GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Bolu-Sülükgöl’ü Gezmeye Varmısınız?


Sülüklügöl Hakkında
Büyülü bir yerdir Sülüklügöl. Hele bir de mevsimlerden sonbaharsa. Gölün yükselen suları içinde birer kazık gibi duran ve sayıları 180’i bulan meşe ve göknar gövdeleri dikkatinizi çeker öncelikle. Eğer yazsa mevsimlerden, sular çekilmişse asırlık gövdeler iyice açığa çıkar. Türkiye’deki başka hiçbir gölde göremeyeceğiniz ilginç görüntülerdir bunlar.
AĞAÇLARIN ÖYKÜSÜ
Ağaç gövdelerinin suyun altında kalmasının öyküsü üç yüzyıl öncesine 1702 yılına kadar uzanır. Kapıorman Dağları’nın ormanlarla kaplı geniş bir vadisinden akan Tavşansuyu deresinin önü büyük bir heyelan sonucu kapanır. Vadide birikmeye başlayan sular gittikçe büyük alanlar kaplamaya, büyük bir göl oluşturmaya başlar. Su seviyesi heyelanın yüksekliğine erişince, 1050 metre yüksekliğinde bir set gölü, Sülüklügöl oluşur. Göl içinde kalan ağaçların üst kısımları zaman içinde yarı nemden dolayı çürüyerek düşer. Su içinde kalan gövdelerse günümüze kadar ulaşır.
Bu alanda, Sülüklügöl dışında iki küçük set gölü daha bulunuyor. 809 hektar büyüklüğündeki bu özel alan Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 1987 yılında Tabiatı Koruma Alanı ilan edilerek koruma altına alındı. Özellikle günübirlik yürüyüşçülerin ilgisini çeken Sülüklügöl’ün ziyaretçi sayısı her geçen gün artıyor.


Aslında göl rengini ormanların yapraklarından alır. Bu yüzden de mevsime göre değişir rengi.
İlkbahar ve yazlar yemyeşildir, dipdiri… Sonbaharda, yaprakların sararması ama göknar ağaçlarının yeşilini korumasıyla sarı yeşildir, buğulu. Kışın, bulutların renginin değişimi ile mavi, yeşil, gri arasında gidip gelir, puslu…
Menevişli göl, bir de içindeki ağaç gövdeleri ile bir tablo görünümüne bürünür.
Gölün çevresindeki tepelerin yamaçları göknar ve kayın ağaçlarıyla yoğun, karışık ormanlarla kaplıdır. Gölün doğu yamacında, heyelanın tüm izlerini görebilirsiniz. Yüksek eğimli çıplak topraklar büyük bir alan kaplar.

ÇEVREDE YÜRÜYÜŞ
Bir zamanlar 8-10 cm boyunda, halk arasında ağrıyan yerlere yapıştırılınca ağrı sızıları çektiğine inanılan bir sülük türü varmış gölde. Ama göle adını veren sülükler, üreyip çoğalmaları için bilinçsiz şekilde göle atılan çeşitli balıklar yüzünden yok olmuş.
Şimdi gölün ev sahipliğini farklı türlerde tatlı su balıkları yapıyor. Ayrıca koruma alanı içinde ayı, kurt, tilki, kartal gibi hayvanlar da yaşamını sürdürüyor. Gölü kuşbakışı seyretmek ve çevresindeki tepelerin çayırlık yamaçlarında yürüyüş yapmak önce yorucu gelebilir size, ama pişman olmayacaksınız. En az üç saatinizi alacak bu yürüyüşü istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Göle gelmeden önceki orman açıklığından patikaya saparsanız 45 dakikalık orman içi yürüyüşle gölün batı yönündeki tepeye varabilirsiniz. Burası büyük bir platodur. Dilediğiniz yolu seçip kendi trekking parkurunuzu yaratabilirsiniz. Bana sorarsanız, en keyiflisi Çubuk Gölü’ne giden yoldur. Sürekli batı yönüne gidilerek üç saatte Çubuk Gölü’ne varılır. Yürüyüş boyunca, yabani çiçeklerle kaplı çayırlık sırtlardan Sülüklügöl’ü kuşbakışı seyredebilirsiniz. O zaman ormanın gölün kıyısında bitmediğini, gölün içinden uzayıp gittiğini görebilirsiniz.

Nasıl Gidilir ?
Sülüklügöl, Bolu’nun Mudurnu İlçesi’ne bağlı. İstanbul’a otomobille yaklaşık 2,5-3 saat uzaklıkta. Göle gidiş yolu Sakarya’nın Dokurcun İlçesi’nden geçiyor. ‘Sülüklügöl Tabiatı Koruma Alanı’ tabelasından sapıp 10 kilometrelik toprak bir yoldan göle ulaşılıyor. Toprak yoldan göle yürüyüş tempoya göre yaklaşık iki saat sürüyor, ama zamanın nasıl geçtiğini anlamak zor. Yemyeşil bir vadi boyunca akıp giden yola, gölün mimarı Tavşansuyu Deresi eşlik ediyor, bir de cıvıl cıvıl kuş sesleri. Rüzgârın uğultusu, büyük kayın, dişbudak, ıhlamur ve şimşir ağaçlarının kokusu baş döndürüyor. Yolun sonunda, 200 metreden yüksek tepelerle çevrili, ormanlarla kaplı bir çanak içinde yeşil renkli bir göl karşılar sizi.

Gölcüğü Gezelim Görelim Tanıyalım


İlkbahar : Gidilebilir
Yaz : Tam sezonu
Sonbahar : Gidilebilir
Kış : Uygun değil

Her mevsim ayrı güzelliğe bürünen Aladağlar eteğindeki göllerden biri de Gölcük.
Göknar cinsi çam ormanının ortasında yüzük taşı gibi parıldayan göl, her mevsim bir başka güzel…

Günübirlik veya hafta sonu şehir atmosferinden çarçabuk kurtulmak, bölgesel yemeklerle damak zevkini yaşamak, tertemiz havada yürüyüş yapıp, görsel güzellikleri doyasıya seyretmek isteyenler Bolu Gölcük’e mutlaka uğramalı.

Yaz aylarında yemyeşil çimenlerin arasında yürüyüş yapmanın zevkini en iyi çıkarabileceğiniz Gölcük’te, kışın bembeyaz karlar altında pastoral güzellikler sizi bekliyor. Gölcük, günübirlik piknikçilerin yanında, şifalı suya sahip termal kaplıcaları ve turistik dinlenme tesisleriyle de ilgi çekiyor.

Nasıl gidilir ?
Özel araçla yola çıkanlar, İstanbul yönünden Bolu dağı eteklerine kadar otobanı kullanabilir. Çift yön olarak trafiğe açılan Bolu dağını rahatça geçtikten sonra, Bolu şehir merkezinden 13 kilometre süren, Gölcük – Seben – Kıbrıscık yoluna sapılıyor.

Orman yolunun Milli Parka yaklaşan bölümleri kışın sert geçtiği aylarda zincir takmak gerektiriyor. Bolu’dan minübüsle gitmek isteyenler, Gölcük’e gelmeden 2 kilometre önce ayrılan köy yolunda inmeliler.

Nerede kalınır ?
Gölcük yolu üzerindeki Karacasu mevkiinde Bolu Termal Oteli bulunuyor. Bolu’ya 5 kilometre uzaklıktaki otel Gölcük’e en yakın tesis. Bölgeye tedavi için gelenlere daha ekonomik fiyatların uygulandığı tesis 5′i suit 75 odalı.

Uydu yayın televizyon, direk telefon, müzik yayın gibi hizmetlerin yanı sıra restoranda canlı müzik eşliğinde bölgesel yemeklerden örnekler hazırlanıyor. Konferans salonu, pastane, lobi, bar, bilardo, tenis kortu, profesyonel spor kulüpleri için sahalar, çocuk oyun odaları, disko, oyun salonu, market, jimnastik salonu ve özel otopark gibi üniteler bulunuyor.

Otelin sabah kahvaltısı açık büfe. Öğlen ve akşam yemeklerinde et türü ızgaralı menüler uygulanıyor. Bay bayan karışık kullanılan genel termal banyolardan yararlanmak isteyenler otel müşterisi ise akşam, 21.00-03.00 arası ücret alınmıyor.

Bölgedeki diğer oteller, Köroğlu Oteli , Yurdaer Otel(Bolu), Koru Otel(Bolu) , Esentepe Oteli (Gerede).

Ne yenir ?
Gölcük Kır Gazinosu’nun açık ve kapalı bölümleri ile göl çevresinde, yemek ve piknik yapmak mümkün. Kiremitte odun ateşinde, köy tereyağı ile pişirilen alabalıklar, kılçığı alınmış olarak servis ediliyor. Kiremitte yapılan et sote ise büyük ilgi görüyor.

Kiremitte yapılan diğer bir yemek çeşidi ise, “Gölcük kebabı”.

Bölgenin mantarlarıyla terayağı terbiye edilmiş etle yapılan kebaba tane karabiber, soğan, yeşil biber, dokates ilave edilerek pişiriliyor.”mantar Mantı” sevilen yemekler arasında. Kaşarlı, mantar, pastırma karışımıyla hazırlanan “Gölcük Böreği” bir başka lezzet.

“Keşni Cevizli Erişte Makarnası”, üzerine kurutulmuş yoğurt rendelenmiş, içine ceviz ve tereyağı ezilerek lezzetlendiriliyor.

Alışveriş
Gölcük’te alışveriş yapacak bir yer yok. Çünk etrafında yoğun yerleşim bulunmuyor. Ama Bolu’ya kadar gitmişken, en iyi alışverişi Bolu içinde kurulan köy pazarından yapabilirsiniz. Burada lezzetini unuttuğunuz tadlarda her türlü meyveyi ve sebzeyi mevsimine göre burada bulma şansınız var. Ayrıca istanbul’dan gidenler için alışveriş yapılacak yerlerin başında Koru Oteli’nde satılan reçeller ve diğer yöresel ürünler geliyor.

Bir de otobandan çıktıktan sonra, Bolu Dağı’na tırmanırken yol boyunca satılan ağaç ürünleri de alınabilecekler arasında…

İlginç yerler
Başta İstanbul, Ankara ve Bolu’dan gelen doğaseverlerin bozulmamış bitki dokusuyla başbaşa kaldıkları göl çevresinde dolaşıp piknik yaptıkları Gölcük, Milli Park alanı içinde bulunuyor.

Gölcük aslında suni bir gölet. Göl yözeyi 45 bin metre kare. Çevresi ise 1320 metre. deniz seviyesinden 950 metre yükseklikte. Göl kıyısında yer alan iki yapıdan biri estetik mimarisi ile Orman Bakanlığı’nın misafirhanesi, diğeri ise herkesin yararlanabileceği Kır Gazinosu.

Çevrede piknik masaları, ocaklar, çeşmeler, otopark, tuvalet, büfe ve mescit var. Yaz aylarında gölde kiralık can yelekli sandalla gezi yapanlar, beraberlerinde getirdikleri müzik aletleriyle şarkılar söyleyip, keyifli piknikler yapıyor. Fotoğraf severler ise, her saat ayrı ışık efektleri ile renk değiştiren doğanın fotoğraflarını çekmeyi de ihmal etmiyorlar.

Abant Gölü’nün aksine Gölcük’te özel durumlar haricinde göl çevresinde araçla turlama imkanı yok. Bu yüzden hava olabildiğince temiz ve sessiz. yürüyüşünüzü etkilecek hiçbir yan etki bulunmuyor. İlkbaharda göl yüzeyinde nilüfer çiçekleri açarken, bölge kuş ve kurbağa sesleriyle şenleniyor.

Bir nevi oksijen tedavisi gören havası bölgedeki şifalı suları ve eşsiz bitki örtüsü ile, şehir stresinden, görsel kirlenmeden uzak, doğa ile başbaşa kalabileceğiniz bir yer Gölcük. Buraya TEM otoyolu ile rahat ve kısa bir yolculukla ulaşabirsiniz. Yaz ve kış aylarındaki durumunu gösterdiğimiz Gölcük’e gideceğiniz zamanı siz seçin. Tercihiniz şifalı sulardan yanaysa, kaplıcalar Gölcük’e gelirken karacasu mevkiinde yer alıyor.

TARİHÇESİ

Bolu kaplıcaları, Millattan Sonra I. Asıra dayanan tarihinde Roma İmparatorluğu’nun valisi Pilines tarafından inşa ettirilerek şifa dağıtan tesisler olmuş. MS 5 ve 6. asırda, Anadolu’da meydana gelen büyük depremlerde Bolu kaplıcaları da yıkılmış ve Bizanslılar döneminde işlerliğini kaybetmiş. Selçuklular döneminde Bolu kaplıcaları yeniden ele alınmış. Anadolu Selçuklu Hükümdarı 2. Murat döneminden 13. Asır sonlarına doğru ılıcanın doğu kesimindeki iç havuz yaptırılmış. Osmanlılar döneminde Bolu sancak beyi Kızıl Ahmet Paşa, 1450-1460 yıllarında ılıcanın doğu kısmındaki havuzları da ekleterek, kaplıcanın ana şeklini almasını sağlamış. Çeşitli zamanlarda bakım ve onarımlar gören kaplıca tesisleri, 1985-87 yıllarında aslına uygun yekilde restore edilerek, turistik tesis niteliğine dönüştürülmüş.

KAPLICA SUYUNUN TERMAL ÖZELLİKLERİ

Gündüz hülkü açık, gece otel müşterilerinin kullandığı kaplıca suyu, üç şekilde etkili oluyor.

1. Soğutulduktan sonra, “İçmece” olarak: Üriner sistem hastalıkları(taş, enfeksiyon v.b.), karaciğer, safra yolları hastalıkları, mide bağırsak hastalıkları(kabızlık, ishal). Metabolik hastalıklar(diyabet. gut).Sterilite(kısırlık). Diş çürümeleri.

2. “İnhalasyon”: Nefes darlığı, bazı kalp hastalıkları, hipertansiyonun düzenleyici etkileri.

3. Banyo olarak: İltihaplı romatizmaların akut dönemleri hariç, tüm romatizmal hastalıklarda etkili.

Kır Kahvesi…

Gölcük’te bulunan Kır Gazinosu yanında yer alan Kır Kahvesi ise, doğal ve neşeli ortamıyla özellikle gençlerin yoğun ilgi gösterdiği yerlerin başında geliyor. Burada isterseniz bir çay içebilirsiniz. İsterseniz her türlü organizasyon yapabiliyorsunuz.
anahtar kelimeler: bolu Tatil Yerleri,bolu otelleri,bolu ucuz otelleri,bolu ucuz pansiyonları,bolu pansiyonları,bolu restaurantları,bolu gezilecek yerleri,bolu tarihi,bolu resimleri,bolu araba kiralama,bolu ucuz tatil,bolu hotelleri,bolu ucuz hotelleri,bolu ulaşım,bolu kalacak yerler,bolu haritası,bolu ilçeleri

Esentepeyi Gezelim Görelim Turizm


İlkbahar : Gidilebilir
Yaz : Gidilebilir
Sonbahar : Tam sezonu
Kış : Tam sezonu

Esentepe, Bolu il sınırları içinde yer alıyor. Gerede’nin hemen üst kısımlarında yer alan Esenpete yaz aylarında özellikle bol oksijenli havası nedeniyle spor takımlarının gözdesi. Kışın ise kayak tutkunları ve kayağa ilk başlayanlar için ideal yerlerin başında geliyor.

En büyük özelliği kayak pistlerinin yeni kayak öğrenecek ve başlayanlar için çok ideal olması. Ayrıca bol oksijenli ağaçların arasında yürüyüş sevenler için de ideal.

Geredeliler’in seyir tepesi Esentepe, dinlendirici özelliğinin yanı sıra, çeşitli aktivitelerle dolu.

Tüm bölgeyi kaplayan sarı ve karaçam ağaçları, incelenecek ve aynı zamanda uzun süre seyredilecek anıtsal özellikler taşıyor. Mitolojik hikayeler ve Akıncı Türkler’den Horasanlı Ramazan Dede’nin kabrinin de bu tepede bulunması nedeniyle yıllardır korunan ve hiç ağaç kesilmeyen Esentepe’deki en genç çam ağacı 400 yaşında…

Nasıl gidilir ?
ÖZEL ARAÇ
Hafta sonu tatili için ya da birkaç günlüğüne de olsa şehirden kaçmak için, özel aracınızla yola çıkacaksınız İstanbul’dan Çamlıca gişelerinden TEM otoyolununa girmeniz en ideali.

Otobandan Adapazarı Kaynaşlı çıkışına kadar gidiyorsunuz. Daha sonra yola Bolu Dağı’nı normal olarak E-5 karayolunu kullanarak devam ediyorsunuz.

Mevsim itibariyle yolda biraz dikkatli olmanızı öneririz.Ne de olsa Bolu Dağı’nda kış için her türlü önlem alınmış olsa da, tedbiri elden bırakmamakta fayda var. Karayollarının görevlileri, tuz kamyonları, keskin paletli buldozerleri ile en kötü havalarda bile sürekli görevlerinin başında…

Abant kavşağından itibaren tekrar otobana girip, Yeniçağa çıkışından çıkarak, eski yoldan Gerede’ye gidin… Kavşaktan bir kilometre sonra, rampaya çıkarak Esentepe’ye ulaşabilirsiniz….
İstanbul’dan Esentepe 300 kilometre, 2,5 saat tutuyor..
Ankara’dan ise 150 kilometre. 1,5 saatte gidebilirsiniz.

OTOBÜS
Otobüs yolculuğunu seçenler, İstanbul’dan Ulusoy, Metro, Avrupa, Karabük Güven gibi acentaların seferleri ile, Ankara’dan Zonguldak, Bartın yönüne giden otobüslerden Gerede’de iniyorlar. Rezervasyon yaptırmışlarsa, telefon edince servis gelip alıyor. Dönüş için telefonla yer ayırtan otel, yolcularını otobüse teslim ediyor.

Nerede kalınır ?
GEREDE Esentepe Mevkii’ndeki yegane konaklama tesisi, 72 oda ve 7 suit dairesiyle hizmet veren Esentepe Oteli… Otelin odaları televizyonlu, banyolu ve balkonlu…

Restoran, bar, dinlenme salonu, gençlik merkezi, spor salonu, sauna, 100 kişilik toplantı salonu ve otoparkı var.

Çeşmelerinden içilebilir dağ suyu akan otelde, bölgenin oksijenli havası nedeniyle, 4-5 saatlik uyku yeterli oluyor.

Sonra ver elini doğa….

Ne yenir ?
ESENTEPE’de yiyeceklerinizin başında tabii ki, kayak pistinde, kar üstünde hazırlanan yarım ekmek arasına, konan köfte ve sucuk geliyor.

Ancak aşçılarıyla ünlü Bolu’nun yetiştirdiği ustaların yaptığı “Esentepe Kebabı”, yiyenlerin damaklarında unutulmaz tad bırakıyor. Yapılışı ise masal gibi.

ESENTEPE KEBABI

Bereketli Gerede Ovası’nın lezzetli patatesleri kibrit şeklinde kesilip kızartıldıktan sonra, tabağa yerleştiriliyor. Üzerine köyün kese yoğurdu sarmısakla karıştırılıp dökülüyor. Diğer tarafta soğan suyu, tuz, karabiber, zeytinyağı, süt karışımında bir gün bekletilerek terbiye edilmiş biftek eti, ince ince kesilip pişirildikten sonra, hazırlanan tabağa konup, üzerine domatesli sos dökülüyor.
Kömür ızgarada pişirilen biber, domates ilavesiyle birkaç yaprak maydonoz tabağın yanına konulup, servis yapılıyor. Kat kat pasta görünümündeki Esentepe Kebabı’nı yöredeki lokantalarda bulabilirsiniz. Esentepe’de kaldığınız otelde bulmak ise aşçının insiyatifinde.

İkna edebilirseniz, afiyetle yiyin…

Cumartesi günü kurulan pazarda, köy ürünleri, zümrüt yeşili çiçek tazeliğindeki filizleriyle kuzu ıspanak, fasulye, ev tarhanası, ceviz, süt, yumurta, tereyağı ile yöresel otlardan ve ünlü kabaklardan alabilirsiniz.

Eylül ayında düzenlenen festivalde pişmiş satılan kazlar ve “Şakşak Helvası” Gerede’nin meşhurları.

Alışveriş
GEREDE’de cumartesi günü kurulan pazarda, köy ürünleri, zümrüt yeşili çiçek tazeliğindeki filizleriyle kuzu ıspanak, fasulye, ev tarhanası, ceviz, süt, yumurta, tereyağı ile yöresel otlardan ve ünlü kabaklardan alabilirsiniz.

Eylül ayında düzenlenen festivalde pişmiş satılan kazlar ve “Şakşak Helvası” Gerede’nin meşhurları.

Şak Şak Helvası ile ilgili yörede söylenen mani, helvanın özelliğini de gözler önüne seriyor.

Gerede’ye gittin mi?
Tozlu Şak Şak helva yedin mi?
Yemediysen,
Ha gittin, ha gittin!
Esentepe’den alabilecekleriniz arasında, Erzurum’dan getirilen petek balı ve Kahramanmaraş’tan alınan orta acılıktaki, pul biber de bulunuyor.

İlginç yerler
GEREDELİLER’in seyir tepesi Esentepe, dinlendirici özelliğinin yanı sıra, çeşitli aktivitelerle dolu.

Tüm bölgeyi kaplayan sarı ve karaçam ağaçları, incelenecek ve aynı zamanda uzun süre seyredilecek anıtsal özellikler taşıyor. Mitolojik hikayeler ve Akıncı Türkler’den Horasanlı Ramazan Dede’nin kabrinin de bu tepede bulunması nedeniyle yıllardır korunan ve hiç ağaç kesilmeyen Esentepe’deki en genç çam ağacı 400 yaşında…

Heykelleşen gövdeleriyle “aşk ağaçları” ve konikleşmiş dallarıyla “avize çam” gibi garip şekilli ağaçlar bulunuyor tepede…

Ağaçların yüksek seviyede olanları, gövdelerinden sarkan sakallarla ilgi çekiyor. Otelin tam karşısındaki Kırklar piknik sahasındaki ormanlık alanda, hava şartları gözönüne alınarak yapılmış, dik çatılı, şık ve farklı görünümlü bembeyaz bir cami bulunuyor.

1500 metreden 1700 metreye çıkanlar, zirvede Kültür Bakanlığı ve Gerede Belediyesi’nin katkılarıyla restore edilerek yenilenen “Keçi Kalesi” ile karşılaşıyorlar.

KEÇİ KALESİ
Kaleyi tırmanırken çıkacağınız patika yol mevsiminde kuşburnu cenneti gibi. Yol, Gerede Ovası manzarasına sahip. Trekking sahası, fauna ve florasıyla hayranlık uyandıran bir parkura sahip.
Bölgede ayrıca çeşitli hayvanlar da yaşıyor. Ötücü kuşlardan saka, karabakkal seslerinin yanısıra, karlık kısımlarda da ayı, kurt, çakal, sansar, karaca, tilki, gibi hayvanları göremeseniz bile ayak izlerine rastlıyorsunuz.

Fişekliği kuşanıp, tüfekli rehber eşliğinde yürüyüşe başlayan gruplar, kaleye yarım saatte çıkıyorlar. Bölgede şubat ve mart aylarında yükselen kar seviyesi nedeniyle, Keçi Kalesi’ne çıkamayabilirsiniz. Ama otelin 100 metre uzağına indirilen lift yanında, 350 metrelik kayak pisti, yeni başlayanlarla, tecrübeli kayakçılara hizmet veriyor.

SİZ DE KAYABİLİRSİNİZ…

Kayak yapmayı bilmiyorsanız ya da “bu yaştan sonra olur mu?” gibi kuşkularınız varsa, hiç endişe etmeyin. Esentepe Kayak Pisti’nde gerekli malzemeleri bulabirsiniz. Malzeme kiraları ve eğitici ücretleri, diğer kayak tesislerine göre hayli uygun.
anahtar kelimeler: bolu Tatil Yerleri,bolu otelleri,bolu ucuz otelleri,bolu ucuz pansiyonları,bolu pansiyonları,bolu restaurantları,bolu gezilecek yerleri,bolu tarihi,bolu resimleri,bolu araba kiralama,bolu ucuz tatil,bolu hotelleri,bolu ucuz hotelleri,bolu ulaşım,bolu kalacak yerler,bolu haritası,bolu ilçeleri

Yedigöller turizm tatil gezelim


Sonbahar ve kış mevsiminin en güzel yaşandığı yerlerin başında, hiç kuşkusuz Bolu, Yedigöller geliyor. Doğa severlerin yorgunluklarından sıyrılıp, doğayla başbaşa kalabilecekleri dinlendirici ortam, birçok güzelliği gözler önüne seriyor.
Batı Karadeniz Bölgesi’nde, dere, ırmak ve vadiler arasında yer alan Yedigöller Milli Parkı, çeşit çeşit ağaç bezeli, ortasında yüzük taşı gibi göllerin yer aldığı bir yöremiz. Yeşilin her türünün görülebildiği ortamda, pırıl pırıl, oksijeni bol, soğuk sularda yaşayan alabalıklar, yaban hayatının parçası. Geyikler, karacalar, tilki, sincap, tavşan ve kuşlar da cabası.

Renk Anatomisi
Yedigöller’e adını veren yedi göl, vadi boyunca yer kaymaları ve vadi önlerinin tıkanmasıyla ortaya çıkan çukurlardan meydana gelmiş. Karadeniz suyunun yardımıyla oluşan heyelan gölleri, Sazlıgöl, İncegöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl ve Seringöl isimleri ile anılıyorlar. Göller çevrelerinde oluşan bitki yapısı itibariyle her biri ayrı karakter taşıyor. 2900 hektarlık Yedigöller Milli Parkı içinde kayın, meşe, gürgen, kızılağaç, karaağaç, karaçam, dişbudak, sarıçam, köknar, ıhlamur gibi ağaçlar var. Fındık, alıç, üvez türü bodur bitkileri, eğrelti otlarını ve rengarenk çiçekleri de unutmamak gerek. Her mevsim değişen renk tonlarına sahip 200’ü aşkın çeşidiyle bitki örtüsü, sabah ve akşam saatlerinde ormanın derinliklerine süzülen asil ışıklarla olağanüstü güzellikte bir renk armonisi sergiliyor. Dinlenme, gezi, piknik amaçlı gelenler olduğu kadar, botanikçiler, hatta fotoğraf tutkunlarına da rastlanan Yedigöller de doğa, ziyaretçilerine mükemmel bir görsel şölen sunuyor. Kademeli vadide yer alan yedi gölün aralarındaki çağlayanlar, seyir terasları ile görsel lezzet yöreye has özelliklerle bütünleşiyor.

Göllerin arasında
Dört mevsimde dört ayrı güzellik taşıyan yörede, şüphesiz en şiirsel ortam sonbaharda yaşanıyor. Sık çam ağaçları arasından Yedigöller’in kalbine Bolu yönünden inenleri, önce küçük bir kulübe karşılıyor. Arazi düzleşince Orman Bölge müdürlüğünün konaklama üniteleri karşınızda yer alırken, solunuzda tarifi kelimelerle ifade etmenin oldukça zor olduğu iç içe girmiş iki şirin göl, görenleri tam manasıyla büyülüyor. Birinci gölün kıyısında yürümeye başladığınızda uzun boylu ağaçlar etrafınızı sararken doğanın gizli, saklı ikinci sürprizi yansıyan ışıkları ile sizi teslim alıyor. Bu bölümde doğa yapısı göle güçlü bir akustik sağlıyor. Konuşmalarınız, çevredeki kuşların seslerine karışan suses efektleri bile, ekolu ve farklı duyuluyor.! Göl yüzeyinin bir kısmını yeşil bitki örtüsü örterken gölün uzak kıyısı yosunsu bitkiler, bodur çalılıklarla son buluyor. Ayrılmak istemiyorsunuz fakat, gezi parkuru kuytu bölümleriyle ziyaretçileri daha bir çok kez şaşırtmaya devam ediyor. Konaklama üniteleri önünden göl isimleri veyerlerinin gösterildiği harita panoya paralel ilerlediğinizde araçların park edildiği alan bitiminde daha büyükçe bir göl ile,küçük çaplı şelalelerin oluştuğu bölüm sağınızda kalırken, solunuzda beliren panoramik tablo karşısında ifade zorluğu yaşıyorsunuz. Bu bölüm piknik masaları ile düzenlenmiş, kıyıda bir de ağaç masalı teras barındırıyor. Tartışmasız Yedigöller’in en keyifli bakış açısına sahip teras ve çevresi, her mevsimde suya vuran farklı renklerle başkalaşan kocaman göl yüzeyinde, ayna misali gördüklerinizi ikiye katlıyor. Zamanın durduğu hissine kapılmanıza neden olan durgunlukta, tüm kaslarınız gevşiyor, eğer varsa kafanızı kurcalayan sorunları unutabiliyorsunuz. Tek tük kapı çalınır gibi duyacağınız tak tak sesinin nereden geldiğini merak ederseniz başınızı ağaçların uç kısımlarına doğru bakarak bu merakınızı giderebilirsiniz.! Gri renkli gövdeleri, güçlü gagaları ve kuvvetli boyun yapısına sahip ağaçkakanlar, bıkıp usanmadan çıkardıkları seslerle varlıklarını hissettiriyorlar.
Sonbaharın lütfu, kızarıp dökülen yapraklarla adeta kırmızı halı döşenmiş gibi uzanan zemin üzerinde yürürken bazen ilginç şekilli, melon şapkalı oldukça iri mantarlar fotoğraf severlere kompozisyon olabiliyor. Büyük gölün en süslü yerini kolye misali ahşap bir köprü tamamlarken, kıyı yamaçları ağaç masalar ters ışıkla yıkanıp renkleniyor. Özellikle Güneşin dik geldiği öğle saatlerinde aydınlanıp, sihirli renklere boyanan Büyük Göl ve diğerler göller, günün ilerleyen saatlerinde ışık huzmelerini çabuk kaybedip, akşama da erken veda ediyorlar.

Mudurnu turizm


Mudurnu adını tavukçuluğu ile duyurdu, büyük kentlerimizde.

Oysa ki Bizans kalesi, eski Rum evleri, ilginç bakırcılar çarşısıyla görülmeye değer biryer olduğunu farkedeceksiniz. Hele Abant’a yakınlığı düşünülürse bu kadar gözden uzak kalmaması gerekirdi Mudurnu’nun.

Abant’tan 20 dakikalık yolculukla ulaşılan Mudurnu’da göze ilk olarak sırtını dayadığı yüksek kayalıklar, ortasından sakin akan çay ve çoğu iyi durumda çok sayıda eski ev çarpıyor.

Mudurnu’nun en ilgi çekici yerinin çarşısı olduğunu söyleyebilirim. Bu çarşıda sanki zaman durmuş, yüzyıldır hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Büyük kentlerin ve turistik yerlerin süsüne inat bir sadeliği var. Çarşının sonuna doğru bir duvarda karşılaştığımız görüntü ise bizi büyük şaşkınlığa düşürdü. Harap bir binanın duvarında rastgele yerleştirilmiş çok sayıda metal parçacıkları ve eski eşya vardı. Soba boruları, bisiklet tekerleri, demir çusuklar, paslı bir musluk, ızgara telleri, bir ayna çerçevesi, kabartma bir tavuk fotoğrafı, zincirler, kaba bir tahta üzerine yerleştirilmiş kilit, bir çakı, plastik bir oyuncak bebeğin kolu, başı ve patiği ve bir de oyuncak bir köpek başı. Öyle ilginç bir düzendeydiler ki, bir ara Salvador Dali’nin buraya uğrayıp bu eseri yarattığını düşündüm.

Mudurnu’nun adını, şimdi kalıntıları görülebilen Bizans kalesinden aldığı söyleniyor. Kale Bursa Tekfuru tarafından kızı Matarni için yaptırılmış. İçlerini gezme fırsatı bulamadığımız Yıldırım Beyazıt Camii ve hamamı ilçenin merkezinde genişçe bir yer tutuyor. Yine göremediğimiz ama methini duyduğumuz Babas ve Sarot kaplıcalarının mucizeli suları olduğu söyleniyor. Bu iki kaplıcanın suları mutsuzları mutlu, düşkünleri kuvvetli yapıyormuş.

Hiç denecek kadar az turistik tesisi olan Mudurnu’daki tek tavuk lokantası bile yakın zaman önce açılmış. “Türkiye’nin her yerinde Mudurnu Tavuk lokantaları vardı da burada yoktu” diyor yerlileri. Yeni açılan lokantada ilginç tavuk yemekleri yenebiliyor. Yaz aylarında açılan terası da bayağı güzel.

Dört mevsimde dört ayrı doğal güzellik: Abant…


Denizden 1328 metre yükseklikte, çevresi çam ormanlarıyla kaplı bir tatlısu gölü. Tertemiz havası, doğal güzelliğiyle büyük kentlerin kargaşasından alabildiğine uzak, gönlünüzce soluklanabileceğiniz bir cennet. Ünü tüm Türkiye’ye hatta yurtdışına bile yayılmış olan ve dört mevsimde dört ayrı doğa güzelliği sergileyen Abant Gölü yeşilin üstüne beyazlarını giymeden önce sararan yaprakların gölgesinde sonbaharı bir başka yaşıyor. Kışkırtıcı güzelliğiyle doğasever gezginleri etkisi altına alıp, kendine hayran bırakıyor. Doğa tutkunu genç serüvenciler, trekkingçiler, en kısa tatilleri bile değerlendirenler zaten Abant’ın yolunu gözleri kapalı biliyorlar.
İki üç günlük doyumsuz bir tatil düşleyenler!.. Yılı karınca misali çalışıp çabalamakla geçirmiş, ama bugünlerde bulduğu tatil fırsatını nasıl değerlendireyim diye düşünen işkolikler!.. Nikah masasından yeni kalkmış, balayı için adres arayan çiçeği burnunda yeni evliler!.. Evlilik yıldönümlerini kutlamak isteyen gönlü genç yaşlı çiftler!.. Hafta sonları can sıkıntısından şikayet edenler!..
Toplantılarını Abant’a kaydırıp iş ve tatili birlikte yaşamak isteyen kuruluşlar… Kışın çocukları kar ve kızak tutkunu anne babalar!.. Abant tatil severlere her mevsim çeşitli alternatifler sunuyor.
Ulaşımın çok kolay olduğu Abant Gölü ve çevresi, kışın karlarla örtülü ormanlarıyla, sonbaharda sararan, kızaran bitkilerin renk cümbüşü altında yenilen nefis lezzetteki ızgaraları ve alabalıklarıyla, tertemiz dağ havasıyla çarpıcı güzellikler sergiliyor.
Abant, denizden 1328 metre yükseklikte, toprak kaymaları sonucu oluşmuş bir tatlısu gölü. 1.28 kilometrekarelik bir alanı kaplıyor. En derin yeri 18 metre.
Her yanı ormanlarla kaplı. Hoş kokularıyla çam, köknar, kayın ağaçları çoğunlukta. 6.5 kilometre tutan göl çevresinde tur atmanın keyfi ise bambaşka. Kıyıları nilüfer çiçekleri ile kaplı yer yer sazlıklarla çevrili göl’ün konukları temiz dağ havasını soluyarak huzurlu yürüyüşler yapabiliyor, arzu edenler çevresini bisikletle turluyorlar. Gölün büyük bölümünde kiralık atlarla dolaşma veya faytonlarla nal sesleri eşliğinde gezilere çıkma, ters ışıklarda fotoğraf çekmek, gibi zevkler de bulunuyor. Her noktasından, her açıdan başka türlü görünen gölün en güzel ve tamamını görebilme zevki ise Mudurnu yolu başlangıcındaki tepede yaşanıyor.
Lezzetli alabalıkların bulunduğu ve olta balıkçılığı zevkinin dört dörtlük tadıldığı Abant Göl çevresi, bitki ve hayvan türleri açısından oldukça zengin. Kuşlar, sincaplar, su samurları bir yana, bölgede bir de geyik üretme çiftliği bulunuyor.
Çevrede dolaşmanın, koşu yapmanın sonrasında ailece kendin pişir kendin ye tarzı ağaç masalarda, toprağa basarak açık hava piknikleri yapmanın tadına ise doyum olmuyor.
Göl yüzeyinin kış mevsiminde donmadığı zamanlarda gölde su bisikleti ve sandalla gezme olanağı da bulunuyor.
Kışın atların çektiği kızaklarla göl turu yapılırken, yılın her ayında kır gazinolarında, kafelerde kahve veya çay içip dinlenebiliyor ya da yemek ihtiyacı karşılanabiliyor.
Göl alanı yolu boyunca ve girişte yöre sakinleri kurdukları tezgahlarda, yörenin kendine özgü tarhana, erişte, yağlı peynir, tereyağı, çam balı ve çeşitli meyveler gibi köy ürünlerini satıyorlar. Bunlara dağ havasının ayrılmaz parçası sucuk-ekmek satıcıları da ekleniyor. Bir çoğu Mudurnu köylerinden gelerek getirdikleri özellikle cevizler, kestaneler, patatesler, kuşburnu ve alıç isimli kolye misali ipe dizili dağ yemişleri alıcı buluyor.
Abant Otel işletmecileri, 35 yıldır doğanın bekçiliğini yaptıklarını, müşterilerine konforlu bir dağ oteli hizmeti verdiklerini belirtiyorlar. Otellerde yüzme havuzu, sauna, çocuklar ve büyükler için oyun salonları, barlar, restorantlar, TV odaları, spor üniteleri bulunuyor. Abant, kongre turizmine ve spor takımlarına da kamp için hizmet veriy
or.

Dünyanın sayılı tatil merkezlerinden biri haline gelmesi planlanıyor. Abant’ta Orman Bakanlığı Milli Parklar Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü tarafından hazırlatılan çalışmalarda Ekolojik dengenin sağlanması, kirliliğin önlenmesi, Abant yakınlarında bulunan Çepni Yaylası Çaltepe doruğunda 3 pistli kayak merkezi yapımı, Abant göl çevresinde dolaşım amaçlı raylı sistem kurulması, bisiklet yol ilavesi, gölü çevreleyen alanda bulunan elektrik direklerinin yer altına alınmasıyla görüntü kirliliğinin kaldırılması, sekiz ayrı yere seyir terası kurulması ve bunlar arasında bağlantı sağlayan patika yol yapımı bulunuyor.

Abant Gölü


 

Çevresi çam ormanlarıyla kaplı bir göl olan Abant ve çevresi, yılın dört mevsimi boyunca, dinlenmek için kaçacak bir yer arayanlara huzurlu bir sığınak sunuyor. Yılın her mevsimi ziyaretçilerine yapacak doğa etkinlikleri ve görecek doğal güzellikler sunan, tatil düşkünlerinin en önce öğrendikleri adreslerden biri. Abant’ta güzelim ağaçların o doğal kokuları içerisinde keyifli bir tur atabilir, alabalığı yenebilecek en iyi beldelerden birinde yiyebilir, gölde su bisikletiyle dolaşabilir ya da isterseniz faytona binebilirsiniz. Abant, Anadolu’da sayıları hiç de az olmayan doğal cennetlerimizden bir başkası, size düşense gidip onu keşfetmek. Abant tatilciler tarafından uzun süredir bilinen bir merkez olduğundan, yörede tatilcilere yönelik hizmet veren işletmeler belli bir tecrübenin üzerinde, bu nedenle oraya yapacağınız bir gezide sıkıntı yaşama ihtimaliniz düşük.

Bolu***


 

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 11.051 km²

Nüfus: 380.543 (1990)

İl Trafik No: 14

Yeşil ve mavinin kucaklaştığı, birlikte uyuyup uyandığı, rüzgârın başı dumanlı dağlarda efsanelerin en dramatiklerinden birini hâlâ fısıldadığı, binlerce yıldır bir çok uygarlığın filizlenip boy attığı ve meyvelerini bıraktığı şehirdir Bolu.

Bolu’nun, tabiat, insan ve tarihin el ele verip yoğurduğu güzelliklerini görmek, dağların söylediği Köroğlu türkülerini işitmek isteyenlerin şehre ulaşması hiç de zor değil. Bolu, Ankara ve İstanbul’un neredeyse tam ortasında bu iki merkezi birbirine bağlayan ana yolun üstündedir.

İLÇELER

Bolu ilinin ilçeleri; Dörtdivan, Gerede, Göynük, Kıbrısçık, Mengen, Mudurnu, Seben ve Yeniçağa’ dır.

Dörtdivan: İlçede Yağbaşlar Köyün’de Bizans kale kalıntıları vardır. Yukarısayık ve Sorkun köyleri arasında bir tepede Himmet Dede Türbesi, Kılıçlar köyünde Kırklar Türbesi, Çalköy’de Şehriban Nine Türbesi, Merkez Camii yanında Secamehmet Dede Türbesi bulunmaktadır.Ayrıca Yağbaşlar Köyü Mürseller mahallesinde Ayvadibi Şifalı Suyu bulunur.Her yıl Temmuz ayı içinde Dörtdivan yaylalarında Köroğlu Şenlikleri yapılmaktadır.Çalköy, Çetikören, Karaçayır, Kapaklı ve Kirazlı en önemli yaylalarıdır.

Gerede:
Asar Kale, Keçi Kalesi Kalıntıları, Kiliseli Han diye bilinen tarihi tüccar hanı, Yukarı Tekke Camii, Aşağı Tekke Camii Türbesi, Yıldırım Beyazıt Camii, Esentepe’deki Ramazan Dede Türbeleri, gezilip görülebilecek tarihi eserler ve yerlerdir. Esentepe bölgesinde kışın kış sporları ve kayak yapmak mümkündür. Ayrıca yaz aylarında çim kayağı yapma imkanı vardır. Her yıl Temmuz ayı içinde Esentepe’de geleneksel “Esentepe Yağlı Güreşleri” yapılır.Şehrin kuzeyinde Esentepe, Arkut Dağlarında yaylalar başlıca mesirelik alanlardır. Özellikle Gerede Yaylaları yayla turizmine çok uygundur. Gerede’nin güneyinde ise 1200 – 1500 m. yüksekliklerde bulunan yaylalardan en önemlileri Haşat, ve Zorpan yaylalarıdır.

Göynük: 20. yüzyıl başlarına ait eski Türk evleri bakımından zengindir. Göynük İlçesi, sahip olduğu 110 adet tarihi konut, 17 cami, türbe, çeşme ve hamam olmak üzere toplam 127 adet sivil mimarî eser sebebiyle “Kentsel Sit Alanı” ilân edilmiştir. Göynük’te ayrıca 1922 yılında yapılan 3 katlı Zafer Kulesi bulunmaktadır. Çubuk Yaylası, Arıkçayırı Yaylası, Bulanık Yaylası, Değirmenözü Yaylası, Hacımahmut Yaylası en önemli yaylalarıdır. Sünnet Gölü, Çubuk Gölü ve Çatak Köyü Kaplıcası görülmesi gereken turistik yerlerdir.

Kıbrıscık: Yaylaları ile ünlüdür. Köroğlu Dağlarının güney yamaçlarındaki düzlük alanlarda yer alan yaylalardan Belen, Karaköy, Kökez, Bölücekkaya, Kardoğan ve 1825 m. yükseklikte bulunan Devevira en önemlileridir.

Kıbrısçık- Beypazarı yolu üzerinde bulunan Karagöl, bir hektar genişliğinde oldukça derin bir göldür. Çevresi tamamen ormanlık olan gölde kamp yapmak için çok güzel yerler vardır. Gölde çok sayıda yaban ördeği olmasından dolayı avcıların uğrak yeridir. Göl kenarında bulunan bungalov tipi evlerde konaklama imkânı vardır.

Mengen: Mengen ormanlık bir bölgedir ve yüksek yaylaları bulunmaktadır. Başlıcaları; Soğucak, Akçakoca, Bürnük, Sırıklı, Çukur Yayla, Göl Yaylası, Aktepe, Ağalar, Küçükkuz, Civcivler, Mamatlar, Elemen ve Afşar Yaylalarıdır. Ödek, Kemal Savaş, Şirinyazı ve Hızarderesi Göletleri önemli mesire yerleridir. Mengen’in en büyük özelliği; çok ünlü aşçılar yetiştirmesidir. Her yıl Eylül ayının ilk haftasında geleneksel “Mengen Aşçılar ve Turizm Festivali” düzenlenmektedir.

Mudurnu: İl merkezine 52 km uzaklıktaki Mudurnu İlçesi eski Türk evleri bakımından önemli bir özelliğe sahiptir. İlçede bulunan 165 adet ev ve 8 Cami, çeşme ve hamam olmak üzere toplam 173 adet mimari değeri yüksek yapı nedeniyle “Kentsel Sit Alanı” ilan edilmiştir. Türk sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri ise “Armutçular Konağı” dır. İlçe sınırlarındaki Sülük Gölü, Karamurat Gölü, Ümran Tepesi ve yaylalar halkın dinlenme yerleridir.

Mudurnu’ya 5 km. mesafede bulunan Babas Kaplıcası’nın :-):-):-):-)bolizma hastalıkları ve hafif diabetliler üzerinde olumlu etkileri vardır. Konaklama tesisi bulunmaktadır. Mudurnu’nun 30 km. kuzeybatısında yeralan Sarot Kaplıcası Taşkesti – Ilıca Köyü hudutları içerisindedir. Bolu ili dahilinde bulunan bütün maden sularından ayrı bir özellik taşıyan kaynak, sıcak ve sülfatlıdır.

Seben: İl merkezine 52 km uzaklıktaki Seben İlçesi Kiraz Dağı çevresinde toplanmış, ortalama 1400 m. yükseklikteki yaylalarla çevrilidir. Bu yaylaların en önemlileri Gerenözü ve Kızık yaylalarıdır. Kızık Yaylasının evleri, değişik mimarisiyle dikkati çeker. Bu evler hiç çivi kullanmadan, çam ağaçlarından çatkılı, kenetleme ve birbirine geçme şeklinde yapılmıştır. Yerden yüksekçe yapılmış merdivenler, geniş ocakları ve kendine özgü eşyaları ile bu evler değişik özellikler taşırlar.

Seben İlçesinin 14 km. güneyinde, Kesenözü Köyünde bulunan Bağlum Kaplıcaları mide, safra kesesi, solunum ve dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri olduğu bilinmektedir.

Yeniçağa:
İl merkezine 37 km uzaklıktaki Yeniçağa İlçesi Ankara-İstanbul karayolu üzerindedir. İlçenin hemen kıyısında uzanan Yeniçağa Gölü kıyı boyunca uzanan ağaçları ile güzel bir mesire yeridir. Gölde tatlı su balıklarından karabalık avlanabilir.

HAKKATEN ÇOK GÜZEL Bİ ŞEHİR…HEM ANKARA YA HEM DE İSTANBUL A YAKIN OLMASI ÇOK BÜYÜK AVANTAJ.

BİKAÇ RESİM:

BOLU Turizmi Hakında..Geniş Bilgi Ve Mekanlar


 

GENEL BİLGİLER;
Yeşil ve mavinin kucaklaştığı, birlikte uyuyup uyandığı, rüzgârın başı dumanlı dağlarda efsanelerin en dramatiklerinden birini hâlâ fısıldadığı, binlerce yıldır bir çok uygarlığın filizlenip boy attığı ve meyvelerini bıraktığı şehirdir Bolu.
Bolu’nun, tabiat, insan ve tarihin el ele verip yoğurduğu güzelliklerini görmek, dağların söylediği Köroğlu türkülerini işitmek isteyenlerin şehre ulaşması hiç de zor değil. Bolu, Ankara ve İstanbul’un neredeyse tam ortasında bu iki merkezi birbirine bağlayan ana yolun üstündedir.
İLÇELER
Bolu ilinin ilçeleri; Dörtdivan, Gerede, Göynük, Kıbrısçık, Mengen, Mudurnu, Seben ve Yeniçağa’ dır.
Örenyerleri
Bolu (Bithynıum – Claudiopolis): Arkeolojik verilere göre Bolu ovasındaki ilk yerleşim M.Ö. 3. bine kadar uzanmaktadır. Şehir merkezindeki tepelerde kurulmuş olan Bithynium -Claudiopolis şehrinin tarihi ise 1978 yılında Hisartepe kazısında ortaya çıkan bulgulara göre, M.Ö. 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Çeşitli yıllarda yapılan kazılarda Antinous Tapınağı ve tiyatroya ait olduğu sanılan parçalarla, çeşitli dönemlere ait sikkeler, kaplar, şişeler, heykeller ve mezar stelleri bulunmuştur. Bu eserler halen Bolu Müzesi’nde bulunmaktadır.
Seben Kaya Evleri: ( Eski Yerleşim Bölgesi ) Seben İlçesine bağlı ve birbirlerine çok yakın olan Çeltik Deresi, Hoçaş, Kaşbıyıklar ve Yuva köylerinde derin vadiler boyunca yükselen kaya kitlelerinin yüzeyinde bir kaç katlı kaya evlerine rastlanmaktadır.
Gerede Asar Kalesi: Gerede’nin Örencik Köyü’nün güneydoğusundadır. Çevrede arazi üzerinde bol miktarda Bizans seramiği görülmekte, bu da kalenin Bizans dönemine ait olduğunu göstermektedir. Ayrıca kale üzerinde kuzeye bakan bir mağara da mevcuttur.
Camiler
Bolu’da bulunan Büyük Cami (Yıldırım Beyazıt Cami), Kadı Cami, Saraçhane Cami, İmaret Cami, Ilıca Cami, Ilıca Cami, Süleyman Paşa Cami, Yıldırım Cami, Kanunî Cami, Yukarı Tekke Cami, Eskiçağa Yıldırım Cami görülmeye değer eserledir
Türbeler
Tokad-i Hayreddin Türbesi, Akşemseddin Türbesi, Ömer Sekkin Türbesi, Aşağı Tekke Türbesi, Ümmi Kemal Türbesi, Kasım Dede Türbesi, Babahızır Türbesi başlıcalarıdır.
Hanlar
Yukarı Taşhan: Bolu merkez Büyük Cami mahallesinde bulunan Taşhan, 1804 yılında Abdullah Ağa tarafından yaptırılmıştır.
Hamamlar
Orta Hamam: 1389 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. Çifte hamam tarzında yapılan hamamın iç mekanlarında zengin süslemelere yer verilmiştir. İl merkezindedir.
Tabaklar Hamamı: 16. yüzyılda Tavil Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. İki bölüm olan hamamın iç mekanları mermerlerle kaplıdır.
Sultan Hamamı: 16. yüzyılda Sokullu Mehmet Paşa tarafından çifte hamam tarzında yaptırılmıştır. İl merkezindedir
Süleyman Paşa Hamamı: Göynük İlçesinde bulunan hamam, 1335’li yıllarda Gazi Süleyman Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Yıldırım Beyazıt Hamamı: Mudurnu İlçesinde bulunan hamam, aynı adla anılan caminin yanındadır. Aynı devirde yapılan hamamların en güzellerindendir. 1382’de yaptırılmıştır. Erken dönem Osmanlı hamamlarının en orijinal örneklerinden biridir. Hamam taç kapısı ve kubbe geçişleriyle dikkat çekicidir.
Yıldırım Hamamı:
İlimiz Yeniçağa İlçesine bağlı Eski Çağa Köyünde bulunmaktadır. 1388 yılında Yıldırım Beyazıt adına yapılan hamam, mimari bakımdan önemli bir eserdir.
Aşağı Hamam:
Gerede İlçesi Kitirler mahallesinde yer alan hamam 14. yy. sonlarında moloz taştan yapılmıştır.
Kaplıcalar
Bolu kaplıcaları Şehir merkezine 5 km. mesafede, Karacasu mevkiinde bulunan kaplıcalar çevresi ormanlarla kaplı nezih bir dinlenme yeridir. Termal turizm merkezi olan bölgede termal otel ve büyük kaplıca, küçük kaplıca ve Sağlık Bakanlığı’na ait fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesi olmak üzere üç birim hizmet vermektedir. Doğal kaynaklı olan bu kaplıcalar, romatizma hastalıklarına, deri, dolaşım ve kalp, solunum yolu, kadın, sindirim sistemi, böbrek ve idrar yolları, kemik ve kireçlenme hastalıkları ,:-):-):-):-)bolizma bozukluklarına iyi gelmektedir.
Babas kaplıcası: Mudurnu’ya 5 km. Mesafede bulunan kaplıca suları, travertenler arasından çıkmaktadır. 18 yataklı bir tesis bulunmaktadır. Kaplıca suyu :-):-):-):-)bolizma hastalıkları ile romatizma, kadın, sindirim ve böbrek rahatsızlıkları üzerinde olumlu sonuçlar vermektedir.

Sarot kaplıcası: Mudurnu’nun 30 km. kuzeybatısında Ilıca köyü hudutları içerisindedir. 66ºc sıcaklığındadır. 1500 yılı aşkın süredir kullanılmaktadır. Tarihî bir hamam vardır. Acı sular grubuna girmektedir. İçme kürü şeklinde kullanıldığında idrar yolu ve böbrek rahatsızlıklarına, banyo olarak kullanıldığında ise romatizma hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıca yanında küçük bir konaklama tesisi bulunmaktadır.

Bağlum (Kesenözü) Kaplıcası: Bağlum kaplıcaları, Seben ilçesinin 14 km. Güneyinde, Kesenözü köyünde bulunur. Kaplıca suyu banyo olarak yüzyıllardır kullanılmaktadır. Mide, safra kesesi, solunum ve dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Kaplıcada özel şahıslar tarafından işletilen pansiyonlar bulunmaktadır.

Çatak Kaplıcası: Göynük ilçesinin 30 km. güneydoğusunda dik yamaçlar arasında çok güzel bir vadide, Himmetoğlu Köyü yakınındadır. Kaplıcanın romatizma, siyatik gibi rahatsızlıklara iyi gelmektedir. Çevrede bulunan kalıntılardan Romalılardan beri kullanıldığı düşünülmektedir.
NE YENİR?
Bolu’nun fındık şekeri, çikolatası, çam balı, kaymağı, tereyağı ünlü tatlılarıdır. Kabaklı gözleme yöreye özgü hamur işidir.
Mudurnu’nun saray helvası, köpük helvası, Göynük’ün şeker fasulyesi Seben’in elması, üzümü, Mengen’in peyniri yörenin  tadılmaya değer yiyecekleridir.
NE ALINIR?
Bolu’nun çam kolonyası, fındık şekeri, Bolu çikolatası, çam balı, kaymağı, tereyağı, kabaklı gözlemesi; Mudurnu’nun saray helvası, köpük helvası, ipek oyaları; Gerede’nin deri ve bakır eşyaları; Göynük’ün şeker fasulyesi, el dokumaları; Seben’in elması, üzümü; Mengen’in peyniri; Kıbrıscık’ın pirinci, el dokuması torbaları ve kilimleri, hediyelik olarak satın alınabilir.
YAPMADAN DÖNME
Sonbaharda Yedigöller’de kamp yapıp fotoğraf çekmeden,

Abant Gölü ve diğer göl çevresinde yürüyüş yapmadan,

Mudurnu ve Göynük evlerini görmeden,
Bolu Yaylalarında gezmeden,
Kartalkaya’da kayak, Abant’da yamaç paraşütü yapmadan.

Seben Kaya evlerini görmeden,
Bolu’nun çam kolonyası, fındık şekeri, Bolu çikolatası, çam balı, kaymağı, tereyağı, kabaklı gözlemesi; Mudurnu’nun saray helvası, köpük helvası, ipek oyaları; Gerede’nin deri ve bakır eşyaları; Göynük’ün şeker fasulyesi, el dokumaları; Seben’in elması, üzümü; Mengen’in peyniri; Kıbrıscık’ın pirinci, el dokuması torbaları ve kilimleri; satın almadan,
Geleneksel “Mengen Aşçılar ve Turizm Festivali”, Dörtdivan Yayla Şenlikleri ve Bolu Köroğlu Kültür Sanat Turizm Festivali izlemeden,
… Dönmeyin.

BOLU


Bolu, Ankara ve İstanbul’un neredeyse tam ortasında bu iki merkezi birbirine bağlayan ana yolun üstündedir. 2006 Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre nüfusu 263,619’dir.

Nüfus

Merkezin 2000 genel nüfus sayımına göre 135009’dir. Bunun 84565’si ilçe merkezinde, ‘i ise kasaba ve köylerde yaşamaktadır.

|