GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Gelenek ve Görenekler

a- Doğum
Ailede, başta erkek çocuk olmak üzere çok çocuk istendiğinden, gebelik döneminde erkek çocuk için hazırlık yapılır. Erkek doğuran gelin, saygınlık kazanır. Sancılar başlayınca gebeye şerbet içirilir. Yıkanan bebek kundağa sarılır ve “al basmasın” diye başucuna Kuran asılır. Al kurdele bağlanır. Köylerde çocuğun kundağına höllük (elenmiş toprak) konulur, lohusaya da kuymak (undan yapılmış bir türlü tatlı) yedirilir. Çocuğun adı evin yaşlıları tarafından konulur. Kırkı çıkmadan gezmeye götürülmez. Sünnet düğünlerinde kirve vardır. Sünnet olacak çocuk taksi ile çarşıda gezdirilir. Çocuk bir yaşına gelmeden saçı kesilmez. Saçı kesilirse ömrü kısa olur inancıyla bir yaşına kadar beklenir. Ayrıca, diş çıkaran çocuk için diş hediği kaynatılır.

b- Sünnet Geleneği
Sünnet sözcüğü Arapça kökenlidir,”işlek yol” demektir. Daha geniş tanımıyla insanların yaptıkları iyi yada kötü davranışları anlatır. “İslam Ansiklopedisi c 113 İstanbul 1968 s. 254-256” Dilimizde iyi ahlak anlamıyla da kullanılmıştır. “Devellioğlu Ferid, Osmanlıda-Türkçe Ansiklopedik lügat Ankara 1997 s 971” İnsan davranışıyla ilgili bu sözcüğün yaygın bir tanımı da “HZ. Muhammed’in sözleri işleri ve tasvipleri” olarak yapılmaktadır . <-a.g.e.>Gelenek yaşamında bu sözcük “erkeklik organının ucundaki derinin çepe çevre kesilmesi” olarak anlatılır.(Türkçe sözlük T.D.K Ankara 19O7 s 1155)

Türk kültüründe çocukla ilgili geleneklerin en katısı sünnet geleneğidir.Bu gelenek islamlığın kabulünden sonra her dönem ve her toplumda hiç ihmal edilmeden varlığını sürdürmüştür. Bu gelenek o kadar çok yayılmıştır ki hiç bir zaman tartışma konusu olmaz. Her anne – baba bir an önce çocuğunun sünnet olmasını ister.

Kırşehir,yerli halkının yanısıra değişik illerden gelip buraya yerleşen insanımızın memleket edindiği, Anadolu’nun ortasında kültürün çok canlı yaşandığı bir ilimizdir.Kırşehir’e dışarıdan gelenlerin şehrin geleneğine katkısı tartışılamaz. Ülkemizdeki sünnet etkinlikleriyle ilkbaharın sonları yazboyu veya sonbahar başlarında yapılır. Bunun nedeni okul çağındaki çocukların eğitimlerinin aksamasını önlemektir. Sünnet düğününün hafta sonu yapılmasının nedenide resmi ve özel kuruluşlarda çalışanların mesai dışındaki bu vakitlerde düğünlere katılımını sağlamaktır.

Ortalama sünnet olma yası 5-12 olsada aileler bir an önce çocuklarını sünnet ettirmek isterler. Çocuğun küçük yasta sünnet olması çocuğun bu olayı hatırlamasını önleyeceğinden psikolojik yarar sağlar. Ayrıca bu konuda çocuğun dede ve ninelerinin aceleci davranmaları yaşarken torununun sünnetini görmek istemeleri önemli bir etkendir.

Sünnet olcak çocuk ailesinden ve çevresindeki insanlardan güzel ve rahatlatıcı sözler duysada genelde şaka yollu korkutucu sözler. duyarlar.Örneğin: Sünnette balta kullanılacak sözü çoklukla kullanılır. Ama çocuğu korkutan sözlerin söylenmesi pek hoş görülmez.

Çocuğun ablası,yengesi gibi yakınları tarafından süslenen sünnet odası düğün öncesinde herşeyiyle tamamlanır.Odanın süslenmesinden işlemler renkli bezler, balonlar ve diğer süsüler kullanılır. Ayrıca çocuğun sevdiği oyuncaklarda verilir.

Sünnet düğünün mevlit mi okutularak yoksa çalgılı mı olacağı ailenin kararına bağlıdır. Düğün yeri ise ailenin sosyal ve ekonomik yapısıyla ilgilidir.Apartmanda oturanlar ve ev durumu uygun olmayanlara pastane ve lokantayla anlaşabilecekleri gibi genellikle düğün salonuna taşır. Düğün davetiyeleri orjinal ve klasik cümlelerle bastırılabilir.

Çocuk sünnet olmadan önce sevdiği arkadaşları ailesinin bir kısmım ve diğer davetlilerden oluşan konvoyda süslenen sünnet arabasıyla en önde olarak gezdirilir. Mevlit okutarak yapılan düğünlerde çocuk Cacabey Camisine götürülür.

Takılar davetlinin ekonomik durumuna bağlıdır.Altın,para,giysi t.akılabileceği gibi çocuğa uygun oyuncaklarda takılabilir. Ancak kirveden değerli bir takı beklenir.
Çocuğu sünnet olurken tutan kişiye kirve denir. Çocuğun ileriki yıllarında kirvesine saygılı olması gerektiğinden “ben senin kirvendim” sözü çocuk için ayrı bir anlam taşıyacaktı.

Son zamanlarda daha da gelişen tıbbın imkanları kullanılarak da hastanede veya evde sünnet ettirebilir.Ancak çocuğun evde sünnet olması daha çok istenmektedir.Bunun nedeni çocuğun sağlıklı olarak bu dönemin atlatmasını istenmesidir.

Buraya kadar anlatılan sünnet geleneğinde farklı uygulamalarla var olan sünnet geleneklerini görelim; Resmi veya özel kuruluşlar sünnet şölenleri düzenlerler.Örneğin Kırşehir Belediye’si gelir düzeyi düşük ailelerin sünnet çağındaki çocuklarını ücretsiz sünnet ettirmiştir. Ayrıca bir özel kuruluşun patronu çalışanlarının sünnet çağındaki çocuklarını sünnet giderlerini üstlenerek jest yapabilir.

Kırşehir’e özgü bir gelenek vardır ki son anlarını yaşamaktadır. Genellikle kırsal kesimde gelir düzeyi düşük yerlerde “apt. al “adı verilen insanların davul zurna ile yerleşim yerlerine geldiklerinde yapılan sünnetlerdir. Bu “aptal sünnetçiler” cüzi miktarda ücret ile bum işi yaparlar.Sakin ve törensiz biçimde gelenek yaşamını sürdürmektedir.

Çocuk için erkekliğe ilk adım ve bir statü kabul edilen sünnet halkımızın çoğu tarafından Türklük-İslamlık simgesi olarak görülmektedir .Türk toplumunun geleneksel yaşamından cok katı ve değişmez biçimde var olan sünnet geleneğine ailelerin olanaklarını zorlayarak da olsa yapılan düğünlerle katılımı Türklerin buna verdiği önemi gösterir.

Bu araştırma kaynak kişilerden bilgi alma ve kat.ılımlı gözlem yöntemiyle yapılmıştır.Ayrıca araştırma amacı güdülmeden çekilmiş fotoğraf video kayıtları da değerlendirilmeye alınmıştır.

Kaynak Kişiler:
Sultan NURCAN KIRŞEHİR Evli İlkokul Ev Kadını
Rabia EPPEK KIRŞEHİR Evli İlkokul Ev Kadını
Osman ATEŞ KIRŞEHİR Evli İlkokul Emekli
Hanifi ULUCAN KIRŞEHİR Evli Okur-yazar Esnaf

c- Evlenme Gelenek ve Görenekleri:
Evlenme gelenek ve görenekleri bakımından Kırşehir’in her ilçesi ve bucağı birbirine tıpı tıpına benzemez. Bunun yanında yurt çapında birbirlerinin benzeri olan gelenek ve görenek uygulamaları da vardır.

Örneğin Yurdumuzun her yerinde (Allah’ın emri Peygamberin kavli ile) diye başlayan kız isteme yolu ve yöntemi birbirinin benzeridir. Yurdumuzun bir çok yerinde olduğu gibi kızın ve evlenmek isteyen delikanlının özelliklerinin öğrenilmesi güç bir şey değildir. Artık böyle bir işe girişileceği zaman geneldedir araştırma soruşturma yapılır. Bilinen yaygın kurallar içinde kız tarafından kız istenildiğinde olumlu bir şeyler hazırlanır. Yenilir, içilir erkek tarafından kıza bir terlik ve baş örtüsü giydirilir. Böylece küçük şerbet, yani söz kesilmiş olur. Sonraki görüşmelerde nişan günü kararlaştırılır. Nişan günü, kararlaştırılan günden önce İlin büyük bölümünde olan ve şu anda kaldırılan başlık parası kesimi yapılır. Bu adet şimdi kaldırılmıştır. Düğün giderleri ve kurulan yuvanın eşyaları oğlan ve kız tarafından ortak karşılanır.

Nişan günü iki tarafın anlaşmasıyla kararlaştırıldıktan sonra (okuntu) denilen davetiyelerle eş, dost ve tanıdıklar nişan törenine katılırlar. Nişanda oğlan evi, kız evi ve yakınları geline takacakları altın yüzük, bilezik gibi takıları açıktan ve bağırarak takarlar. Şerbet dağıtılır. Kız evinden oğlan evine şerbet gönderilir. Kız ve oğlanın birlikte katıldıkları nişana günümüzde asri nişan denilmektedir.

Düğün:
Düğünden on – onbeş gün önce iki aile birlikte kararlaştırdıkları biçimde çeyiz keserler, bir yandan da medeni kanuna uygun evlenme işleminin yapılması için hazırlık yapılır. Düğün hazırlığı yapanlara damat çerez yedirerek onların istekli çalışmasını sağlar. Kaman köylerinde düğünden önce danışık (Meşveret) yemeği verilir. Bu yemekte köyün ileri gelenleri toplanarak düğünün nasıl yapılacağı kimlere ne gibi sorumluluk verileceği kararlaştırılır. Düğün, kent içinde davetiye, köylerde okuntu denilen şeker dağıtılarak eş dost çağrılır. Düğün çoğu kez Cuma günü başlayıp Pazar günü sabahı gelin alma töreni ile biter. Düğün evinin damına bayrak dikilir. Bayrak direğinin uç noktasına ya bir elma yada horoz başı takılır. Bu törene “Bayrak kaldırma” denir. Düğünde davul zurna köçek üçlüsü gösteriler yapar. Düğün yemeğinin 12 çeşit olmasına dikkat edilir. Cumartesi günü akşamı gelin alayı kurulur. Geline gidecek armağanlar bir siniye konarak öksüz bir çocuğa verilir. Bu sinide gelinin giyeceği giysilerin bir kısmı bulunur. Davul zurna eşliğinde eğlenceli bir biçimde oğlan evine dönülür. Kız evinde kadınlar kına gecesi eğlencesine başlarlar. Genç kız ve kadınlar kına tabağına mumlar yakarak donatırlar. Gelin etrafında oynayarak dönerler. Bu sırada gelin kendisi için hazırlanan sandalyeye hemen oturmaz. Küçük kız kardeşi varsa o oturtulur. Oğlan tarafından verilen armağanı aldıktan sonra yerini gelin ablasına bırakır. Bu arada gelinin eline para verip kapatırlar. Görümce yada eltilerden biri kapanan bu eli armağan vererek açarlar. Gelinin eline kına yakılmadan önce gelini ağlatmak için ağıt yakarlar. Buna “Kına övmesi” denir. Bu sırada gelinin ağabeyi ya da kardeşi oğlan evine arkadaşları ile birlikte misafir edilir. Buna “Kayın gitme” denir. Oğlan tarafı da bu konukların tüm isteklerini yerine getirirler. Bu ağırlama ertesi günü gelin alma sırasında çıkarılacak güçlükleri önlemek için yapılır. Erkekler oğlan evinde sabaha kadar yer içer eğlenirler. Sabaha karşı “Tan Pilavı” yenilir. Tekrar eğlenceye geçilir.

Sabahleyin gelin alayı hazırlanarak topluca kız evine gelin almağa giderler. Hazırlanan çeyiz arabası yüklenirken gelinin kardeşi geline kırmızı kuşak bağlar. Gelin bir odaya -kitlenir. Oğlanın babası duruma göre 100.000 TL.ye kadar kardeş yolu vererek gelinin kitli odadan çıkmasını sağlar. Gelin yakınları ile helalleştikten sonra yakınlarının yardımı ile gelin arabasına biner.

Gelin alayı değişik yollardan gelini oğlan evine getirirler. Bu arada bir mezarlığın çevresinde gelin alayı tur atar. Gelin oğlan evine geldiğinde armağan almadan arabadan inmez. Gelin kapıdan içeri girmeden daha ilk günden başlayarak saygılı, becerikli, uğurlu ve eve bağlı olmasını sağlayacak gelenekler uygulanır.
Örneğin; su dolu bir testinin kırılması, kapı eşiğine çivi çakılması, kapı üstüne konan Kuran’ın altından geçirilmesi, kollarını açan kaynananın kollarının altından geçirilmesi gibi.

Askerliğe alınma:
Kırşehir’de askerliğe alınma dönemi kendine has bir özellik gösterir. Askerliğe alınmayla ilgili “sevk pusulası”nı alan genci önce akrabaları, daha sonra komşuları yemeğe çağırır. Günlerce süren bu yemeklerden sonra muhabbetler başlar, gence asker harçlığı verilir. Daha önce askere gidenler anılarını anlatır, gencin yapacağı işler söylenir. Eğer askere gideceklerin sayısı birden fazla ise hepsi birden yemeğe çağrılır.

Asker adayının uğurlanacağı gün evde bir telaş başlar. Anne ve diğer yakınları yolda yiyeceğini hazırlar ve elbiselerini gözden geçirir. Daha sonra arkadaşları gelir ve genci davul – zurna eşliğinde otobüs terminaline götürürler. Burada davul – zurna ritminde halay çekilir, gence moral verilmeye çalışılır. Anneye asker annesi olması nedeniyle espriler yapılır ve genç herkesle tek tek vedalaşır.

e- Cenaze Törenleri:
Kırşehir ve köylerinde herhangi bir sebeple meydana gelen ölüm olayında camiden, selah. okunarak ölen kişinin kim olduğu duyurulur» Köy ve şehir halkı hangi mevsim olursa olsun, hangi işi yapıyor olursa olsun işleri bırakır, cenaze evinin yakınında bulunan bir komşunun evinden toplanılır.Neler yapılacağı ve nasıl yapılacağı konuşulur. Cenaze sahibi bir köşeye çağrılıp parasal ihtiyacı olup. olmadığı sorulur.İhtiyacı varsa cenaze masrafını karşılayacak kadar para yardımı yapılır (geri ödemek şartıyla). Bu yapılacak işler şunlardır: Beş on kişilik gençlerden oluşan bir gurup ücretsiz olarak mezar kazmakla görevlendirilir. İki kişi çevre il ilçe ve köylere haber vermekle görevlendirilip cenazenin kaldırılacağı yer.tarih ve saati duyurulur. Cenaze sahibinin il dışında yada yurt dışında yakını varsa bu kişi yada kişilerin cenazeye çağrılıp çağrılmayacağı kararı bilir kişilerce kararlaştırılarak cenazenin kaldırılış zamanı ona göre belirlenir.

Bu çalışmalar yapılırken cenaze kadınsa kadınlar arasında, erkekse erkekler arasında hazırlığı yapılır. (Kefeni biçilir, boyuna ip tutulur buna boy ipi denir, ayakları bağlanır, gözleri kapatılır). Cenaze hasta , uzun süreli yatalak, trafik kazası yada benzeri şekilde meydana gelmiş ise özel önlemler alınıp cenazenin defnine kadar en iyi şekilde muhafaza edilmesi sağlanır.

Cenazenin en yakınları bu hazırlıkları yaparken, eğer köyde ise köy halkı akrabası olanda, olmayanda hiç ayrım yapmaksızın her evde köye gelecek misafirlere bir hazırlık yapılır. Kadınlar evlerde yemek hazırlıkları yaparken erkekler köy girişinde gelen misafirleri karşılayarak evlere götürülür.

Her gelen misafirler ayrı ayrı evlerde konuk edilir, yemekleri çayları verilir. Sonra cami hoparlöründen, cenazenin kaldırılacağı anonsu yapılır. Her ev sahibi misafiri ile beraber köy meydanında cenaze namazına katılır. Cenaze yıkanırken başlayıp, mezara defnedilene kadar ölen kişinin varsa çocukları eşi ve yakınları, tarafından ağıtlar yakılır. Cenaze namazı kılınacak yerin yakınına kadar kadınlar cenazeyi takip eder.

Cenaze namazı kılınıp mezara defnedildikten sonra, toplanan cemaat köy meydanında imama Kuran okutturup topluca Allah’tan rahmet dilerler. Çevreden gelen bütün misafirler belli aralıklarla misafir olduğu ev sahibi ile beraber cenaze sahiplerinin yanına varır orada hazır bulunan imama Kuran okutturarak başsağlığı dilerler ve köyden ayrılmak için müsaade isterler. Cenaze sahibi müsaade Allah’tan diyerek misafirleri uğurlamış olur. (gelen misafirler üç-beş dk. oturup kalkmaları gerekir, fazla kalabalık almamaları için).

Cenazenin defin işlemi tamamlandıktan sonra komşuların sorumluluğu bitmez. Yaklaşık üç gün cenaze sahiplerine evinde yemek yapılmaz. Yemek işleri komşular tarafından karşılanır. (buna halk arasında ölü evinde duman tütmez denir. Eskiden yemekler odunla pişirildiği için üç gün odun yakılmaz yemek yapılmaz.duman tüttürülmez adeti devam eder). 3-4 gün geçtikten sonra komşular gelip cenaze sahibine başsağlığı diler ve yapacağı özel işi için müsaade istemiş olur. Böylece köy halkı normal işine başlamış olur.

Bu gibi olaylar ve akrabalar, komşular arasında birlik beraberlik ve kaynaşmayı sağlar. Çevre köy il ve ilçelerden gelen eş dost ve misafirler arası görüşmeler tazelenip dostluk ve dayanışmayı güçlendirir. İnsana ölümünden sonra bile saygı gösterme alışkanlığı artar.

Kırşehir’in Kalıplaşmış Sözleri

a- Atasözleri
- Tırnağın varsa başını kaşı
- Ayranı yok içmeye, At ile gider s…..maya
- At binenin kılıç kuşananındır.
- Attan inip eşeğe binilmez
- Anasına bak kızını al,kenarına bak bezini al.
- Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar almaz
- Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar
- Erkek eşeğin sıpası olmaz.
- El elin eşeğini türkü çağırarak ararmış,
- Kılda keramet olsa keçiler evliya olurdu,,
- Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derlermiş.
- Keçinin şaşkını suyu pınarın gözünden içarmiş0
- İtin ayağını taştan mı esirgedin?
- İti an deyneği hazırla.
- Sürüden ayrılanı kurt kapar.
- Ayıdan dost gavurdan dost olmaz.
- Taş olduğu yerde ağırdır.
- Ateş düştüğü yeri yakar.
- Ateş olsa cürümü kadar yer yakar.
- Çingeneyi bey yapmışlar,önce kendi babasını kestirmiş.
- Ummadık taş baş yarar
- Asıl akmaz bal kokmaz,kokarsa yağ kokar,aslı ayrandır.
- Kılavuzu karga olanın burnu b…tan çıkmaz.
- Erkan kalkan yol alır,er evlenen döl alır.
- Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer
- Dağ dağa kavuşmaz,insan insana kavuşur.
- Görmediğin oğlu olmuş çekmiş ç……nü koparmış.
- Meyveli ağcı taşlayan çok olur
- Bitli baklanın kör alıcısı olur.
- El öpmekle ağız kirlenmez.
- Oturduğu ahır sekisi çağırdığı İstanbul türküsü.
- Soğuktan ve soysuzdan kendini koru.
- Eşek elin,zerdali emanet»
- Her şey incelikten, insan kabalıktan kırılır.
- Yatan öküze yem verilmez.
- Sen okuyup adam olana kadar, dağdaki tavşan zabit katibi olur.
- Yiğit at kendine kamçı vurdurmaz»
- Boyumca buldum, huyumca bulamadım
- Rağbet iki başlıdır.
- Öfkeyle kalkan zararla oturur

b- Mahalli Deyimler:
- başını bağlamak: Evlendirmek
- başının etini yemek: Çok konuşmak, ilenmek
- gavur parasıyla on para etmemek: hiçbir işe yaramamak
- oğul balı gibi tatlı olmak: çok sevilmek
- tadı azmak: tatlanmak
- turnayı gözümden vurmak: şansın çok iyi gitmesi
- yağ döküp yalamak: temizlemek, temiz tutmak
- ahı yerde kalmamak: yapılan kötülüğün cezasını çekmek
- ahiret sorusu sormak: ayrıntılı zor sorular sormak
- bağrı yufka: yufka yürekli, merhametli
- bürbür bükülmek: bir şeyden mahçup olmak
- eme seme yaramak: işe yaradığı kabul edilmek
- haşat olmak: hurda haş olmak
- göğ keçi oğlağı olmak: ayrıcalıklı olmak

KIRŞEHİR YÖRESİ BİLMECELERİ
c- Bilmeceler
+ Yağlı kaşık duvara yapışık (kulak)
+ Küçük al yastık, içine un bastık (iğde)
+ Kıllı ağzını açtı, çıplak içine kaçtı ( yün çorap )
+ Kat kat döşek, bunu bilmeyen eşek ( lahana )
+ Bir küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk ( limon )
+ İstanbul’da süt pişer, kokusu buraya düşer ( Mektup )
+ Yer altında kitli sandık ( mezar )
+ Çin çin hamam, kubbesi tamam, bir gelin aldım babası imam ( minare )
+ Benim bir gelinim var gidenin gelenin eteğini öper ( minder )
+ Çarşıdan aldım bir tane eve geldi» bin tane ( nar )
+ Tıngır elek tıngır saç, elim hamur karnım aç ( oruç- Ramazan )
+ Ağzı aşağı mor t…..ğı, bunu bilmeyen gavur eşeği ( patlıcan )
+ Ağacı oymuşlar, içine bülbül koymuşlar ( radyo )
+ Bilmece bildirmece el üstünde kaydırmaca ( sabun )
+ Dağdan gelir taştan gelir, eğri büğrü yoldan gelir ( sel )
+ Parasını el alır, dumanın yel alır ( sigara )
+ Sıra sıra odalar birbirini kotralar ( tren )
+ Elemez, melemez ocak başına gelemez, gelse bile duramaz ( Yağ )
+ Akşam serilir, sabah dürülür ( yatak )
+ Yer altına yağlı kayış ( yılan )
+ Biz biz idik yüz bin tane kız idik gece oldu, dizildik sabah oldu, silindik ( Yıldız )
+ Dışı katık, içi kütük ( zeytin )
+ Yedi delikli tokmak, bunu bilmeyen akmak ( Baş/Kafa )
+ Nar, nar diz boyunca kar, uçtu keklik kaldı dilber ( başak )
+ Altı tahta üstü tahta içinde bir kanlı kahpe ( bıçak )
+ Dağdan gelir sekerek, kuru üzüm dökerek ( keçi )
+ Altından yer, üstünden sıçar ( rende )
+ Çit çit hamam kubbesi tamam bir gelin aldım babası imam ( saat )
+ Yol üstünde sarı çenber ( sidik )
+ Çarığımı çattım, pencereye attım ( terazi )
+ Yer altında sakallı hoca / soğan )
+ Dam başında küreği, güp güp eder yüreği ( hırsız )
+ Metelim var metten sakalı var etten şimdi gelir görürsünüz, güle güle ölürsünüz ( hindi )
+ Dağdan gelir davara, kuyruğunun ucu kara ( yılan )

Dualar:
Elin ayağın dert görmesin
Hacı kahvesi olsun
Hayır diyelim hayır olsun
Koşa yaşa
Su gibi aziz ol
Tekerine daş değmesin
Telli duvaklı gelin olasın
Geçmişlerinin canına değsin
Muhanede muhtaç olma
Kolay gelsin
Darısı gençlerin başına
Yattığın yer nur olsun
Allah ikinizi bir yastıkta kocatsın

Beddualar:
Adı batasıca
Ciğerlerinden tutul
Dizine gözüne dursun
Allah ondurmasın
Düğünsüz derneksiz gelin olursun inşallah
Atının anlına güneş doğmasın
Allah senin yüzünü bir daha göstermesin
Boyu devrilesice
Boğazına dursun
Cehennemin dibine gidesice
Ilgıt ılgıt eriyesice
Gadalarımı alasıca
Gavur gadalarından gidesice
Kanlar kusasıca
Türemeyesice

Kırşehir’in Yöresel Şiirleri

a) Ağıtlar

“Kocasının ölümü üzerine çocuk yaştaki kaynına varması için zorlanan gelinin yaktığı ağıt”

Evimizin önü guyunun başı
Başıma değdi de süvenin daşı
Bana gelin gaynına var dirler
Benim gaynim Selif’ imin yoldaşı

Genç yaşında felek büktü belimi
Elimden alalıda nazlı yarimi
Ellerin içinde gırdı dilimi
Dulluğu serime verdim yareler

Bağına vardım da eğilmiş dallar
Sekiz ay yatmış da incinmiş kollar
Bana gelin gel gaynına var dirler
Gaynımda oğlumun arkadaşı

Kırağı geldide gülümü soldurdu
Kahbe felek güllerimi aldırdı
Kime ne diyim de neyleyim
Kaynımı örtümü gece kondurdu

Zabahda esiyo baharın yeli
Elimde gitdi de kimlerin yeri
Kıramam da babam ben seni
Nasıl varayım da gaynıma eller.

(Özdemir, Kırşehir / Mucur Daloku Köyü)

BİLAL’İN ARİF AĞIDI

“Kırşehir’ in Dalakçı ve Künbet köyleri arasındaki arazi kavgasının en büyüğü 1954 yılında olmuş ve Arif vurularak öldürülmüştür.”

Gavga gurduk çiğdenliğin başına
Yuvan Hoca fitil goydu döşüne
Zalim düşman ne düşüyon peşine
Ölmez diyi daş vurdular başıma

Büyüdün Ferzi’ mi alsın ganımı
Bir vatan uğruna verdim canımı

Gavgayı gurduhda Seyfe’ nin sağı
Dört oğlunun biri Feran ufağı

Büyüdün Ferzi’ mi alsın ganımı
Bir vatan uğruna verdim canımı

Harman yerinede harman döğmeyin
Mezarimin baş daşını çekmeyin
Garip diyi göz ardına atmayın

Büyüdün guzumu alsın ganımı
Bir vatan uğruna verdim canımı

Gözlerim mahsun galır ocahta
Mor goyunum meler gelir sıcakta
Dört oğlumun biri Ferzi gucahta

Büyüdün guzumu alsın ganımı
Bir vatan uğruna verdim canımı
Kesin burada düşmanların yolunu

(Özdemir, Kırşehir-Dalakçı Köyü)

“Nişanlısı askerde ölünce bir başkası ile evlendirilmek istenen Meryem kızın ağıtı”

Kaleden çıktım da sağıdır selamet
Başköy’ e geldim de koptu kıyamet
Askerin gelini kime emanet
Meryem’ im Meryem’ im aslan Meryem’ im
Ağ toprak altında yaslan Meryem’ im

Kaçarken bağlaması dolaştı
Zalim toprak arkasından ulaştı
O selvi saçları saça dolaştı
Meryem’ im Meryem’ im aslan Meryem’ im
Topraklar altında yaslan Meryem’ im

Ağ toprağı bir boz duman yürüdü
Kazmayı küreği alan yürüdü
Gelmeyin Başköylüler derdim varidi
Meryem’ im Meryem’ im aslan Meryem’ im
Topraklar altında yaslan Meryem’ im

Bir dam yaptırmış temeli dışa
Çalışma Bilalim emeğin boşa
Eyvah Meryem’ im yandım ateşe
Meryem’ im Meryem’ im aslan Meryem’ im
Topraklar altında yaslan Meryem’ im

(Kaman-Başköy)

“Kaynana ile geçimsizliği yüzünden eşi ile birlikte hamile olarak intihar eden Yeter ile Ali’ nin ağıtı”

Ali’ nin gözleri koyun alası
Yeter’ in gözleri kömür karası
Bunların sebebi ümüş halası
Aman Ali’ m dur demedim mi?
Koynumda bebeğim var demedim mi?

Tekdeki bağına düşmüş alaca
Evinden kalkıyor kanlı salaca
Salın Kemal’ imi gitsin ilaca
Aman Ali’ m dur demedim mi?
Karnımda bebeğim var demedim mi?

Şosenin altında bir çifte mezar
Maşallah deyimde değmesin nazar
Mezarın içinde bir katip gezer
Aman Ali’ m dur demedim mi?
Koynumda bebeğim var demedim mi?

Mezarın üstünde güller bitecek
Altı ayı kalmış günü yetecek
Gencecikken ömürleri bitecek
Aman Ali’ m sana dur demedim mi?
Karnımda bebeğim var demedim mi?

(Kaman / İsahocalı Kasabası)

Kırşehir Anlatmaları…..

a- MASALLAR
Bilinmeyen bir yerde, bilinmeyen şahıslara ve varlıklara ait olayların macerası, hikayesi anlamına gelen masal anonim halk edebiyatı mahsullerinin En yaygın olanıdır.Masalcı insanlar, hayvanlar, bitkiler ve maddi unsurlardan Meydana gelen masal kahramanlarını, zaman zaman eski inanç, din, kültür ve Medeniyet unsurlarından gelen malzemelerinin kompozisyonu içerisinde dinleyicisi ile okuyuyucusuna “hikaye”, “dram”, Fıkra” biçiminde anlatır.
Anlatan : Hakkı ÜNLÜ
Yaş : 68
Merkez Dedeli Köyü

Bahçe Masalı: Evvel zaman içinde , galbur saman içinde bi bahçe varımış, amma ne bahçeyimiş, bi ülke varımış amma ne ülkeyimiş, ülkedeki bahçede türlü türlü yemişler, çiçekler, ağaçlar dört mevsim açar, etrafı cennete çevirirmiş.Çiçeklerin kokusu bir günnük yoldan alınır, bahçenin güzelliği dillerde dolanırmış.Patişahlar, vezirler, paşalar bu bahçeyi bilir, buruya gelip eğlenmek isderlermiş.Öten binbir çeşit guş varımış, ağaçların dalında. Şarhılar birbirini tamamlarımış.Renkleri birbirine benzemez, şekilleri binbir çeşidimiş.

Bu bahçenin tam ortasındaki bir küçük evde, bir baba-gız yaşarmış. Annesi yıllar önce ölünce genç gizi babası büyütmüş, bi didiğini iki etmemiş, varını yoğunu ona vermiş, ohutmuş, öğretmiş, iş için işçi, aş için aşçı dutmuş. Türlü hocalardan binbir maharet öğretmiş.Bütün bunları öğrenen giz ise, aşa gücü yitip ondördünde ceylan gibi bi giz olunca bütün işçiyi, aşçıyı govmuş, evinin gizi olmuş.Öğrendiği her seyide bi güzel yapar olmuş.Olmuş ya; ümide yedi cihanda duyulur olmuş.Bu gitmiş Patişahlar patişahının oğlu Mısdafa’nın gulağına duyulmuş.Patişahlar patişahı Mısdafa rüyasında her gün bu gizi görüyomuş.Bu duruma dayanamamış.Gitmiş anasının, babasının elini öpmüş, atına atladığı gimi yola düşmüş.Sora sora Bağdat bulunur hesabı, gelmiş bu güzel bahçeye dayanmış.Mısdafa’ynan beraber yola çıhannarın çoğu dönmüş, altı aylık yola dayanamamışlar, bazıları gaybolmuş, bazılarıda yolda ölmüş. Derken bi yorgun atınan oğlan galmış yalıız.Guşların sesi, genç gizin neşesiy-nen garışıp şarhı söylüyollarımış.Evin gapısm çalmış genç Mısdafa.Gapının çalmasını duymamışlar.

Mısdafa eyle öfkelenmiş, eyle gızmışki.. .Sonunda bütün gızgınnıyıynan bağırmış.O anda bütün guşlar susmuş, şarhı durmuş, genç giz sessizce gapıyı açmış.Mısdafa içeri girmiş.Girmesine girmişde gizin o güzelliğini görün-düşüp bayılmış.Gızı umduğundanda güzel bulmuş.Melekler bile gızın güzelliğini gısganırmış sanki.Gızcağız ne yapacağını şaşırmış.Genç bi deligannı dizlerinde mışıl mışıl uyyo, herkes olacağı bekliyomuş.

Dağlara ava giden gızm babası eve gelipde, atı bahçe gapısında görünce çoh gorhmuş.O heycannan içeri doğru goşmuş.Goşmuşda, gapıyı açıh goymuş.Yıllardır gapıyı gözetliyen çingene gızıda bunu fırsat bilip bahçiye girmiş.Başlamış gızınan oğlanı gözetlemiye.Babası durumu gızından sormuş.Gızda annatmış.Baba gızdan durumu öğrenince susan guşlar öter, solan güller tüterse bu oğlan ayılır, değilse gıyamete gadar uyur dimiş-ler.Genç giz oğlanın başını çayırlara goymuş, eline süpürgeyi almış bi yandan şarkı söyler, bi yandan da ev süpürürmüş.O anda guşlar ötmüş, güller tütmüş, sular ahmış.Ahmış amma gızm meşguliyetinden faydalanan Çingene gizi oğlanın başını gucağına almışmış.Oğlan gözünü açar açmaz Çingene gizini görmüş.Oğlan “Eh benim gördüğüm beyle değildi amma ya Nasip” demiş razı olmuş.Oğlan “Sultanım dileğin nedir diye”gıza sormuş. Çingene gızı:”Şu evde oturan giz çok kötüdür, benim çocuhluğumdan beri düşmanımdır, ne zaman benim yüzüm gülse beni ağladır.Sermen aramıza girer diye çoh gorhuyom”demiş.O sırada oğlanın uyanıp gendine geldiğini gören genç giz ne gadar dil dökdüysede inandıramamış.Patişahın oğlu gizin babasınada inanmamış.Çingene gizinin yalanıynan oğlan gızınan babasını bağlamış.

Giz bağlanır bağlanmaz da güller solmuş, guşlar susmuş,sular ahmaz olmuş.Patişahın oğlu ne olduğunu annıyamamış.Sanki her şiyin üzerine ölü toprağı serpilmiş.Uzun zaman geçmiş.O güzelim bahçe gurumuş yoh olmuş. Oğlanda bu durama çoh merahlanmış.Çingene gizi durumu açıhlamah zorunda galmış”Bu bahçe benim için yoh artık, ben senin olunca bahçe soldu.Hadi gidip senin sarayında yaşıyalım” diyip oğlanı gandırmış.Hazırlıhlar yapılmış, tam yola çıhacahlarında genç giz üzüntüsünden hemi ağlayıp, hemide dertli bi şarkı söylemiye başlamış.O anda olannar olmuş, guşlar ötmüş, güller yeniden tütmüş, sular akmıya, heryir şenlenmiye başlamış.Patişahm oğlu Mısdafa’da pek akılsız da değilmiş hani.Durumu annayınca hemen goşmuş, genç gizi ve babasını gurtarmış.Çingene gizi da bu durumda canını zor gurtarıp gaçmış.Patişahın oğlu gizi alıp, ülkesine getirmiş.Gırh gün gırh gece düğün yapmışlar.Bu gençler ömür boyu mutlu bi şekilde yaşamışlar.Onnar ermiş muradına biç çıhalım kerevetine.Darısı tüm sevennerin başına.

b-EFSANELER
Karakurt Kaplıcası Efsanesi:
Kırşehir’in 15 km batısındaki Emirburnu dağının eteklerinde Karakurt derler bir kaplıca vardır. Geçimişi çok uzaklara gider. Dört mevsim hastaların taşındığı kaplıcada tedavi edilmeyen illet yoktur.

Bir zamanlar Kırşehir Beyi’nin oğlu çaresiz bir hastalığa tutulmuş, her tarafı akar, kokar olmuş. Doktorlar ne yaptıysa fayda etmemiş. Beyin, umudu kesilmiş. “Bari gözümün önünde öleceğine götürün bir dağa bırakın orada ölsün. Göz görmeyince gönül katlanır.” demiş. Çocuğu alıp Emirburnu Dağı’nın eteklerine bırakmışlar. Elbette burada kurtlar kuşlar parçalarda o da bu illetten kurtulur. Çocuk yapayalnız kol bacak tutmaz başına geleceği beklerken, akşama doğru bir kurt görünmüş. Kurdun karnı kemiklerine yapışmış, uyuzdan tüyleri dökülmüş, her tarafı cerehat içindeymiş. Sürüne sürüne dağın eteğindeki bataklığa girmiş, çamura bulanmış, çıkmış.Ertesi gün yine bataklığa gelmiş, çamura girmiş. Derken iki gün sonra canlı kanlı bir kurt olarak ayağa kalkmış, uzaklaşıp gitmiş. Kurdun her hareketini izleyen oğlan, bu çamurdan bir keramet olsa gerek diyerek o da sürüne sürüne bataklığa girmiş. Çamurları yüzüne, gözüne sürmüş, bir köşede kaynayan sudan içmiş. Biraz sonra vücudunda bir dirilik – canlılık duymaya başlamış. Bir – iki gün derken ayağa kalkmış, yürümüş. Üçüncü günde Kırşehir’in yolunu tutmuş. Babasının kapısını çalmış, görenler şaşırmış; gözlerine inanamamışlar. Çocuk olanı biteni anlatmış. Bey de bataklığı bir kaplıca haline getirerek üzerine bir kubbe, yanına da bir mescit yaptırıp hizmete açmış. Adına da Karakurt Kaplıcası demişler.

Kurbağların Ötmeyişi Efsanesi:
Ahi Evran-ı Veli, Hacı Bektaş-i Veli ve Kaya Şeyhi’nin aynı tarihlerde Kırşehir ve çevresinde yaşadığı bilinmektedir. Ahi Evran ve Hacı Bektaş, ara sıra gerek Kırşehir’de ve gerekse Hacıbektaş’ta bir araya gelirler, sohbet ederlermiş. Konuşmaları genellikle Anadolu’nun sorunları üzerine olurmuş. Bu sohbet toplantılarından birisinin yine Kırşehir’de yapılması kararlaştırılır. Hacı Bektaş, Ahi Evran ve Kaya Şeyhi î Ömer Efendi, Ahi Evran Mahallesindeki (şimdiki Kılıçözü Çayı’nın) çayırlık bir yerinde sohbet , ederlerken kurbağa sesleri o kadar çoğalmış ki, birbirlerinin seslerini duymaz hale gelmişler. ‘ Bunun üzerine bir rivayete göre de Ahi Evran-ı Veli’nin söylediği iddia edilen birisi ırmağa karşı el kaldırarak “Susun ya mübarekler, ya siz konuşun ya biz konuşalım” demesi üzerine kurbağaların sesi kesilir. O gün, bugün Kırşehir’den geçen Kılıçözü Suyu etrafında kurbağalar öttüğü halde, Ahi Evran Mahallesi değirmen civarında yüzyıllardır kurbağa ötmediği bilinmektedir.

Kalehöyük Efsanesi:
Kalenin çok eski yıllarda bataklık olduğu rivayet edilmektedir. Zamanın beyinin oğlu atıyla birlikte bataklığa girer ve bir daha çıkamaz. Bunun üzerine zamanın beyi bu bataklığın kurutulmasını ister. Bütün halk seferber olur. Kağnılarla taş, toprak taşınarak bataklık olduğu rivayet edilen yeri doldururlar. Hala halk arasında İlimizde Cemele (Çayağzı) kasabasının 15 kağnı, başka bir köyün de 30 kağnı borcu olduğu söylenmektedir.

Kırşehir’in Halk Ozanları ve Eserleri

Aşık Said (1835 – 1910)
Aşık Said 1251 (1835) yılında Kırşehir’in Toklumen köyünde doğmuştur. Değirmencioğulları denen bir aileden gelmektedir. Şairimiz okuyup yazmayı önce köyün hocasından öğrenmiş, sonra 18 yaşlarında Kayseri’ye giderek iki buçuk yıl medrese eğitimi görmüştür. Kırkbeş yaşına kadar sazını ilhamlarının dili haline getiren Aşık, bu yaştan sonra çok sevdiği sazını bırakmıştır. Aşık Said bugün bağlama tellerinden dökülen türküleriyle yaşayan ozanlarımızdan birisidir. Türkülerinin çoğu radyo-televizyon repertuarlarında çalınıp söylemektedir.EL KIZILIRMAK

Şu yalan dünyaya geldim geleli
Ömrüm dert gölünde sal Kızılırmak
Gamdan kurtulamam kendim bileli
Sen de benim gibi kal Kızılırmak
Kızılırmak coşar coşar çağlarsın
Aylar geçmez bağırcığım dağlarsın
Ah vah alma bir gün yanar ağlarsın
Kayığıma yol ver al Kızılırmak

Nereden gelirsin Hint’den Yemen’den
Korkum geçmez senin gibi zalimden
Aldın sahanımı alnı elimden
Bundan kelli olmaz ol Kızılırmak

Köpürür taşarsın benzersin kana
Kıvrılı çevrili giden bir yana
Tabiatın senin kıyarsın cana
Ne kötü huyun var sel Kızılırmak
Engin öter şu Irmağın kuşları
Yanar durur ciğerimin başlan
Önüne yığılsa köyün taşları
Ahdim gitmez sen del (i) Kızılırmak

Der Said çok coşma- burulun bir gün
Akıbet ah çeken yorulun bir gün
Bağlarlar bendini durulun bir gün
Yeter kuruyası el Kızılırmak

Aşık Hasan Nebioğlu (1902-1988)
Nebioğlu, 1902 yılında ilimiz Mucur ilçesi Geycek köyünde doğmuştur. Babası Karacakürt aşiretinin “öleler” sülalesine mensup Yusuf Efendi’dir. Aşığın, adı Hasan, nüfusta soyadı Ertuğrul’dur. Fakat aşığın büyük dedesinin ismi Nebi olduğundan çevrede “Nebioğlu” olarak bilinmektedir. Ummi olan aşık, küçük yaşlarda yetimliğini dile getiren güzellikler üzerine irticalen şiirler söylemeye başlamıştır. Yirmibeş yaşına kadar bu özelliğini sürdüren aşık, daha sonraları dini destanlara merak sarmış ve bu duygular üzerine şiirler söylemiştir.

KIRLANĞIÇ DAĞI DESTANI

Kırlangıç Dağı’nın sordum yaşını
Güneşte parlamış çakıl taşını
Açsan ağzını da saysam dişini
silsilen nerede bildir kırlangıç

Budak eteğinde Geycek döşünde
Eser poyraz eksik olmaz başında
Bir bilenden var sual et yaşında
Silsilen nerede bildir kırlangıç

Obruk köyü alır poyraz yelini
Mor sümbüllü çiğdem tutmuş belini
Açmadım senin gönül dilini
Senin halini ben övem kırlangıç

Kayaların benzer saraya köşke
Biter lale sümbül kokusu başka
ne kadar del olsa getirir aşka
kokar burcu burcu gülün kırlangıç

Sen yüce bir dağsın bilirsin
Hak1ki Kendine yar ettin
Hasan Aşıkı Mekke,Medine’den getirdim koku
Kokar burcu burcu gülün kırlangıç

ÂŞIK BOYACI ( Esat Hüseyin Canıtez) (1914 – 4 Şubat 1990)
“Âşık Boyacı” mahlası ile şiir yazan halk ozanı Esat Hüseyin Canıtez’in 3.500′dcn fazla millî, dinî ve mahallî şiiri bulunmaktadır. Kırşehir’de doğan Âşık Boyacı, ilk ve ortaokulu burada okudu. Çeşitli mesleklerden sonra, “boyacılık” (tabela) yapmaya başladığı için çevresinde “Âşık Boyacı” diye anılır. Ünlü ve güçlü ozanın “Kalbimin Işıkları”, “Bayrak ve Toprak” ve “Türk Oğluyum Türk Oğlu” adında üç şiir kitabı yayınlandı.

KIRŞEHİR’İM

Adına tadına kurban olduğum
Her yanın gir cennet, gül pare pare.
Bilmedim seninçin benden nolduğum
Akar gözlerinden sel pare pare.
Ne kadar güzelsen öyle kadersiz
Ne kadar zayıfsın gözlerin fersiz
Senin, benim günüm geçmez kedersiz
Üstümüz bulutlu, yer pare pare.

Dulmusun, yetim mi, süslenemessin,
Hani evlatlarına seslenemessin,
Sen kendi başına beslenemezsin,
Tutamam kolundan el pare pare.

Noldu, sana böyle anam Kırşehir,
Nedir bu çektiğim çile ile kahir,
Tertemiz havan, suyun, panzehir
Akar derelerden sel pare pare.

Meyven sebzen boldur, alan bulunmaz,
Haritada adın güzel okunmaz,
Uzanıp bir el de sana dokunmaz,
Öter bülbüllerin gül pare pare.
Kındam’ın bir alem, Bağbaşı’n bir başka,
Dinekbağı düşürür herkesi aşka,
Ahi Evran ile ya Aşık Paşa,
Gece karanlık yol pare pare.

Tarihine baktım, binleri yazar,
Bağrına kazılmış bir ulu mezar,
Eliboş yiğitler kahvede gezer,
Açar çiçeklerin gül pare pare.

Her hafta yazılır Boyacı ahi,
Yarabbi nedir ki, yurdun günahı,
Perişan yatıyor şehirler şahı,
Vaziyet böyledir, hal pare pare

Dadaloğlu
1790 – 1876 yıllarında yaşamış avşar aşiretindendir. Kültür ve Turizm Bakanlığı 1986 yılında aldığı kararla Türk büyükleri arasında kabul etmiştir. Göçebe hayatı yaşayan Dadaloğlu bunu şiirlerine yansıtmıştır.

Aşık Musa’nın oğlu olduğundan ilk dersini babasından almıştır. 130 şiiri günümüze ulaşmıştır. Temiz Türkçesiyle ahenkten ahenge atlayan dili, onu halk tarafından gönülden benimsenmesinin en büyük faktörüdür.

GÖRESİM GELDİ

Çok göresim geldi Binboğa seni
Ne hoş olur baharınan yazınan
Dirgen dağı, Koç Dağının dengidir
Ördeklerin çağırışırdı kazınan

Ne kara yazılmış anlıma yazı
Varsakda aşiret tanımaz bizi
Sarızdan aşağı Yalakın düzü
Sağmalların yayılırdı, yozunan

Kuru çaydan Deliceyi aşalım
Çapanoğlu eteğine düşelim
Elbistanlı kızla helalleşelim
Çok ekmeğin yediğim tuzunan

Dadaloğlum der bu nasıl haldir
Seneler sayılmaz kaç tane bıldır
Ayını bilmiyom tam dokuz yıldır
Puşt Osmanlı duralaştı bizinen

DURSUN KAYA (1934 – …)
Kırşehir’e bağlı Kaman Ilçesi’nin Hamit Köyü’nde (şimdi kasaba oldu) doğdu. 9 kardeşin en küçüğü olan Hamitli Aşık Dursun Kaya okumamıştır. Dünya görüşü geniş olan aşık, köy yerinde pekçok işi denemiş, bir zaman Kırıkkale’ye göç ederek orada bakkallık yapmıştır. Alım-satım işleriyle uğraşmış; bakkallık, çerçilik, celepcilik (mal alıp satma), çiftçilik, avcılık ve daha pekçok işle uğraşmıştır. 7 çocuk babası olan aşığın okumaya ve okutmaya karşı ilgisi oldukça fazladır. Halen Hamit Kasabası’nda çiftçilikle uğraşan Âşık Dursun Kaya, şiir yazmaya devam ediyor. Âşık Kaya’nın 4 şiiri mahalli sanatçılar tarafından plaklara okunmuştur.

GİDİYOR

İnsanlar mı değişti, bilmem ki zaman
Dünyada bir yarış tutmuş gidiyor
Küçükler büyüğe diyor el-aman
Güçlüler güçsüzü yutmuş gidiyor.

Ahir zaman mı yakın,aman ne oldu?
Her taraf fitne, ficirlik doldu
Evlat da babaya- tokatla vurdu
İyiler kötüye uymuş gidiyor.

Kızlar anasına boya aldırır
Oğul baba ile kadeh kaldırır
Sarhoş olmuş birbirine saldırır
Nice nice canlar batmış gidiyor.

Önceleri iş bitirmek var idi
Dairelerde zengin fakir bir idi
Şimdi faiz, rüşvet aldı yürüdü
Herkes kendince bir yol tutmuş gidiyor

Rezalet her yerde kükreyip taştı
Silahlı saldırı sınırı aştı
Büyükler kalmadı,lâf ayağa düştü
Yalanı esseha katmış gidiyor.

Ne dersin Âşık Dursun böylesi işe
Bu dünyada ne kadar yaşarsan yaşa
Bütün emeklerin beyhude,boşa
Her şeyin bu dünyada atmış gidiyor.

Kırşehir’in Yerel Sözcükleri…

Açacak: anahtar
alaşa: çok konuşan, olur olmaz şeylere karışan
anaç: karşılık
astar: tavan
ayıtlamak: temizlemek
basma: tezek
başangı: yaramaz, haylaz
belermek: (göz için) akı iyice belirecek biçimde açılmak
bıldır: geçen yıl, bir yıl önce
bolalmak: bollaşmak
börtlemek: haşlamak
cabadan: bedavadan
cağ: lavobo, banyo
camadan: yelek
cırmık: tırnak izi
cücük: civciv
çalgeçir: çataliğne
çalma: kibrit
çalkamaç: ayran
çekişken: kavgacı
çelen: ev saçağı
çıkla: tümden
çitil: çalı çırpı
dal: arka, sırt
delme: yelek
deşirici: dilenci
dilmek: yarmak
direşmek: sözünden veya kararından dönmemek
ditmek: parçalara ayırmak
divlek: kalın kabuklu olgun kavun
dolukmak: ağlayacak duruma gelmek
dulda: kuytu yer
ekemiş: çok bilmiş
ekşimek: surat asmak
elekçi: çingene
essah: doğru
felfellemek:
afallamak, şaşırmak
frengi: büyük anahtar
gebeş: karnı şiş olan
gınnap: siçim
gızınmak: ısınmak
gidi: ahlaksız
gostak: kibirli, kendine çok güvenen
gülük: hindi
harım:
sebze ve meyve bahçesi
havkırmak: kükremek, üzerine atlamak
hedik: kaynatılmış buğday
ipdi: ilkönce
işmar: El, göz veya baş ile yapılan işaret
kaaam: akraba
kağşak: eskimiş, gevşemiş
karakmak: Susamak
kelik: boğazlı çocuk ayakkabası
kepir: çorak, verimsiz toprak
keskenmek: elini kaldırıp vuracak gibi yapmak
köper: tarla sınırı
kurk: kuluçka
lapacı: Vücutça toplu ve iri olmasına rağmen direnci zayıf olan
maplak: ateş küreği
memişhane:
ayayolu, abdeshane
mertlemek: zıplamak
müdare: ihtiyatan dolayı göz yumma
nakıs: ters, aksi
oflaz: yaptıklarıyla övünen
okuntu: davetiye
ölük: canlılığını yitirmiş, halsiz
örk: hayvanları çayıra bağlamaya yarayan kalın ip
ötürmek: ishal olmak
pahıl: cimri , hasis
pece: pencere
pisik: kedi
porsumak: bozulmak
puhara: baca
pürçüklü: havuç
püsen: kırağı
sasımak: kokuşmak
sındı: makas
sıracalı: hastalıklı
sırıntı: dokunmuş bez parçası
sızgıt: kavrulmuş et, kavurma
sokum: lokma
söğürme: pirzola
süymek: yeniden çıkmak
takanak: alacak, borç
talaz: dalga, kasırga
tap-tapı: takunya
tıngırdak: küçük çan
tosulamak: emeklemek
tuman: dal, şalvar
tuturuk: ateş tutuşturacak çalı çırpı gibi şeyler
üzlük: topraktan yapılmış küçük kulpsuz çömlek
verev: çapraz
verep: rampa
yadırgı: yabancı
yağlık: büyük mendil
yorak: deri parçası
yülümek: traş etmek
zöhür: sahur
zukga: dayak

Kayseri Hakkında Genel Bilgiler

Yüzölçümü: 6.570 km²Nüfus: 253.239 (2000)

İl Trafik No: 40

Binlerce yıldır çeşitli uygarlıklara sahne olan Kırşehir ili, yalnız çeşitli tarihi eserleri, yeraltı şehirleri ile değil zengin termal kaynakları, Seyfe Gölü (Kuş Cenneti) gibi doğal güzellikleri ile de dikkat çekmektedir.

İLÇELER:

Kırşehir ilinin ilçeleri ; Akçakent, Akpınar, Boztepe, Çiçekdağı, Kaman ve Mucur’dur.

Akçakent İlçesi: 09.05.1990 Tarihinde ilçe olmuştur. 21 köyü vardır, yüzölçümü 459 km2, yükseklik 1410 m’dir. İlçe’nin içinde Kırşehir’in tek doğal ormanı olan meşe ormanlığı yer alır, mesire yeri ve turizm için elverişlidir. İle olan uzaklığı 69 km’dir.

Akpınar İlçesi: 04.07.1987 Tarihinde ilçe olmuştur. Yüzölçümü 568 km2, yüksekliği 1212 m’dir. 26 köyü vardır, İle olan uzaklığı 39 km’dir.

Boztepe İlçesi: 09.05.1990 tarihinde ilçe olmuştur. İlçeye bağlı 1 kasaba ve 13 köy mevcuttur. Yüzölçümü 631 km2, yükseklik 1100 m’dir. Malya Tarım Üretme Müdürlüğü ilçe sınırları içerisindedir. 400 m2 yüzölçümlü Malya Ovası Kırşehir’in en önemli arazilerinden dir. İle uzaklığı 32 km’dir.

Çiçekdağı İlçesi: 1845 yılında Boyalık adında bir köy iken Yozgat’ın Kızılkoca ve Sungurlu’nun Salmanlı bucağına bağlı kalmış, Sultan Mecit saltanatının son yıllarında Mecidiye adı ile Yozgat’a bağlı bucak haline getirilmiştir. 1855 yılında Sultan Aziz zamanında Mecidiye bucağı ilçe olarak örgütlenmiştir. 1930 yılında ilçenin adı değiştirilerek Çiçekdağı olmuştur. Yüzölçümü 950 km2, yüksekliği 950 metredir. İki kasaba belediyesi, 44 köyü vardır. Adını ilçeye veren Çiçekdağı 1550 metre yüksekliğindedir. İlçedeki çamlık tepede doğal ormanlık alanlar bulunur, yazın mesire kışında kayak yapılabilmesi için elverişlidir. İle uzaklığı 70 km’dir.

Kaman İlçesi: 1 Eylül 1944 tarihinde ilçe olmuştur. 10 kasaba Belediye’si, 41 köyü bulunmaktadır. Yüzölçümü 1231 km2, yüksekliği 935 metredir. Kırşehir’in nüfus ve arazi bakımından en büyük ilçesidir. Baran sıradağları (1701 m), Aliöllez dağı, Topakkaya dağı, Buzlu dağı, ilçenin sınırları içinde yer almaktadır. Ömerhacılı kasabası ile Hamit kasabasında renkli mermer taşı madeni işletilmektedir. Hirfanlı barajının enerji üretim tesisleri ve merkezi ile baraj gölünün büyük bir bölümü ilçe sınırları içerisindedir. Yaz mevsiminde piknik ve tatil için kampink kuranların sayısı her yıl artmaktadır. İle uzaklığı 55 km’dir.

Mucur İlçesi: 1868 yılında bucak olan Mucur 1914 yılında harbiye nazırı Enver Paşa’nın şark cephesine teftişe giderken uğradığı Mucur’da halkın yoğun ilçe olma talebi ile karşılaşmış ve bu talep dikkate alınarak 1918 yılında ilçe olmuştur. Devlet karayolunun ilçe içinden geçmesi gelişmesini olumlu yönde etkilemiştir. Yüzölçümü 1068 km2, yükseklik 935 ‘m dir. 44 köyü vardır, Kervansaray sıradağları üzerinde Armutlu dağı (1557 m’dir), Kırlangıç dağı, Kızıl dağı, Köpekli dağı, ilçe içinde yer alır. Köpekli dağında bulunan doğal kırmızı boya madeni işletilmektedir.Kırşehir’in tek doğal gölü olan Seyfe gölü ilçe sınırları içerisindedir. İlçe merkezinde “Mucur Yer altı Şehri “ bulunmaktadır. İle uzaklığı 21 km’dir.

Kayseri’deki Mevcut Sit Alanları

TESCİL EDİLMİŞ TAŞINMAZ KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARI İLE SİT ALANLARI (AĞUSTOS 2005)

Sit Alanları

Arkeolojik Sit Alanı : 133
Kentsel Sit Alanı : 2
Doğal Sit Alanı : 8
Tarihi Sit Alanı : 1

Diğer Sit Alanları

Arkeolojik ve Doğal Sit : 1

Toplam :145

Kültür (Tekyapı Ölçeğinde) ve Tabiat Varlıkları : 608

GENEL TOPLAM : 753

Bunları Yapmadan Kayseri’den Dönme!!

Erciyes Dağında kayak, trekking yapmadan,
Erdemli ve Soğanlı Vadisindeki kaya kiliselerini görmeden,
Kapuzbaşı Şelalelerinde piknik yapmadan,
Kayseri Kalesi ve Tıp Tarihi Müzesini gezmeden,
Pastırma ve Sucuk tatmadan,
Yöresel El Dokuma ve Bünyan ya da Yahyalı halıları almadan,
 …Dönmeyin.

Kayseri’nin Yöresel Lezzetleri

Pastırma ve Sucuk, Kayseri’nin meşhur mantısı (yağ, tepsi, vs) mutlaka tadılmalıdır.

Kayseri’den Yemek Tarifleri

Kesme çorba

Malzemeler:

2 su bardağı un
1 adet yumurta
1 çay bardağı su
2 yemek kaşığı kıyma
1 yemek kaşığı margarin
1 yemek kaşığı salça
4 su bardağı su
Tuz karabiber ve nane

Hazırlanışı: Yumurta, un, tuz ve 1 çay bardağı su ile hamur hazırlanır ve açılır, ince şeritler halinde kesilir. Su kaynatılır, kesilmiş olan hamurlar ilave edilir. Kıyma ve salça eklenir, kaynatmaya devam edilir. Hamurlar pişince üzerine yağda  kızdırılmış nane dökülerek servis edilir.

Kağıtta pastırma

Malzemeler:

100 gr ince dilimlenmiş pastırma
2 adet domates
3 adet sivri biber
1 yemek kaşığı tereyağı
4 sap maydanoz
6 dilim limon
6 alüminyum folyo (15×15 cm)
Hazırlanışı: 15×15 cm ebadında kesilmiş 6 alüminyum folyonun içi tereyağı ile yağlanır. Folyoların içine ikişer dilim pastırma yerleştirilir. Pastırmaların üzerine sırasıyla domates dilimleri, sivri biber, maydanoz ve limon dilimleri yerleştirilir ve  fındık büyüklüğünde tereyağı eklenerek kapatılır. Orta hararetli fırında 20-25 dakika pişirin.

Havleter

Malzemeler:
1/2 çay bardağı su
1 fincandan bir parmak eksik buğday nişastası
1 fincan pekmez
3 yemek kaşığı sıvı yağ

Hazırlanışı: Tüm malzeme karıştırılır. Teflon tencerede 3 yemek kaşığı sıvı yağ kızdırılır, karışım dökülür. Karıştırarak pişirilir. Kaşığı tutunca ateş kısılır, tencerenin ağzı kapatılır. Sık sık ezerek karıştırılır. Sünger parçaları gibi ayrılınca karıştırma bırakılır. Servis tabağına alınarak servis edilir.