GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Bağımsız Samoa Devleti’ni Geziyoruz


Bağımsız Samoa Devleti

veya kısaca Samoa, Güney Büyük Okyanus’unda, Polinezya’da bulunan, adalar topluluğundan oluşan bir ülkedir.

1900-1914 arasında Alman Samoası, 1914-1997 arasında da Batı Samoa adını almıştır. Birleşmiş Milletler tarafından ancak 1976’da Samoa olarak tanınmıştır.

4000 yıl önce, Güneybatı Asya’dan gelen göçmenlerce kurulan ilk yerleşim yerleri, 1700’lerde Avrupalı sömürgeciler tarafından keşfedilmiş, ancak 1830’lardaki İngiliz işgaline kadar geleneksel yapısını korumuştur.

Coğrafi Verileri

Konum: Okyanusya, Güney Pasifik Okyanusunda adalar grubu. Coğrafi konumu: 13 35 Güney enlemi, 172 20 Batı boylamı Haritadaki konumu: Okyanusya Yüzölçümü: 2,944 km² Sınırları: 0 km Sahil şeridi: 403 km İklimi: tropikal Arazi yapısı: Volkanik özellikli, kayalıklı, iç kısımlarda dağlar yer alır. Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m en yüksek noktası: Mauga Silisili 1,857 m Doğal kaynakları: Ormanlar, balıklar, hidro enerji Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %21.13 daimi ekinler: %24.3 diğer: %54.57 (2005) Doğal afetler: Tufanlar, volkanlar

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 176,908 (Temmuz 2006 verileri) Nüfus artış oranı: %-0.2 (2006 verileri) Mülteci oranı: -11.76 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini) Bebek ölüm oranı: 26.85 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini) Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 71 yıl erkeklerde: 68.2 yıl kadınlarda: 73.94 yıl (2006 verileri) Ortalama çocuk sayısı: 2.94 çocuk/1 kadın (2001 tahmini) Ulus: Samoalı Nüfusun etnik dağılımı: Samoalı %92.6, Avrupalı %7.4 Din: Hıristiyan %99.7 Diller: Samoaca, İngilizce Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler toplam nüfusta: %99.7 erkekler: %99.6 kadınlar: %99.7 (2003 verileri)

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Samoa Bağımsız Devleti kısa şekli : Samoa eski adı: Batı Samoa Yönetim biçimi: Anayasal Monarşi Başkent: Apia İdari bölümler: 11 bölge; A’ana, Aiga-i-le-Tai, Atua, Fa’asaleleaga, Gaga’emauga, Gagaifomauga, Palauli, Satupa’itea, Tuamasaga, Va’a-o-Fonoti, Vaisigano Bağımsızlık günü: 1 Ocak 1962 Milli bayram: Bağımsızlık günü, 1 Haziran (1962) Anayasa: 1 Ocak 1962 Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika – Karayip – Pasifik Ülkeleri), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), C, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), Sparteca, SPC (Güney Pasifik Komisyonu), SPF, UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü)

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi – 1 milyar $ (2002 verileri) GSYİH – reel büyüme: %5.5 (2005 verileri) GSYİH – sektörel büyüme: tarım: %11.4 endüstri: %58.4 hizmet: %30.2 (2004 verileri) Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.3 (2005 verileri) İş gücü: 90,000 (2000 verileri) Endüstri: Gıda maddeleri, yapı malzemeleri, otomobil parçaları Endüstrinin büyüme oranı: %10 (2000 verileri) Elektrik üretimi: 108 milyon kWh (2004) Elektrik tüketimi: 100.5 milyon kWh (2004) Elektrik ihracatı: 0 kWh (2004) Elektrik ithalatı: 0 kWh (2004) Tarım ürünleri: Hindistancevizi, muz, patates İhracat: 94 milyon $ (2004) İhracat ürünleri: Hindistancevizi yağı ve kreması, kurutulmuş hindistancevizi, balık, bira İhracat ortakları: Auvstralya %75.9, Amerikan Samoa %13.6, ABD %6.5 (2005 verileri) İthalat: $285 milyon (2004) İthalat ürünleri: Makine ve parça, endüstriyel gereçler, gıda maddeleri İthalat ortakları: Yeni Zelanda %31, Avustralya %22.6, ABD %13.5, Japonya %7.5, Fiji %6, Çin %4.6 (2005) Dış borç tutarı: 177 milyon $ (1998 verileri) Para birimi: Tala (WST) Para birimi kodu: WST Mali yıl: Takvim yılı

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 13,300 (2003) Telefon kodu: 685 Radyo yayın istasyonları: AM 2, FM 4, kısa dalga 0 (2004) Radyolar: 178,000 (1997) Televizyon yayını yapan istasyonlar: 2 (2002) Televizyonlar: 11,000 (1997) Internet kısaltması: .ws Internet servis sağlayıcıları: 2 (2000) Internet kullanıcıları: 6,000 (2004)

Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 0 km Karayolları: 2,337 (2004) Su yolları: yok Limanları: Apia, Asau, Mulifanua, Salelologa Hava alanları: 4 (2006 verileri)

SÃO TOMÉ VE PRÍNCİPE


DEVLETİN ADI: São Tomé ve Príncipe Demokratik Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ: São Tome
NÜFUSU: 126.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 1001 km2
RESMİ DİLİ: Portekizce
DİNİ: Katolik
PARA BİRİMİ: Dobra
Afrika’nın batı kıyısında, ekvatorun hemen kuzeyinde, Gine Körfezinde ve 1°44’ kuzey ilâ 1°01’ güney enlemleri ve 6°28’-7°28’ doğu boylamları arasında yer alan bağımsız bir ülke.

Târihi

Portekizli denizciler, Pedro Escobar ve Joao de Santarem tarafından 1470 yılında São Tomé ve 1471’de Príncipe Adaları bulunmuştur. Adaların ilk yerleşenleri böylece Portekizliler olmuştur. Sonraları adalara Afrika’dan zenci esirler de getirilmiştir. Böylece, bu ülke bir Portekiz denizaşırı sömürge bölgesi oldu.

On yedinci yüzyılın ortalarında, Danimarka tarafından işgâl edildi. 1974 yılında Portekiz bu kolonisinin bağımsızlığını tanımaya karar verdi. Gobon’dan destekli São Tomé ve Príncipe’nin Bağımsızlığı Hareketi (STPLM) Lideri Manuel Pinto de Costa ülke idâresini eline aldı. 12 Haziran 1975’te bağımsızlık îlân edildi. Doğu Almanya’da eğitim gören Manuel Pinto de Costa ülkenin ilk başkanı oldu. O günden beri başta bulunan Manuel Pinto 1988’den sonra demokratikleşme yolunda bâzı adımlar atarken, Sosyalist ülkelerle kurduğu sıkı bağları gevşetmeye başladı.

Fizikî Yapı

Ülkenin yüzölçümü 1001 km2 kadardır. Kamerun Dağlarından güneybatıda An Noban Adasına kadar uzanan, volkanik kemerin bir parçasını teşkil eder. São Tomé Adası, yaklaşık 50 km uzunlukta ve 30 km genişliktedir. Dağlık bir bölgedir. Yükseklik aşağı yukarı, 1000 m civârına kadar ulaşır. En yüksek yeri 2024 m’lik Prco de São Tomé (São Tomé Tepesi)dir. Príncipe Adası ise yaklaşık 16 km uzunluğunda ve 5 km genişliğindedir. Arâzisi dalgalıdır. Bu küçük ada São Tomé’den 144 km kadar kuzeydedir ve yaklaşık 109 km2lik bir yüzölçüme sâhiptir. Ülke batı Afrika kıyılarından yaklaşık 2000 km uzaktadır. Bu kıyılarda ülkenin iki komşusu olan Gabon ve Ekvator Ginesi yer alır.

İklim

Ekvatora çok yakın bir mevkide olmasından dolayı, tipik bir tropikal iklime sâhiptir. İklim oldukça yüksek sıcaklık ve şiddetli yağışlar şeklinde kendini gösterir. Eylülden mayıs ayına kadar yağışlar devâm eder.

Tabiî Kaynaklar

Her iki ada da, çok sık ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlar genellikle bol yağış alan tropikal ağaçlardan meydana gelmiştir. Fakat, bugün bu ormanlar gittikçe tüketilmekte ve sâdece dağlık bölgelerde kalabilmektedir. Ülke toprakları oldukça verimli olup, tarım ürünleri elde etmeye müsâittir. En önemli yeraltı zenginliği bakırdır. Ayrıca orman ürünleri bakımından da zengindir.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Ülke nüfûsu yaklaşık 126.000’dir. Bu nüfûsun büyük bir bölümü São ToméAdasında yaşar. Kilometrekareye düşen insan sayısı 100’dür. Yıllık nüfus artışı % 3,5’tir.

Ülkenin hâlihazır yerlileri, eski ataları olan Portekizliler ve Afrika zencilerinin karışımı insanlardır. Resmî dili, halkın tamâmına yakın bir bölümünün konuştuğu Portekizcedir. Halkın çoğunluğu Katoliktir. Adaya ismini veren São Tomé en gelişmiş şehirdir. Príncipe Adasındaki Santo Antonio ikinci büyük şehirdir.

Siyâsî Hayat

Bağımsız bir cumhûriyettir. Devlet başkanı aynı zamanda hükûmet başkanıdır. Bağımsızlık Hareketi Lideri Manuel Pinto de Costo, 1975 yılından beri bu görevdedir. Ülke, idârî bakımdan 2 İl’e ve 12 kontluğa (Mahallî İdârî bölgesine) ayrılmıştır. Ülkede tek siyâsî parti vardır. Yasama organı, 51 üyeli Millî Halk Meclisidir. Meclis üyeleri dört yılda bir seçilir. Üyeleri Halk Meclisine tâyin edilen yüksek mahkeme, en yüksek yargı organıdır.

Ekonomi

Ülke toprakları çok verimlidir. Ekonomi daha çok tarıma dayanır. Başlıca yetiştirilen tarım ürünleri; kakao, kokanat, kahve, hurma yağı, hindistancevizi, kınakına ve muzdur. Balıkçılık önemli bir gelir kaynağıdır.

Ülkenin para birimi Dobra’dır. İthâlâtın % 61’ini Portekiz, %15’ini Angola ile yapmaktadır. İhrâcâtının % 52’sini Hollanda’ya, % 33’ünü Portekiz’e ve % 8’ini de Almanya’ya yapar. En fazla kakao ihraç eder. Ayrıca kokanat, muz, hurma yağı, kahve ve bakır da ihraç etmektedir.

Yol şebekesi São Tomé’de iyi sayılır. Ada yaklaşık 200 km’lik karayoluna sâhiptir. En önemli limanları São Tomé ve Santo Antonio’dur.

SAPAN BALIĞI (Alopias vulpes); Alm. Fuchshai, Fr. Renard de mer, İng. Fox shark. Familyası: Devköpekbalığıgiller (Lamnidae). Yaşadığı yerler: Tropik ve ılıman denizlerde. Akdeniz, Atlantik ve Pasifik okyanuslarında boldur. Özellikleri: 6 metre boyunda, 500 kg ağırlıktadır. Kuyruğu ile vurarak sersemlettiği kuş ve balıklarla beslenir. Çeşitleri: Bilinen tek türdür.

Tropik ve ılıman denizlerde yaşayan bir köpekbalığı. Kuyrukları ile berâber 6 m uzunlukta, yarım tona yakın ağırlıktadırlar. Yan ve sırtı lâcivert, karın kısmı beyaz noktalıdır. Kuyruğunun üst lopu çok uzadığından bir çiftçi sapanını andırır. Vücudunun yarısını uzun kuyruğu meydana getirir. Kuyruğuyla suları kırbaçlayarak öldürdüğü veya sersemlettiği kuş ve balıklarla beslenir. Su yüzeylerinde yaşar. Bâzan iki üç tânesi bir balık sürüsünü çevirerek berâber avlanırlar. Suları kırbaçlıyarak sürüyü bir araya toplar sonra da ağızlarını açarak içlerine dalarlar. Zekice hareketlerinden dolayı, “tilki balığı” da denir. 2-4 yavru doğurur. Yeni doğan yavrular 1-1,5 metre uzunluktadır. Ekiden karaciğerinden yağ çıkarmak için avlanırdı. Akdeniz, Atlantik ve Pasifik okyanuslarında bol rastlanır.

Saint Kitts ve Nevis’i Tanıyalım**


Coğrafi konumu
Saint Kitts ve Nevis, 17 20 Kuzey derecesi, 62 45 Batı boylamındadır. Yüzölçümü 261 km² olan ülkenin nüfus yoğunluğu 164 /km²’dir.

135 km. sahil şeridi olan ülkede, Tropikal İklim hakimdir. İç kısımlar dağlık, arazi volkanik özellik taşımaktadır. Deniz seviyesinden en yüksek noktas 1.156 metre rakımdaki Liamuiga Dağı’dır.

Nüfus bilgileri
2005 yılı tahminlerine göre ülkenin toplam nüfusu 42.696’dir. Nüfus artış oranı 2001 verilerine göre, %-0.11’dir. (2001 verileri)

Ortalama hayat süresi; erkeklerde 68.22; kadınlarda 73.97, genelde ise 71.01 yıldır. Ortalama çocuk sayısı 2.41 çocuk/1 kadındır.

Nüfusu oluşturan uluslar ağırlıklı olarak Kittili ve Nevislilerdir. Etnik olarak dağılımı zenciler çoğunlukta olmak üzere, İngilizler, Portekizliler ve Lübnanlılar da etnik gruplar içerisindedir.


Muhteşem Yunan Adası Santorini!


Yunan Adaları’nın hepsini görmüş olanların büyük bir çoğunluğu içlerinden Santorini’nin en etkileyici olduğu konusunda hemfikirdir. Gerçekten de, Antik Zamanlar’da meydana gelen büyük bir volkanik patlama sonucunda bu günkü krater görüntüsüne sahip olan Santorini yıl boyu, 1 milyonun üzerinde turistten ve balayı çiftlerinden oluşan bir ziyaretçi akınına uğrar. Evet, Santorini Krateri’nin eşsiz gün batımı manzarası her yaz Avustralya gibi uzak ülkelerden bile gelen bir çok çiftin nikahına fon oluşturur.
73 kilometrekarelik yüzölçümüyle diğer adalara oranla daha küçük bir Ada olan Santorini, gerçekten de muhteşem manzaralara sahip bir coğrafyadır. Ada 3500 yıl öncesine kadar yerli halk Minoanlılar’a ev sahipliği yapmış ve o zamanlar bir daire şeklindeymiş. Bu tarihteyse Ada’daki volkan büyük bir sarsıntıyla patlamış ve bu şiddetin sonucunda Ada’nın ortası sular altına gömülmüş (bazı arkeologlar Kayıp Şehir Atlantis’in burası olabileceğini düşünüyor) ve hilale benzer şekli ile bu günkü Santorini oluşmuş.

Bu olay kızgın lav ve tüfün altında kalan yerli halkın hazin sonu olmuş ancak bu gün gerek benzersiz coğrafi şekli ile, gerek katılaşmış tüflerin altında binlerce yıl çok iyi korunagelmiş arkeolojik kalıntılarıyla Santorini’nin Dünya’da eşi benzeri yoktur ve bu özellikleriyle ülke turizmine hatırı sayılır bir katkıda bulunmaktadır.
Tüm Kiklad Adaları gibi Santorini de bir dönem Türk hakimiyetinde kalmıştı.

Süper Güç Rusya Hakkında Resimli Anlatım


DEVLETİN ADI: Rusya Federasyonu
BAŞŞEHRİ: Moskova
NÜFUSU: 145.300.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 17.075.400 km2
RESMİ DİLİ: Rusça
DİNİ: Hıristiyanlık
PARA BİRİMİ: Ruble
Sınırları içinde yüz civârında milliyete mensup topluluklar bulunan bir devlet. Kuzeyinde Kuzey Kutup Denizi; doğusunda Pasifik (Büyük) Okyanus; batısında Estonya, Litvanya, Beyaz Rusya, Letonya, Ukrayna, Moldavya, Baltık Denizi; güneyinde Kazakistan, Moğolistan, Çin, Gürcistan, Âzerbeycan, Hazar Denizi, Kuzey Kore, Karadeniz yer alır. Toprak bakımından dünyâ ülkeleri arasında birinci, nüfus bakımından ise beşinci sıradadır.

Târihi

Rusya’nın bilinen târihi 5. yüzyılda batıdan Rusya topraklarına giren Slav kabileleriyle başlar. İlk Rus devleti 9. yüzyılda İskandinavyalılar tarafından kuruldu. Devletin merkezi Novgrod ve Kiev’deydi. On üçüncü yüzyılda ülke toprakları Moğolların saldırılarına uğradı. Bundan sonra Moskova prenslikleri ve büyük dükleri idâresinde ortaya çıkmaya başlayan ülke 1480 yılında Altınordu Devletinin hâkimiyetinden kurtuldu.

On beşinci asırda Osmanlı Devleti ile münâsebetleri başladı. İstanbul’u fethederek, Bizans da denilen Doğu Roma Devletine son veren Fâtih Sultan Mehmed Han (1451-1481) Rus Knezliklerinin güneyindeki Kırım Hanlığını imtiyazlı beylik hâlinde, Osmanlı Devletine bağlayıp, vergi yerine her yaz Moskoflar üzerine netice alıcı ve yıldırıcı akınlar yapmakla vazifelendirdi.

Ruslar, Papalığın gönderdiği kardinal ve papaz heyetleri sâyesinde Türklere karşı uyanmaya başladı. Rus Knezlikleri birleştiler ve Çarlık dönemi başladı. Korkunç İvan 1547’de ilk çar îlân edildi. Böylece Rus çarları kendilerini DoğuRoma’nın vârisi saydılar.

Yönetim ve askerlik alanındaki düzenlemelerle devlet idâresini güçlendiren, Çar İvan katıldığı seferlerde Kazan Hanlığı topraklarını işgal etti ve 1556’da Astrahan Hanlığını da Moskova’ya bağladı. Kırım Hanlığına karşı sefer düzenlediyse de başarılı olamadı. Daha sonra Baltık Denizine açılmaya ağırlık vererek Litvanya topraklarına girdi. Rus Çarlığı ile İsveç ve Polonya’yı karşı karşıya getiren bu savaşta Rusya ilk önceleri başarılı oldu ise de daha sonraları ard arda alınan mağlubiyetler ülkede iç karışıklığa sebep oldu. Bunun üzerine Çar İvan baskıcı bir politika tâkip etti ve muhaliflerini acımasızca öldürdü. Bu sırada Rus ekonomisi ağır bir darbe aldı.

Korkunç İvan’ın ölümünden bir süre sonra iç karışıklıklar başladı. Rus Çarlığı yıkılmanın eşiğine geldi. İsveç ve Polonya’nın da olaylara karışmasıyla, tam bir iktidar boşluğu ortaya çıktı. Polonya kuvvetlerinin Rusya’yı 1610’da işgâli halkı direnişe sevk etti ve Romanov âilesinden Mihail Fyodoroviç çar seçildi. Bir süre sonra düzeni yeniden sağladı. Büyük toprak kaybedilmesine rağmen İsveç (1617) ve Polanya ile (1618) barış antlaşması yapıldı. Ayrıca Rusya bütün Avrupa’yı sarsan Otuzyıl Savaşlarının dışında kaldı.

İlk Osmanlı-Rus Harbi, Çar ordularının 1667’de Kiev’i de ele geçirmesinden on yıl sonra 1677’de Kırım Hanlığı ile Ukrayna arasındaki topraklara saldırmasıyla başladı. 1677-1678 yıllarında Osmanlı ordusu Ruslara karşı Çihrin/Çehrin Seferine çıkarak, Rusları ve onlara yardımcı Lehlileri yendi. Çihrin Kalesi Osmanlı ordusu tarafından, bir daha bölgede Rusların tutunmasına mâni olmak için yıktırıldı. Moskova elçileri 1681 Ocak ayında Kırım Hânına ricâya gelerek bir daha Osmanlı ve Kırım topraklarına saldırmayacaklarına yeminle söz verip, bir antlaşma imzâladılar. Kırım Hanı, Edirne’de sefer hazırlığı görmekte olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşayı iknâ ederek Bahçesaray Sulhü adıyla anılan ilk Osmanlı-Rus Antlaşmasını imzâlatmaya muvaffak oldu (11 Şubat 1681).

1683 yılında Avusturya İmparatorluğunun merkezi Viyana’nın ikinci defâ kuşatılmasındaki türlü düşünce ve hatâlar yüzünden geri çekiliş, Rusların beklediği büyük fırsatı doğurdu. Papalık-Avusturya-Venedik-Lehistan gibi Akdeniz’den Baltık’a kadar yayılan Katolik devletlerinin Osmanlı aleyhine kurduğu Mukaddes İttifak’a, Rusya’da katıldı. Bu beşli ittifak devletleriyle yapılan on üç yıllık harpler sırasında, Rusya Çar Deli Petro’nun (1682-1725) gayretleriyle gelişip, kuvvetlendi. İttifak devletlerinin Osmanlı Devleti ile harplerinden cesâret alan Deli Petro; 1695 ilkbaharında kuvvetli bir ordu ile, Sibirya’dan gelen târihi kürk ticâret yolunun ağzında bulunun ve gelen dabağlanmış kürklerin Karadeniz, Akdeniz ve Avrupa içlerine sevkiyat merkezi olan Azak Kalesine saldırdı. Azak Kalesindeki sayıca az olan Osmanlı kuvveti, kahramanca karşı koyarak uzun süre dayandı. Rus Donanması Don/Ten Nehri boyunca Azak Kalesine geldi. Ruslar nehir ve deniz tahkimatı güçlü olmayan Azak Kalesini ele geçirdiler. Azak Kalesinin düşmesiyle, bir Türk gölü hâlinde olan Karadeniz’de Ruslara bir pencere açılmış oldu. Azak Denizinin, Karadeniz’e açılan boğazda bulunan Kerç/Kerş Liman Kalesi Osmanlıların hâkimiyetinde bulunduğundan, Rus donanmasının Karadeniz’e çıkmasına engel oluyordu.

1699 Karlofça Antlaşmasından sonra, Osmanlı Devletiyle harbi göze alamayan Rusya, 1700’de imzâlanan İstanbul Antlaşmasıyla sulhe râzı oldu. Antlaşmayla Azak Kalesi ve çevresi Ruslara bırakıldı.

Ekonomik ve kültürel alanda bilgi toplamak amacıyla çıktığı Avrupa gezisinde Osmanlılara karşı yeni bir ittifak girişiminden netice alamayan Deli Petro, Karadeniz yerine Baltık Denizine yönelmeye karar verdi ve İsveç’le ünlü Büyük Kuzey Savaşını başlattı (1700-1721). Başlangıçta Ruslar mağlup oldu ise de Poltava çarpışmasıyla (1709), savaş Rusların lehine döndü.

Bu arada Rus ordularının Osmanlı hudûduna tecâvüz etmesi üzerine, 9 Nisan 1711 târihinde Osmanlı Devleti,Rusya’ya sefer düzenledi ve iki ordu Prut Irmağı boyunda karşılaştı. Ruslar mağlup oldu (Bkz. Prut Harbi). Çar Deli Petro kumandasındaki Rus ordusu, antlaşma isteğinin kabulüyle imhâdan kurtuldu. Azak Kalesi ve çevresi Osmanlılara geri verildi ve aşağı Özü boyundaki Rus kaleleri yıktırıldı.

Deli Petro’nun kızı Anna zamânında, Osmanlılar ile Venedik-Avusturya harplerini fırsat bilen Ruslar, Avusturya-Rusya ittifakını yenilediler. Ardından Rus ordusu, Osmanlı ordusunun Avusturya cephesinde bulunmasından faydalanarak, Kırım Yarımadası batısındaki Özü Kalesini alıp, Kırım’a girdiler. Ruslar, 1 Temmuz 1736’da ikinci defâ Azak Kalesini zapt ettiler. Azak Harbi 18 Eylül 1739 Belgrad Antlaşmasıyla sona erdi. Antlaşmayla Azak Kalesi yıktırılıp, Azak bölgesi Osmanlı Devleti-Rusya arasında tarafsız saha ve müstakil Kabartay ülkesi de iki devlet arasında tampon hâlde tutulup, Moskoflar Karadenizden son bir defâ daha uzaklaştırıldı.

Çariçe İkinci Katerina (1762-1796) zamânında Rusya’nın Lehistan Polonya’ya yerleşmesine engel olmak için, Osmanlı Devleti tarafından Rusya’ya sefer açıldı. Rusların işgal ve zulmünden kaçıp Türk hudûdunu aşarak Osmanlı Devletine sığınan âilelerini Rus ordusunun tâkip etmesi ve uğradıkları köy ve kasabalardaki silâhsız mâsum ahâliyi kırmaları bu seferin açılmasına sebep oldu. Dîvân-ı hümâyun kararı ile Rusya’ya sefer açıldı. 1769 Şubatında Kırım Hanı GirayHanın orduları Güney Rusya’ya girerek Rusları yendi ve 100.000’den fazla esir aldı. Fakat gelişmeler Osmanlı Devletinin aleyhine oldu. Beş yıl süren ve 21 Temmuz 1774 târihli Küçükkaynarca Antlaşmasıyla biten bu harp; ilk defâ ahâlisi Müslüman ve Türk olan toprakların elden çıkması ve 300 yıldan beri Anadolu’nun kuzey kalesi sayılan Kırım Hanlığının Kuban ve Bucak Tatarlarının, sözde müstakil olma kaydıyla koparılmasıyla neticelendi. Azak, Yenikale, Kerç ve Kılburun şehirleriyle Aksu-Turla’ya kadar olan Karadeniz kıyıları Ruslara bırakıldı. Ruslar Karadeniz’e rahatça çıkabildiler. Nihâyet, sözde müstakil olan Kırım Hanlığını 1783 Temmuzunda işgal ederek yerli ahâliden kadın ve çocuklarıyla 30.000’den fazla Türk’ü öldüren Ruslar, 1784 Ocağında Kırım’a resmen hâkim oldular. Rus zulmü altında ezilen birçok Kırımlı, Osmanlı toprağına göç etti.

Osmanlı Devleti Kırım’ı Rusların işgâlinden kurtarmak için Sultan Birinci Abdülhamîd Han zamânında Rusya’ya altıncı sefer düzenlendi. Rus Çariçesi II. Katerina Avusturya İmparatoru II. Josef ile Bizans-Yunan projesinin tatbiki ve Osmanlı Devletinin parçalanması için ittifak yaptılar. Avusturya’nın, Rusya müttefiki olarak Osmanlı Devletine savaş açması üzerine, Osmanlı askeri iki cephede harbetmek mecburiyetinde kaldı. Osmanlı Devleti ateşli silâhları ellerinde bulunduran Yeniçerinin sebep olduğu bozgunla ağır yenilgiye uğradı. Önce Avusturya ile 1791 Ağustosunda Ziştovi Sulhü imzâlanarak Belgrad geri alındı. Ruslarla devam eden harp 9 Ocak 1792 târihinde imzâlanan Yaş Antlaşmasıyla sona erdi ve Kırım Hanlığının tamâmen Rusya hâkimiyetine girmesi kabul edildi.

Üçüncü Selim Hanın her sahadaki icraatlarıyla Osmanlı Devletini güçlendirip, ıslâhatlarda bulunması Rusya’yı telaşlandırdı. Çar I. Aleksandr, Osmanlıya tâbi Sırbistan’ı isyana teşvik edip, Slavlık propagandasıyla Balkanları karıştırdı. Sırplar, Rusların teşvikleriyle isyan etti. Vilâyet merkezi Belgrad 13 Aralık 1806’da düştü. Ruslar 1806 Aralık ayında ansızın Basarabya’da Bender ve Hotin kalelerini alıp, Tuna Nehri ağzındaki kaleleri de istilâ ettiler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti 22 Aralık 1806 târihinde Rusya’ya harp îlân etti. 1807’de Tiflis’ten hareket eden Rus ordusu, Temmuz ayı başlarında Arpaçay’ı geçerek Kars Kalesine saldırdı. Kars’taki Osmanlı askerlerinin ve ahâlinin cansiperâne müdâfaasıyla Rus taarruzu püskürtüldü. Ruslar pekçok zâiyat vererek, Arpaçay ötesine geri çekildiler. 1810 yazında Ahılkelek üzerinden saldırıya geçen Ruslar, bu kaleyi alamayınca Ahıska şehrini kuşattılar. Osmanlı mukâvemeti ve salgın hastalığa dayanamayıp 1811’de Tiflis’e geri çekildiler. Aynı sene üçüncü defâ taarruza geçerek Ahılkelek Kalesini ele geçirdiler. Bu sırada Almanya’yı istilâ eden Napolyon Bonapart’ın Moskova’ya sefer düzenlemesi üzerine, Rusların isteği ile 28 Mayıs 1812’de Bükreş’te imzâlanan antlaşmayla Osmanlı-Rus Harbine son verildi. Bükreş Antlaşmasıyla; Kuzey Boğdan Ruslara, güney Boğdan ise Osmanlı Devletine bırakıldı.Kalelerinde Osmanlı askeri bulundurmak şartıyla da Sırbistan’a idârî muhtariyet hakkı tanındı.

Napolyon orduları Moskova önlerine kadar geldiyse de yoğun kış şartları askerin telef olmasına sebep oldu ve Napolyon geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Rus ordularının hızla batıya doğru ilerlemesi ve kazanılan zafer Rus Çarlığını Avrupa’nın önde gelen devletleri arasına girmesini sağladı. Avrupa’da söz sâhibi durumuna gelen Çar I. Nikolay İran, Osmanlı Devleti, Polonya ve Kafkasya üzerine seferler düzenleyerek yerini iyice kuvvetlendirdi.

Sultan Mahmûd Han, Yeniçeri Ocağını 1826’da kaldırması ve 1827 Fransa-İngiltere, Rusya ittifakına mensup müttefik Haçlı donanmasının Navarin’deki Osmanlı-Mısır donanmasını bir hile ile yakmasıyla, Osmanlı Devleti kara ve deniz kuvvetlerinin büyük bir bölümünü kaybetmiş oldu. Bunu fırsat bilen Rusya, 26 Nisan 1828’de Osmanlı Devletine karşı harp îlân ederek, Boğazlar ile İskenderun körfezini elde edip, Akdeniz’e inmek idealiyle Rumeli ve Anadolu cephesinden harekete geçti. Osmanlı Devleti, askeri ve kadın çocuk bütün halkıyla bu saldırılara karşı koymaya çalıştı. Ruslar top ile uzaktan attığı tutuşturulmuş neftli paçavralarla kaleleri yaktı. Rumeli’de Romen, Bulgar, Rum, Ortodoks Gagavuzların yardımı ve Anadolu Cephesinde Tiflis’ten gelen Hıristiyan Kartli ve yerli Ermenilerin desteğiyle dönüş yollarının kapanma korkusu olmaksızın, batıda Edirne, doğuda Bayburt ve Muş’a kadar ilerlediler. Bir yıl, beş ay süren harp; Ruslar için korkunç bir insanlık lekesi ve yüzkaralarıyla dolu, vahşet fiilleri ve Osmanlı Devleti içinde hâlâ yaraları kapanmayan büyük maddî ve mânevî zararlarla neticelendi. Bâbıâlî’nin antlaşma isteği veFransa ve İngiltere sefirlerinin ihtarıyla, 14 Eylül 1829 târihinde EdirneAntlaşması imzâlandı. Rumeli’de Tuna ağzındaki kaleler Ruslara bırakılıp, Prut Nehri hudut kabul edildi. Anadolu cephesinde Rusya’ya ilk defâ toprak verilerek, Kars vilâyetinin Çıldır, Ardahan ve Deskof kuzeyinden hudut çizildi. Harp tazminatı olarak da 11,5 milyon flemenk altının yedi yılda taksitlerle ödenmesi kararlaştırıldı.

Bu târihten sonra Rusya, Osmanlı Devletinin bütünlüğünü destekleyerek, Boğazlar üzerinde denetim kurma veAkdeniz’e inme yönünden büyük kazançlar sağladı. Bir ara Boğdan ve Eflâk prensliklerini ele geçirmek isteyen Rusya üzerine Osmanlı Devleti sefer düzenledi.Kırım Harbi olarak târihe geçen, bu savaşta Fransa ve İngiltere Osmanlı Devletinin yanında yer aldı. Kırım Harbi sonunda imzâlanan 30 Mart 1856 târihli Paris Antlaşması sonunda, Rusya toprak ve çok fazla maddî kayba uğradı. Rusya bu harpten sonra, ordularının yetersizliğini anlıyarak yenilik yapma yoluna gitti. Bu arada diğer taraftan Osmanlı Devletinin içindeki azınlıklara karşı Slavlık ve Ortodoksluk propagandasını arttırdı.

Bu propagandaların ardından 1877’de Rusya Osmanlı Devletine savaş açtı. Târihe 93 Harbi olarak geçen bu savaş 3 Mart 1878 Yeşilköy Antlaşmasıyla neticelendi. Bu antlaşma ile Bulgaristan bağımsızlığını kazandı. Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın siyâsî dehâsıyla toplananBerlin Kongresinde İngiltere veAvusturya’nın etkisiyle imzâlanan Berlin Antlaşmasında Balkanlarda Rusya’nın kazançları sınırlandırıldı ve Osmanlı Devleti yönünden harp asgarî zararla neticelendi. Bir süre sonra Almanya, Avusturya ve İtalya; Rusya’ya karşı üçlü ittifak kurdu. Kendisine destek sağlamak için Fransa’ya dönen Rusya, 1891’de ekonomik ve askerî ilişkileri geliştirmek için Fransa’yla bir ittifak kurdu.

Diğer taraftan doğuda, Rusya, Türkistan’da 1860’lı yıllarda başlattığı yayılma politikası ile 1880’li yıllarda Hazar Denizinin doğu kıyısındaki, Türkmen topraklarını işgal etti. Bu gelişmeler İngiltere’nin Hindistan’daki durumunu tehdit edince iki ülke arasında Afganistan üzerinde başlayan sürtüşmelerle yeni bir durum kazandı. Orta Asya’daki bu Rus-İngiliz mücâdelesi, 1885 Eylülünde nüfuz sınırlarının tespitiyle yatıştı.

Rusya, Uzakdoğu sınırında Japonya ve Çin ile birçok antlaşma imzâlayarak Sahalin ve Kuril adalarıyla Amur Irmağı Vâdisi gibi önemli noktaları ele geçirdi. Kore üzerindeki Çin-Japon mücâdelesinde Çin’in yanında yer aldı. 1900’de Boxer Ayaklanması sırasında Rus askeri Mançurya’ya girince, Japonya ile rekâbet sıcak savaşa döndü. Savaşın büyümemesi için görüşmeler sürerken 1904 Şubatında Japon birlikleri Port Arthur’daki Rus harp gemilerine âni baskınla saldırması üzerine Rus-Japon Savaşı başladı. Bir serî ağır mağlûbiyetlerin yanı sıra, ülkede meydana çıkan devrimci hareketler Rus ÇarıII. Nikolay’ı barış yapmaya mecbur bıraktı (5 Eylül 1905).

Ekim 1905’te başlayan demiryolu işçileri grevi dalga dalga ülke geneline yayılarak genel grev şeklini aldı ve Petersburg Sovyeti’nin kurulması ile devrimci hareket en yüksek noktasına ulaştı. Zor durumda kalan II. Nikolay bir bildiri yayımlayıp, meşrûtî bir anayasa ve seçilmiş bir meclis sözü verdi. Bir süre sonra yavaş yavaş işci hareketi bastırıldı. Nisan 1906’da yapılan seçimler neticesinde liberal ve sol muhâlefet mecliste çoğunluğu elde etti. Köklü reformlar istediği için çarlık hükümetiyle ters duruma düşen ilk meclis iki ay geçmeden dağıtıldı. Daha sonra seçilen ikinci meclisin de ömrü üç ay oldu. Köylülere ve azınlıklara seçme hakkının verilmediği seçimlerle seçilen üçüncü ve dördüncü meclis genelde çarlık hükümetinin politikasını destekledi.

Uzakdoğu’da Japonya ile savaşa son veren Rusya 1906’dan sonra Balkanlar üzerinde nüfuz kazanmak için Avusturya ile mücâdeleye girdi. Bu durum Rusya’yı İngiltere veFransa’nın yanında Birinci Dünyâ Harbine girmesine sebep oldu. Bir süre sonra da Osmanlı Devletinin Almanya, Avusturya’nın müttefiki olarak harbe girmesiyle Kafkasya’da yeni bir cephe açmak mecbûriyetinde kaldı. Aynı zamanda Boğazların açık olmasına bağlı ikmal desteğini yitirdi. Önemli derecede silâh ve mühimmat sıkıntısı çeken Rus orduları batıda birbiri ardına ağır mağlûbiyetler aldı.

Savaşın sebep olduğu yıkım, basın ve mecliste halkın güvenine dayalı bir hükümetin olması isteğini yaygınlaştırdı. 1917 Mart ayının başlarında Moskova’da başlayan grev, asker ve subayların desteklemesiyle, Şubat Devrimi olarak bilinen ayaklanmaya dönüştü. Prens Lvov başkanlığında bir geçici hükümet kuruldu. Hükümete bağlı birliklere Pskov’da kuşatılan Çar Nikolay’ın 15 Mart 1917’de tahttan çekilmesiyle Çarlık rejimi târihe karıştı.

7 Ekim 1917’de komünist ihtilâl patlak verdi. Vladimir Ilyich Lenin başkanlığındaki komünistler, hükümeti ve serbest seçimle iş başına gelmiş bulunan meclisi lağv ederek komünist diktasını getirdiler.

Lenin, biraz soluk alabilmek için Îtilaf devletlerinin baskısına rağmen, Almanya ile barış görüşmeleri yaptı. Bâzı bolşeviklerin ve sol sosyalist devrimcilerinin muhâlefetine rağmen, Baltık bölgesi, Polonya, Ukrayna ve Kafkaslar’dan çekilmeyi öngören Brest-Litovsk Antlaşmasını 3 Mart 1918’de imzâladı.

Bu antlaşmanın ardından bolşeviklerin Sovyet iktidarını yerleştirme çabaları 1918 Mayısında başlayan iç savaşa sebep oldu. Komünistlerin ordusu olan Kızılordu, karşıt grubun ordusu olan Beyazordu ile amansız bir mücâdeleye girdi. Askerî yönden daha üstün olanBeyazordunun, köylülere ve Rus olmayan milliyetlere karşı acımasız ve düşmanca politikası, ağır mağlubiyetine sebep oldu. Kızılordunun kazandığı zaferler, Ukrayna, Beyaz Rusya, Gürcistan, Ermenistan veÂzerbaycan’ın Sovyet idâresi altına girmesini sağladı. Bunun yanında Almanya’nın mağlûbiyetinin ardından kurulan Estonya, Letonya ve Litvanya cumhûriyetleri Îtilaf devletleri desteğiyle varlıklarını devam ettirdiler. Sınır problemi yüzünden çıkan Rus-Polonya Savaşında Kızılordu mağlup oldu ve ardından yapılan Riga Antlaşmasıyla (Mart 1921) Ukrayna ve Beyaz Rusya topraklarının büyük bir bölümü Polonya’ya bırakıldı.

İç savaş sırasında çok sayıda insan ölürken, 2 milyona yakın halk da ülkesini terk etti. İç savaşın bitmesinden sonra yönetimi ele geçiren komünistler, karşıt görüşte olanları büyük bir hızla ortadan kaldırdılar. Lenin Rusya’nın tek siyâsî partisi olan Komünist Partisini kurdu. Birinci Cihan Harbi sonrasında, İstiklâl Harbi yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisiyle 16 Mart 1921’de Moskova’da Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması imzâlandı. Moskova Antlaşmasıyla, Batum Rusya’ya âit Gürcistan’a bırakıldı ve Kars’ın doğusundaki Arpaçay Suyu hudut kesildi.

Zâlimliği ve halkına yaptığı zulümleriyle tanınan Lenin, milyonlarca insanı katletti. İnançsızlığın yayılması için çok uğraştı. Ölümünden sonra yerine Joseph Stalin geçti. Stalin ölünceye kadar Rus milletini ve Müslümanları işkence altında inletti. Lenin’i geride bırakarak elli milyondan fazla insanı öldürttü. Milleti kendine tapmaya zorladı. Bu iki idâreci tarafından ülke; utanç duvarları ile çevrilmiş ve demir perdelerle kapatılmış bir esâret kampı hâline getirildi.

1939 yılında Almanya ve Rusya aralarında bir saldırmazlık paktı imzâlamalarına rağmen, 1941’de Naziler Rusya’ya saldırarak Leningrad’ı kuşattılar. Uzun süren kuşatma neticesinde, Alman askerleri soğuk kış şartlarına dayanamayarak mağlup oldular. Bundan sonraki iki yıl içinde Ruslar, Almanları Doğu Avrupa ve Balkanlar’dan çıkardılar, İkinci Cihan Harbinden Rusların gâlip çıkmasında İngiliz ve Amerikan yardımları büyük rol oynadı.

Stalin’in ölmesiyle yerine geçen Kuruşçev idâresindeki Moskova diktası, Polonyalıların ve Macarların üzerinde uyguladığı büyük baskı ile kontrolünü güçlendirdi. 1964 yılında Kuruşçev’in yerine Leonid Brejnev geçti. Bu sırada Çekoslovak hükümetinin liberalist faaliyetleri görüldüğü için, Macaristan’da yapıldığı gibi 1968 yılındaRus askerleri Çekoslovakya’yı işgal etti. Tank paletleri insan cesetleri üzerinde dönerek, milyonlarca insan öldürüldü.

Dünyâyı hâkimiyeti altına almak için silâhlanan Rusya, dünyânın birçok ülkesinde komünist teşkilâtlar kurarak, dünyâ barışını tehdit ederken, çeşitli ülkelerde de iç savaşların çıkmasına sebep oldu. Memleket içindeki iktidar değişikliği darbe ve karışıklıklardan istifâde ederek 1980 yılında Afganistan’ı işgal etti. Afganlı mücâhidlerin direnmesi karşısında, büyük silâh gücüne sâhip Rus ordusu, başarıya ulaşamamış ve ağır kayıplar vererek güç durumlara düşmüştür.

Gorbaçov, 1987 yılında glasnost (açıklık) ve perestroika (yeniden yapılanma) politikasını başlattı. Ülkeyi meydana getiren 15 cumhûriyetle ilk çok partili seçimler yapıldı. 17 Mart 1991 referandumunda % 77 seçmen Rusya Federasyonu için evet oyu kullandı.

Rusya Federasyonu başkanlığına Boris Yeltsin seçildi. 19 Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı darbe düzenleyen başkan yardımcısı Gennadi Yanayev başkanlığındaki 8 üyeli Olağanüstü Hal Komitesi yönetime el koydu. Gorbaçov Kırım’daki yazlık evine hapsedildi. Rusya Federasyonu lideri Boris Yeltsin ve halk darbeye karşı koyunca Olağanüstü Hal Komitesi feshedildi ve darbeciler 21 Ağustos günü ülkeyi terk ettiler. Aynı gün Sovyet parlamentosu Gorbaçov’u resmen yeniden başkanlık görevine getirdi. Bunu tâkip eden günlerde Sovyetler Birliği’ni meydana getiren cumhûriyetler ardıardına bağımsızlıklarını îlân ettiler. 8 Aralıkta Rusya Federasyonu, Beyaz Rusya ve Ukrayna bir araya gelerek Bağımsız Devletler Topluluğunu meydana getirdiler. 17 Aralık 1991’de Mihail Gorbaçov ile Boris Yeltsin 31 Aralık 1991’de Sovyet Sosyalist Cumhûriyetler Birliğinin resmen dağıtılmasına karar verdiler. Mihail Gorbaçov emekliye ayrıldı ve yerine Yeltsin devlet başkanlığına getirildi. Baltık Cumhûriyetleri hâriç bağımsızlıklarını îlân eden diğer cumhûriyetler Bağımsız Devletler Topluluğuna katıldı. Böylece Sovyet Sosyalist Cumhûriyetler Birliği târihe karışmış oldu.

1993 başlarında parlemento ile ters düşen Yeltsin, parlamentoyu feshederek erken seçim kararı aldı. Bunu tanımayan parlamenterlerin bâzıları ve komünistler Beyaz Ev denen Rusya Parlamentosunu işgal etti. Askerî güçlerin baskısıyla işgalciler parlamentoyu boşalttılar ve Yeltsin’in isteklerini kabul ettiler. 12 Aralık 1993 günü erken genel seçim yapıldı. Hiçbir parti tekbaşına iktidara gelecek sandalye sayısı kazanamadı.

Fizikî Yapı

Rusya Federasyonu, toprak bakımından dünyânın en büyük ülkesidir. Yaklaşık 17.075.000 km2lik bir yüzölçümüne sâhiptir. Bu kadar geniş olan ülke Asya kıtasının büyük bir bölümüyle, Doğu Avrupa topraklarının bir kısmını ihtivâ etmektedir. Ülkenin 30° batı boylamı ve 170° doğu boylamları arasında 14 boylam dilimi ve 0° kuzey ve 45° kuzey enlemleri arasında 4 enlem dâiresi üzerinden geçer. Avrupa topraklarında saat yirmi dörtken Bering Boğazında saat öğleden önce on birdir.

Rusya Federasyonunun tabiî özelliği incelendiğinde üç önemli hakîkat göze çarpar; birincisi, dünyânın en geniş ülkesi olmasına rağmen topraklarının % 70’i boştur. İkincisi topraklarıyla denizleri kuşatan en geniş bir “kıta ülkesi” olduğudur. Sonuncusu ise, diğer ülkelerdeki gibi dağlık ve tepelik olmaktan ziyâde, daha çok ormanlık ve yeşil ovalık bir ükedir.

Doğu Sibirya’daki Lena Nehri ara hat kabul edilirse, bu hattın batı ve kuzey bölgelerinde kalan arâzi etkili arâzi olup, çoğu yeri 1000 m’nin aşağısındadır. Bu hattın doğu ve güneyine doğru ise, arâzi engebeli arâzi hâlini alır ve bâzı bölgeleri 6000 m’ye kadar ulaşır.

Kafkas Dağları Gürcistan’la olan tabiî sınırı meydana getirir. En yüksek yeri ise 5630 m yüksekliğindeki Elbrus (El-Iruz) Dağıdır.

Doğu Avrupa bölümü toprakları alçak bir yayla görünüşündedir. Bu yaylanın Ural Dağlarıyla birlikte güney kesimi yaklaşık 5000 km kadar devam eder ve bu alçak yaylanın bir devamı da Kafkaslara kadar uzanır. Baltık Denizi ile Pasifik Okyanusu arasında uzanan bu geniş toprakların, Asya bölümü de yine geniş bir yayla görünüşündedir. Asya topraklarının güney ve doğusu ise dağlıktır. Ülkenin Ural’dan başka iki önemli dağı, Kırım ve Kopet dağlarıdır. En kuzey alanlar tunduralarla kaplıdır. Bunun hemen aşağısında ormanlık bir şerit uzanır. Batı ve güneybatı bölgelerde ovalardan başka, ayrıca bataklıklar ve çöller de mevcuttur.

Nehirler-göller: Rusya Federasyonundaki nehirlerin kaynaklarının ve yayılma alanlarının ülke sınırları içerisinde olması oldukça önemli bir husustur. Avrupa topraklarında bulunan nehirler Volga, Don, Dinyeper, Kuzey Dvino’dur. Bu nehirler Moskova civârından doğar ve dört ayrı denize dökülürler. Bu denizler Baltık, Karadeniz, Beyaz Deniz ve Hazar Denizidir. Sibriya bölgesindeki nehirler Obi, Yenisey ve Lena’dır. Bu üç nehrin her biri yaklaşık olarak 3000 km uzunluğa sâhiptir. Güneyde yeralan Volga, Hazar Denizine dökülür. Lena, Yenisey, Obi ve Volga nehirleri, ülkeyi kuzeyden güneye kesen, su kapasiteleri en fazla olan dört büyük nehirdir. Diğer nehirler şunlardır: Neman, Donets, Ninyester, Pechora, Ussuri, Amur ve Angara. Amur Nehri, Kabarovsk bölgesinde Ussuri ile birleşir. Angara ise, Yenisey Irmağını meydana getiren iki koldan biridir.

Denizler-adalar: Rusya Federasyonunun etrâfını çeviren denizler: Kuzeyde Beyaz Burent, Kara, Laptav, Sibirya, Chukchi; doğuda Okhotsk ve Japon; güneyde ve güneybatıda Hazar, Azak ve Karadeniz; kuzeybatıda Baltık Denizidir. Bu denizlerin hepsi ülkeye fazla fayda getirmemektedir.

Devletin güneydoğu parçası ile kendisine âit Sakhalin Adası arasında Tatar Boğazı bulunur. Kuzeydoğuda ise Alaska ile Enurmino arasında, Bering Boğazı mevcuttur. Ülke kıyılarında irili ufaklı pekçok ada bulunmaktadır. Bunlardan başlıca büyük olanları; Novaya, Zemlya, Severnaya, Yeni Sibirya Adaları, Chukchi ve Sakhalin Adasıdır.

Kıyısının bir bölümü Rusya Federasyonu sınırları içinde kalan ve büyük bir göl olan Hazar Denizi, deniz seviyesinden yaklaşık 132 m kadar aşağıdadır. Ülkenin en büyük gölü Aral’dır. Bundan başka diğer önemli göl Baykal Gölüdür.

İklimi

Rusya Federasyonunun umûmî olarak iklimi kışları aşırı soğuk ve yazları sıcak ve kurak geçen kara iklimidir. Fakat geniş toprakların hepsinde aynı iklim görülmez. Bu bakımdan Rusya dört iklim bölgesine ayrılabilir: Kuzeyden güneye olmak üzere Soğuk-Tundra, Nemli Ormanlık (Tayga), Sıcak ve Çöl ile Astropikal İklim kuşaklarıdır.

Kutup bölgesine yakın yerlerdeki Soğuk-Tundra iklimi; uzun, kuru ve şiddetli bir kışa sâhiptir. Yazları sıcak ve oldukça kısadır. Tayga bölgesi yağışlı bir bölgedir. Dünyâdaki ormanlık arâzinin üçte biri buradadır. Bu ormanlar ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısını meydana getirir. Güneye doğru gidilince sıcak kuşağa gelinir. Burada hava sıcaklığı oldukça yumuşaktır. Kırım’da ise astropikal iklim mevcuttur. Ülke yüzölçümünün % 18’ini teşkil eden çöllerde de çöl iklimi hüküm sürer.

Batıdan doğuya doğru olan büyük hava akıntısı sebebiyle, Atlantik Okyanusu yakınlarındaki bölgeler mûtedil okyanus iklimi tesiri altındadırlar. Buna mukâbil, ülkenin Pasifik Okyanusu tarafı yılın altı ayı boyunca süren dondurucu ve karlı kara iklimine tâbidir. Meselâ Pasifikten birkaç km uzaktaki Sibirya bölgesinde Ocak ayı ortalaması aşağı yukarı -50°C civârında seyreder. Bütün ülkede, yaz ayları ise umûmiyetle serin geçer.

Rusya Federasyonu, dünyânın en kurak ülkelerinden biridir. Bütün topraklarının sâdece dörtte birine yakın bir bölümü ortalama 500 mm kadar yağış alır. Bundan başka çoğu nemli bölgeler tarım için müsâit sıcaklığa sâhip değildir. Yağış miktarları ise yıldan yıla çeşitli farklılıklar gösterir.

Tabiî Kaynakları

Bitki örtüsü ve hayvanlar: Dünyânın en geniş topraklarına sâhip olan ülkede bitki örtüsünün kuzeyden güneye gidildikçe sınırları kesin çizgilerle belirlenecek şekilde değiştiği görülür. Kuzey kıyılarındaki 164.400 km genişlikte tundralar bir kuşak meydana getirir. Bunun alt kesiminde, Baltık Denizinden Büyük Okyanusa kadar 960-1120 km genişlikte uzanan kozalaklı ağaçlardan meydana gelmiş ormanlar yer alır. Bu ormanlara tayga denir ve çam, köknar, ladin ve huş ağaçlarından meydana gelmiştir. Bunu tâkip eden diğer bir kuşak ise steplerdir. Bundan sonra karmaorman kuşağı gelir. Güneye inildikçe iklim şartlarının etkisiyle bitki örtüsü oldukça fakirleşmeye ve yarı çöl hâlini almaya başlar.

Dağlık bölgelerde çok çeşitli bitki örtüleri görülür. Gürcistan sınırını belirleyen Kafkas dağlarında 2100 metreye kadar olan bölgeler kışın yaprağını döken ormanlarla kaplıdır. Bu yükseklikten îtibâren geniş dağ otlakları yer alır.

En yaygın yabânî hayvanlar, tundralarda lewingler, kutup tilkileri ve ren geyiği, Taygalarda porsuk, kırmızı sırtlan, samur, boz ayı ve tilki, koruma orman bölgelerinde, yaban kedisi, kokarca; Uzakdoğuda, leopar, kaplan ve ayı bulunur. Çöl bölgelerinde yakau eşeği, vaşak, çakal, ceylân ve çeşitli kuşlar, sürüngenler; steplerde ise çeşitli sürüngenler ve ceylân yaşar.

Mâdenler: Rusya Federasyonu, mâdenler bakımından çok zengin bir ülkedir. Dünyânın ikinci büyük kömür üreticisi olan ülkede Kuzbass, Karaganda, Donbass ve Perçora büyük kömür yatakları vardır. Doğu Sibirya’da demir, altın, mika, kurşun, çinko, bakır, grafit, alüminyum ve elmas önemli mâdenlerdir. Volga-Ural bölgesinde ve Sibirya Ovasındaki Tyumen alanında petrol çıkarılmaktadır. Ayrıca ülkenin birçok bölgesinde tabiî gaz yatakları bulunmaktadır. Bütün mâdenleri ülke için yeterli miktarda çıkarılırken, sâdece kalay üretimi yetmemektedir.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Milletler: Rusya Federasyonunun nüfûsu yaklaşık olarak 145.300.000’dir. Yüzölçümüne göre nüfûsu azdır. Nüfus yoğunluğu 9 kişi civârında olup, nüfus artışı % 1’dir. Nüfûsun % 65’i şehirlerde yaşar.

Rusya Federasyonu nüfûsunun büyük çoğunluğunu Slavlar meydana getirir. Slav grubunun en kalabalık bölümünü Ruslar teşkil etmektedir. Ruslar, toplam ülke nüfûsunun % 80’ine yakın bir kısmını meydana getirirler. Ülkenin hemen her tarafında yaşarlar. Ukraynalılar, Beyaz Ruslar ve Polonyalılar mevcut diğer Slav gruplarıdır.

Slav olmayan grubun başında Türkler gelmektedir. Türkler de kendi aralarında çeşitli boylara ayrılır. Başkırtlar, Çuvaşlar, Çeçenler, Tatarlar, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya sınırları içinde kalan Türk boylarıdır. Tatarlar aslen Türk olup sonraları Ruslar ve Ukraynalılar arasına karışmıştır. Umûmiyetle Volga bölgesi, Urallar ve güneybatı Sibirya’da yaşamaktadırlar.

Diller: Ülkede konuşulan diller kök olarak beş kaynaktan gelmektedir. Bunlar Slav, Altay, Hint-Avrupa, Ural ve Kafkas grubu dilleridir. Beyaz Ruslar, Ruslar, Ukraynalılar ve Polonyalılar slav grubu dilleri konuşur. Altay grubunun ise en önemlisi Türkçedir. Türkçe, mevcut boylar arasında bâzı lehçe farklılıkları ile konuşulmaktadır.

Dinler: Rusya Federasyonunda halk genelde Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebindendir. Komünist rejim zamânında din düşmanlığı yaygınken 1989’dan îtibâren yapılan yenilikler sonunda halk dîne yönelmiştir. Dînî âyinler serbestçe yapılmaya başlanmıştır. Türklerin büyük kısmı Müslümandır.

Kültür: Sovyetlerin kültür hayâtı, 1917 İhtilâlinden sonra, değişikliğe uğramıştır. Çarlık döneminin yerini komünistlik almıştır. Komünist hedef için “her yol meşrûdur” prensibi medeniyeti, ahlâk ve mâneviyâtı, insanlığı, refah ve mutluluğu unutturmuş, insanı hayvanlaştıran bir robot ve bir makina hâline getirmiştir. Mülkiyet hakkının kalmaması, yaradılıştan buna temâyüllü olan insanı isteksizliğe ve tembelliğe sürüklemiştir. Sanat ve edebiyat ise çok cılız kalmış, temâyüz eden bâzı şahsiyetler ve ilim adamları ülkeden kaçıp kurtulma çabaları içine girmiştir. İlmin ve mâneviyâtın esâsından mahrum Rus milletleri hem maddeten hem de mânen insanlıktan uzak kalıp, kültür ve refah seviyeleri düşük kalmıştır.

Komünist ihtilâlden sonra başlatılan komünizm eğitim ve öğretimi, okullarda mecbûrî hâle sokulmuştur. Bugün okuma-yazma oranı % 98’dir. Yüksek tahsil imkânları 1970’ten sonra gelişmiştir. Teorik fen ilimleri bakımdan güçlü kadrolar, politik baskıların tesirinden, günümüzde kurtulmuştur.

Teknik çalışmalar: Rusya Federasyonu, uzay çalışmalarında ABD ile yarış hâlindedir. Fezâ çalışmalarında ve ay seyahatlerinde, Amerikalılar, Ruslardan çok ileridedir.

Rusya Federasyonunda atom konusu üzerinde çok fazla çalışma yapılmaktadır. İlk reaktör 1954’te çalıştırılmıştı ve 5000 kw gücündeydi. Son 10 yılda ülke teknik yönden çok geri kalmış olup, bunun neticesinde, yenileşme hareketleri başlatılmıştır.

Spor: Rusya Federasyonu spor alanında dünyâda söz sâhibi bir ülkedir. Spora her yıl büyük harcamalar yapılmaktadır. Umûmiyetle futbol, voleybol, güreş ve basketbol yaygındır. Ülkenin sembolü ayıdır.

Şehirler: Başlıca büyük şehirleri Moskova, Leningrad, Gorki, Sverdlovsk, Novosibirsk, Kuybişey ve Sverdlovsk’tur. Bu şehirlerin nüfûsu yaklaşık 1,5 milyonun üzerindedir. Başşehri Moskova’dır. Moskova’nın kalbi ise Kremlin (tahkim edilmiş yer mânâsına gelir) olup, 15. yüzyılda yapılmıştır. Leningrad ülkenin endüstri merkezidir. Nüfûsu bir milyon civârında olan diğer şehirleri ise şunlardır: Çelyabinsk, Ersvon, Omsk, Perm, Ufa, Rostov, Volgograd.

Siyâsî Hayat

Rusya Federasyonunun siyâsî rejimi, Sovyetler Birliği dağılmadan önce komünist diktasıydı. Sovyetler Birliği resmen dağıldıktan sonra çok partili ve başkanlık sistemine dayalı parlamenter rejime geçildi. Devlet başkanı halk tarafından beş senelik bir süre için seçilir. Devlet başkanı aynı zamanda silahlı kuvvetlerin başkomutanı ve Güvenlik Konseyinin başkanıdır. Devlet başkanı meclisi feshetme yetkisine sâhiptir.

Parlamento 450 milletvekilinden meydana gelir. Milletvekillerinin yarı dar bölge seçim sistemiyle, diğer yarısı parti listelerinden nispî seçim sistemiyle seçilir.

Ayrıca Rusya Federasyonunu meydana getiren 89 üye bölgenin ikişer temsilcisinden meydana gelen 178 üyeli Federasyon Konseyi vardır. Federasyon Konseyi, devlet başkanı tarafından feshedilemez. Konsey, meclisten geçen yasaları ve devlet başkanının sıkıyönetim yasasına ilişkin kararlarını onaylar.

Ekonomi

RusyaFederasyonu’nun ekonomisi tarım, sanâyi, ormancılık ve hayvancılığa dayalıdır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kurulan Rusya ve diğer cumhûriyetlerde büyük bir ekonomik kriz yaşanmaktadır (1994).

Tarım: Geniş Sovyet toprakları ilk bakışta ülke için avantajlı bir durum gibi gözükür. Fakat tam aksine bu durum ve buna ilâve olarak, aşırı iklim şartları ve verimli sahaların azlığı ülkenin ciddî bir problemidir. Rusya’da verimli topraklar pek azdır. Kuzey bölgelerdeki verimli alanlar ise, yağış alıyorlarsa da yağış mevsimi çok kısa sürer. Ekonomi bu yüzden ABD ekonomisinden daha güçsüzdür ve bâzı alanlarda ABD’ye bağlıdır.

Sovyet topraklarının sâdece % 10’una yakın bir bölümü tarıma müsâit durumdadır. Mevcut ekili alanlar, çayırlıklar, otlaklar ve meyve-sebze bahçeleri ülkenin ancak % 27’sini örtebilmektedir. Ülkenin esas verimli bölgesi ortada olup, “Verimli Üçgen” şeklinde nitelenebilecek bir sahadır. Üçgenin tabanı Leningrad-Odesa hattı ve tepe noktası Altay Dağlarıdır. Sibirya’da da küçük alanlar vardır. Başlıca tarım ürünleri arpa, çavdar, buğday, şekerpancarı, patates ve ayçiçeğidir.

Endüstri: Rusya Federasyonu, sanâyisi gelişmiş ülkeler arasında yer alır. Başlıca endüstri alanları çelik, makina, makina âletleri, çimento, kâğıt, kimyevî maddeler ve otomobildir. Ülkede sanâyinin gelişmesini büyük ölçüde mâden kaynakları sağlamıştır. Dünyâ demir rezervinin yaklaşık % 40’ı buradadır. Ayrıca zengin kömür ve potasyumlu tuz yatakları mevcuttur. Ağır sanâyi endüstri merkezlerinden ziyâde demir ve kömür rezervlerinin bulunduğu bölgelerde gelişmiştir. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Rusya Federasyonu, ayrılan diğer cumhûriyetler ve bütün dünyâ devletleriyle ticâret yapmaktadır. Kürk endüstrisi ülkede bir hayli gelişmiştir. Astragan (Karakul boyunu derisi) dahil kürk ihrâcâtı çok önemlidir. Özellikle samur ve vizon kürkleri çok tutulur.

Ormancılık: Ülkenin Avrupa bölümünde çam, köknar ve meşe, Sibirya tarafında sedir, karaçam ve köknar ormanları yer alır. Ormancılık ekonomide önemli yer tutar. Dünyâ kereste üretiminin, takriben % 20’sine yakın bir bölümü Rusya Federasyonuna âittir. Kereste rezervlerinin % 80’ninden fazlası Sibirya bölgesinden elde edilir.

Hayvancılık: Rusya’da hayvancılık önemli bir geçim kaynağıdır. Tabiî otlaklarda, sığır yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır. Ülkenin Avrupa topraklarında ve batı Sibirya’nın bir bölümünde özellikle sütcülük gelişmiştir. Küçükbaş hayvan besiciliği ve tavukçuluk yaygın olarak yapılır.

Balıkçılık: Rusya Federasyonu, Atlas ve Büyük Okyanusa kıyıları olması sebebiyle büyük balıkçılık filolarına sâhiptir. Karadeniz’le Aral ve Hazar Denizi gibi göllerde yapılan balıkçılık önemli olmamakla berâber, en iyi havyar Hazar Denizinden yakalanan Mersinbalığından elde edilir. Senelik yakalanan balığın büyük kısmı Kuzey ve Uzakdoğu denizlerinden gelir. Rusya balina avcılığında dünyâda Japonya’dan sonra ikinci sırayı almaktadır.

Ulaşım: Ulaşım şebekesi çok gelişmiştir. Demiryolu ulaşımı, karayoluna nazaran daha yaygındır. Demiryollarında hat aralıkları dünyâ standartlarından daha geniştir. Rus Hava Yolları (Aeroflot) dünyânın en büyük ulaştırma şebekesine sâhiptir. Buna rağmen iç seferleri çok düşük olup, ağırlık dış seferlere verilmiştir. Deniz yolu ulaşımı ise oldukça iyidir.



Romanyayla İLgili Resimli Anlatım..Buyrun..


DEVLETİN ADI: Romanya
BAŞŞEHRİ: Bükreş
NÜFUSU: 23.332.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 237.500 km2
RESMİ DİLİ: (Rumence) Macarca, Almanca
DİNİ: Ortodoks, Katolik, Kalvenist, Lüther, Yahûdî
PARA BİRİMİ: Leu (= 100 Bani)
Türkiye’nin kuzeybatısında ve Balkan Yarımadasının kuzeydoğusunda 20°15’ – 29°42’ doğu boylamları ile 43° 37’ 48°16’ kuzey enlemleri arasında bir Doğu Avrupa ülkesi. Doğuda Karadeniz, Ukrayna ve Moldovya, kuzeyde Ukrayna, batısında Macaristan ve Yugoslavya, güneyinde Bulgaristan ile çevrilidir.

Târihi

Bir Hind-Avrupa grubu olan Trakyalılar, Romanya toprakları üzerinde yaşamış ilk insanlar olarak bilinir. Bunların bir kolu olan Dokyalılar M.Ö. 800-300 yılları arasında Burebista liderliğinde Transilvanya merkez olmak üzere, Dakya Devletini kurdular. M.S. 106-271 yılları arasında Romalılar toprakları istilâ ederek insanları Romalılaştırdılar.

Osmanlı İmparatorluğu 1299 yılında kurulduktan sonra kısa zamanda cihan devleti olmuştu. Osmanlılar Avrupa içlerine İslâmiyeti yayabilmek için önceleri Balkanlara olmak üzere, Avrupa seferleri düzenlemekteydiler. 1394’te Dovin, 1456’da Belgrad, 1475’te Vaslui, 1476’da Schera seferleri, Osmanlıların Avrupa’ya ilk adım atma dönemi savaşlarıdır. 16. yüzyıl başlarındaki iki Romanya toprağı olan Eflâk ve Boğdan, Türk hâkimiyeti altında birer derebeylik oldular. Askerî ve diplomatik açıdan Osmanlı Sultanının emrine göre hareket eder ve yıllık vergi verirlerdi. İdârecileri, Osmanlı Pâdişâhları tarafından tâyin edilirdi. Zâten bunların derebeyleri kendi tebealarını Avrupalıların saldırılarından korumak için Osmanlı idâresinde kalmayı arzu ediyorlardı. Eflâk ve Boğdan halkı, Avusturyalılar, Ruslar, Tatarlar, Kazaklar ve Lehlerden ibâret bölgedeki diğer ordulara karşı Osmanlı ordusunun yanında yer aldılar.

1679’da Eflâk Derebeyi olan Şerban’ın yerine 1688’de yeğeni Kostantin Brincoveanu geçti. Bu sırada Boğdan Derebeyi Dimitri idi. Bu iki derebeyi 1711 yılında Osmanlı-Rus Harbi esnâsında isyân ederek, Deli Petro’ya yardım ettiler. Bunda, İstanbul’dan Balkanlara göç eden Yunan asıllı grupların tesiri büyüktü. Bunlar Eflâk ve Boğdan’ın idârî hayâtına nüfûz etmişlerdi. Yaklaşık bir asır Türk idâresindeki derebeyliklerin bu isyanları ve huzursuzluk çıkarmaları üzerine Eflâk ve Boğdan tahtları “voyvodalık” adı altında yeni bir sisteme konuldu. Bu sıralarda Osmanlı Devletinde duraklama devri başlamıştı. 18. yüzyıl sonlarına doğru Rusya, Osmanlı Devletine olan düşmanlığını arttırdı. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Rusya, Osmanlılardan bâzı haklar elde ederken bu arada bu iki derebeyliğin iç işlerine müdâhale etme yetkisini de kazandı. Her ne kadar kontrol Osmanlılarda kaldıysa da, birçok ticârî imkânlar kaybedildi. Bir yıl sonra Bukovina, Avusturya’ya bırakıldı. 1812 yılında Besarabya da elden çıktı. 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbinden sonra 1834 yılına kadar Eflâk ve Boğdan, Rusya hegemonyası altına tamâmen girdi. Kont Pavel Kiselev, Rusya’dan destek görerek, Osmanlı medeniyetini ortadan kaldırmaya çalıştı.

1859 yılında iki eyâlet birleşti ve 1861 yılında Romanya olarak anıldı. 1877 yılında Romanya, Berlin Antlaşmasıyle Türk hâkimiyetinden uzaklaştı. Bağımsızlıktan sonra, 1878’de krallık oldu. 1881’de I. Carol Romanya’nın ilk kralı oldu. 1886 yılında Romanya, tek meclisli anayasal monarşik idârî sistemine döndü.

Birinci Dünyâ Harbinden sonra Romanya’nın sınırları genişledi. Basarabya ve Bukovina’dan sonra Banat ve Transilvanya da ele geçirildi. Fakat çok geçmeden Basarabya ve kuzey Bukovina’yı, her zaman olduğu gibi 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi esnâsında da yıllarca adâleti altında refah içinde yaşadıkları Osmanlılar aleyhine olarak, yardım ettikleri Rusya’ya bırakmak mecburiyetinde kaldı. Hatta yoğun tehditler neticesinde Güney Dobruca da Bulgaristan’a terk edildi.

İkinci Dünyâ Harbi esnâsında Marshla lon Antonescu, Rusya’ya karşı Almanya ile birleşme teşebbüsüne geçti. Askerî bir hareketin lideri olan Antonescu 1944 yılında Sovyet entrikası ile Kral Michael tarafından bertaraf edildi ve Romanya, rusya’nın yanında yer aldı. Çok geçmeden Romanya komünizmin kucağına düştü. 1947 yılında bir Halk Cumhûriyeti hâlini aldıysa da bütün alanlardaki devletleştirilme bunu sâdece lâfta bıraktı.

1965 yılındaki yeni Anayasaya göre, Romanya artık Halk Cumhûriyeti olmaktan çıkmış ve bir sosyalist ülke durumuna düşmüştü. Tehlikeyi sezenler 1966’da Rusya’ya karşı bir bağımsızlık hareketi geliştirmeye çalıştılar. 1970 ve 1973’te Romanya Devlet Başkanı Nicolai Çavuşesku (Ceausescu) ABD’yi ziyâret etti. ABD ile 1976 yılında 10 yıllık bir ticârî anlaşma imzâlanarak, nisbeten Rusya’dan uzak durulmaya çalışıldı.

1982 yılında Romanya bir miktar daha batıya yaklaştı, üç milyar dolar dolayındaki borçlarının ödenme süresinin uzatılmasını batılı ülkelerden talep etti.

Doğu Blok Devletlerinde komünist rejimin hızla sarsıldığı 1989 sonlarında Romanya’da ilk gösteriler başladı. Gösterilerin kanlı biçimde bastırılması, ülke çapında gerginliğin artmasına sebep oldu. Ordunun, ayaklanan halkın yanında yer alması üzerine, ülkeden kaçmak isteyen Çavuşesku, yakalanarak hanımı ile birlikte yargılandıktan sonra kurşuna dizildi. Yönetimi üstlenen Ulusal Kurtuluş Cephesi, sosyalist rejime son vererek, çok partili sisteme geçiş yolunu açtı. Nisan 1990’da ilk serbest seçimler yapıldı.

Fizikî Yapı

Romanya’nın yüzölçümü yaklaşık 237.500 km2dir. Güneydoğu Avrupa’da Karadeniz kıyısında yer alır. Doğu bölgesi olan Dobruca, Karadeniz kıyısında bulunur.

Romanya’nın yaklaşık olarak üçte ikisi dağlık ve tepelik, geri kalan üçte biriyse yaylalık ve düz arâzidir. Doğu Karpat Dağları ülkenin omurgasını teşkil eder. Güneydoğuya doğru geniş bir kavis çizerek yaklaşık 97 km’lik bir mesâfe kat eder ve sonra ülkenin batısına döner ve burada Transilvanya Alpleri adını alır. Böylece ülkenin kuzey ortasındaki Tansilvanya Yaylası sanki duvarla çevrilmiş gibidir. Bu dağlar genel olarak aşınmış ve alçaktır. Yükseklikleri 900 m ilâ 1800 m civârındadır. Ülkenin en yüksek yeri Tansilvanya Alplerinde yer alan, yaklaşık 2548 m yüksekliğindeki Negoi Tepesidir. Transilvanya Alpleri, Karpatlara nazaran daha yüksek olup, ekseri tepeleri 2500 m civârında yüksekliğe sâhiptir. Romanya dağları ormanlarla kaplıdır. Bâzı dağların yüksek bölgeleri çayırlık ve buzul gölleriyle doludur.

Karpatların doğu ve güney etekleri Boğdan ve Eflâk yaylaları olup, doğuda Prut Nehri ve güneyde Tuna Nehri arasında boylu boyunca uzanır. Ortada dağ kavisinin iç kısmında yer alan Transilvanya Havzası, yaklaşık 450 m ortalama yüksekliğe sâhip tepelerle dolu yüksek bir yayladır. Bu bölge Mureş ve Someş nehirlerinin geniş ve derin vâdileriyle yer yer yarılmıştır.

Ülkenin denize açılan doğu yönünde yer alan Dobruca, Romanya’nın tek sâhil şeridine sâhip bölgesidir. Dobruca, Tuna ile Karadeniz bölgesinde yer alıp, yaklaşık 290 km’lik kıyıya sâhip bir bölgedir. Bölgenin kuzeyi alçak ve bataklık, güneyi ise, kumlu plaj arâzi ve sarp kayalıktır. Dobruca’dan başka ülke Eflâk, Boğdan, Banat ve Transilvanya olmak üzere dört bölgeye daha ayrılabilir.

Ülkenin üçte birini kaplayan Boğdan, Doğu Karpatlar ile Moldovya sınırını çizen Prut Nehrinin arasında yer alır. Bölgenin önemli şehri Iaşi’dir. Ülkenin başşehrinin yeraldığı Eflâk ise, Transilvanya Alpleriyle Bulgaristan sınırı arasındadır. Ülkenin tam orta bölgesinde yer alan Transilvanya’nın başşehriyse Cluj-Napoca’dir. Macaristan ve Yugoslavya sınırına dayanan kısım ise merkezi Timişoara olan ve düz, bataklık ve verimli bir yayla görünümündeki Banat bölgesidir. Ülkenin en doğusunda yer alan Dobruca’nın merkeziyse Canstanta (Konstanta) dır. Kuzey Tuna deltasından başlayan bölgenin ortası göllerle doludur. Güney bölgesiyse “Romanya Riviera”sı olarak bilinir ve burada pekçok plaj vardır.

İklim

Romanya’nın iklimi orta nemlilikte olan tipik bir kara iklimidir. İklim, geniş ölçüde, mevsimlere ve bölgelere göre farklılıklar gösterir. Yaz ayları kurak ve sıcak, kış ayları ise sert ve karlı geçer. Sonbahar mevsimi uzun sürerken, İlkbahar çok kısa müddetle kendini gösterir. Ocak ayı sıcaklık ortalaması yaklaşık -3°C ve haziran ayı sıcaklık ortalaması ise 23°C’ye yükselir. Ülkenin yağışı her yerde hemen hemen aynı olmakla berâber, doğu bölgeleri ve dağlık alanları diğerlerine göre biraz daha fazla yağış alırlar. Dağlık alanlarda yıllık yağış ortalaması yaklaşık 1270 mm ve Delta bölgesinde ise 380 mm civârındadır. Ülkenin genelinde ise yıllık yağış oranı 715 mm dolayındadır. Bahar aylarında sellere ve yaz aylarında kuraklıklara rastlamak mümkündür.

Tabiî Kaynakları

Ülkenin dörtte biri ormanlıktır. Ülke yüzölçümünün sâdece onda birlik bir bölümü çıplak dağlardan ve sulardan teşekkül etmiştir. Toprakların yaklaşık üçte birine yakın bir bölümü ekim için oldukça müsâittir.

Romanya’nın topoğrafik çeşitliliği, başkalığı oldukça dengeli olup, geniş ovalar, çok sayıdaki ırmak ve su yolları, verimli toprakları ve uygun iklimiyle dikkat çeker. Yoğun ormanlık olan dağlarda geniş ölçüde çayır alanları da vardır. Bu durum başta koyun olmak üzere hayvancılık için geniş imkânlar kazandırır. Sık ormanlar kereste kaynağı durumunda ve tepe etekleriyse bağ ve meyve bahçeleriyle dolu bölge hâlindedir.

Dağlar ve etekleri aynı zamanda demir ve tuz yatakları bakımından zengindir. Bundan başka, buralar, aşağı yukarı iki bin çeşit mineral kaynağına sâhiptir. Romanya, Rusya’dan sonra Avrupa’nın en çok petrol üreten ülkesidir. Ayrıca dünyâda nâdir olarak çıkarılan aaaan gazı(ural gazı) bakımından da oldukça zengindir.Ülkede çıkarılan diğer yeraltı zenginlikleriyse şunlardır: Kömür, linyit, demir filizi, manganez, krom, molibtenyum, bakır, kurşun, çinko, gümüş, altın, antimon, boksit, cıva ve uranyum.

Ülkede yetişen başlıca hayvanlar genel olarak koyun, sığır ve domuzdur. Dobruca bölgesi balık çeşitleri, kuş çeşitleri ve vahşi hayvanlar bakımından oldukça zengindir. Yaklaşık 60 çeşit balık ve 300’ü aşkın kuş çeşidi yetişir. Vahşi hayvanlardan daha çok kurt, kakum, yabânî domuza ve yabânî tavşana rastlanır.

Romanya, zengin ve dâimî akar nehir şebekesine sâhiptir. Başlıca nehirleri Tuna, Prut, Mureş, Someş, Iolomita, Siret ve Olt’tur. Çoğu nehirlerden hidroelektrik potansiyel ve Tuna ile Prut’tan da su yolu ulaşımı sağlanabilmektedir. Tuna Nehri, ülkenin Yugoslavya, Bulgaristan ve Rusya sınırlarını çizer ve doğuya doğru üç kola ayrılır. Sonra bataklık Tuna Deltasını meydana getirerek Karadeniz’e dökülür.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Ülke nüfusu 23.168.000 dolaylarındadır. Nüfus yoğunluğu yaklaşık 94’tür. Yıllık nüfus artışı % 1 civârındadır. Nüfûsun % 88’i Romen, % 8’i Macar ve % 2’si Alman’dır. Toplam nüfûsun yaklaşık yarısı şehir hayâtı yaşamaktadır. Ayrıca Ruslar, Tatarlar, Türkler, Yahûdîler, Bulgarlar, Çekler, Slovaklar, Yunanlılar, Ermeniler, Çingeneler ve Sırp-Hırvat-Sloven grupları da mevcuttur.

Halkın % 80’i Ortodoks, % 10’u Katoliktir. Ayrıca bir miktar Müslüman, Yahûdî, Kalvenist ve Lütherist de vardır. Resmî dil Rumencedir. Macarca ve Almanca da yaygın olarak kullanılır.

Halkın sosyal yapısı İkinci Dünyâ Harbi sonrası ülkeyi karartan komünizmden sonra çok değişmiş, özel mülkiyet ve hür irâde kalmamıştır. 1989’da komünist rejimin büyük bir sarsıntı geçirmesi Romanya’ya da yansıdı ve ülkede sosyalist rejime son verildi.

Ülkede okuma-yazma oranı % 98’dir. Genç nüfûsun % 70’i okul hayâtındadır. Ülkenin hayat standardı yüksek ise de, 1977’de 1300 kişinin ölümüne sebep olan Bükreş zelzelesinin inşaat ve endüstri sektörüne ağır bir darbe vurması ve gıdâ maddeleri yetersizliği ekonomide ciddi krizlere yol açmıştır.

Nüfûsun büyük bölümünü meydana getiren Romenler köken olarak eski Trakyalıların, Dakya kolundan gelirler. Daha sonra Roma idâresinin gelmesiyleRomalılaşmışlardır. Uzun yıllar Osmanlı idâresi altında yaşayan Romenler, Türk âdet ve an’anelerinin, hayat tarzının ve adâlet sisteminin tesiriyle, Osmanlı kültür potansiyelinden çok şeyler almışlar ve bunları günümüze kadar sürdürmüşlerdir. Halkın bugün hazırladığı Türk yemeklerinde marmelât, çorba, tavuk suyu çorba, sarma, ızgara, kebab, sazan balığı, koyun sütünden yapılmış peynir, pastırma, havyar ve Türk sitili tatlılar bu dönemden arta kalan izlerdir. Ayrıca çay ve Türk kahvesi, Romenlerin alışkanlıkları arasına girmiştir.

Romanya’nın başşehriBükreş olup, ülkenin en gelişmiş şehridir. Diğer önemli şehirlerse; Brasov, Timisoara ve Konstanta’dır.

Siyâsî Hayat

Romanya, önceleri Sovyet Rusya kalkınma modelini benimsedi. Bununla beraber batı ülkeleriyle de dostâne ilişkiler içine girdi. Bu vesileyle çok güçlükle kazanmış olduğu özerkliğini korumayı başardı. İMF’ye 1971 yılında üye oldu. 1981 yılında dış borç miktarı 15 milyar doları geçti. SSCB’de Gorbaçov’la başlayan ve bütün Doğu Avrupa’yı saran glastnost (yenileşme) hareketinden Romanya da etkilendi. Bunu önlemek için zamanın Devlet Başkanı Nicola Ceausescu (Çavuşesku) baskı ve şiddet yönetimini daha çok sertleştirdi. 1989’da Temeşvar’da yapılan gösterileri kanlı bir şekilde bastırdı. Bunun üzerine Ordu halkın yanında yer aldı. Çavuşesku devrildi. Siyâsî etkinliği olan karısı ile birlikte kaçmak isterken yakalanıp kurşuna dizildiler. Böylece Romanya’da sosyalist rejim son buldu. Bir Millî Kurtuluş Cephesi Konseyi (MKCK) kuruldu. Konsey Başkanlığına geçici olarak İon İliescu getirildi. İlk serbest seçimlere geçilme kararı alındı. 20 Nisan 1990’da yapılan serbest seçimlerde İ. İliescu’nun başkanlığındaki MKCK, oyların büyük çoğunluğunu alarak yönetimi ele aldı. Romanya böylece parlamenter sisteme geçerek, serbest piyasa ekonomisini uygulamaya başladı.

Ekonomi

Ülke ekonomisinin % 80’i tarıma ve % 8’i endüstriye dayanır. Ülke topraklarının % 90’ı ekime müsaittir. Fakat Romanya’nın millî gelirinin ancak % 40’ına yakın bir bölümü tarımdan karşılanır. Ülke dünyânın önde gelen tahıl üreticisi devletlerinden biridir. En önemli tarım ürünleri mısır, arpa, buğday, şekerkamışı, üzüm ve meyvedir. Bundan başka yulaf, çavdar, sebze, ayçiçeği, soya fasulyesi, tütün, pamuk, kenevir ve keten de yetiştirilir. Koyun, sığır ve kümes hayvanları yetiştirilmesi yaygındır. Balıkçılık önemli bir gelir kaynağı olup, daha çok mersinbalığı ve sakallı tatlı su balığı avlanır.

Romanya dünyânın on dördüncü büyük makina yapımı ve aaaal işçiliği bakımından gelişmiş ülkesidir. Daha çok traktör, lokomatif, elektrikli âletler ve yol delme techizâtı yapılır. Endüstrisi esas olarak, demir ve çelik üzerine kurulmuştur. Bundan başka kimyâ sanâyii, inşâat malzemeleri, çimento, kereste ve odun endüstrisi, gıdâ sanâyii, tekstil ve kumaş dokuma, elbise ve ayakkabı îmâlâtçılığı, lastik eşyâlar ve petrol ürünleri endüstrileri mevcuttur.

Ülkede başlıca çıkarılan mâdenler; kömür, demir, petrol, aaaan gazı, boksit, manganez, kurşun, çinko, altın ve gümüştür. Romanya dünyânın onuncu tuz ve altıncı tabiî gaz üreticisidir. Fakat, tabiî gaz üretimi kömür ve demir ithâlâtına bağlı kalmaktadır.

Ülkenin para birimi Leu’dur. Turizm ülkenin önemli bir gelir kaynağıdır. İthâlâtının % 16’sını Rusya ile yapar. Diğer ithâlât yaptığı ülkeler ise Almanya, ABD ve Irak’tır. Romanya’nın toplam ihrâcâtının % 18’i yine Rusya iledir. Ayrıca Almanya’ya da ihrâcât yapmaktadır.

Romanya, hidroelektrik santralları ve su yolu ulaştırması bakımından müsâit bir ülkedir. 1972 yılında Yugoslavya ve Romanya arasında Tuna Nehri üzerinde kurulan “Demir Kapı” geçidi, dünyâdaki bu tip beş büyük projeden biridir. Ayrıca Bistrita, Olt ve Siret nehirleri üzerinde de hidroelektrik santralları kurulmuştur.

Ülkenin işçi gücünün tamâmına yakın bir bölümü iki alanda kullanılır. Bunlardan % 40’ını tarım ve % 25’lik bir bölümünü de endüstri istihdam eder.

Ülkenin bütün ulaştırma ve haberleşme sistemleri devlet kontrolü altındadır ve yalnız devlet yapar. Demiryollarının sâdece % 8’i elektriklidir ve % 10’u çift hatlıdır. Son yıllarda karayolu ulaştırma sisteminde gelişmeler görülmüştür. Karayolları daha çok Transilvanya bölgesinde yer alır. Nehir ve kanallarından önemli ölçüde ulaşım yapılır. Tamâmen devlete âit olan Tarom Havayolları hem içte hem de dışta hava ulaşımını sağlamaktadır. Ülkenin başlıca büyük limanları; Galati, Konstanta ve Broilo’dur.



Portez Hakkında Geniş Bilgi ve Portekiz Resimleri


DEVLETİN ADI: Portekiz
BAŞŞEHRİ: Lizbon
YÜZÖLÇÜMÜ: 92.082 km2
NÜFUSU: 10.372.000
RESMİ DİLİ: Portekizce
DİNİ: Hıristiyan
PARA BİRİMİ: Esküdo
Avrupa’nın güneybatı ucundaki İber Yarımadasında yer alan ve etrafı İspanya ve Atlas Okyanusu ile çevrili bir ülke. 36°58’ ve 42°09’ kuzey enlemleriyle 6°11’ ve 9°30’ batı boylamları arasında kalan Portekiz’in kuzeyden güneye uzunluğu 560 km, genişliği de 215 km’dir. Kuzey Atlantik’teki Azorlar ve Madeira Adalar grubu Portekiz’e dâhildir.

Târihi

İlk çağlarda İber kabîleleri (Lusitanienler) ile işgâl edilen ülke, M.Ö. 1. yüzyılda Romalıların bir eyâleti oldu. Sonra Vandallar, Süevler (bir Alman kabîlesi), 5. yüzyıldan 8. yüzyıla kadar Vizigotlar tarafından istilâ edildi. 711 yılında ülke Müslümanların eline geçti. Endülüs Emevileri (756-1031), Tevâ’if-i Mülûk (11. yüzyıl) İslâm devletleri kurulup, bölgeye hâkim oldular. Onuncu yüzyıla doğruDouro ve Minho nehirleri arasındaki bölgeye Terra Portucallis ismi verildi. Portucallis, Lâtince Portas (liman) ve Calle (kale) birleşiminden meydana gelmiştir.

Portekiz, 1143’te bağımsız bir krallık oldu. Sınırları Merîniler’e karşı yaptığı savaşlarla genişledi. On üçüncü yüzyıl ortasına doğru bugünkü Portekiz sınırları tamamlandı. Portekizli denizciler 15. yüzyılda dünyâ çapında yayılma gösterdiler. Sonraki yüzyılda Asya,Afrika ve GüneyAmerika’da büyük bir sömürge imparatorluğu kurarak, Avrupa ve Doğu arasındaki ticâretin çoğunu ellerinde tuttular. 1598 yılında Fas şehirlerine karşı açtığı savaşta, Portekiz ağır bir mağlûbiyete uğrayınca, imparatorluk âniden çöktü. Ülkenin zayıflamasından faydalanan İspanya, Portekiz’i 1580’de topraklarına katarak, 1640’a kadar idâre etti.

Portekiz 1688 yılında Lizbon Antlaşmasıyla tekrar bağımsızlığına kavuştu. Fakat Portekiz eski ihtişamını kaybettiğinden İngiltere ile 1703’te, 20. yüzyıla kadar devam eden bir ittifak antlaşması imzâlandı. İngilizlerle müttefik olduğundan 19. yüzyılda Napolyon’a karşı savaşmak zorunda kaldı. Ülke Fransa ile savaş hâlindeyken, 1811’de kral ve âilesi Brezilya’ya sığındı. Bu dönemde imparatorluk çökmeye başladı. 1822’de Brezilya bağımsızlığını îlân edince, Portekiz tek büyük zenginlik kaynağını kaybetti.

On dokuzuncu yüzyılın tamâmı ve 20. yüzyıl başları Portekiz için ekonomik ve siyâsî istikrarsızlık dönemi oldu. Şiddetli partizan mücâdeleler, iç savaşlar ülkeyi kargaşanın içine itti. 1908’de kral katledilerek, iki yıl sonra 1910’da cumhûriyet îlân edildi. On altı yıl devam eden cumhuriyet dönemi oldukça istikrarsız olup, bu dönemde kırk sekiz hükümet kuruldu ve en az yirmi beş darbe teşebbüsü oldu. 1926’da ordu idâreyi ele aldı ve kırk sekiz yıl ülke General Franko tarafından diktatörlükle idâre edildi. 25 Nisan 1974’te hükümet genç subaylar tarafından yapılan bir darbe sonucu işbaşından uzaklaştırılınca, General Antonio de Spinola liderliğinde bir askerî cunta kontrolü eline geçirdi. Başkan Spinola solcu subaylardan gelen baskı sonucu, aynı yılın Eylül ayı sonunda istifâ etmek zorunda kaldı. Nisan 1975’te demokratik partiler oyların % 64’ünü kazanmasına rağmen, Sovyetlerce desteklenen komünist parti tesirini arttırdı. Bankalar, sigortalar ve sanâyi devletleştirildi. 1976’da yürürlüğe giren yeni Anayasada sosyalizme geçiş hedefi açık bir şekilde de ortaya kondu. Yeni Anayasanın ardından yapılan genel seçimlerde hiçbir parti çoğunluğu elde edemedi. Sosyalis Partisi Genel Başkanı Mário Soares bir azınlık hükümeti kurdu. Cumhurbaşkanlığına Genelkurmay Başkanı Antánio Ramalho Eones seçildi. Mário Soares başkanlığındaki hükümet 1977 Aralığında istifâ etti. Ocakta kurulan koalisyon hükümeti ve bunun ardından kurulan bir dizi koalisyonlar da kısa ömürlü oldu. 1980’de yapılan seçimlerden sonra merkez sağ eğilimli Demokratik İttifak, büyük çoğunlukla iktidara geldi. Bu hükümet anayasada büyük değişiklikler yaptı ve sivil yönetime geçiş yolunu açtı. 1982’de başgösteren hükümet krızi üzerine Cumhurbaşkanı erken seçim kararı aldı. 1983 Nisanında yapılan seçimlerde birinci parti durumuna gelen Portekiz Sosyalist Partisi, Sosyal Demokrat Partiyle koalisyon kurdu. Portekiz 1 Ocak 1986’da AET’ye alındı. Soares, 60 yıllık bir aradan sonra 1986 Şubatında ilk sivil cumhurbaşkanı seçildi. Temmuz 1987’de yapılan seçimlerde Sosyal Demokrat Parti sandalye sayısını büyük oranda arttırması, kurulan koalisyon hükümetinin istikrarlı olmasını sağladı. 1991’de yapılan seçimlerde Sosyal Demokrat Parti yine ilk sıradaki yerini korudu.

Fizikî Yapı

Portekiz çoğunlukla alçak ve orta yükseklikte arâzilerle kaplıdır. Toprakların % 70’ten fazlasının deniz seviyesinden yüksekliği 400 metrenin altındadır. Tagus Nehri ülkeyi birbirinden farklı iki bölgeye ayırır. Tagus Nehrinin kuzeyi büyük ölçüde dağlıktır. Bilhassa Douro Nehrinin kuzeyinde arâzinin % 90’ı 400 metrenin üstündedir.

Büyük yaylalar derin vâdilerle yarılmıştır. Bâzı yerlerde dağlar denizden 50 km içerde 910 m yüksekliği aşarlar. Douro ve Tagus nehirleri arasında üçgen biçiminde bir kıyı ovası yer alır ve iç kesimde birkaç geniş vâdi mevcuttur. İspanya’ya doğru uzanan Serra de Estrela Sıradağı Torre’de (Portekiz’in en yüksek tepesi) 1991 metre yüksekliğe ulaşır. Bu bölgeden Atlas Okyanusuna dökülen Tagus ve Douro dışındaki diğer büyük nehirler, kuzeyde İspanya sınırının bir kısmını teşkil eden Minho, Mondego ve Zezere’dir. Tagus Nehrinin güneyindeki toprakların yaklaşık % 60’ı 200 m’nin altındadır. Burası dalgalı ovalar ve alçak yaylalarla kaplı bir bölgedir. Yüksek tepelere nâdir rastlanır ve sâdece Serra de Sâo Mamede isimli bir dağ silsilesi 900 m’yi aşar. Bu bölgedeki tek büyük nehir kuzey-güney istikâmetinde akarak geniş bir vâdi meydana getirip ülkenin güneydoğu ucundan Atlas Okyanusuna dökülen Guadiana Nehridir.

İklim

Portekiz’in kuzeyinde ılıman (mûtedil), güneyinde ise sıcak bir iklim hüküm sürer. Kış boyunca batıdan yağmur getiren soğuk rüzgârlar eser. Fakat yaz yaklaşınca güneyden sıcak kuru hava dalgası gelir ve pek az yağmur yağar. Kuzey kısmı güneye nazaran daha soğuk bir iklime sâhip olduğu gibi, senenin çoğu günlerinde batıdan esen okyanus rüzgârlarına mâruz kaldığından daha çok yağış alır. Tagus Nehrinden güneye doğru gidildikçe yağış azalır ve sıcak-kurak yaz uzun süre devam eder.

Portekiz kıyısında sıcaklıklar hemen hemen her yerde aynıdır. Batı kıyısının ortasında bulunan Lizbon şehrinde sıcaklıklar, Ocak ayında ortalama 7°C ilâ 15°C arasında, temmuzda 18°C ilâ 28°C arasında değişir.

Tabiî Kaynakları

Portekiz’in yakaşık % 35’i ormanlıktır. Ormanların % 90’ı meşe ağaçları ile kaplıdır. Diğer önemli ağaçlar kestâne, incir, keçiboynuzu ve bâdemdir. Portekiz meşeden şişe mantarı yapmada dünyâda birinci sırada yer alır. Vahşî hayvanların çoğu, yabânî tavşan ve tilki gibi küçük türdendir. Geyik dağlık bölgelerde bulunur. Yeraltı zenginlikleri tungsten, bakır, demir, mermer, granit ve arduvazdır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

10.372.000’lik bir nüfûsa sahip olan Portekiz’de halk etnik yapı bakımından farklılıklar arz etmez. Portekizlilerin çoğu Avrupa boy ortalamasından biraz kısa, kara gözlü ve siyah saçlıdır. Bugünkü ülke nüfûsunu meydana getiren insanlar, değişik zamanlarda İber Yarımadasına gelen insanların karışmasından meydana gelmiştir. Bunlar Keltler, Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar, Yahûdîler, Germen kabîleleri, Araplar ve Berberilerdir.

Portekizliler 15. yüzyıldan beri dünyânın çok yerlerine göç etmektedir. Hükümet iş gücünü muhâfaza edebilmek için 1960 yıllarında göçü ciddî olarak yasak etmiştir. Bununla berâber çoğu genç olan binlerce Portekizli kânunsuz olarak ülkeyi terk etmeye devam etmekte, daha fazla ücret için Fransa ve diğer Batı Avrupa ülkelerine kaçmaktadır. Aynı zamanda köylerden yeni sanâyisi olan şehir merkezlerine göç vardır. En önemli şehir batı kıyısının ortasında yer alan başşehir Lizbon olup, nüfûsu 2.063.000’dir. Diğer önemli şehirleri Oporto, Amadora, Coimba, Borreiro, Braga, Almada veCoimbra’dır.

Ülkenin resmî lisânı Portekizce olup, şive farklılıkları halkın birbirleriyle anlaşmasında herhangi bir güçlük çıkarmaz. Nüfûsun % 98’i Roma katoliği olup, ancak birkaç bin Protestan ve az sayıda Yahûdî vardır.

Portekiz’de ilköğretim mecbûrî olup, 6 yaşından îtibâren başlar. Okuma-yazma oranının % 70 olduğu ülkede, yüksek tahsil Lizbon, Oporto ve Coimbra üniversitelerinde, Lizbon Teknik ve Katolik Üniversitesinde ve değişik enstitülerde yapılır.

Siyâsî Hayat

1976 Nisanında yürürlüğe konulan yeni anayasa ile sosyalist bir yönetim içine girenPortekiz, 18 idârî bölgeye ayrılmıştır. Başlıca yönetim organları cumhurbaşkanı, ihtilal konseyi ve hükümettir. İhtilâl konseyi 4 komutan ve silâhlı kuvvetlerden seçilen 14 subaydan meydana gelmiştir. Portekiz NATO’ya üyedir.

1980’de yapılan seçimleri büyük çoğunlukla Merkez-sağ eğilimli Demokratik İttifak kazandı. Yeni hükümet, anayasada bir sürü değişiklik yaparak sivil yönetime geçiş yolunu açtı. 1985 Ekiminde yapılan seçimleri serbest piyasa ekonomisini savunan Sosyal DemokratParti kazandı. 1986 Şubatında Mário Soares Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak 60 yıllık bir aradan sonra ilk sivil Cumhurbaşkanı oldu. Aynı yıl Portekiz AET’ye alındı.1989’da yapılan değişiklikle sosyalizmle ilgili ifadeler anayasadan çıkarıldı.

Ekonomi

Portekiz Avrupa’nın en az gelişmiş ülkelerinden biri olup, ülkede hayat seviyesi düşüktür. Çalışan nüfusun % 31’i tarım, % 35’i sanâyi ve ticâret, % 34’ü çeşitli hizmetlerde çalışır. İmâlât ve inşâ sanâyii brüt millî hâsılanın beşte ikisinden fazlasını sağlar. Tarım ise, brüt millî hâsılanın ancak üçte birini temin eder.

Portekiz’de önceden beri gıdâ sanâyii, tekstil, mobilyacılık ve inşaat sektörü önemli bir yer tutar. Gıdâ sanâyiiyle ilgili olarak değirmencilik, şeker, balık konserve ve zeytinyağı fabrikaları bulunur. Tekstil sanâyiinin ana ürünleri pamuk, bükülmüş yün iplik ve elbisedir. Giyim sanâyiiyle bağıntılı olarak ayakkabı imâlâtı da gelişmiştir. Orman zenginlikleri; kâğıt hamuru, kâğıt, şişe mantarı, zift, reçine, neft yağı üretiminde ve bilhassa mobilyacılıkta kullanılır.

Yeni sanâyi dallarının en önemlilerinden biri elektronik makinalar ve yardımcı parçalarıdır. Petrol rafinerilerinin kurulması, petro-kimyâ sanâyiinin gelişmesini sağlamıştır. Ufak çapta demir ve çelik sanâyii mevcuttur. Gemi yapımı ve gemi tamir tesisleri Portekiz’i bu sektörde Avrupa’da birinci yapmıştır.

Portekiz arâzisinin yaklaşık % 55’i tarıma elverişlidir. Ekilebilir toprakların çoğunda tahıl (buğday ve çavdar) yetiştirilir. Fakat randıman, çoğu yerlerde toprak verimsiz ve erozyona mâruz kaldığından düşüktür. İşgücü, bilhassa güneyde yetersizdir. Ülke buğday ve diğer tahılları ithâl etmek zorunda kalmaktadır.

Portekiz’de asma bahçeleri ekilen toprakların % 10’unu kaplar. Ülkede zeytinyağı üretimi de ileri durumdadır. Meyve ağaçları olarak ülkenin kuzey yarısında elma ve armut, güneyde portakal yetişir.

Portekiz’de mâden yatakları çok çeşitliyse de, çoğu yetersiz seviyede ve ulaşılması güç yerlerdeveya fon yetersizliğinden istenilen derecede işletilememektedir. Çıkarılan önemli mâdenler tungsten, demir, kükürtlü bakır, mermer, granit ve arduvazdır. Portekiz, ihtiyâcı olan petrolün hepsini ithâl etmektedir.

Portekiz bükülmüş yün iplik, kumaş, elbise, konserve balık, şişe mantarı, kâğıt hamuru ve kâğıt, elektrik âletleri ihraç eder. Portekiz ticâretinin çoğunu üyesi olduğu Avrupa Ortak Pazarı ülkeleriyle yapar.

Portekiz’de karayolları51.953 km’dir. Bunun 44.680 km’lik kısmı asfalt kaplanmıştır. Demiryolları 3600 km olup, diğer Batı Avrupa ülkelerine nazaran geridedir. Havayolu ulaşımı 13 havaalanından sağlanmaktadır. Portekiz ticâret filosu nüfûsuna nispetle büyük olup, 750.000 tonilâto kapasitesindedir.


The Palm İslands Dubai***


Dünyanın en çılgın kenti: Dubai

Dubai dünyanın en büyük inşaat alanı konumunda. Mohammed bin Rashid Al Maktoum’u, büyük düşündüğü için tebrik etmek gerek.

Önce Burj al-Arab isimli dünyanın en yüksek otelini inşa ettiler. Otelde 180 metre yükseklikte bir lobby sizi karşılıyor. 200 metre yükseklikte veya suyun altında bir restoranda yemek yiyebiliyorsunuz. En küçük oda 169 metre kare ve geceliği 1000 dolar. En büyüğü ise 780 metre kare ve geceliği 28000 dolar. Bu otel yetmez deyip 6500 yataklı Asia Asia isimli devasa bir otel için de düğmeye basmış durumdalar. Bir de 550 milyon dolara mal olması beklenen, dünyanın ilk su altı oteli olan Hydropolis ile uğraşıyorlar

Ancak bu oteller de Dubai’lilerin hızını hiç kesmemiş. Şimdi de yaklaşık 800 metre ile dünyanın en yüksek binasını Burj Dubai inşa etmek için kolları sıvamış durumdalar. Bu binanın iç tasarımını da Giorgio Armani yapacak. Kentte Al Burj isminde bir binanın daha yapımına başlanacak, ki bu binanın da en az 700 metre yükseklikte olması bekleniyor. Tabi dünyanın en büyük insan yapımı marinasının (Dubai Marina) ve dünyanın en büyük alış merkezi Dubai Mall’ın da inşaatları sürmekte.

Dubai sadece dikeyde değil yatay düzlemde de ciddi görünüm değişikliğine uğruyor. Şehire Jumeirah, Jebel Ali ve Deira isminde 3 tane palmiye görünümünde ada inşa ediliyor.Bu adalarda pek çok lüks villa, otel ve rekreasyon alanı bulunacak

Daha da çılgın bir proje ise yaklaşık 300 küçük adadan oluşan bir dünya adası projesi. Bu adalardan istediğiniz de alabiliyorsunuz. Yanlız ufak bir sorun var; Adanıza gidebilmek için ya tekneniz ya da helikopteriniz olması gerek.

Bununla da bitmiyor, Jebel Ali adasını çevreleyen 440 kilometre karelik, yaklaşık 400 bin kişinin yaşaması beklenen Dubai Waterfront adında bir yer daha kuruluyor.

Gelmesi planlanan bu kalabalık nüfusu desteklemek üzere Dubai kendi Silikon Vadisini ve Eğlence parkını kurmayı da planlıyor. Dubailand isimli bu eğlence parkında Snowdome isminde cam kubbeyle örtülü bir kayak pisti de olacak. Bu park, şu anda dünyanın en büyük eğlence parkı olan Walt Disney World’ün 2 katı büyüklüğünde olacak. Ayrıca yine bu parkta dünyanın en büyük dönme dolabının yapılması planlanıyor. Bu kadar turist trafiğini karşılamak için de dünyanın en büyük havalimanının inşaatına başlanmış.

Tabii herşey toz pembe değil. Bu çılgın inşaat sürecini devam ettirmek üzere, kentte 24 saat çalışılıyor. Dünyadaki mevcut vinçlerin %17 sinin Dubai’de kullanıldığı sanılıyor. Bu iş yüküne yetişebilmek için Hindistan, Bangladeş,Pakistan gibi ülkelerden ucuza çalışacak işçiler getirtiliyor. Ağır çalışma şartları yüzünden Burj Dubai’nin inşaatında işçilerle çatışma yaşanmış.

Bütün bunlar elbet boşuna değil; Dubai’nin petrol rezervinin 2016 yılında sona ereceği sanılıyor. Amaç o yıla kadar Dubai’yi bir turizm cennetine dönüştürmek.

Dubai’nin hangi hızda geliştiğini göstermek için size iki fotoğraf. İlki 1991 yılında çekilmiş;

Bu da 2005 yılında aynı yerden çekilen Dubai fotografı;

Dünyanın En Pahalı Adası “Hot Island”


Theresa Bernabe emlak şirketi, Pasifik Okyanusu’nda Fiji Adalarının kuzey doğusunda “Hat Island” adlı bir adayı 56 milyon avroya satılığa çıkardığını açıkladı.
“Dünyanın en pahalı adası” olarak satılığa çıkartılan ada hakkında verilen bilgilerde, 314 metre yükselikteki adanın yüzölçümünün 54 kilometrekare olduğu belirtildi.
Adaya en yakın ulaşım 20 kilometre uzaklığındaki limandan tekne ile yapılırken, özel bir uçağın veya helikopterin iniş yapabilmesi için zeminin pist inşa etmeye uygun olduğu kaydedildi.
Adayı alacak kişinin ayrıca, 32 kilometre uzaklıktaki Mago Adası’nın sahibi olan Mel Gibson ve “Yeni Hayat” filminin çekildiği adayı satın alan Tom Hanks ile komşu olacağı belirtildi.

Hat Island (Fiji) 56 milyon €

İstanbul’a Gidip Anadolu Fenerini Görmek Lazım


Anadolu Feneri Poyrazİstanbul Boğazının Anadolu yakası Karadeniz girişinde yer alan Anadolu Fenerine gidiyoruz ama önce Poyraz köye uğrayacağız

Beykoz’dan dönüp Yuşa Tepesini geçerek Anadolu Kavağına gidiliyor, bunun yanı sıra yola devam ederek Yoros Kalesi yanından geçip Poyraz ve Anadolu Fenerine ulaşmak mümkün. Bir başka alternatif olan Beykoz’dan direk olarak Akbaba Köyü yoluyla Anadolu Fenerine gidilebiliyor. Her iki yol ile ulaşılan bu iki nefes borusu İstanbul boğazına hâkim manzarasıyla yüksek tepelerde yer alıyor. Poyraz yaz boyunca teknelerin, yatların sığındıkları korunaklı bir koyda bulunuyor. Sahil kum plaj olunca denizden gördüğü rağbete karadan gelenler de ekleniyor. Kıyı bandı üzerinde omuz omuza vermiş, hepsi deniz manzaralı balık restoranları açık ve kapalı bölümleri ile köyün cazibesini artırıyorlar. Araçla sahile kadar inilebilen, dalgakıran çevresinde dolaşılabilen Poyraz da, araçla veya merdivenle çıkılabilen yüksekçe bir tepede seyir ve piknik alanı bulunuyor. Her iki yönde farklı bakış açılarına sahip manzaraya karşı ağaç gölgesinde çay yudumlamak, oksijeni bol, deniz kokulu püfür püfür esen rüzgâra teslim olmak, serinlikler yaşamanıza, tüm zihin yorgunluğundan kısa sürede kurtulmanıza yardımcı oluyor. Poyraz’ın hemen her yerinde araç park imkânı var. Köye bir köprü ile bağlanan ve Poyraz cami yanında bulunan uç burundan Anadolu Fenerini görebiliyor, hiç kimseye bir kuruş ödemeden muhteşem manzaraya karşı kalabildiğiniz kadar kalıyor, piknik yapabiliyorsunuz. Fakat daha cazip bir başka mekân Poyraz Gözetleme kulesi ve Kalesinin yer aldığı kule dibinde bulunuyor. Şimdi oraya gidiyoruz.
Poyraz Kalesi Caminin arkasında ki köprüden geçip köşedeki çeşmeyi sola doğru dönünce kale karşınızda beliriyor. Yeşillikler içinde ilerliyor ve kalenin içine girebiliyorsunuz.
Poyraz köyünün kuzeydoğusunda, boğaz girişine hâkim bir yerde, bugün kısmen ayakta kalabilmiş gözetleme kulesine sahip kale dairesel bir plana sahip. Batı giriş kısmı düz, 20 metre çapında olan kalenin duvar kalınlığı 160 cm olup, üzerinde 12’si dar, 12’si geniş mazgal bulunuyor. Kale girişinin sağ ve solunda personelin kaldığı mahzen girişleri görülebiliyor. Kalenin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1778 savaşı sonrası Kaptan-ı derya Cezayirli Hasan Paşa tarafından Fransız mimarı Baron de Tott’a yaptırıldığı sanılıyor. Karşı yakada yer alan Garipçe Kalesi ile aynı devre ait olduğu, aynı amaçla yapılıp kullanıldığı biliniyor. Kalenin etrafı ise bahar aylarında çıtı pıtı, renk ahenk çiçek yapıyor.

Kalede piknik


Kaleyi arkamıza alıp güvenle ilerliyor tepeye kurulmuş piknik bahçeli özel kamelyalı kır lokantasına konuk oluyoruz. Kır lokantasını Hayati Aktaş işletiyor. Balık, et, tavuk bulunduruyor. Piknik yapacağımız masaya yakın bir yere aracı çekiyor masaya yerleşiyoruz. Beraberimizde getirdiklerimiz varsa getirdiklerimizi, yoksa lokantaya vereceğimiz siparişlerle piknik yapıyoruz. Lokantadan hiçbir şey yemezseniz kamelya kirası 20 milyon TL ödüyorsunuz. Yemek yiyenler sadece yediklerini ödüyor, kira vermiyorlar. Lokanta personeli arzu edenlere kömürü yakılarak ateşi hazır mangal getiriyor. Çim kaplı tepede toprağa basarak, dolaşarak yemek yerken çevreden gelen diğer mangal dumanı kokuları kendin pişir, kendin ye zevkinizi körüklemeye yetiyor. Tam karşınızda Garipçe Köyü, Rumeli Feneri, boğazı bitirip Karadeniz’e kavuşan veya İstanbul’a giriş yapan gemiler, şilepler, arada yatlar, yelkenliler ve de tankerler sizi oyalıyor. Aileler, motosiklet grupları yemek yiyip, içeceklerini yudumlarken sahilde bulunan içi mağara gibi oyuk “Plefkaya” isimli ilginç konik kayaya da bakıyorlar. Kış boyunca üzerinden dalgalar geçen, duvarları döven dalgalara karşı koyan kaya kütlesi, doğal anıt olarak seyrediliyor. Kaya çevresi temiz denizi, manzarası ile yatların, küçük teknelerin uğrak yeri oluyor, isteyenler deniz banyosu alabiliyor, çevrede dolaşabiliyor, rüzgârlı tepede uçurtma uçurabiliyor, kalede anı fotoğrafları çekebiliyor.
Kule dibi piknik alanından ayrılıyor ve Anadolu Fenerine yöneliyoruz.

Anadolu Feneri

Gerek Poyraz, gerekse Anadolu Fenerine yaptığınız gezi boyunca içinizi bir huzur kaplıyor. Birincisi iyot ve yosun kokulu denizin kokusunu taşıyan filtre edilmişçesine temiz ve hafif rüzgârın bünyenizde yarattığı sakinleştirici etkisi.
İkincisi kent yaşamı içinde beton, asfalt, :-):-):-):-)l zeminlerde dolaşıp üzerinizde biriken elektrikten toprağa basarak bünyenizi kurtarmış olmanız. Üçüncüsü ise her iki köye yaptığınız gezilerde hem İstanbul’dan uzakta çok farklı bir mekânda bulunduğunuzu hissediyor, görüyor, yaşıyor, hem de Levent, Maslak semtlerinden göğe yükselen gökdelenlerin oluşturduğu yeni İstanbul siluetini görerek, kentten pek de uzakta olmadığınızı fark ediyorsunuz.
Hiç İstanbul’da değilmiş gibi bir izlenim içinde ilerlediğiniz yolun yemyeşil ağaçlarlar, bodur bitkiler, çiçekler, ormanlarla kaplı olması, hala betonlaşan kentte hayat olduğunu anımsatması, mutluluğunuzu artırmaya yetiyor. Özlediğiniz nefes borusunun bu denli yakın ve bakir kalabilmesi, tekrar tekrar gelme arzusu uyandırıyor. Bu izlenimle 10 dakika gibi kısa sürede sağlı sollu piknik bahçeleri arasından geçerek geldiğiniz Anadolu Feneri son nokta oluyor, burada kontak kapıyorsunuz. Fenere gelirken ilk karşılaştığınız restoran “Ay Işığı” oluyor. Tel no: 0(532) 788 20 03. Rampada ki restoran önünden geçen yokuş sizi sahile balıkçı teknelerinin çekek yerine getiriyor. Daha ilk dakikadan itibaren balıkçı köyünde olduğunuz hafızanıza kazınıyor. Manzara ve ortamın tadını iyice çıkarmak, bu zevki uzun süre yaşamak için araçlarında şezlong, portatif masa, katlanabilir sandalye, şemsiye getirmeyi tasarlayıp gerçekleştirenler, doğanın bonkör davrandığı yerlere imrendirici masalarını kuruyorlar.
Hafta sonlarının klasik kokusu, ızgara dumanları ne kadar yemek yerseniz yiyin iştahınızı sürekli uyandırıp acıkmanıza neden oluyor.
Sahile inen yokuşu kullanmayıp da düz devam ederek fenere ulaşanlar, fenere komşu olan caminin balkonundan çevreyi seyretme imkânı buluyorlar. Bu noktada ki seyir terasından boğaz, İstanbul gökdelenler silueti, çekek yerine bakılıyor, fotoğraflar çekiliyor, çektiriliyor. Kuruluşu diğer kale ve kulelerle aynı tarihi taşıyan, aynı ölçülere sahip Anadolu Feneri Gözetleme kulesi, bugünkü deniz fenerinin bulunduğu yerde ki dış duvar kalıntıları da görüldükten sonra, arzu edenler caminin arkasında bulunan dik merdivenden inerek yamaca kurulu kuş yuvası misali mütevazı balık lokantasında mola veriyorlar. Taraçalar halinde çeşitli kademelere konulmuş masalara kurulup deniz fenerinin altında, denize karşı taze balık yemenin zevkine doyum olmuyor. “Kaptanın Yeri” isimli lokantayı Ahmet Faruk Başaran işletiyor. Tel No: 0(216) 536 02 36. Çinekop, tekir, dilim palamut, deniz levreği, hamsi, istavrit gibi yöre balıkları, balık köftesi, balık böreği, mevsim salatası türünden yemek yeniyor, üzerine kahveleri, sodaları içerek dönüşe başladığınız anda aklınız Anadolu Fenerinde, Poyrazlarda kalıyor. Olayı çok önceden fark edip bölgede yapılmış villalar aklınızı çeliyor. İsterseniz İstanbul’a direk dönüyor, isterseniz ekmek arası midye tava yeme bahanesiyle Anadolu Kavağına uğrayabiliyor veyahut Yuşa Tepesine giderek dua ediyorsunuz. Özel bir durum, aşırı trafik yoğunluğu yoksa güzel anlar yaşanmış bir günün akşamında, Anadolu Fenerinden hareketle bir saat sonra kentin merkezinde olabiliyorsunuz. Tarihin sessiz tanıklarından olan Anadolu yakasında Anadolu Feneri, Rumeli yakasında Rumeli Feneri boğazın Karadeniz girişinde gece gündüz gemilere yol gösterip birbirlerine göz kırpmaya devam ediyorlar.

alıntı