GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Aksaray’ın Yerel Mimari Özellikleri

Aksaray, ilk çağlardan beri önemli bir yerleşim merkezi olma özelliğini sürdürmektedir. Kapadokya bölgesinin en belirgin özelliklerinden birini teşkil eden yeraltı yerleşim örneklerine burada da çok sık rastlanmaktadır. Henüz bunların büyük bir bölümü ziyarete açık olmamakla birlikte, ziyarete açık olanlar ilgi çekmekte ve yörenin turizmine ayrı bir canlılık kazandırmaktadır.

                        

            

          (Güzelyurt Kalburlu Kilise)

          Yine bölgeye has kaya oyma yerleşim yerleri ile kaya oyma kiliseler çok sık görülmektedir. Sadece Ihlara Vadisi içerisinde binin üzerinde kaya oyma yerleşim yeri ve kilise mevcuttur. Çoğunluğu Hristiyanlığın ilk dönemlerinden kalma ve fresklerle bezeli kiliseler yerli ve yabancı yüzbinlerce ziyaretçiyi adeta büyülemektedir.  

            

                                     (fresk)     

  

     Yeraltı ve kaya oyma yerleşim yerleri ve kiliselerin yanı sıra, yine Hristiyanlığın ilk dönemlerinden (5. yy) kalma, ilimiz geneline dağılmış  çok  sayıda kilise ve manastır yerel mimari açısından çok büyük öneme haizdir. Freskleri yer, yer parçalanmış olmasına rağmen bu eserler döneminin özelliklerini en iyi şekilde günümüze yansıtmaktadır.

Eskiden beri anayolların kesiştiği, stratejik bir konumda bulunması Aksaray’ı Selçuklu ve Karamanoğulları eserleri yönünden de zenginleştirmiştir. Uluırmak üzerinde bulunan iki ve üç gözlü köprüler, hanlar, kervansaraylar ve hamamlar o devrin özelliklerini gösteren, o döneme ışık tutan değerli hazinelerdir.

             

 

Camii, minare ve minberlerde görülen taş oyma sanatının inceliği, çinilerdeki renk ve desen uyumu ve bezemelerdeki karakteristik dönemin mimari özelliklerini günümüze taşıyan öğelerdir. Kesme taştan, geniş avlulu, balkonlu, yüksek ve ferah olarak yapılmış olan eski Aksaray evleri, yazları serin ve kışları da sıcak olması nedeniyle oldukça sıhhatli yapılardır. Genellikle tek katlı ve en çok iki katlı olarak yapılmışlardır. Bu yapılar geniş bir salonda çok sayıda odaya açılan kapılar ve arka bahçe kapısı ile ön cephelerdeki taş oyma sanatının zerafeti ile yakın geçmişimizin mimari özelliklerini taşımaktadır.

                  

Aksaray İklimi

AKSARAY İKLİMİ:         Aksaray ili meteoroloji istasyonunun, kuruluşundan, 1995 yılına kadar olan bilgileri değerlendirmeye alınmıştır:  

A- SICAKLIK:         İncelenen meteorolojik elemanlar Sıcaklık, Bulutluluk, Yağış ve Nispi Nem durumudur. Bu meteorolojik elemanlar mahalli saatle 07.44, 14.44, 21.44’de olmak üzere, günde üç defa rasat edilmektedir. Rasatların uzun yıllara göre ortalama, ekstrem bilgileri ve sayışlı günleri, tablo şeklinde verilmiştir.          Aksaray’da yıllık ortalama sıcaklık 11.5°C derecedir. Ocak ayındaki ortalama sıcaklık ise -02°C derece olarak görülmektedir. Rasat edilen en yüksek sıcaklık Ağustos ayında 38.4°C derece olarak ölçülmüştür. En düşük sıcaklık ise Şubat ayında -29.0°C derece olmuştur.  

B- YAĞIŞ:         Aylara göre yağış miktarı incelendiğinde yağışsız ay bulunmadığı, en az yağışın Temmuz ayında olduğu görülür. Yıllık toplam yağış miktarı 351.6 milimetredir. Günlük en çok yağış miktarı Haziran ayında 52.0 mm. olarak ölçülmüştür.          Kar yağışları, kasım ayında başlamakta ve nisan ayında sona ermektedir. Aksaray’da 13 gün kar yağışlı, 24 gün karla örtülü geçmektedir. En yüksek kar kalınlığı ise 45 cm. olarak Aralık ayında tespit edilmiştir.  

C- BASINÇ – NEMLİLİK:         Ortalama aktüel basınç 904.8 milibardır. Rasat süresi içinde en yüksek aktüel basınç Ocak ayında 925.6 milibardır, en düşük aktüel basınç ise yine Ocak ayında 880.2 milibar olarak ölçülmüştür. Nispi nem değerleri kış aylarında genellikle daha yüksek, sıcaklığın artığı yaz aylarında ise daha düşüktür. Yıllık ortalama nispi nem değeri % 62, en düşük nispi değeri ise % 5’tir.          Aksaray’da yıllık ortalama bulutluluk 4.0 olarak tespit edilmiştir. Bütün yıl bulutluluğun en az olduğu aylar yaz, en fazla olduğu aylar kış aylarıdır.         

Sonuç olarak, yapılan çeşitli iklim tasniflerine göre Aksaray ili orta iklimler kuşağında olup soğuk yarı kara iklim tipine sahiptir. En soğuk ayın ortalama sıcaklığı -3° C derecenin üstünde, yazlar kurak, soğuk devredeki en yağışlı ayın miktarının üç katına eşittir. En kurak ayın yağış miktarı 30 mm.’ den az, nadiren sisli, nemli, az yağışlı, nispeten serin ve en sıcak ay ortalaması 24°C dereceden azdır. Kışlar nispeten kısadır. Fakat birkaç ay toprak donabilir veya karla örtülü kalabilir

Düğün Gelenekleri

DÜĞÜN GELENEKLERİ:      Bugün Anadolunun hemen her yerinde olduğu gibi, kızı veya oğlu olan aileler, kızını evlilik çağına geldiği zaman, oğlunu de genellikle asker dönüşü evlendirirler. 

a) Kız Arama:Oğlanın istediği veya aile arasında beğenilen bir kız tespit edilir. Kızın gönlünün olup olmadığını anlamak ve davranışlarına bakmak için bir veya iki kadın kız evine gider. Kızın gönlü var ise ve beğenildiyse dünür gönderilir. 

b) Dünür:Ailenin yakınlarından ve hatırı sayılan birkaç kişi kız istemeye giderler. Biraz sohbetten sonra, “ALLAH’ın emri ve Peygamber Efendimizin kavli” ile kız istenir. Kız evi, “Kısmetse olur” diye düşünmek ve oğlanın durumunu sormak için mühlet ister. Durum tetkik edildikten bir müddet sonra oğlan evi neticenin ne olduğunu sormak üzere tekrar gider. Oğlanın durumunu tetkik eden kız evi, münasip görmediyse veremeyeceklerini, beğenmişlerse nişan gününü tespit edip, alınacak eşyaların neler olacağını konuşurlar. 

c) Nişan:    Tespit edilen güne kadar oğlan evi tarafından nişan giysileri ve yüzük alınır. Ailenin durumuna göre nişan ya evde aile arasında, yada düğün salonunda yapılır. Nişan yerinin temini kız evine aittir. Nişan salonda yapılacaksa kalabalık bir davetli topluluğu bulunur ve saygı duyulan bir büyük tarafından yüzükler takılır. Bunun üzerine gelin kıza, oğlan tarafı para ve kıymetli eşyalar hediye eder. Nişan pastası getirilerek misafirlere dağıtıldıktan ve eğlenildikten sonra davetliler dağılır. 

d) Düğün:    Her iki taraf düğünden 15 gün önce hazırlıkların bitip bitmediğini birbirlerine sorarlar. Hazırlıklar bitmemişse düğün bir iki ay ertelenir. Hazırlıklar bitmiş ise, hemen resmi işlemlere başlanır. Düğün kurulmadan önce kız, oğlan evi tarafından şehre götürülerek izinnamesi çıkarılır. Düğüne davet edileceklere basma veya pazenden birer metre yolluk alınır. Buna “Gönüllük” denilir. Düğün genellikle bir hafta devam eder. Düğün haftasının başında oğlan evinin damına bayrak dikilir. Böylece düğün olacak ev belirlenmiş ve ilan edilmiş olur. İlk günden itibaren kadınlar oğlan evinde toplanarak eğlenmeye başlarlar. Salı günü komşu köyler davet edilir. Komşu köylerden gelenler, önde bayraktar olmak üzere, tutulan çalgıcılar ve köy halkı tarafından topluluk halinde karşılanır. Oğlan evi gelen misafirleri ağırlar. Akşam da kadın ve erkeklerin eğlenceleri ayrı, ayrı devam eder. Çarşamba günü çevre köylerden gelenlerle köy meydanında toplanılır. Sabahtan akşama kadar halay çekilir ve güreş yapılır. Belirli bir uzaklıktaki testiyi (Kelle) vurmak için atıcılık müsabakası yapılır. Güreşte başı alana ödül olarak bir keçi verilir. Testiyi vurana ise şeref ödülü olarak damadı koruma görevi verilir. Çünkü damat korunmaz ise kaçırılır. Geri kurtarmak için kaçıranlara para verilir. İkindiden sonra halk oğlan evinde toplanır. Sonunda bayrak oğlan evinden indirilerek, milli ve mahalli kıyafetler giyen kadınlar, önde bayrak, erkeklerle birlikte kız evine giderler. Kız evi bahşiş almak için kapıyı açmaz. Oğlan evi bahşişi vererek kapıyı açtırır. Böylece kadınlar içeriye girerler. Erkekler, bayrak ve çalgıcılarla birlikte oğlan evine dönerler. Aynı gece erkekler düğün odasında toplanarak geç saatlere kadar içki içip eğlenirler.    h) Kına Gecesi:    Kız evine gelen kadınlar, burada yemek yerler. Yemekten sonra eğlence başlar. Başka bir yerde bulunan gelin kızı getirmek için tef çalan iki kadın, hem tef çalarak hem de şu nağmeleri söyleyerek kızı getirirler.    Kız anası, kız anası    Hani bunun öz anası    Çağrın gelsin kız anası    Yaksın elinin kınası    Kız da buna karşılık olarak şunları söyler:    Bahçenizde ot mu idim,    Üstünüze yük mü idim,    Bir kız size çok mu idim,    Oy anam oy, vay anam vay.    Kadınlar gelin kızı ortalarına alırlar ve buraya konan bir yastık üzerine dua okuyarak üç kez kaldırıp otururlar. Bu arada kadınlar oynarken getirilen kına, kızın sağ elinin ortasına ve ensesine yakılır. Başına al (kırmızı) ve yeşil tülbent örterler.    Gelinin kınası yakıldıktan sonra burada bulunan kadınlarda kına yakarak,çerez dağıtırlar. Eğlence bittikten sonra gelin kızın yanında yer alan yakın arkadaşları, diğer kadınlarla birlikte şu nağmeyi söyleyerek ayrılırlar. 

    Tuz çömleği, tuzsuz olmaz    Büyük evler kızsız olmaz    Kız eşim kız ayrılalım    Sabah olsun bir olalım. 

i) Gelin Çıkarma:    Gelin kızla beraber kalan kızlar sabah erken kalkarlar ve gelin kızın çeyizini dışarı çıkarırlar. Oğlan evinden bir kadın gelin kızın gelinliğini getirir. Bahşişini aldıktan sonra teslim eder. Elbise gelin etrafında üç defa dolandırılarak giydirilir. Ayrıca başına fes te giydirilir. Yüzüne al, alın üzerine yeşil bunun üzerine de beyaz atkı örterler. Atkının üzerine de altın takarlar. Giydirme işlemi bittikten sonra, kız evde bulunan herkesle vedalaşır.Oğlan evinden bayrakla, halay çekerek kız evine gelin almaya gelen seğmenler, gelinin eşyasını bir arabaya yüklerler. Gelin kardeşi tarafından beline al kuşak bağlanarak, doru bir ata bindirilir. Büyüklerden biri atın başını çekerek, toplulukla beraber köy etrafında dolaştırılır. Mezarlık yakınından geçilerek gelin oğlan evine getirilir.    Damat evin kapısında bekler. Damadın annesi, babası, yakınları ve düğüne gelen davetliler tarafından hediyeler verildikten sonra gelin attan iner. Damatla birlikte kesilen kurbanın üzerinden atlayarak eve girerler. Gelin eve girerken, damat, daha önce hazırladığı bozuk paraları cebinden çıkararak arkasına atar. Bu arada silahlar atılır, halaylar çekilir. Bir müddet sonra da düğün resmen bitmiş olur. Böylece çevre köylerden gelenler de köylerine dönerler.

Ihlara Vadisi

Aksaray, Hristiyanlığın daha ilk yıllarında önemli bir din merkezi olmuştur. Kayseri’li Basilus ve Nazianzos’lu Gregorius gibi mezhep kurucuları 4.yy. da burada yetişmişlerdir. Mısır ve Suriye sisteminden ayrı bir manastır hayatının kurallarını bunlar tespit etmişlerdir. Böylece Yunan ve Slav sistemi doğmuştur. Mısır ve Suriyeli rahiplerin dünya ile olan ilişkilerini kesmelerine rağmen Basilus ve Gregorius’un rahipleri dünya ile olan ilişkilerini kesmiyorlardı. Bu yeni anlayışın yeri Belisırma idi.

       

Gregorius, teslis inancına yeni bir izah getirerek Hz. İsa’nın Tanrılığı tartışmasında İznik toplantısı görüşlerine kuvvet kazandıran fikirler ileri sürdü.Böylece Hristiyanlık tarihinde öncü Gregorius’un yetiştiği kayalık bölge (Belisırma,Ihlara,Gelveri) Manastır ruhuna uygun,kayalara oyulan kiliseler topluluğu halinde geldi. Arap akınlarına karşı, Hasandağı’ ndaki müdafaa kaleleri karşı koyunca bu kiliseler faal ibadet merkezi durumlarını devam ettirdiler.Ihlara vadisindeki kayalara oyulmuş bu freskli kiliseler, korunarak yeryüzünde eşine rastlanmayan bir tarih hazinesi olarak zamanımıza kadar gelmiştir.Hristiyanlığın ilk yıllarından itibaren kayaların rahatlıkla kazılmasıyla meydana getirilen bu freskli kiliseler ve iskan yerleri 14 km. boyunca Ihlara’dan Selime’ye kadar devam eden “IHLARA VADİSİ” içerisinde yer alırlar.

  

                     ıhlara vadisin den bir görünüm

  

Vadi içinde akan melendiz çayından görünüm. 

İlk çağlarda Kapodokya Irmağı anlamına gelen Patamos Kapadokus ırmağının ortasında tabiatla tarihin birarada bulunduğu Ihlara Vadisindeki kiliselerin ilk örnekleri MS. 4 yy.a kadar inmektedir. Ihlara vadisindeki kiliselerin resim tekniği iki kısma ayrılır.Ihlara civarındaki kiliseler Kapadokya tipi diye bilinen sanatı gösterir. Orta kısmında Belisırma bölümünde bulunanlar ise, Bizans tipi  resimlerle süslüdürler. Böylece  iki  bölgeyi ayıran kaynaktan  doğan iki ayrı  tip  saymak gerekmektedir. Birinci gruptakiler;Eğritaş,Ağaç altı,Kokar,Pürenliseki ve Yılanlı kiliselerdir. 

İlk Hristiyanlık dönemine yakın olan bu kiliselerde; incil sahneleri, Aziz Basilus ve Gregorius’un anlayışlarına göre çizilmişlerdir. Uzun metinler verilmiştir.

Teferuatta Mısır ve Suriye etkileri görülmektedir. Ağaçaltı kilisesi son dönem Roma ve Sasani etkisindedir ve daha fazla doğu havası taşımaktadır

 

                                           Ağaçaltı Kilisesi 

Aziz tasvirleri Kapadokya ve Bizans tipinden çok ayrıdır. Plan V. ve VI. yy. yapılarına uygundur. Bu bölgedeki diğer üç kilise ise, ayrı bir gruptur.Azizler diğerlerine benzer, fakat ortaçağ özelliğine kaymıştır. İncil’den az metin verilmiştir. Bunlarda da Suriye etkisi açıktır. Göreme ve diğer kiliselerde rastlanmayan özellikler ve ifadeler vardır. Bütün resimlerde İncil sahnelerinin sembolik bir üslupla gösterildiği dikkati çekmektedir.   

 

Kötülük kaynağı olarak şeytan ve kadın bu sahnelerde yer alır. Elbiseler Suriye ve İran tipindedir. IX. ve X. asırlarda İslam halifelerine bağlı bölgelerde kullanılan cinstendir. İsa’nın yemek masasındaki eşyası, bindiği hayvan hepsi de Bizans ve Kapadokya tipinden uzak,Mısır Hristiyan sanatı ve romanesk resim özellikleri taşır. 

                                     Sümbüllü Kilise

   

Belisırma bölümündeki kiliseler açıkça Bizans tipindedir. Bazı küçük ayrıntılar yerli veya daha doğudan gelen etkilere örnek ise de genel üslup Bizans’tır. 

 

Bütün bu kiliselerden sadece ikisinin tarihi tespit edilmiştir. Direkli Kilise (976-1025), Saint Georges Kilisesi ise (1283-1295) yıllarına aittir. Sonuncusu çağının sanatının tipik bir örneğidir.Bir Selçuk Sultanının elbisesini gösteren resim, Türk hükümdarının himaye ve yardımı ile bu kilisenin yapıldığına belge teşkil etmektedir. 

X.yy.ortasında Bizansın Toroslar ve Klikya Bölgelerini geri almasıyla Ihlara bölgesinde de yeni kiliselerin yapıldığını görmekteyiz. Bahaddin Samanlığı Kilisesi, Sümbüllü Kilise ve Direkli Kilise resimleri bu yüzyılda işlenmiştir. Ala Kilise, Akhisar’daki Çanlı Kilise ve Karagedik Kilisesi XI. yy. başlarındaki Bizans sanatına örnek teşkil eder. Eski kiliselere sonradan bazı Bizans tipi resimler de ilave edilmiştir. Bu davranış, XI. yy. da Selçuk Türklerinin bölgeye gelmesiyle son bulur. Fakat bölgedeki dini hayat devam eder. Bölgenin kilise hayatı 1924’deki nüfus mübadelesiyle son bulur. 

      

   Vadi nin genel görünümü

 

VADİNİN OLUŞUMUVadiye çok yakın Hasan Dağı ve çevresi,  Neojen (Genç Tersiyer) ve IV. Zamanda oluşmuştur.Bu zamanda oluşan yükselmelere karşın havzalar oldukça düşük kalmıştır. Hasan Dağı volkanın püskürmesine neden olan tektonik hareketler sonunda çevre yüzeyini geniş bir volkanik tabaka kaplamıştır. Aynı hareketler sırasında kalkerin basınç ve sıcaklık etkisiyle yarattığı kırık hattan fışkıran doğal sıcak suyu, Yaprakhisar ve Ihlara arasında bulunan Ziga Kaplıcaları’nda görebilirsiniz. Çevrenin yapısal karakterini derinden etkileyen volkanik püskürme sonucu oluşan tüf taşları, rüzgar, erozyon ve diğer doğa etkenleri ile aşınmış, Selime ve Yaprakhisar’da karşınıza çıkan değişik görünüm ve renklerde Peri Bacaları’nı yaratmıştır. Tektonik hareketler, bazı yerlerde yumuşak tüfün, bazı yerlerde gri, yeşil ve kahverengi tonlarının hakim olduğu ve iri tanelerle ufalanan kayaların kapladığı alanları çöküntüye uğratmıştır. Ihlara Vadisi boyunca ilerleyen Melendiz Çayı da bu tür çökmenin sonucu oluşan kanyon vadinin tabanını oyarak daha büyük bir derinlik kazanmıştır. Yer yer 100 veya 120 metre derinliğe varan vadiyi ikiye bölerek akan Melendiz Çayı (ilk çağlarda bu ırmağa Kapadokya ırmağı anlamına gelen Potamas Kapadokus denilirdi Aksaray yakınlarında Uluırmak adını alarak Tuz Gölü’ne ulaşır. 

Doğa, insan, tarih ve sanat olgusunu bu denli bir araya getirebilen ve bu gerçeği ancak kendisine yaklaştığımız zaman simgeleyen Ihlara Vadisi sakladığı bu sırrı kendisiyle beraber olduğunuzda açıklayacaktır sizlere.

 

 

VADİ İÇERİSİNDEKİ KİLİSELER 

      Vadi içerisinde 105 kilise vardır.Bunlardan ziyarete açık olanlardan bazıları ise; Eğritaş Kilisesi, Ağaçaltı (Daniel)Kilisesi, Sümbüllü Kilise, Yılanlı Kilise, Kokar Kilise, Pürenliseki Kilisesi, Eskibaca Kilisesi, Saint Georges (Kırkdamaltı) Kilisesi, Direkli Kilise ve Ala Kilisedir.

Yöre Mutfağı

  Aksaray’da hububatın geniş bir alana yayılmış olması ile bundan mamul yiyecekler, hayvancılığın gelişmiş olması dolayısıyla da et ve süt mamulleri, ayrıca bağ ve bahçelerden elde edilen sebze ve meyvelerle de mutfak için oldukça zengin malzemeler elde edilmektedir.    

1- YUFKA: Yılın belirli aylarında ve yer yer her gün yapıldığı da olur. Uzun süreli yapılan ekmekler için, ölçeği testi olarak bilinen çok testili hamurlar yoğrulur. Ailenin erkekleri, hamurları üzeri temiz bir bezle örtülü olduğu halde çiğnerler. Yoğrulan hamurlar beze denilen küçük parçalara ayrılır. Bunlar düzgün ekmek tahtaları üzerinde, ince, uzun oklavalarla çok ince bir şekilde açılır ve ateş üzerinde bir sacta pişirilir. Pişirme sırasında ekmeğin yanmaması için (pişirgeç) kullanılır. 

2- ŞEPE: Küçük ölçüde açılarak pişirilen yufkadır.

 3- SIKMA: Şepeden biraz büyükçe açılan ve içine tereyağı, taze çökelek veya peynir konarak meydana getirilen dürümdür.  

 4- ÇÖREK: Hamurun mayalanarak, geniş kaplar içinde köy fırınlarında pişirilmesiyle yapılır.  

 5- MAYALI: Yine hamurun mayalanmasıyla küçük bazılar yapılır. Bu bazılar 1-1.5 cm. kalınlığında açılarak saç üzerinde pişirilir. 

 6- ERİŞTE: Yufka hamur ince uzun bir şekilde kesilerek güneşte kurutulur. Daha sonra kavrulur ve makarna yerine kullanılır.  

 7- KUSKUS PİLAVI: Yumurta ile un bir kap içerisinde karıştırılır. Daha sonra saçma büyüklüğünde küçük parçalar halinde kurutulur.  

  8- DOLMA MANTI: Hamur yufka gibi açılır. Baklava dilimi biçiminde büyükçe kesilir. Hazırlanan kıymalı iç içerisine konduktan sonra katlanır. Suda haşlanarak suyu süzülür. Altına sarımsaklı yoğurt, üzerine özel yapılan zer dökülür.  

    9- KATIKLI AŞ: Bir çeşit yaz yemeğidir. Torbada süzülmüş yoğurt, soğuk bulgur pilavı ile karıştırılarak çorba gibi içilir.  

10- PELTE: İnce un ve pekmez belirli bir kıvama kadar kaynatılarak pişirilir. Sonra üzerine tereyağı dökülür.  

 

11- SOĞANLAMA: Soğan doğranır, yağ, kıyma ve salça ile ya da domatesle kavrulur.  

 

12- TARHANA ÇORBASI: Ekşi yoğurt, aşlık, un kaynatıldıktan sonra belirli bir kıvam alır. Bu kıvama yuvarlak ve yassı şekil verilir ve sonra kurutulur. Artık tarhana elde edilmiş olur. Bunu pişirmek için ise bir akşam önce ılık suda bekletilerek kabartılır. Daha sonra suyla pişirilerek üzerine nane ve yağ dökülür.  

 

13- SARIĞI BURMA (KATMER): İnce un, yumurta ve yoğurt iyice yoğrulur. İnce yufkalar halinde açılır ve hamur bir sini veya büyükçe bir tepsi üzerinde katmerli bir biçimde dıştan içe doğru yerleştirilir. Üzerine yağ ilave edilerek kızartılır. Soğuduktan sonra kestirme dökülür. 

 14- HÖŞMERİM: Genellikle köylülerin yaylada oldukları zaman yapılır. Tereyağ eritilir, içerisine un atılarak ateş üzerinde, un tanecikler haline gelinceye  

kadar bir müddet karıştırılır ve soğumadan yenir.  15- SAC BÖREĞİ: Şepe halinde açılan hamur, içerisine kıyma, yumurta peynir, sebze konarak ortadan ikiye katlanır. Sac üzerinde pişirildikten sonra yağlanarak yenir.  

16- BAMYA ÇORBASI: Malzemeleri: 250 gr. bamya, 200 gr. et, 1 adet soğan, 1 domates, 1 yemek kaşığı salça, 1 limon.Hazırlanışı: Bamya sıcak suda 15 dakika kaynatılarak, limon tuzlu su ile haşlanır. Tencere içine yağ ile bir adet soğan ve et ilave edilerek soğan kızarıncaya kadar pişirilir. Rendelenmiş domates ile bir kaşık salça ilave edilerek yemek kaynamaya bırakılır, limon ilave edilir. Hazırlanan bamya yemeğe ilave edilerek servis yapılır. 

 17- YOĞURT ÇORBASI: Hazırlanışı: Yoğurt, su ile karıştırılarak içine pirinç ilave edilir, ocakta kısık ateşte belirli bir kıvama gelinceye kadar pişirilir. Ayrıca bir  

kapta tereyağı kızarıncaya kadar ısıtılır. Yağ et suyu ve kırmızı biber ilave edilir sos halinde çorba üzerine dökülür. Sıcak servis yapılır.  

 18- ARABAŞI: Malzemeleri: 1 litre su, 3 kahve fincanı un, 100 gram tereyağı ve tuz.   Hazırlanışı: 1 litre su, 3 kahve fincanı un, 100 gram tereyağı ve tuz iyice karıştırılır. Sonra ocakta kaynamaya bırakılır. Kaynayan lapa yayvan bir tepsi içine 3 cm. kalınlıkta olacak şekilde düzgünce yayılır. Baklava dilimi şeklinde kesilerek soğutulur         Haşlanmış tavuk veya hindi göğsü, tereyağlı bir kahve fincanı un ile beraber kavrulur. Kaynatılmış 1 litre tavuk suyu içine yapılan sos ilave edilir. Soğutulmuş un lapası kaşıkla alınır, soslu tavuk suyuna batırılarak servis yapılır.  

 

19- KALBURABASTI: Hazırlanışı: 1 su bardağı sıvı yağ, margarin ve yoğurt, yeterince un karıştırılır, mayalanır. Yapılan hamur kulak memesi büyüklüğünde hazırlanır, rende ile tel süzgeçten geçirilir, üzerine rendelenmiş ceviz konularak kapatılır. Kapatılan kısım alta gelecek şekilde tepsiye dizilir, kısık ateşte veya fırında pişirilir. Yapılan tatlı için hazırlanan şerbet tatlının üzerine dökülerek servis yapılır.  

20- KAYGANA: Malzemeleri: 6 yumurta porselen kapta çırpılır. Hazırlanan un ilave edilir, tekrar çırpılır. Tavada hazırlanan yağ hafif kızarınca hazırlanan yumurta un karışımı malzeme yağ üzerine ilave edilerek kısık ateşte çevrilerek pişirilir. Servis yapılır.  

 21- ÇİĞLEME: Malzemeleri: 500 gr. un, 2 bardak su, 250 gr. taze kaymak ve tuz.  Hazırlanışı: Hazırlanan un ile su hamur haline getirilir. 15 dakika dinlenen hamur merdane ile küçük yuvarlak şeklinde açılır. Arasında bir tatlı kaşığı kaymak ilave edilip kapatılır. Teflon tavada kısık ateşte çevrilerek pişirilir. Tekrar üzerine kaymak ilave edilerek servis yapılır.

Ziga Kaplıcaları

                    

      Tesis odaları manzarası

 

        Aksaray İli, Güzelyurt İlçesi Yaprak Hisar Köyünde Ihlara Vadisi yanı başında bulunan Ziga Kaplıcalarının bulunduğu alan, Bakanlar Kurulu Kararı ile Özel Çevre koruma Bölgesi ilan edilmiş olup, mevcut tesislerin bulunduğu alan, kaynak kirlenmesinin önlenmesi  bakımın dan yapılaşmaya kapatılmıştır.

                    

  Ihlara Vadisi manzaralı odalarda rahatınız için her şey düşünülmüş.

 

  

     Yeni Tesis alanı; 200 yataklı 4 yıldızlı otel, kür merkezi ve diğer sosyal tesislerden oluşmakta,  Ihlara Vadisi’nin bitim noktasında panoramik bir görünüme sahiptir. Ve 12 ay faydalanmaya müsait olacak şekilde planlanmıştır.

                        

                  Size Özel  Havuzunuz   Nezih İçmekanlar

                                 

     Ziga Kaplıcaları 47 derece sıcaklığında 150lt/sn debisi olan mineral bakınım dan oldukça zengin başta romatizmal hastalıklar olmak üzere metabolizma bozuklukları, göz rahatsızlıkları ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.

        

                                  

                             Su  Çıkış Havzası  

      Ziga sıçak suları birçok mineralin birleşiminden oluşmuş ve içerisinde bol miktarda Kalsiyum ve Sodyum ile Klorür iyonu ve Hidrokarbonat İyonu bulunması sebebi ile tortu bırakmakta olup, içinde bulunan katyon ve anyonların traverten oluşumuna uygun olması dolayısıyla bölge traverten alanı olarak planlanmıştır.   

Aksaray’ın Geleneksel Kıyafetleri

a)Çocuk Kıyafetleri: Erkek çocuklarınsaçları birkaç yaşından sonra bir iki numara makine ile traş edilir. Bazen alnında kakül denilen biraz saç bırakılır.

  Kız çocuklarının saçları hiç kesilmez. Arkada kırk belik denilen ince belikler halinde örülür. Bu örgülerin arası birbirine bağlanarak çatı yapılır. Çatılara da mavi boncuk takılır. Üzerlerine içte, beyaz kaputtan dikilmiş uzunca bir gömlek giyerler. Gömleğin üzerine elde dikilmiş önü kırmalı, düğmeli, düz yakalı, kolları bilezikli işlik, yaz-kış giyilir. Bunun altından don üzerinden Dotdiri denilen şalvar giyilir.

                       

b)   Kadın Kıyafetleri: Saçlar yine kırk belik denilen ince belikler halinde veya kalın iki belik halindedir. Aralarına yine boncuklarla çatı yapılır. Başta fes vardır. Fesin üzerine, birbirinin altına geçecek biçimde (Kayma) denilen penesler dikilir. Fesin etrafına klepler çekilir. Fesin etrafına çekilen bu klepin üzerine de küçük altınlar takılır. Fesin üzerine de çit denilen yazma örtülür. Giysi olarak alta kaputtan yapılmış uzunca bir gömlek giyilir. İşliğin üzerinden bağrı açık, kollu kessik giyilir. Şayet kessik giyilmezse bunun yerine üç etek giyilir.

                                Ayrıca bele dokuma şal kuşanılır. Şalın üzerine önde, kenarı kontrast renkler ile işlemeli koyu mavi yada kırmızı renkli dizlikler takılır. Ayaklarda nakışlı el örgüsü yün çoraplar ve lastik ayakkabılar vardır. c) Erkek Kıyafetleri: Başlarında kasket, beyaz gömlek, bunun üzerine iki tarafı kırmalı, göğsü yarı yere kadar kapalı, yakasız işlik giyerler. Üzerinde de delme denilen yelek vardır. Altına dokuma şalvar veya kıravel giyilir. Ayaklara ise yünden örülen çorap ve kundura giyilir. Bayram günleri hariç kadın ve erkekler senenin her mevsiminde aynı elbiseleri giyerler. Yeni veya değişik elbiseler genellikle bayramlarda ve harman sonu yaptırılır.