ ve 41° 08′ kuzey enlemleri üzerinde Karadeniz Bölgesi’nde doğusunda Trabzon ve Gümaşhane, güneydoğusunda Erzincan, güney ve güneybatıda Sivas, batısında Ordu illeri ile kuzeyde ise Karadeniz ile çevrilidir. Genelde engebeli olan Giresun ilinin merkezi Aksu ve Baltama vadileri olarak adlandırılan düzlükler arasında denize doğru uzanan bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Ortalama yükseklik 10 metredir

Gaziantep Hakkında Bilmek İstediğiniz Herşey

Kısaca tanıtımPaleolotik çağdan bu yana çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapan Gaziantep, Anadolu’nun ve Dünya’nın en eski yerleşim yerlerinden biridir.
6000 yıllık tarihi geçmişi ile ilimiz tarihi ve kültürel zenginlikleri, antik kentleri, mozaikleri, camileri, kiliseleri, hanları, hamamları, bedestenleri ve pek çok yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ile tam bir metropoldür. Gaziantepli bitmez tükenmez enerjisi, azmi ve girişimciliği ile kendi sanayisini kendisi kurmuş ve örnek bir sanayi ve ticaret kenti meydana getirmiştir. Gaziantep, Güneydoğu’nun en büyük Türkiye’nin ise 6. Büyük kentidir. Güneydoğu Anadoluyu batıya bağlayan kara ve demiryollarının merkezidir ve uluslarası havaalanı ile tüm dünyaya açılmıştır. Gaziantep’in şu an 9 ilçesi 17 beldesi ve 616 köyü vardır.İlin nüfusu 1.450.000 civarındadır. Gaziantep’in rakımı ise 850 metredir.

Gaziantep adının kökeni

Gaziantep ilinin yerleştiği coğrafi alanın, ilk uygarlıkların doğup geliştiği Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunması, ayrıca güneyden ve Akdeniz’den gelip doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu ilin tarihinin çok renkli olmasını sağlamış, dolayısıyla tarih öncesi çağlardan beri insan topluluklarına yerleşme sahası ve uğrak yeri olmuştur. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması, Gaziantep’in önemini artırmış ve canlılığının sürekli olmasını sağlamıştır.

Gaziantep tarihinin devreleri Paleolitik, Kalkolitik, Neolitik dönemler, Tunç Çağı, Hitit, Med, Asur, Pers, İskender, Selökidler, Roma ve Bizans, İslam ve Türk devirleri olarak sıralanabilir. Bu dönemlerin izlerini günümüzde açık bir şekilde görmek mümkündür.

Gaziantep yöresinde adı bilinen ilk yerleşim merkezi, Dolike ( Doliche – Dolikhe ) şehridir. Gaziantep’in 10 km. kuzeyinde, Dülük köyü yakınlarındaki bu yerleşim yerinin adı, Bizans kaynaklarında Diba ( Daluk ) olarak geçmektedir. Dülük adının da bu sözcükten kaynaklandığı belirtilmektedir.

Şehir, Cumhuriyet öncesi yıllara kadar Ayıntap ( Ayıntab ) adıyla anıla gelmiştir. Bu adın benzerine ilk kez Haçlı Seferlerine ilişkin kroniklerde rastlanmaktadır. Urfalı Mateos ve Papaz Griro’nun, 1124 – 1155 yılları arasındaki seferlerde, Arapların Ayıntab adını verdikleri şehirden Hantap ( Hamptan ) diye söz ettiği anlatılmaktadır. Arapça “ parlak pınar ” anlamına gelen Ayıntab, Ermeni kaynaklarında Anthapt olarak geçer. Gaziantepli tarihçi Bedrüddin AYNİ’nin ifadesiyle Antep’in eski adı “Kala-i Füsus”dur. Kala-i Füsus “Yüzük Kalesi” demektir. Bedrüddin AYNİ’ye izafe edilen rivayete göre buranın kötü bir hakimi varmış. Birçok uygunsuz işler yaptıktan sonra ettiklerine pişman olmuş ve tövbe etmiştir. Adı Ayni olduğundan, halk “Ayni tövbe etti” demiştir. Bundan ötürü şehrin adı “Ayni Tövbe” Aynitap olarak kalmıştır.

Bir diğer rivayette ise; AYINTAP adını, suyunun güzelliğinden ve bolluğundan dolayı aldığı söylenmektedir. Zira, “ayın”; pınar, kaynak, suyun gözü anlamına gelmektedir. Dolayısıyla “tab”; güzel pınar ve güzel kaynak manasını ifade etmektedir. Yine ayrıca “Ayıntap” adındaki, “tab” ; güç ve takat anlamına gelmektedir. Şehre suyunun bolluğundan dolayı da bu ismin verildiği söylenmektedir.

İslam egemenliği sonrasında Ayıntab adı giderek Ayıntap’a dönüşmüştür. Fransız kuvvetlerine karşı şehrin, savunmasını bu uğurda verdiği 6317 şehide rağmen yılmadan, cesaretle sürdürmesi ve eşsiz bir direniş göstermesi nedeniyle 6 Şubat 1921 tarihinde T.B.M.M. tarafından “gazilik” unvanına layık görüldüğünden “Gaziayıntab” olmuştur. 1928 yılında ise, şehrin adı GAZİANTEP olarak değiştirilmiştir.

İlin yapısı ve konumu

Şehir, yüksek bir düzlükte ve yer yer bayırlar üstünde kurulduğundan suyu ve havası da güzeldir. Bir çok hanları var ama en görkemlileri ve en ünlüleri Mustafa Paşa Hanı, Pekmez Hanı, Tuz Hanı, İki Kapılı Hanı, Börekçi Hanı, Arasdat Hanı’dır. İki tane de imareti (aşevi) var : Gelen gidene aylar yıllar bol ve minnetsiz sofralar açarlar. Tümüyle kırk tekkesi olup, hepsinin en görkemlisi en çok donanmışı, yiyeceği bol ve hoş yapılısı Mevlevi Tekkesi’dir. Türkmen Ağası Mustafa Ağa yapısı olup, IV.Murad’ın silahtarı Mustafa Paşa’ya bağışlanmıştır. Tekke 40-50 yoksul hücresiyle çevrilmiş, yüksek kubbeli baştan başa ham ve işlenmiş mermerlerle döşeli haremi, haremin ortasında büyük bir havuzun başında rengarenk üzüm salkımlarını andıran süslü avizelerle donalı çardağı olan büyük, sağlam, görkemli bir yapıdır. Bakımlı, bezeli, temiz caddeleriyle kent gerçekten şirindir. Yer yer ( suk-i sultanisi ) açık artırmayla satış yerleri Halep tarzı kagir binalardan oluşmuş çarşıları vardır. Ama bu övdüğümüz yerler tümüyle kale içindedir. Her sokak başında kapıcıların açıp kapattıkları kale kapısı kadar sağlam kapılar vardır. Geceleri tüm sokaklar kandillerle aydınlatıldığından bekçiler gruplar halinde rahatlıkla sokaklarda kol gezerek görevlerini yaparlar.

Şehrin ortasındaki kocaman bir kaya üstüne yüksek, görkemli ve dairevi bir kale oturtulmuştur. Kale çok sağlamdır. Kaleyi çevreleyen hendek 1300 adımdır. Eni 40, derinliği 20 arşın kesme kayadan oyulmuştur. Bunların üstüne her biri ayrı sanat ve mimari üslûpla belli aralıklarla sıralanmış, çok güzel kuleler oturtulmuştur. Bin bir bedeni olan kalenin temelindeki kayaların içinden yine dairevi bir biçimde kaleyi çevreleyen ve hendeğe bakan mazgal delikleri açılmıştır ki, hendek kenarına kuş bile konmaz.

Kalenin batı kapısı, yedi katlı demirden bir kapıdır. Kapı aralıklarından çeşitli savaş araç ve gereçleri, silahlar, demir açma kafesleri, saçma topları vardır. Kale silah ve askerlerle donatılmış, baca benzeri nefesliklerle havadar bir ot GAZİANTEP Gaziantep, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en büyük, Türkiye’nin ise 6. büyük kenti olup, nüfusu, ekonomik yapısı, turizm potansiyeli ve Büyükşehir statüsü ile bir metropol şehirdir.

Güneydoğu Anadolu’yu batıya, Akdeniz ve Ortadoğu ‘ya bağlayan kara ve demir yollarının merkez noktası olması, Gaziantep Havaalanı ‘nın uluslararası niteliğe çıkarılmış olunması şehrimize mal, hizmet ve ziyaretçi akışını yoğunlaştırmaktadır. Gaziantep topraklarının 1/4′ü tarıma elverişli topraklardan oluşmuş olup bu toprakların bir bölümü Fırat Nehri’nin sularıyla sulanmaktadır. Gaziantep’in sulama yapılan bu topraklarında Antepfıstığı, zeytin, pamuk, üzüm, kırmızı biber ve keten gibi ekonomik değeri yüksek sanayi bitkileri ile mercimek, buğday ve arpa gibi hububat ürünleri yetiştirilmektedir.

Coğrafi yönden GAP’ın giriş kapısı, sanayisi ve ticari hacmi ile de GAP kalkınmasında temel teşkil eden Gaziantep, ekonomik yönden çevresindeki 18 ili etkisi altında tutmaktadır.

Gaziantep. Anadolu’daki insan topluluklarının kültürünü yansıtan en eski merkezlerden birisi olup tarihi M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanmaktadır.

Gaziantep; gezilip görülmeye değer tarihi, turistik ve doğal güzellikleri, Kurtuluş Savaşı ve Antep Savunması hatıraları, yaylaları, ovaları, ören yerleri, leziz yemekleri, eşsiz el sanatları, camileri, türbeleri, medreseleri, Antep evleri, hanları, hamamları, kastelieri, kiliseleri, adını verdiği baklavası ve fıstığı, sanayisi, insanlarının kendine has çalışkanlığı ve sıcaklığı ile geçmişin ve geleceğin bir arada yaşandığı “Gaziler” şehridir.

Cografi konum

Coğrafi konum olarak Gaziantep ili, Akdeniz ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin birleştiği noktada yer alır. Suriye’ye komşu bir sınır ili olan Gaziantep’in büyük bir bölümü Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin batı kesiminde, bir bölümü de Akdeniz bölgesinin doğusunda yer alır. Gaziantep; doğuda Şanlıurfa’nın Birecik ve Halfeti, Kuzeydoğu’dan Adıyaman’ın Besni, kuzeyden Kahramanmaraş’ın Pazarcık, batıdan ise Osmaniye’nin Bahçe ve güneybatısı Hatay’ın Hassa ilçeleri, güneyi ise Kilis il sınırlarıyla çevrilidir.

Gaziantep toprakları 38°- 28′ ve 38°- 01l’ doğu boylamlarıyla, 36°- 38′ ve 37°- 32′ kuzey enlemleri arasındadır. Gaziantep’in yüz ölçümü ise 6216 km2′lik alanıyla Türkiye topraklarının yaklaşık %1′ini kaplar. İI merkezinin denizden yüksekliği 850 metre olmakla birlikte, 250 ile 1250 metre rakımları arasındadır. Yüzey alanının yaklaşık % 52′sini dağlar, % 27′sini ise ovalar kaplamaktadır.

İI sınırları içersine kuzeyden giren dağlar, Araban ovasının batısından il merkezinin batısına uzanır. Güneydoğu Torosların uzantıları olan bu dağlar oldukça düzgün sıralar oluşturur. Bölgenin batısını kuşatan dağlar ise sistemli bir sıra oluşturur ve Gaziantep ilini Hatay-Kahramanmaraş çukurluğundan ayırır. Gaziantep’te sıradağ olarak Güneydoğu Torosların uzantıları olan Sof dağları vardır. Sof dağlarının güneyinde ise Gaziantep Yaylası uzanır. Dülükbaba dağları il merkezinin kuzeybatısında bulunmaktadır, Dülükbaba dağlarının en yüksek tepesi 1250 metre yüksekliktedir. Sof dağlarının Hatay yönündeki uzantıları olan Gani Baba ve Sarıka5ıa dağları ise yaklaşık 1100 metre 5ıüksekliktedir. Gani Baba ve Sarıkaya dağlarının batı tarafında İslahiye ovası, doğusunda ise İslahiye platosu bulunmaktadır. En yüksek noktası 1050 metre olan Sam dağları Sof Dağları ile Dülükbaba dağları arasında bulunmaktadır. Barak (Doğanpınar), Araban, Yavuzeli ve Oğuzeli ovaları da başlıca önemli ovalarıdır. Fırat, Nizip çayı, Afrin çayı, Merziman çayı ve Alleben deresi de başlıca akarsularıdır.

Ekonomi

Sanayi

Gaziantep, sanayi ve ticaret yapısıyla Türkiye ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır. Coğrafi konumu bakımından bölgeler arasında bir köprü gibi duran Gaziantep her şeyden önce bir ticaret merkezidir. Gaziantep’te kurulu büyük sanayi işyerleri sayısı Türkiye genelinin yüzde 4’ünü, küçük sanayi işyerleri sayısı ise, yüzde 6’sını oluşturmaktadır. Bu yapısıyla da küçük ve orta ölçekli başta olmak üzere sanayi sektörü, geniş istihdam olanakları sunmaktadır. İktisaden faal nüfusun % 28.72′si imalat sanayi kollarında çalışmaktadır. Gaziantep’in imalat sanayiindeki mevcut tesislerin büyük çoğunluğu Organize Sanayi Bölgeleri, Örnek Sanayi, Küçük Sanayi Bölgesi. Nizip Caddesi ile 1. ve 2. Ünaldı- Şehreküstü bölgelerinde yerleşmişlerdir.

Organize Sanayi Bölgelesi

Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi, Bakanlar Kurulu Kararı ile T.C. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı olarak, Vilayet, Belediye, İl Özel İdaresi, Ticaret Odası Sanayi Odası, Sanayi İş Odaları Derneği ve Organize Sanayi Bölgesi Sanayicileri derneği iştirakleri ile 1969 yılında Türkiyede ilk defa oluşturulan Organize Sanayi Bölgelerinden biri olarak kuruluşu tamamlanmıştır. Sürekli büyüyen Gaziantep sanayisine mevcut 3 bölge cevap veremez durumu geldi. Özellikle, büyük yatırım yapmayı düşünen sanayicilerimizin taleplerinin karşılanmasında güçlük çekiliyordu. 50.000 m2’ nin üzerinde arsa isteyen sanayicilerin taleplerini karşılayabilmek, üretimi ve istihdamı daha da arttırmak amacıyla IV. Organize Sanayi Bölgesi’nin faaliyete geçirilmesi zorunluluk arz etmiştir. 1998 yılında kurulma çalışmalarına başlanılan IV. Bölge’nin kamulaştırma ve arazi çalışmalarına 2002 yılında başlanılmış olup kamulaştırma çalışmaları tamamlanmıştır.Ağır sanayi ve yabancı yatırımların ihtiyaçlarına cevap verebilmek amacıyla hayata geçirilen ve 1170 hektarlık alana sahip olan IV. Organize Sanayi Bölgesi, 50 bin, 100 bin ve 500 bin metrekare ve üzeri parseller düzenlenmiştir. IV. Bölgenin de faaliyete geçmesiyle, toplam 24 milyon metrekare alana ulaşan Gaziantep Organize Sanayii’nin gelecekteki hedefi; 120.000 istihdama ulaşmaktır.

Resim:GaziantepOrganizeSanayiBolgesi.jpg

GAOSB’nin üstten görünümü

Bölgeler Kuruluş Yılı Toplam Alanı Elektrik Tüketimi* Su Tüketimi* İstihdam
I. Organize Sanayi Bölgesi 1969 2.100.000 m2 45.000.000 kWh 100.000 ton 17.000 kişi
II. Organize Sanayi Bölgesi 1986 4.500.000 m2 45.000.000 kWh 200.000 ton 30.000 kişi
III. Organize Sanayi Bölgesi 1994 5.400.000 m2 30.000.000 kWh 50.000 ton 18.000 kişi
Toplam 12.000.000 m2 120.000.000 kWh 350.000 ton 65.000 kişi

* Rakamlar aylık tüketimi ifade etmektedir.
** İstatistikler Gaziantep Organize Sanayi bölgesi resmi web sitesinden alınmıştır.

Örnek Sanayi ve Küçük Sanayi Sitesi

Örnek Sanayi Sitesi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Sınai ve Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) tarafından müştereken gerçekleştirilen 350.000 m2’lik bir alanda her biri 800 m2 kapalı sahası bulunan 50 örnek sanayi işyerinin yer aldığı bir bölgedir. Site, işletme hacmi ve üretim metotları bakımından küçük ve orta ölçekli sanayicilere örnek olması ve teşvik edilmesi amacıyla kurulmuştur. Sitede yer alan başlıca sektörler; tekstil makineleri, çelik döküm. otomotiv yedek parçaları, buhar kazanları, baraj ekipmanları, hububat-bakliyat işleme makineleri. metal ve ağaç işleme makineleri. boya ve ambalaj sanayi tesisleridir. 1., 2. ve 3. küçük sanayi sitesindeki işyeri sayısı 3620 toplam işçi sayısı da 25 000′dir. Bölgede bulunan sanayicilere hizmet vermek amacıyla kurulan KOSGEB. bölgedeki işletmelere eğitim, mühendislik. müşavirlik ve laboratuar hizmetleri sunmaktadır.

Nizip Caddesi ve Çevresi

Organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi sitelerinin yapılmasından önce şehir içinde sanayi faaliyeti gösterilen ilk bölge Nizip Caddesi’dir. Bölgede 150 firma faaliyet göstermektedir. Bu bölgede faaliyet gösteren firmalarca genel olarak. Plastik ayakkabı, un, irmik. halı, akrilik iplik, pamuk ipliği ve metal eşya üretimi yapılmaktadır. Hızlı nüfus artışı ve kentleşme neticesinde şehir içinde kalan işletmeler üretimlerinin bir bölümünü veya tamamını sanayi bölgelerine taşıma eğilimi içerisindedir.

Ünaldı-Şehreküstü Bölgesi

Gaziantep sanayisinin ilk yerleşim bölgelerinden biridir. Bölgede 700 firma bulunmaktadır. Firmaların çoğunu mercimek işleme, plastik ve halı fabrikaları oluşturmaktadır. Firmalar genelde küçük ve orta ölçeklidir.

Turizm

Müzeler

» Gaziantep Arkeoloji Müzesi

Resim:GaziantepEtnografyaMuzesi.jpg

Gaziantep A. Müzesi

  • Geçici Sergileme
  • Kronolojik Salon
  • Belkıs / Zeugma Salonu
  • Küçük Buluntular/Sikke Salonu
  • Sergi Salonu
  • Müze Bahçesi
» Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi
Eski antep evi; hayêt, selamlık, mâhmîl, ocaklık, tandır odası, güvercinlik…
» Yesemek Açık Hava Müzesi
300′ün üzerinde yontu taslağı; karışık yaratıklar, aslanlar, dağ tanrıları, sfenskler, savaş arabaları…

Ulaşım

Gaziantep İli, kara, hava ve demiryolu ulaşım imkanları ile önemli bir geçit noktasındadır. Kara ulaşımında güneyden ve Akdeniz’den doğuya ve kuzeye giden yolların kavşağında bulunuşu, ilin ekonomik gelişmesinde en temel unsur olarak yer almaktadır.

Gaziantep demiryolu, Adana-Malatva demir yolunun Narlı istasyonunu Halep-Bağdat demir yolu, Kargamış, Cerablus istasyonuna bağlar, Ayrıca Fevzipaşa’dan geçen Halep expresi de Gaziantep’in İslahiye ilçesi sınır kapısından Suriye topraklarına girer.

Gaziantep, Karayolu bağlantısı ile, Osmaniye üzerinden Adana’ya ve Mersin’e, Birecik köprüsü üzerinden Şanlıurfa’ya, Narlı üzerinden Kahramanmaraş’a, Fevzipaşa üzerinden Antakya’ya, Kilis üzerinden Halep’e (Suriye), Kilis’ten ayrılan bir yolla Hassa üzerinden yine Antakya’ya ve Besni üzerinden Adıyaman’a bağlanmaktadır. Bu yollarla önemli bir kavşak oluşturan Gaziantep, karavolu ulaşımı yönünden bir düğüm noktası gibidir. …

Uluslararası Gaziantep Havaalanından ise günlük olarak tarifeli uçak seferleri yapılmaktadır. Hergün Gaziantep’ten Ankara’ya ve İstanbul’a direk olarak tarifeli seferlerle havayolu ulaşımı sağlanmaktadır. Ayrıca diğer illere de Ankara bağlantılı uçak seferleri yapılmakta olup, tarifesiz uçuşlar da alandan yararlanmaktadır. Gaziantep hava alanının yeni kimliği ne uygun olarak genişletilmesi ve standart bir yapıya kavuşturulması için çalışmalar devam etmektedir. 1995 yılında 1822 uçak seferi düzenlenmiş ve bu seferlerden 124.095 yolcu uçuş yapmıştır. GAP’ın tam olarak faaliyete geçmesiyle Gaziantep hava alanı Türkiye’nin ve özellikle bölgemizin Ortadoğu’ya açılan hava trafiğinin merkezi durumuna gelecektir.

İlde toplam 3.391 km. karayolu ağı mevcut olup, bunlardan 73 km’si otoban, 487 km’si il ve Devlet yolu, 2831 km’si köy yoludur. Asfalt köy yolu 1050 km, stabilize köy yolu 1480km. tesviye 70 km, ham 231 km’dir.

Gaziantep-Nurdağı arası ulaşıma açılan Tarsus-Adana-Gaziantep (TAG) otoyolunun çalışmaları devam etmektedir.

GAP’ın devreye girmesi ve otoyolun bitmesiyle, ilin bölgesel etkinliği daha da artacak ve üretilen mallar otoyolun sağladığı güven ve süratle yurdun dört bir tarafına ve uluslararası pazarlara ulaşacaktır.

Gaziantep’in İdari Bölünüşü

Gaziantep

Gaziantep

Güneydoğu Anadolu Bölgesinin birinci ve Türkiye’nin 6. büyük kenti olan Gaziantep’in 1990 nüfus sayımına göre nüfusu 1.010.396 olup, Türkiye’de nüfusu 1.000.000′nun üzerinde olan 15 ilden, nüfus yoğunluğu l00′ün üzerinde olan 14 ilden birisidir. Gaziantep yüzölçümü yönünden iller arasında 40. sırada, nüfus çokluğu bakımından 13. sırada, şehir merkezleri nüfus büyüklüğü yönünden ise 6. sırada yer almaktadır. Nüfus yoğunluğu, merkez ilçeler Şahinbey ve Şehitkamil’de 300′ü aşmaktadır.

Gaziantep ilinin Şahinbey ve Şehitkamil merkez olmak üzere, Araban, İslahive. Nizip, Karkamış, Oğuzeli, Yavuzeli ve Nurdağı çevre ilçeleriyle 9 ilçesi, 17 beldesi ve 616 köyü vardır.

1927 yılı nüfus sayımında 214.499 olan il nüfusu geçen 69 yıl içerisinde %534 oranında artış göstermiştir. Bu artış oranı aynı dönem için Türkiye genelinde % 317 olmuştur. Gaziantep uzun yıllar dikkate alındığında Türkiye nüfus artış hızının çok üzerinde bir nüfus artışı göstermiştir.

Evliya Çelebi gözüyle

Ayıntab şehri tümüyle 32 mahalledir. Toprak ve kireç örtülü bayındır, bakımlı, yüksek saraysı evleri vardır. Tümüyle yüz kırk mihraplı; yoğun cemaate sahip, Arasat Meydanındaki Boyacıoğlu Camii ve çarşı içindeki Tahtalı Cami, sanatlı, ferah büyük kubbeli ve görkemli yapılardır. Ayıntab’ta 300’ü aşkın sarayın özel hamamı vardır. Tümüyle 3900 dükkanlı büyük bir çarşıya, açık artırmayla satış yapan pazarlara sahiptir. İki bedesteni, çarşısı ve saraçhanesi üstleri örtülü kagir, sağlam, sıradüzeni içinde süslü dükkanlardır. Tamamı tamamına 70 çeşmesi var. Fakat onlara hiç de gereksinme duyulmaz. Her eve hayat ırmağı denginde sular akmaktadır. Her ev, bağı, bahçesi, fıskiyeli havuzları, cennet ırmağı suları ile çeşit çeşit servi, çınar, söğüt, kavak ve diğer meyve ağaçları ile donatılmış irem bağını andırır. Bağları, bostanları, gül bahçeleri geniş örgüden kafese alınmış çok verimli olmakla Ayıntab ucuz ve şirin bir şehirdir. 1648’de gördüğümüz şehir bu kez nice mahalle, han, cami ve dükkan kazanarak büyük bir gelişme göstermiş, Allaha şükürler olsun ki bu gelişmesini sürdürmektedir.

Eskişehir Coğrafyası

CoğrafyaYüzey Şekilleri: Yüzey şekillerinin ana çizgilerini 700-800 m yükseklikteki ovalar ile bunları birbirinden ayıran bazı dağ sıraları ve platolar oluşturur.İlin kuzey kesiminde, derin Sakarya vadisinin Güney kesiminde büyük kesimini billurlu kayalardan oluşan Doğu – Batı doğrultusunda Sündiken dağları (uzunyatak tepesi 1786m) uzanır.Güney – Batı kesimini, üzerinde bazı dorukların (Türkmen dağı 1826 m,Göktepe 1780 m) yükseldiği çeşitli yaştaki kayaçlar üzerinden uzanan Yazılıkaya platosu kaplar.İl topraklarının ortasında Sivrihisar dağları (Uluçukurun tepesi 1819m) Kuzeybatı’dan Güneydoğu’ya doğru uzanır. Bu kabarılar arasında Kuzey’den Güney’e doğru Sakarya vadisi, Porsuk çayının izlediği Eskişehir ovası ve onun Doğu uzantısı ile Sakarya’nın kaynak kollarının akaçladığı yukarı sakarya ovaları gibi daha alçak, çevrede neojen, ortaları alüvyonla kaplı kesimler yer alır. İl, karı kurak ve karasal bir iklim alanındadır. Kışlar soğuktur. (Eskişehir Ocak Ortalama -0,3 oC) ; Sıcaklık -20 oC’ın altına düşebilir, yazları nispeten kısa ve sıcaktır. (Temmuz Ortlaması 21,5 oC ). Dağlık kısımlar dışında yıllık yağış tutarı 400 mm dolayındadır. (Eskişehir yıllık ortalaması 375 mm’dir.); Kış en yağışlı, yaz en kurak mevsimdir. Dağlık alanlarda meşe,kızılçam ve karaçam’dan oluşan ormanlar oldukça geniş yer kaplar. Buna karşılık ilksel bitki topluluğu büyük ölçüde tahrip edilmiş olan ovalar bozkır görünümündedir.Eskişehir’de nüfus yoğunluğu (km2′ye 44) İl düzeyinde Türkiye ortalamasının altındadır. Ama,nüfus önemli birer tarım alanı olan ovalarda toplanmıştır.Kentsel nüfus oranı %67 ile oldukça yüksek, ama bub %85 kadarı il merkezinde yaşar. İkisi dışında (Çifteler,Sivrihisar) ilçe merkezlerinin nüfusları 4-5 bin dolayındadır. Nüfus artış oranı da (%0 18,7) Türkiye ortalamasının altındadır. İl Merkezi dışında, bazı ilçelerde nüfus çok yavaş artmakta, bazıları ise nüfus kaybetmektedir. Ekili yerler İl topraklarının %22 si gibi nispeten küçük bir alanı kaplar. Buna karşın Türkiye’nin tarım, özellikle tahıl bakımından önemli illerdendir. (yaklaşık 400 bin ton buğday, 330 bin ton arpa). Ayrıca büyük miktarda şeker pancarı (1milyon ton’a yakın), patates ve ayçiçeği üretilir. Sündiken dağlarının kuzeyindeki kuytu Sakarya vadisi özellikle meyve üretimiyle ünlüdür. Sakarya vadisinde bulunan köylerde ve mihalgazi,sarıcakaya ilçelerinde günümüzde seracılık hız kazanmış ve tarımda teknoloji kullanılmaya başlamıştır,sakarya vadisinde büyük önemi olan köylerden biride karaoğlan köyüdür. İlin çeşitli yerlerinde krom (Taştepe,Başören,Gündüzler,Alpu,Kavak), bor tuzları (Kırka), Lületaşı diye bilinen Manyezit (Merkez ilçe ve Mihallıççık), Perlit (Merkez İlçe, Seyitgazi) ve Asbest (Mihallıççık) yatakları vardır.

Eskişehir İl merkezinde toplanmış olan imalat sanayisi (motor, lokomotif, şeker, çimento, kiremit, besin gibi) çok çeşitli kolları kapsar ve Türkiye sanayii üretiminin katmadeğer olarak %1 kadarını sağlar. Güney marmara bölümü ve İçbatı Anadoludan gelen önemli kara ve demiryollarının kavşağı üzerinde bulunan ilin, İç Anadolu’nun kapısı olarak ulaşımda önemli bir yeri vardır.

Eskişehir Tarihçesi

Eskişehir, Türkiye’nin Orta Anadolu’da bulunan bir şehri ve Eskişehir İli’nin merkezidir. Ortasından Porsuk Çayı geçen şehir, Osmangazi Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi sayesinde bir öğrenci kenti görünümündedir.

Tarihçe

Eskişehir, tarihi dönemler içinde Anadolu’daki ünlü merkezlerden biri olmuştur. Kentin ilk kuruluş yerinin neresi olduğu tartışmalı olmakla birlikte birçok Anadolu şehrinden farklı olarak ilk kuruluş yerini büyük ölçüde değiştirmeden gelişmiştir.

İlk ve ortaçağlarda adı Dorlion (Dorileaum) olan kentin ilk yerleşim yeri hakkında üç bölgeden söz edilir. Bunlar, şimdiki çarşı yakınında sıcak su kaynakları civarı, ovanın ortasındaki Şarhöyük ve güney batıdaki Karacaşehir mevkiidir. Porsuk Çayı’nın yaratacağı taşkınlıklardan ve çevresindeki bataklıkların yol açacağı sıtmadan, ayrıca dışarıdan gelecek saldırılardan korunmak için plato yamacının hemen önünde Odunpazarı adı verilen sahada yeni bir yerleşim yeri oluşmuştur. İlk ve ortaçağda Eskişehir, Batı Anadolu’da büyük bir uygarlık kuran Friglerin egemenliğine girer. Burası bugün Eskişehir, Afyon ve Kütahya illeri arasında kalan dağlık bölgeyi kapsamaktadır.

M.Ö. 334′te Büyük İskender, Anadolu’ya girerek Persleri mağlup ettikten sonra Frigya, İskender’in egemenliğine girdi. Eskişehir il sınırları içinde yer alan Şarhöyük (Doreylaion), Balhisar (Pessinus) ve Karahöyük (Midaion) Frigya’nın önemli kentleri olarak tarihte yerlerini alırlar.

Bu topraklar daha sonraki yıllarda Romalıların eline geçmiştir. 395′te İmparatorluk Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılınca Eskişehir yöresi Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu sınırları içinde kalmıştır. Hristiyanlaşma sürecine giren Bizans’la birlikte kentte toplumsal yapıda önemli değişimler yaşanmıştır. Şehir istilalara maruz kalmadığı dönemlerde havasının güzelliği ve sıcak su kaynaklarının varlığı ile Bizans İmparatorlarının avlanma, dinlenme ve sayfiye şehri olmuştur. İmparatorluğun verdiği önemle bu bölge gelişmiş ve bu gelişme içinde Sivrihisar (Justinyanopolis) gibi yeni kentler kurulmuştur.

8. yüzyılın başında Arap işgaline uğrayan Eskişehir kısa bir süre sonra tekrar Bizans’ın egemenliğine girmiştir. Selçuklu Sultanı Mesud, 1147′de Eskişehir önünde 2. Haçlı ordusunu yenmiş, Türkler 1196′dan sonra yöreye tamamen hakim olmuştur.

13. yüzyılda zayıflayan Selçuklular Eskişehir ve çevresini Ertuğrul Bey’e vermiştir. Kent daha sonra Osmanlı Devleti’nin kurucusu Ertuğrul Bey’in oğlu Osman Bey’in yönetimine girmiş, Bizans’a karşı yürütülen savaşlarda bir üs olmuştur. Bu yönüyle merkezi Eskişehir olan Sultanönü Sancağı Osmanlı Devleti’nin ilk yerleşim sahası olmuştur. Ancak Anadolu’da tam bir Osmanlı hakimiyetinin kurulması ile Eskişehir parlak günlerini kaybetmeye başlamış ve Fatih’in ilk zamanlarına kadar Ankara Beyliği’ne bağlı bir sancakken 1451, 1831 yılları arasında Kütahya Beylerbeyliği’ne, 1841′de Bursa Eyaleti’ne bağlanmıştır.

Eskişehir 19.yy ortalarından itibaren değişmeye başlamıştır. Osmanlı Rus Savaşı ardından kente yerleşen göçmenler ve 1894 yılında işletmeye açılan Bağdat Berlin demiryolu bu değişimi yaratan en önemli iki etkendir.

Bu iki olayın etkisiyle nüfus artmış mali alanda gelişmeler kentin büyük bir idari yapıya dönüşmesine yol açmıştır. 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra bağımsız sancak olan ve Almanlar tarafından kurulan Cumhuriyet öncesi ilk Cer atölyesi ile sanayi alanında Eskişehir, atılım yapan ender Anadolu kentlerinden biri olmuştur.

Milli mücadele yıllarında şehrin Anadolu’daki tarihsel olarak sahip olduğu stratejik konumu belirleyici olmuş düşman işgalinden kurtarılması zorunluluk haline gelmiş, Türk birlikleri şehri kurtarmış ve Batı Cephesi Komutanlığı’nın karargah yeri Eskişehir olarak seçilmiştir. Şehir çevresinde İnönü, Sakarya, Kütahya gibi Kurtuluş Savaşı’nın önemli çarpışmaları gerçekleşmiş, ancak kent içinde bir çarpışma olmamıştır.

Bir yıldan fazla Yunan işgali altına giren kent 2 Eylül 1922 tarihinde karşı taarruzla tekrar ele geçirilmiştir. Yunanlılar geri çekilirken Çarşı ve Hıristiyan mahallelerini ateşe vermiş, Tuz Pazarı, Taşbaşı, Reşadiye Camii’nin bulunduğu yerler, İstasyon caddesi ve Bağlar caddesi tamamen yanmıştır.

Cumhuriyet döneminde 1925 yılında il olan Eskişehir hızlı bir kentleşme yaşayarak çok yönlü bir kent haline gelmiştir. Kent hem eski alanı hem de yeni alanlar üzerinde büyük mahalleler ile sarılmıştır.

Osmanlı döneminde ilk sanayi kuruluşuna ev sahipliği yapmış olan Eskişehir, Cumhuriyet döneminde de Şeker Fabrikası, DDY Cer Atölyesi, Tayyare Bakım Atölyesi gibi kamu yatırımlarının yanı sıra özel yatırımlarla da gelişmesini sürdürmüştür. Aynı zamanda 1.Hava Üssü de Eskişehir’de bulunmak

Erzurum

Resim:Gun batimi.gif

Tarihin ilk dönemlerinden beri bir yerleşim yeri olan Erzurum, günümüzde de Doğu Anadolu Bölgesinin en büyük kentlerinden birisidir. Yüzölçümü: 25.066 km², nüfus: 848.201 (1990), il trafik no: 25′dir.

Tarihte

Roma istilasından önce, Erzurum’un bulunduğu yerde değişik dönemlerde KARİN, KARNA, GARİN, KARNDİ ve KALHAK isimli bir şehir bulunduğu, tarihi kaynaklara dayanılarak tespit edilmiştir.M.Ö. 408-450 yıllarında yaşamış Bizans İmparatoru 2. Teodosius, doğudan gelen İranlıların saldırılarına karşı koymak amacıyla bu bölgedeki ERZEN şehrinin güney batısında yeni bir kale ile çevrilmiş bir şehir kurdurdu. Kale o devirde Bizans imparatorluğunun doğu bölgeleri komutanı olan Antonyus tarafından yaptırılmış ve şehre imparatorun adına izafeten TEODOSİLOPOS denilmiştir.651 yılında şehir, Arapların eline geçmiş ve KALİKALA ismi tam anlamıyla yerleşmiştir. Bu dönemde Erzurum’ un 16 km. batısında bulunan Karas köyünün yerinde etrafı sıra halinde surlarla çevrili eski Arze – Azze şehri bulunmakta idi. Onbirinci yüzyılda Erzen-Erze adını taşıyan bu şehir, 1048-1059 tarihlerinde Selçuklu Devleti Komutanlarından Yınal oğlu İbrahim Kutulmuş Beyler tarafından tahrip ve yağma edildi. Daha sonra TEODOSİLOPOS (Kalikala) ya yerleşenler, bu şehre Erzen adını verdiler.Erz-i Rum, Erzen-i Rum (Erzen-Al Rum, rum merkezi), Erzen-Er Rum, Arzirum, Erdzi-Rum şeklinde isimlendirildiği belirtilen şehir, halkın dilinde bugünkü ismi olan Erzurum şeklini almıştır.[1]

Bu bölge tarih boyunca; Urartular, Kimerler, İskitler, Medler, Persler, Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar ve Safaviler, gibi çok çeşitli kavimler ve milletler tarafından zapt ve idare edilmiştir. 1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar, Türkiye Cumhuriyetinin Kurulduğu 1923 yılına kadar burada hüküm sürmüşlerdir. Erzurum ve çevresine hakim olan büyük şahsiyetler arasında Büyük İskender ve Timur’u sayabiliriz. Bölgenin savunmasında şehrin fonksiyonu coğrafi yapısı ile yakından ilgilidir. Zira şehir Doğudan gelebilecek saldırılara karşı kolayca savunulabilecek bir yerde kurulmuştur. 20. yüzyılın başlarında batı güçlerine karşı girişilen direniş hareketi Atatürk’ün liderliğinde Erzurum’da başlamıştır. Atatürk milli birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı Kongreyi 23 Temmuz’da burada toplamıştır. Atatürk’ün Osmanlı ordusundan istifasi, manevi hemsehri ilan edilmesi, ilk nufus cuzdani’nin verilmesi, ilk Meclis’de milletvekili olarak temsil ettigi Erzurum’da gerceklesti. Türkiye Cumhuriyeti’nin 4. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Erzurum’ludur.

Şehirde yukarıda bahsedilen kavim ve milletlere ait birçok tarihi eser bulunmaktadır. Bunların bir çoğu bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Şehre doğal güzellik katan bu eserlerin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikler de mevcuttur.

Coğrafi Özellikleri

Anadolu’da deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikteki tek büyük yerleşim yeri olan Erzurum yüksek bir yaylanın güney batı bölümünde yer alır. Yerleşme alanı yer yer 2000 metreye kadar yükselen bir ova üzerinde bulunur. Bölge kuzeyde Dumlu, güneyde Palandöken dağları ile çevrilmiştir. Buradan geçen İpek Yolu ve verimli ovaları bölgenin tarih boyunca yerleşme alanı olarak seçilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu arada yer yer şiddetli depremlere maruz kalan şehir ve çevresi önemli ölçüde zarar görmüştür.

Erzurum'da gün batımı.

Erzurum’da gün batımı.

Türkiye’nin en şiddetli iklimi bu bölgede hüküm sürer baharları yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçer, kışları soğuk ve karlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 6 derece, en soğuk ay ortalaması -8,3 derece’dir. En sıcak ay ortalaması 20.2 derece’dir. Yılın yaklaşık 220 günü boyunca ortalama sıcaklık 8 derece’nin altında seyreder. Yıllık yağış ortalaması 460.5 m2 olarak kaydedilmiş olup yağışlar düzensizdir. Nisbi nem %60.3 tür.

İlin toplam nüfusu 1990 sayımına göre 848.201 dir. Şehir ve banliyölerinde oturan nüfus 362 bin civarındadır. Arazinin %20 si tarıma elverişlidir. Halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır.

Erzurum’un jeolojik yapısından dolayı bölgede birçok kaplıca mevcuttur. Bu kaplıcalardan en önemlileri Ilıca (15 km) Hasankale (38 km) ve Soğukçermik (60 km) kaplıcalarıdır. Bu kaplıcalar romatizma, siyatik ve çeşitli kadın hastalıkları tedavisi için tavsiye edilmektedir. Bu kaplıca merkezlerinde konaklamak için oteller de mevcuttur…

Kültür

Erzurumun mutfağı

Anadolu’nun her yöresinin kendine ait yöresel bir mutfağı vardır. Erzurum’da zengin bir mutfak kültürüne sahiptir. Bunlardan lor dolması, kadayıf dolması, özel yapılmış su böreği, ayran aşı ve cağ kebabı bu mutfağın baş yemekleridir. Erzurum’a yolu düşenlere bu yemekleri, özellikle Tortum Cağ kebabını tatmaları tavsiye edilir.

Erzurum'da Bar oyunu

Erzurum’da Bar oyunu

Halk oyunları

Erzurum’da oynanan halk danslarına “Bar” denir. Bar’ın tarihçesi çok eskilere Orta Asya’da Altay kavimlerine kadar uzanır. Erzurum halk oyunları erkek ve kadınlarca ayrı ayrı oynanır. Atatürk Üniversitesi halk oyunları ile Erzurum halk oyunlar ve türküleri derneği bar ekibi çeşitli uluslararası halk dansları festivallerinde birincilik ödülleri almışlardır. Bar oyunu mertlik ve yiğitlik sembolüdür. Erzurum ayrıca zengin bir halk türküleri kaynağına sahiptir.

El sanatları

Erzurum, el sanatları, Erzurum kuyumculuğu ve Oltu taşı işlemeciliği ile ünlüdür. Yarı değerli taş olan Oltu Taşı (kehribar) Erzurum’a özgüdür. Altın ve gümüş ile birlikte Oltu Taşından kadınlar için bilezik, gerdanlık, broş, küpe, saç tokası ve tarağı yapılırken, erkekler için tespih, ağızlık, yüzük, vb. eşya imal edilmektedir. Bu ürünlerin satıldığı yer Rüstem Paşa Bedesteni’dir. Taşhan olarak da adlandırılan bu eser Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafında yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır.

Erzincan Tarihi

Erzincan Doğu Anadolu Bölgesi’nde dokuz ilçeden oluşan bir ildir.

Tarih

Erzincan’ın İlkçağ tarihi hakkında esaslı bilgiye henüz sahip değiliz. Ne var ki MÖ ikinci bin yılda, bu yörede, Hurriler’in yaşadığını, ikinci bin yılın ilk yarısı başlarında da Hayaslılar’la Azziler’in hüküm sürdüğü bilinmektedir. Anadolu’da M.Ö. 1050-1180 arasında Hattuşaş’ı merkez yaparak büyük bir imparatorluk kuran Hititler yakın doğuyu egemenlikleri altına almışlardır. Erzincan ve yöresinde Hititler’e ait bir yerleşim merkezine rastlanmamışsa da, bu yörenin Hitit egemenliği altında kaldığından da hiç şüphe yoktur. Doğu Anadolu’da kurulan ilkçağ devletlerinden biri Urartular’dır. M.Ö. 900 yıllarında kurulan bu devlet Van’ı (Tuşpa) başkent yapmış, sınırlarını Hazar Denizi’nden Malatya’ya, kuzeyde Erzurum ve Erzincan’dan güneyde Halep ve Musul’a kadar genişletmiştir. Erzincan yakınlarında Altıntepe’de 1953′te yapılan kazıda Urartular’a ait birçok eser çıkarılmış, bu yörenin Urartu egemenliği altında kaldığı kanıtlanmıştır. Çeşitli saldırılara maruz kalan Urartu şehirleri, teker teker tahrip edilirken Medler’in Anadolu’yu istilası sırasında M.Ö. 600 yıllarında tamamen ortadan kaldırılmıştır. M.Ö. 612′de Erzincan ve yöresi Urartular’ı yenerek Anadolu’yu istilaya başlayan Medler’in eline geçti. Med Krallığı’nın Kyaksar döneminde Lidyalılar’la yaptığı savaşlar, muhtemelen Erzincan ve civarında cereyan etmiştir. Bu yöreler M.Ö.550 civarında bu kez Persler’in eline geçmiştir. Hititler’in Anadolu’yu istila ettikleri sırada, İran yaylasını da Persler ele geçirdiler. Persler’in yükselişi daha çok Ciroz (M.Ö. 550-530) ve Kampis (M.Ö. 530-520) dönemlerine raslar. Bu dönemde Erzincan ve çevresi de Persler’in eline geçer. Persler’den sonra Anadolu Makendonyalılar’ın eline geçmiştir. Roma İmparatorluğu ordusu M.Ö. 70 tarihinde Doğu Anadolu’yu ele geçirmeye başlayarak Elazığ yöresindeki Safen (Harput) Kralığı’nı yıktıktan sonra, Tigran Ordusunu da yenilgiye uğratmıştır. Bu sırada (M.Ö. 68) Pontuslular da Erzincan yörelerinde Roma üstünlüğüne son vermişlerdir. İran ile Bizans arasında sürekli savaşlara sahne olan Erzincan ve yöresi, en son Bizans imparatoru Heraklius tarafından 629 tarihinde yenilgiye uğratılan İran’dan geri alınmıştır. Halife Hz. Osman (644-656) zamanında Habib bin Mesleme 655 senesinde Erzincan ve yöresini ele geçirerek, bu bölgeyi tamamen Müslümanların yönetimine kattı. Erzincan ve yöresi Abbasiler döneminde de çeşitli saldırılara maruz kaldı. Halife Mütevekkil Alallah (847-861) döneminde Malatya Valisi Ömer bin Abdullah, Arapgir, Eğin, Kemah, Erzincan ve Trabzon kentlerini Bizanslılar’dan geri aldı (859). Böylece Erzincan tekrar Arapların hakimiyetine geçti. Türkler’in Anadolu’ya daha önce akınlar yaptılarsa da, Türkler’in Anadolu’yu vatan edinmeleri genel kanaate göre Malazgirt (1071) zaferinden sonradır. Alparslan’ın komutanlarından olan Mengücek Ahmet Gazi, Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar yörelerini hakimiyeti altına aldı. Kemah’ı merkez yaptı. Ahmet Gazi’nin ölümü üzerine (1114) yerine oğlu İshak Bey geçti. Bu beyliği uzun süre yöneten İshak Bey ölünce (1124) yerine Melih Mahmut geçti. İshak Beyin oğulları onu tanımayınca, Mengücek devleti parçalandı. Kemah Melih Mahmut’a Erzincan Davut Şah’a, Divriği de Süleyman Şah’a düştü. Davut Şah’ın öldürülmesi üzerine (1151) Erzincan’a 13 yıl Süleyman Şah sahip olmuş; Davut Şah’ın oğlu Fahrettin Behram Şah (1165) yılında babasının tahtında oturunca, Mengücek Beyliği tekrar güçlenmiştir. Fahrettin Behram Şah’ın Kılıçarslan’ın damadı olması göz önünde bulundurulursa, Mengücek Selçuklu münasebeti daha iyi anlaşılır.

Erzincan`nın , Otlukbeli ilçesinde 11 Ağustos 1473 gününde ünlü Otlukbeli Savaşı gerçeklendi. Fatih Sultan Mehmet ile 100 000 Osmanlı asker ve Uzun Hasan Sultan ile 70 000 Akkoyunlu asker Otlukbeli`de savaşmeydanında savaşa karşı karşıya geldiler.

Sarıkamış savaşın galibi General Yudenic Rus Kafkasya Ordu komutanı olarak 1915 yılın yaz aylarında Anadoluya taaruza geçti ve Erzincana kadar Rus ordu birlikleri ile ilerlendi.
27 Aralık 1939 Erzincan depremi oldu.