GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Bursa Gezi Talil ve turizm rehberi

Osmanlı Başkenti
Bursa, Osmanlı’nın 1. Başkenti…

Osmanlılar’ın Hüdavendigar Vilayeti

1071 yılından sonra Anadolu’yu fethetmeye başlayan Selçuklular; bölgeye Asya’dan getirdikleri Türk boylarını yerleştirme çabalarına girdiler. Selçuklu İmparatorluğu’nun zayıflayıp dağılmaya başlaması üzerine kurulan Anadolu beyliklerinden Osmanlı Beyliği, kısa zamanda gelişip çevresindeki Tekfurlar’ın arazilerini de alarak güçlenip büyüdü.

Osmanlı Beyliği’nin kurucusu, 1258 yılında Söğüt kasabasında doğan Osman Bey’di. 1299′da Bilecik, Yenikent, İnegöl ve İznik de Beyliğin topraklarına katıldı. Altıyüz yılı aşkın hüküm sürecek olan Osmanlı İmparatorluğu’nun temelleri atılmıştı. Osman Gazi’nin başarılarıyla Osmanlı Beyliği’nin güçlenmesi karşısında kuşkulanmaya başlayan Bursa tekfuru Atranos, Bizans’tan dilediği yardımlara, Kestel ve Kite tekfurlarının güçlerini katarak 1301′de Koyunhisar’da Osmanlı ordusu ile çarpışmaya başladı. Savaşın galibi Osman Bey’in orduları oldu.

Artık Türkler’in hazırlıkları yavaş yavaş başlamıştı. Tekfurlar’ın bu olaydan sonra da birlik halinde çalıştıklarını gören Osman Bey, 1317 yılında kenti kuşatmaya doğru ilk adımı attı. Öncelikle deniz ilişkisinin kesilmesi gerektiğinden, Kaplıca tarafında bir kale yaptırıp, kardeşinin oğlu Ak Timur’u kumandan tayin etti. Osmarı Bey’in kölesi Balabancık da dağ tarafına yapılan kaleden sorumluydu. Bu bölgelerden halkın kente giriş ve çıkışları engellenmişti. Atranos Beyce kalesini yıkan Türkler, Pınarbaşı’na karargahlarını kurdular. Osman Gazi kuşatma için gerekenleri yaptıktan sonra kumandayı, oğlu Orhan Bey’e devrederek Yenikent’e döndü.

Kuşatma sekiz yıl sürdü. Hastalıklarla boğuşmaya başlayan Osman Gazi’nin sefere gidip savaşacak dermanı kalmamıştı. Oğlu Orhan Gazi’ye kenti ele geçirme emrini verdi. Orhan Gazi önce Evrenos Kalesi’ni aldı. Kale tekfuru dağlara kaçtı. Artık hedef Bursa’ydı. Orhan Gazi, Bursa tekfuruna Mihal Bey’i gönderip, teslim olmasını istedi. Tekfur, Orhan Gazi’den bağışlanmasını isteyerek, kıymetli elbiseleri ile kırk bin altın gönderdi. Orhan Gazi babasının onayını aldıktan sonra, Tekfur’un ailesinin ve adamlarının kaleden ayrılıp Gemlik sahiline ulaşabilmeleri için gerekli izni verdi. Tekfur ve beraberindekiler buradan bir gemiyle İstanbul’a doğru yola çıktılar. 1326 yılında Bursa artık Türkler’indi.

Kentin alındığı haberi, hastalığı çok şiddetlenen Osman Gazi’ye ölüm yatağında ulaştırılabildi. Saltanatı Orhan Gazi’ye bırakan Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk Sultanı yüzünde bir tebessümle yaşama veda etti. Bursa’nın alınması Osmanlı Beyliği için bir dönüm noktası olmuştu. Dedesi Ertuğrul Gazi’nin yaşamını yitirdiği 1281 yılında doğan Orhan bin Osman, artık Osmanlı sultanlarının ikincisiydi. Sultan’ın ağabeyi birgün huzura çıkıp, saltanat için üç şey yapması gerektiğini söyledi. İlki, adına sikke bastırmaktı. İkincisi diğer insanlardan farklı kıyafetler giymek, üçüncüsü ise yaya askerine hazineden uIufe tayin etmekti. Önceleri sikke, Selçuklu sultanları adına bastırılırdı. 1328′de Orhan Gazi, adına sikke bastıran ilk Osmanlı Sultanı oldu. Kılık kıyafette de yenilikler yapıldı. Kırmızı ve siyah renklerde giysileri olan askerler, artık beyaz renkte üniformalar giymeye başladılar.

Bithynia, Roma ve Bizans’ı yaşayan Bursa, 1335 yılında Osmanlı’ya ilk başkent oldu. Saltanatı yaklaşık 35 yıl süren Orhan Gazi, 1360 yılında yaşama veda ederken, yerini oğlu Murad’a bıraktı. 1326 yılında doğan Sultan Murad han bin Orhan bin Osman Gazi, Osmanlı sultanlarının üçüncüsüydü. Hüdavendigar adıyla ünlenmişti.

1362′de Edirne kenti ele geçirildi. Murad-ı Hüdavendigar bir gece düşünde, ak sakallı, nur yüzlü bir kimseyle yarenlik ederken, o kişi ona Edirne’de bir saray yaptırmasını söylediğinden, Edirne’de büyük bir saray inşa ettirildi. Daha sonra başkentliği Edirne üstlendi. Sonraki yıllarda da Bursa önemini hiç yitirmedi.

1399′da Yıldırım Bayezid, su tedavisine çok önem verilen Bursa Darüşşifası’nı kurdu. 1402′de kente giren Timur orduları medrese, cami gibi binalara büyük zararlar verdiler ve kentte yangınlar çıkardılar. 1429′da veba salgını kenti kasıp kavurdu. 1482′de Cem Sultan Bursa’da 18 günlük sultanlığına başladığında kendi adına para da bastırmıştı. Yetişen II. Bayezid ordularıyla çarpışmaya mecbur kalan Cem, kenti yenilmiş olarak terketti.

YAPILAR


Bursa üslubu

Osmanlı yapı sanatında, önce zaptedilen Bizans ülkelerinin mimarisine doğru bir eğilim gözlendi. Bu ülkeler, yeni sahiplerine aynı zamanda eski mimari tekniğinde ustalaşmış olan birçok duvarcı, oymacı ve zanaatçılar da vermişti. Bu yeni yapılar, Anadolu beyliklerinin anıtlarından farklıydılar. Ve Bursa üslubu böyle doğdu. Bursa mimarisi İstanbul’un fethinden sonra da yaşadı. Edirne ve İstanbul’daki ilk anıtların yapımında genellikle bu üslup kullanıldı. T biçimi plana uygun yapı tipi de 14. yy’da gelişti ve Bursa’daki “selatin camileri”nin hemen tamamı bu plana uygun olarak inşa edildi. Üst kısmından yüksek horizontal bir hatla bağlanan “Bursa kemeri” ise, iki çeyrek daireden oluşur, fazla bir taşıma gücüne sahip olmadığından daha çok dekoratif işlerde kullanılırdı.

Ulucami

Bursa Ulucami, ilk devir İslam mimarisinin payeler ve sütunlar üzerine düz çatı ile örtülü avlulu camiler gurubuna girer. 1399′da Yıldırım Bayezid tarafından mimar Ali Neccar’a yaptırılan Ulucami, 20 kubbe, iki büyük minareden oluşan beyaz renkli heybetli bir camidir. Her biri dört köşeli 12 ayak üstünde duran hemen hemen birbirine eşit kubbelerinden ortadakinin üstü camlıdır. Cami’de ünlü hattatlar tarafından yazılmış yüzdoksaniki adet sabit veya levha olarak yazı vardır.

Yeşil Camii


Bursa üslubu, Yeşil Cami ile başlamaktadır. Yeşil Camisi, Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1419′da mimar Vezir Hacı İvaz Paşa’ya yaptırıldı. Çini ustası Mecnun Mehmed’dir. Ön yüzü, pencereleri, kapısı, kitabeleri, kapı tavanı mermer işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Bursa ve İznik’teki ilk camilerde, Doğu sanatlarına özgü her türlü abartılı süslemelerden uzak, uyumlu ve sade bir tarz kullanıldı. Osmanlı süsleme sanatının düzenlemedeki güzelliği de giderek yeni ustalarını kazandırdı. Osmanlılar devrinde ilk nakkaş, 1423′de Yeşil Cami’nin bütün süslemelerini yaparak Ali İbn İlyas Ali adıyla tanındı.

Muradiye Camii

İkinci Murad’ın 1426-1428 yılları arasında yaptırdığı Muradiye Camisi, ters T planı ve bütün özellikleri ile Bursa mimari üslubunu taşır. 1855 yılında Bursa’ya büyük zarar veren depremde, Muradiye Camisi’nin de kubbeleri ve iki minaresi yıkıldı. 1902 yılında yeniden yapılırken, mihrab ve minberde günün modasına uygun olarak rokoko süslemeler kullanıldı.

Emir Sultan Camii

Emir Sultan Camisi’nin avlu revaklarında görülen ahşap kaş kemerler, Bursa kemerinin en güzel örneklerindendir. İznik ve Bursa’da yapılan dört köşe pencerelerin etrafı çok defa mukarnaslarla işlenerek, üstüne Rumi motiflerle süslü alınlıklar yerleştirildi.

Sivil mimari

Orhan Bey’in Bursa’yı fethinden sonra gelişen mimari tarzıyla yapılan değerli evlerde, süsleme hemen göze çarpardı. Çoğunun şömineleri vardı. Bu evlerin pencereleri yukarıda olup, alçı arasına renkli camlar yerleştirilir ve ahşap bir çerçeve ile çevrilirlerdi. Bursa evlerinin belli başlı süslemesi, duvarlarda, tavanlarda ve dolap kapaklarında bulunurdu. Ondokuz ve yirminci yüzyılın ilk dönemlerinin ürünü sivil mimarlık örnekleri kentin çok zengin bir kültür mirasına sahip olmasını sağladı.

YAŞAMIN RENKLERÎ

Portreler Bursa göçleri en fazla yaşayan kentlerden biri oldu. Nüfusunu tarihin gelişimi içinde buraya göçen, farklı yerlerden gelen çeşitli halklar ya da topluluklar renklendirdi. Orta Asya’dan Anadolu yarımadasına gelen Türkler de bir göç yoğunluğu yarattılar kentte. Göçler, 1530-1575 arasında kentin nüfusunu iki katına çıkardı.

Ortaçağ’dan kalma köylerde Rumlar yüzyıllardan beri yaşamaktaydı. Mora’nın fethiyle Fatih döneminde de kente Rum göçmenler yerleştirildi.

İlk kez Orhan Bey zamanında Kütahya’daki Ermeniler buraya geldi. Fatih Sultan Mehmed tarafından 1461′de İstanbul’da kurulan Ermeni Patrikhanesi’ne Bursa Metropoliti Ovakim Patrik seçildi. Yahudi ve Rumlar’a tanınan yetkiler onlara da verildi. Süryani, Habeş ve Kıpti kiliseleri de bu Patrikliğe bağlandı. 19. yy. başından başlayarak Doğu’da yaşayan Ermeniler Bursa’ya yoğun olarak göç ettiler. Bursa’daki Ermeniler’in çoğunluğu Setbaşı bölgesinde yaşamaktaydı. Vali Hacı İzzet Paşa’nın çıkardığı, yarı resmi sayılacak Bursa’nın ilk gazetesi Hüdavendigar’ın 82. sayısından başlayarak bir bölümü Ermenice olarak yayımlanmaya başladı. Bursa’da M.Ö. 79 yılında Yahudiler’in bir kolonisi olduğu söylenmekle birlikte,kentte asıl güçlerini, Sultan Orhan’ın, Bursa’yı başkent yaptıktan sonra verdiği bir mahalle ve sinagog inşa etme izni ile birlikte kazandılar. Yahudiler’in büyük bir bölümü, ticaret, terzilik ve bankerlikle uğraşırken, bir bölümü de kuyumculuk yapmaktaydılar. 1877-1878 yıllarında yaşanan Osmanlı-Rus Savaşı’nda işgale uğrayan Rumeli ve Kafkasya’daki Müslümanlar’ın büyük bir çoğunluğu da Bursa’ya göç ettiler. Yalnızca Rusçuk’tan otuz bin göçmen geldi. Bu göçmenlerin çoğu Gürcüler ve Tatarlar’dı. Kafkasya’dan gelenler Yıldırım, Kazan’dan gelenler Mollaarap, Kırım’dan gelenler ise Alacahırka’ya yerleştirildiler. Bursa’da çok eski tarihlerden beri Kıptiler de yaşamaktaydı. Hıdırellez günü, Uludağ eteklerindeki Kireç Ocakları bölgesine çıkıp eğlenceler düzenlerler ve başkanları Çeribaşı’nı seçerlerdi. Kanberler ve Demirkapı mahallelerinde yaşarlardı.

Yirminci yüzyılın başında, Bursa’da; Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan, İspanya, İtalya, Fransa, Belçika, Yunanistan ve İran’ın konsoloslukları bulunmaktaydı. Yine aynı tarihlerde yapılan sayımda nüfusun % 9.84′ünü Rumlar, % 6.66′sını Ermeniler, %18′ini diğerleri, geri kalan bölümünü Müslüman Türkler oluşturmaktaydı.1903 yılında, Vilayet Genel Meclisi’nde, Müftü Ali Rıza Efendi ile birlikte, Rum Metropoliti, Ermeni Başpiskoposu Natalyan Efendi, Ermeni Katolik Murahhası Arşoni Efendi, Piskopos Artin Efendi, Hahambaşı Moşe Hayim Efendi de vardı. Bursa merkezde çalışan diplomalı hekimlerin 5′i Türk olup, toplam 19 kişiydiler. Toplamı 17 kişi olan eczacıların ise 4′ü Türk’tü.

Bursa’nın renklerinden biri de her yıl yapılan sümbül bayramı kutlamalarıydı. Kentin çevresini göz alabildiğine saran sümbül bahçelerine halk hoşça bir zaman geçirmek için giderdi. Bu bahçeler, haftanın üç günü kadınlara, dört günü de erkeklere açık tutulurdu. Kentin bütününün sümbüle büründüğü 1869 yılının bir bahar günü, Bursalı kadınlar bahçelerden birinde şarkılar söyleyerek eğlenirlerken, aralarına iki erkek girer. Konu Bursa Adliyesi’ne yansır. Sorguya çekilenler yabancı olduklarını, bu nedenle o gün çiçek bahçelerini gezmenin erkeklere yasak olduğunu bilmediklerini söyleyerek kendilerini savunurlar. Gerekçeleri nedeniyle affedilirler ama olay Bursa Mahkeme-i Şeriyesi’nin kayıtlarına geçer.

Bursa’nın çok eski yıllardan süzülüp gelen zengin yemek kültürünün içinde kuşkusuz en ünlüsü kebaptır. 1836′da Bursa’yı gezmeye giden Helmut von Moltke, Türkiye Mektupları’nda kebabın lezzetinden ve ucuzluğundan söz eder: “… Öğlen yemeğimizi tam Türk tarzında, kebapçıda yedik; ellerimizi yıkadıktan sonra masa başına değil, masanın üzerine oturduk. Bu sırada bacaklarımı nereye koyacağımı bilemiyordum. Derken tahta bir tepsi üstünde kebap, yani şişte pişirilmiş ve ekmek hamuruna sarılmış küçük koyun eti parçaları geldi. Çok lezzetli bir yemek bu. Bunun üstüne de bir tabak mükemmel tuzlu zeytin, bir helva, yani Türkler’in çok sevdiği tatlı ve bir çanak şerbet (içine bir parça buz atılmış, suda haşlama üzüm). İştahı açık iki yiyici için topu topu 120 para yani 5 şilin tutarı bir yemek bu. “

Sürgünler kenti

Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Bursa, eski başkentlik günlerini çok gerilerde bırakmış, güzel yapılarla oluşan sokak dokularının ve yeşilin her tonunun sahibi olan Bursa artık bir sürgünler kentine dönüşmüştü.

Mevlanazade Rıfat, uzun seneler yurt dışında yönetime karşı çalışmalarını sürdürdükten sonra, kaçarı olmadığını anlayarak, İstanbul’a gelip, polis müdüriyetine teslim olmuştu. Sıkıyönetim mahkemesinin hakkında daha önceden vermiş olduğu karar hükmü gereğince Bursa’da oturmaya mahkum edildi. Bu sürgün cezası ancak, Sultan II. Abdülhamid’in 27 Nisan 1909′da tahttan indirilmesi ve yerine 35. Osmanlı Sultanı olarak V. Mehmed Reşad’ın geçirilmesiyle sona erecekti. Yeni Sultanın tahta çıkmasından sonra, herkesle beraber Mevlanazade Rıfat da affa kavuşarak Bursa’dan İstanbul’a döndü.

1906-1909 yılları arasında Bursa’da valilik yapan Mehmet Tevfik Bey’in anılarında da başka sürgünlerin izlerine rastlamak mümkündür. Mehmet Tevfik Bey, Sultan Murad’ın kızlarından Fehime Sultan’la olan ahbaplıklarından söz ederken, dostluklarının önemli bir nedeni olarak, vaktiyle Bursa’ya sürülmüş olan ve Sultan’ın eski günlerinden tanıdığı üç kızkardeşe yaptığı iyilikleri göstermektedir. Biri Sultan Abdülhamid’in, diğeri Reşad Efendi’nin saraylılarından olan, üçüncüsü ise bu iki kardeşin ablaları olup, saray dışında yaşayan üç kızkardeş kendilerine Bursa’da bir ev alınıncaya kadar vali Mehmet Tevfik Bey’in evinde ağırlanırlar.

Gazi Osman Paşa’nın ikinci oğlu Kemaleddin Bey’in sürgüne gönderilme hikayesi ise ibret vericidir. Kemaleddin Bey, Sultan II. Abdülhamid’in kızlarından Naime Sultan’la evlidir. Bir ara hastalanan Naime Sultan’a, eve gelen Dr. Hakkı Şinasi Paşa tedavi amacıyla “kakodilat” enjekte eder. Bu arada damat Kemaleddin Bey ile ilgili, karısı Sultanla birlikte oturdukları sarayın yanıbaşındaki diğer sarayda yaşayan Sultan Murad’ın en büyük kızı Hatice Sultanı sevmekte olduğu ve onunla evlenebilmek için doktora talimat vererek hasta karısı Sultana zehir şırınga ettirdiğine dair bir dedikodu yayılır ve hatta saraya jurnal verilir. Tıpta bunun bir ilaç olarak da kullanıldığı söylense bile Abdülhamid’i ikna etmek mümkün olmaz. Kemaleddin Bey karısından boşatılarak Bursa’ya sürülür, Dr. Hakkı Şinasi Paşa da başka yerlere. Kemaleddin Bey, Bursa’da kendisi için kiralanmış bir evde yaşamaya başlar, dışarı çıkması yasaktır. Hünkar yaverlerinden Mustafa Paşa adında bir Mirlivanın denetimi altında Padişah tüfekçilerinden değişik rütbeli birkaç subay Kemaleddin Bey’in kontrol altında tutulması görevini üstlenirler. Hepsi birlikte aynı evde yaşarlar. Bu ünlü mahpusla dışarıdan hiç kimse gidip görüşemez, irade olmadıkça vali bile gidip hatırını soramaz.

Yine Sultan Murad’ın vefatından sonra gözdelerinden biri ile sayıları bir hayli fazla olan kalfaları, kendilerine onar lira maaş bağlanarak Bursa’da sürgüne gönderilmişler, her birine birer ev alınacağı söylenmiş, talib olanlarla evlendirilmeleri de irade edilmişti. Çok sayıdaki bu kadınların herbirine Bursa’da evler alınıp, teker teker yerleştirilmeleri zaman alacağından, geldiklerinde hepsinin bir arada oturmaları için iki konak tutulmuştu.

Vilayet mektupçusu ile Maarif Müdürü de Bursa’ya sürülmüş memurlardandı. Necmeddin Molla’nın ağabeyi Ali Ata, bir gün Boğaziçi vapurlarından birinde yolculuk ederken, yanında oturan tanımadığı adamın sigarasından kendi sigarasını yakmıştı. Kim olduğunu bilmediği bu adamın veliahd Reşad Efendi’nin adamlarından biri çıkması ve durumun jurnallenmesi ile o da Bursa’ya sürülenler kervanına katılmıştı.

Bütün bunlardan başka, o sıralarda Bursa’ya sürülmüş ünlü Fehim Paşa ile birlikte merkezde ve çevrede daha başka sürgünler de vardı.

TİCARET ERBABI

Çarşılar

Bursa’nın fethinden sonra Orhan Gazi’nin yaptırdığı külliyenin içinde, kentin ilk bedesteni olan ve dokuma ürünleri satılan Emir Hanı vardı. Daha sonra bedesten Yıldırım Bayezid tarafından yapılan yeni yerine taşınınca, değişik esnafı barındıran diğer çarşılar bu bedestenin etrafında yer aldılar. Hacı İvaz Paşa Çarşısı’nda; keçeciler, Sipahi Çarşısı’nda; yorgancılar, Gelincik Çarşısı’nda; hallaçlar ve terziler, Atpazarı’nda; hayvan alım satım işleri ile uğraşanlar, Kapan Çarşısı’nda; meyva alım satımı yapanlar, Tahıl Pazarı’nda; kuruyemişçiler ve Tahıl Hanı yakınında da ünlü Bursa baçakçıları bulunurdu.

Uzunçarşı, Bitpazarı, Tahtakale, Tavukpazarı, Bakırcılar çarşıları ve Pirinç Hanı, Tuz Hanı, İpek Hanı, Koza Hanı Bursa’da ticaretin can damarlarıydılar.

Esnaf

Bursa’da her iş kolunda hizmet veren esnaf, kendilerini denetleyen, sıkı kontrol altında tutan örgütlere bağlıydılar. Bu örgütler işinin ehli olmayanların dükkan açmasına izin vermezler, işinin ehli olan ustaların yarattıkları ürünlerin de başkaları tarafından kopya edilmesini engellerlerdi.

Esnafların işyeri açabilmeleri de uzun yıllara ve çıraklık, kalfalık ve ustalık aşamalarını geçmelerine bağlıydı. Büyük bir disiplinle yetiştirilen bu insanlar her yükselişlerinde onurlandırılırlardı. Çıraklar kalfalık hakkı kazandıklarında ustaları tarafından her sanatın kendi Kethüdasına, Yiğitbaşına ve diğer esnafa durum bildirilirdi. Davetliler kentin değişik mesire yerlerinde yemekli, şenlikli, güreşli eğlenceler düzenlerler, dualarla Yiğitbaşı çırağa peştemal bağlayarak kalfalık verirdi.

Bu kalfaların daha sonraki yıllarda ustalığa yükselmeleri yalnızca uzun yıllara ve büyük başarılara bağlı değildi. Her meslek gurubunun ustaları belli sayılarda olduğundan, yeni gelecek kalfaya yer bulunması gerekir, ancak bir usta öldüğünde veya işi kapattığında bu şans yakalanabilirdi. Açılan yere en kıdemli kalfa yine törenlerle usta olarak seçilirdi.

1833 yılında Konstanz Bey’in ve 1843 yılında Boduryan Efendi’nin ipek fabrikaları ile birlikte kentte yavaş yavaş endüstrileşmeye doğru bir geçiş yaşanmaya başlandı.

İpek böcekçiliği
Bağcılık, meyvacılık, maden suları, sütlü mamuller, Gemlik ve Mudanya’da zeytincilik gibi pek çok tarıma dayalı zenginliği olan Bursa, civarında yetişen dut ağaçları nedeniyle de ipek böcekçiliği için biçilmiş kaftandı.

İpek, kumaş olana kadar üretimi büyük emek isteyen bir ticaret dalıydı. İpekçiliğin, ön üretimi olan tohumculuk ve kozadan başlayarak, her aşaması bir riskti. Nitekim, önce Fransa’da baş gösteren ve 1860′lı yıllarda da Bursa’ya kadar ulaşan Karataban hastalığı kent ve etraf böceklerini kaplamış ve ürün günden güne azalmıştı. Bu felaket, ipekböcekçiliği yapanları zor duruma düşürmüş, pek çok bölgede dut ağaçları sökülmeye başlanmıştı. Hemen arkasından çarenin Fransa’da bulunduğu haberleri geldi ve hastalıksız tohumlar getirildi. Böylece bir müddet bu dert geçiştirildi. Daha sonrasında ise, bu tohumlarında hastalıklı oldukları anlaşıldı.

2 Nisan 1888 tarihinde Şehreküstü mahallesinde Kazaz Ahmet Muhtar Efendi’nin evi kiralanarak o zamanki adıyla Harir Darüttalimi adı verilen mektep açıldı. 1889 yılında ilk mezunlarını verdi. Mektep, daha geniş olan Setbaşı semtinde Burdurizade Osman Efendi’nin evine nakledildi. 1894 yılında Maksem civarında inşa edilen binaya taşınarak adı İpek Böcekçiliği Enstitüsü oldu. Enstitü’nün idaresine getirilen Torkumyan Efendi, Pastör usulü tohum üretimi konusunda Bursa’da başarılı hizmetler görerek, çok sayıda öğrenci yetiştirdi.

Atkılı tezgahlarda dokuma

Osmanlı İmparatorluğu’nda dokumacılık merkezi olarak ilk akla gelen yer Bursa idi. 1850′lerin başında bu kentte buhar ve su gücü ile çalışan Avrupa’daki benzerleri gibi kurulmuş 14 ipek fabrikası vardı. Aynı cinsten Mudanya’da da iki fabrika vardı. Bursa’da tül işleyen, saf ve karışık ipek dokuyan 150-200 kadar tezgah çalışmaktaydı.
Bursa kumaşları üretiminde kullanılan atkılı tezgahlar çok basitti. Dikdörtgen bir çerçeve, bu çerçevenin üstünde iplikleri geren ve altında kumaşı saran iki merdane. Sırasıyla harekete geçen iplikleri dengeleyen ve gergin durmasını sağlayan kurşundan ağırlıklar. İpliklerin arasından geçen mekik. Bunları hareket ettirebilecek tezgah başındaki zanaatkar tarafından kullanılan bir pedal. Ağırlıklar hariç herşey ahşap.

Bursa, Bilecik ve Üsküdar’da çatma diye adlandırılan bir cins kadife kumaş dokunurdu. Bursa’da dokunan yünlü kumaşların, ipekli kumaşların ve diba adı verilen sırmalı ipek kumaşların, her cins kadifenin ünü dünyaya yayılmıştı. Dokumalarıyla namlı olan Çin bile Bursa’dan kumaş satın almış; Macaristan, Polonya, İtalya ve Balkan ülkelerinin pazarları Bursa kumaşlarıyla dolmuştu. 16. yy’da Bursa tezgahlarında dokunan kumaşlar ve kadifeler her yerde aranıyor, olağanüstü bir zenginlikte dokunan dibalar, kadifeler, canfesler padişahlara, şehzadelere yapılan elbiselerde kullanılıyordu. Burada dokuma ustaları lonca halinde teşkilatlanmışlardı. Dokumalar satışa çıkarılmadan önce ciddi bir kontrolden geçirilir, her kumaş damgalanırdı. Aranılan niteliklere sahip olmayan kumaşlara ise devlet el koyardı. Her atölye belli bir kumaş türünde ustalaşmıştı. Yabancı ülkelerden getirilen pamuk ipliği de ciddi ve sıkı bir incelemeden geçirilirdi. Pamuk ipliği her cumartesi günü Ulucami’nin avlusunda kurulan pazarda, ipek kozaları ise Koza Hanı’nda satılırdı.

18. yy’da başlayan yabancı rekabeti tezgah sahiplerini daha ucuz kumaş üretimine zorladığından, Bursa’nın eski dokumaları ve kumaşları giderek iyi vasıflarını kaybetti.

OKULLAR

Misyoner okulu

1834 yılının Ekim ayında, Amerikalı misyonerler önce İstanbul Pera’da bir erkek lisesi açmışlardı. Burası merkez olarak ele alınıp, 1839 yılına kadar, İzmir, Bursa ve Trabzon’da da okullar açıldı. Ders programları Batı’daki okulların programlarına uygun olan bu okullar kısa sürede kendini kabul ettirdi. Bursa’daki Amerikan Kız Okulu’nda 70 öğrenci okuyordu. Okulun 1893 yılı ders programında birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflarda okutulan dersler; Rumca veya Ermenice, aritmetik (Rumca veya Ermenice), coğrafya (Rumca veya Ermenice), İngilizce, geometri, botanik (İngilizce), fizik, astronomi (İngilizce) ve tarih (İngilizce)’di.

Işıklar Askeri Lisesi

Okul 1845′de, Sultan Abdülmecid’in buyruğu ile bugünkü Heykel Meydanı’nın bulunduğu yerde kurulmuştu. Daha sonra Işıklar semtinde, alt katı kâgir, üst katı ahşap olarak inşa edilen bina, 10 Haziran 1892′de, Vali Münir Paşa tarafından açıldı. 1894′de bu yapılara ikinci bina da eklenerek 500 öğrenci alacak duruma getirildi. 1911′de hastane kısmı da eklendi. İşgalde Yunan askerleri tarafından ahır olarak kullanılan bina, 11 Aralık 1922′de Askeri İdadi adı ile yeniden açıldı. Adını bulunduğu bölge olan Bursa’nın en eski mahallelerinden birinden alarak, Işıklar Askeri Lisesi diye bilindi. Bir tepe üzerinde kurulu semtin adının ise, önceleri Aşıklar Tepesi olduğu, giderek Işıklar’a dönüştüğü söylenmektedir.

Hamidiye Senayi Mektebi

10 nisan 1869 günü Filibos mahallesinde Türkmenoğlu Konağı’nda Senayi Mektebi açıldı. Islahhane adı ile çağrılan bu okulda önceleri yalnızca dokumacılık öğretildi. İlk üretim olarak jandarmalar için elbiselik kumaş dokundu. Daha sonra kunduracılığın öğretilmesi için İstanbul’dan öğretim görevlileri ile birlikte yeni aletler getirildi. Giderek çalışmaları ile dikkat çekmeye başlayan Hamidiye Senayi Mektebi’nin ders programlarına 1900′lü yıllardan sonra Fransızca ve musiki dersleri de eklendi ve okulda bir bando kuruldu. 1906 yılında ise Hükümet Caddesi’nde okulun bir satış mağazası açıldı. Okulu geliştirmek için neredeyse tüm Bursa halkı seferber oldu. Piyango tertip edildi ve Atıcılar mevkisinde düzenlenecek hayvan pazarından alınacak pazar resmi okula bırakıldı. 1906 yılında Bursalı Necip ve İstanbullu Mirat Efendiler, Avrupa’da imal ettirdikleri sigara kağıtlarını Hamidiye Senayi Mektebi Sigara Kağıdı adı altında satmak için ruhsat aldılar. Bu satışın tüm geliri de mektebe bırakılacaktı. Mektep ilk açıldığı konakta iki yıl kaldıktan sonra Tophane semtine taşındı.

Mülkiye İdadisi

1885′de Mülkiye İdadisi adıyla bir erkek lisesi kuruldu. 1888 Temmuzu’nda dördüncü sınıftan beş efendi mezun verdi. Bu dört sınıflık okul 1890-1891 ders yılı sonuna kadar devam etti. 1891-1892 ders yılında yedi sınıflı oldu. 1901-1904 seneleri arasında kimyahane, yatakhane, yemekhane, teneffüshane bölümleri yapıldı ve 1906 yılında da hamam kısmı tamamlandı. 1909′dan sonra adı Mektebi Sultani oldu.

Ziraat Mektebi

Vali Mahmut Celaleddin Paşa tarafından, tarım konusunda bilgili elemanlar yetiştirmek üzere, 1891 yılının Mart ayında Hamitler Köyü Topal Mehmet Ağa’nın arazisinde Hüdavendigar Numune Çiftliği Ziraat Mektebi 20 öğrenci ile öğretime başladı. Bu tarihten sonra okuldan uzun yıllar yaklaşık her yıl tatbiki eğitim alan 15 öğrenci mezun oldu.
1904 yılında, Mülkiye İdadisi’nde 325, Hamidiye Senayi Mektebifıde 150, Ziraat Mektebı’ nde 78 öğrenci okumaktaydı. 1905′de Hamidiye Medresesi Muallimini adı ile bir okul açıldı. Daha sonra okul Darülmuallimin adını aldı.

KAPLICALAR

Roma’dan Bizans’a

Bursa’da ilk hamamın Romalılar döneminde yapıldığı, Romalılar’ın ilk Bursa valisi Plinius tarafından yazılan bir mektuptan anlaşılmaktadır. Doğu Roma imparatorlarından I. Jüstinyen zamanında da Bursa imar edilirken Pythia’daki (Çekirge) sıcak su kaynakları halkın kullanımına açıldı. Bu bölgedeki hamamlar Bizanslılar döneminde daha da önem kazandılar.

Osmanlı geleneğinde kaplıcalar

Evliya Çelebi Bursa’nın sudan ibaret olduğunu söyler. Osmanlılar döneminde Bursa’nın ilk kaplıca inşaatı, Jüstinyen’in iki kubbeli hamamına, Muradı Hüdavendigar’ın 1511′de iki kubbe daha ilave ettirmesiyle başladı. Saray erkanından, İstanbul’daki tanınmış kişilerden ve büyükelçilerden, seyahate çıkmış yabancı prenslere, yabancı alim ve yazarlardan, devlet adamlarına kadar pek çok kişi bu şifalı sulardan nasiplerini almak üzere Bursa’ya gelirlerdi. Bursa valisi Mehmet Tevfik Bey kaplıcalara gelen, Alman İmparaton.ı II. Wilhelm’in eşi Augusta’nın erkek kardeşi Duc de Holstein ve eşini 6 Mayıs 1906′da, Bonapart ailesinden Prens Victor Napoleon’u 7 Haziran 1908′de, Carl Eduard Saxe Cobour dük ve düşesini de 4 Temmuz 1908′de ağırladı.

Soyunma yeri olarak bir giriş salonu veya camekân, bir soğukluk, bir de asıl yıkanılan yer halvet kısmından oluşan Bursa kaplıcası, Arif in divanında:

Girenler içinde kalur
Suyun dökünse can bulur
Nicelere derman olur
Kaplucası Bursa’nın diye tanımlanır.

Helmut von Moltke’nin Türkiye’den babasına yazdığı bir mektupda ise aynen şöyledir: “Türk hamamlarının keyfini sana evvelce yazmıştım. Bursa’dakiler suni değil, tabiattan öyle sıcaktır ki insanın büyük, dupduru havuza girince haşlanmadan dışarı çıkabileceğine önceden inanmayacağı gelir. Girdiğimiz hamamın terasının harikulade güzel bir seyri vardı ve öyle rahattı ki insan bir türlü ayrılmak istemiyordu.”

YOLLAR

Marmara’ya kucak açan kıyılar

19. yy’da Hüdavendigar vilayetinin merkezi Bursa’ydı. Merkeze; Balıkesir, Karahisar-ı Sahip, Kütahya kazaları ve Gemlik, Pazarköy, Mudanya, Yalova, Karamürsel, Tirilye, Bilecik, Lefke, Gölpazarı, Söğüd, Mihaliç, Kirmasti, İnegöl, Yarhisar, Yenikent, İznik, Pazarcık sancakları bağlıydı.

Bu kadar geniş topraklara sahip vilayetin Marmara Denizine ulaştığı önemli üç iskelesi vardı. Gemlik, Samanlı dağlarının denize doğru uzanarak Bozburun’u oluşturduğu yerden başlayan körfezin sonunda olup, evveldenberi tersaneleriyle ünlüydü. Gemlik’in poyraza kapalı bulunan limanı gemiler için sığınma yeriydi. Daha Kuzey’de bir iskele olan Yalova, karayolu ulaşımının zorluğu açısından pek kullanışlı değildi. En çok kullanılan iskele ise, Bursa Ovası’nın Marmara Denizi’ne açıldığı bir kapı olan, dutluk, zeytinlik ve bağlarla kaplı bölge Mudanya’ydı. Adı, Evliya Çelebi’ye göre Konstantiniyye tekfurunun kızı Mudanya’dan gelmekteydi.

1850′li yıllarda, sakin bir havada İstanbul’dan sekiz saat süren bir yolculuktan sonra Mudanya’ya varılırdı. Poyrazın sert estiği günlerde ise, Bozburun’un önünde kabaran dalgalar bu seferleri yapan küçük gemilerin körfezin girişinde sabahlamalarını gerektirir, Mudanya’ya ancak ertesi gün varılabilirdi.

Karayolu

Mudanya’ya gemiyle gelen kişinin, karaya ayak bastıktan sonra yalnızca atla Bursa’ya ulaşabilmesi mümkündü. Etrafı bağlık bahçelik verimli bir kara parçası olan yol boyunca, uzun bir zaman Marmara Denizi’nin çekici manzaraları, denizi çevreleyen tepeler görülürdü. Yumuşak bir eğimden sonra deniz manzaraları biter, bu defa da ileride servi ağaçlarıyla dolu bir ovadan yükselen kent görünürdü. Olympos’un ormanlarla kaplı dik yamaçları üzerinde can bulan bu kentte yüzden fazla beyaz minare ve yuvarlak kubbe göze çarpardı.

Bursa’ya iyice yaklaşıldığında bir köprüye ve Nilüfer Irmağı’na ulaşılırdı. Bu ırmak, koyu renk yapraklı dev gibi ceviz ağaçlarının, açık yeşil çınarların, zengin çayırlıklar ve dutlukların arasından kıvrıla kıvrıla akardı. Bursa’ya yaklaşan her adım birbirinden daha çekici yeşil sürprizler sunardı.

Demiryolu

Osmanlı yöneticilerinin demiryoluna verdikleri önem 19. yüzyılın ikinci yarısında iyice artmıştı. Sultan Abdülaziz, 1871 yılında demiryolu ile ilgili bir irade yayımlattı. Gerçekleştirilmesi düşünülen ana hat İstanbul-Bağdat arasındaydı. Kurulan Asya Osmanlı Demiryolları’nın başına da Alman mühendis Wilhelm von Pressel getirildi. Pressel’in projesi Haydarpaşa’dan başlıyor, bu ağın içinde Bursa-Mudanya hattı da yerini alıyordu. Mudanya’dan Bursa’ya doğru raylar döşenmeye başlandı. Bu hat, 1874 yılında bitirilebildi. Bursa’ya ulaşabilmek için 185.000 Osmanlı Lirası (4 200 000 Frank) masraf yapılmış ancak demiryolunun işletmeye açılması mümkün olamamıştı. Proje bir müddet için rafa kaldırıldı. Yarım kalan hattın inşasına 17 yıl sonra başlanabildi. İmtiyazı almış olan M. Nagelmakers, Bursa- Mudanya Osmanlı Demiryolları, Şirketi’ni kurarak hattı 1892 yılında hizmete açtı.

Bu yeni yolculuk biçimi ile Mudanya’dan kalkan tren iki saatte Bursa Acemler istasyonuna varırdı. Bu demiryolunu işleten yabancı şirket olduğundan, tarifeler de alafranga saate göre yapılırdı. Bu durum karışıklıklara neden olduğundan 5 Eylül 1892′de şirket tarafından çıkarılan bir yazı ile halk uyarılarak alafranga saate göre yolcuların kendilerini ayarlaması istendiyse de genel istek üzerine sonradan alaturka saate çevrildi.

Bursa Havuzlu Park

Havuzlupark 1935 yılında, Bursa Milletvekili olarak ilk mecliste yer alan Muhittin Baha PARS tarafından, Çekirge’deki evinin bahçesine yaptırılmıştır. İçinde sıcak su bulunan halk adına yaptırdığı bu havuz, 1937 yılında yüzme sporuna elverişli bir tesis haline getirilmiş, kullanıma sunulmuştur. Ellili yıllarda ise Havuzlupark Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’ne bağlanmıştır.

Bursa halkının önceleri ikindi kahvaltısı yapmaya, çay içmeye, kendi kendine yüzme öğrenmeye. eğlenmeye, güzel anlar geçirmeye gittiği Havuzlupark, bu işlevini zamanla yitirmiş, 1998 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tarafından Büyükşehir Belediyesi’ne kırkdokuz yıllığına tahsis edilmiştir. Zamanın Belediye Başkanı Erdem Saker tarafından 26.155 metrekarelik bir alanda yeniden projelendirilen tesis, Belediyemiz tarafından ilk defa geçen yıl işletilmiş, bu sezon da elden geçirilerek değerli halkımızın hizmetine sunulmuştur.

  • Bursa Büyükşehir Belediyesi Havuzlupark’ında tüm kesimlerin istifade edebileceği fiyat uygulanır.

  • Fiziki güvenlik tedbirleri, güvenlik personeli, sertifikalı cankurkaran ekibi, ilk yardım tedbirleri ve sağlık ünitesi ile can ve mal güvenliği sağlanır.

  • Yeşil alanları, kullanım alanları, soyunma odaları ile havuz suyu, tüm teknik donanıma sahip, sağlık koşullarına uygun, hijyenik ve temizdir.

  • Ziyaretçilerimiz kaza ve risklere karşı teminat altına alınmıştır.

  • Animasyonlar, yarışmalar, gösteriler ve müzikle renklendirilmiş, eğlencelerle, yetişkin ve küçüklere yönelik yüzme ve su sporları branşlarında aktiviteler düzenlenmiştir.

  • Büyüklük ve işlev olarak, 66 yıllık mazisi ile en eski havuzlardandır.

  • Kafetarya Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilir, yiyecek-içecek ihtiyaçlarınız ekonomik karşılanır, duş, soyunma odası dolapları, bebek emzirme odası mevcuttur.

  • Yeşil Bursa’nın karakterine uygun doğa ile iç içedir.

Havuzlupark, 50 metrelik olimpik normlarda büyük havuz,uluslararası müsabakalara uygun atlama havuzu, ve yüzme bilmeyenler için çırpınma havuzuyla Bursalıların hizmetine açıldı. Koşu ve yürüyüş yolları, kondisyon merkezi, sauna, çocuk oyun alanları ve çay bahçeleriyle, günü ailece, zevkle geçirebileceğiniz rahat ortamıyla sizleri de bekliyor.

Işıkların En Güzel Göründüğü Şehir Bursa

İstanbul gibi ışıkları ile insanı kendine aşık eden bir şehirde yaşayıp da, başka bir şehrin ışıklar altında görünüşünün hayran bıraktırıcı kadar güzel olacağına inanmazdım.

Tatlı bir gülümseme yayılır yüzümüze bazen, bizim için özel olan bir yerleri özlemiş olmanın buruk tebessümüdür bu. Bir sokaktır bazen özlenen, bir yemek kokusu burnumuza gelen, tanıdık bir yüz, tanıdık yerlere gitmek ister insan bazen. Aslında o anki ruh halimizdir bizi yollara sürükleyen. Yaşadığımız bir olay, okuduğumuz bir kitap, gördüğümüz bir reklamdır yollara düşme isteğimizi arttıran.

Her zaman bir arayış içinde olan bizler, aradıklarımızın hep uzaklarda bilinmeyenlerde saklı olduğunu düşünürüz. Bazen ruh halimiz yeniliklere açık olur. Yeni yerlerin, bilinmeyenlerin hayalini kurarız. Bazen de aradığımızın burnumuzun dibinde olduğunu düşünür, ama yine de imkansızların peşinde koşmayı tercih ederiz. Aşk denilen duyguya bile “Kavuşamadığın zaman aşk olur” diyerek, kendimizi bile bile bir kovalama-yakalama oyunu içine sokarız.

Oysa ki bildik bir yerlerde olmak ya da olma hayalini kurmak bile, arama ve kovalamalarla geçen yaşantımızın içinden çıkıp biraz nefes almamızı sağlamaz mı? Peki bu tanıdık, bildik yer neresi olabilir?
Hem kış aylarının güzelliği yaşanabilsin, hem içinde eğlence olsun, biraz dinginlik, biraz anılar, sürprizler olsun.
Acaba neresi?
Sanırım o bildik yeri buldum. Bursa…

Bursa bana göre bildik tanıdık bir yer, ya size göre?
Bursa’yı nasıl bilirsiniz?
İskender Kebabı (Mümkünse bol tereyağlı)
Uludağ’da kayak yapma keyfi,
Camiler, türbeler, kaplıcalar,
Kestane şekeri (Tercihim çikolatalı)

Evet, Bursa denildiği zaman aklınıza hemen bunlar geliyordur. Ancak bana göre Bursa biraz daha farklı özellikleri ile beynime kazınmış bir şehirdir. Belki az insanın bildiği ya da bilenlerin bile bildiklerinin farkında olmadığı, bildik tanıdık bir şeyler var benim gönlümde ki Bursa’da… ( Tekerleme gibi mi oldu? )
Sizlere bu, tanıdık ve bildik şehirde tesadüfler sonucunda geçirdiğim bir günü anlatmak isterim.

İzmir’den kalkan otobüsle İstanbul’a doğru yol çıktım. Balıkesir’den 2 saat sonra Bursa’daydım. Otogarda yarım saatlik bir mola verdik. Normalde otobüs yolculuklarında molalarda otobüsten inmekten hoşlanmam .Otogarlar bana, her zaman soğuk ve kasvetli gelir. Ama Bursa otogarını oldum olası sevmişimdir. Rahat ve ferah olan Bursa otogarında yarım saatlik bir molada yapacak çok şey bulabiliyorsunuz. Bir çok insan gibi alışkanlıklarına bağlı bir kişi olarak ayaklarım beni her zaman alış veriş yaptığım büfeye sürükledi. Bir dergi, bir çubuk kraker ve sakız. Her Bursa’ya gelişimde aynı yerden, aynı şeyleri alırım. Bu sefer ise,aileme götüreceğim kestane şekerleri için Kafkas’a girdim. Camekanın arkasında çeşit çeşit kestane şekeri var. Fıstıklı, çikolatalı, klasik çeşitlerin arasından seçim yapmak ne kadar da zor. En iyisi her çeşitten bir tane almak. Sallana sallana otobüsümün kalktığı perona gittiğimde otobüsün yerinde olmadığını fark ettim. Sakin sakin otobüs yazıhanesine gittiğimde, otobüsümün, içinde bavullarımla birlikte, yarım saat önce İstanbul’a doğru yola çıktığını öğrendim. Otogarda farkında olmadan 1 saat geçirmişim. Yaşadığım kısa bir paniğin ardından, bavullarımın İstanbul otogarına teslim edilmesini sağladıktan sonra gece otobüsüne yeni bir bilet alıp, “Bu benim için bir işaret, işte fırsat ayağıma kadar geldi. Bursa beni çağırıyor. Bu çağrıya kulak vermek lazım.” diye düşünüp kendimi Bursa yollarına vurdum.

Otogardan Setbaşı minibüsüne bindim. Hava soğuk olmasına rağmen sokaklardaki kalabalık şaşılacak gibiydi doğrusu. Uludağ Üniversitesi sayesinde şehrin genç nüfus ortalaması oldukça yüksek. (Nüfus sayımında bende Bursa’daydım, genç nüfusa katkım vardır sanırım) Sokaklar kalabalık, caddeler insanlarla dolu, bir oraya bir buraya giden insanlar bir şehre ne kadar da çok yakışıyor. Setbaşı’nda yürürken Devlet Kütüphanesi gözüme çarptı. Merkezde bu kadar ayak üstünde bir kütüphane olması, bir şehir ve o şehirde yaşayan insanlar için ne kadar büyük bir fayda (Umarım yararlanıyorlardır) Ama ne yazık ki kütüphaneye girip tozlu raflarda bilgi arayacak vaktim yoktu. İçimde Bursa sokaklarında gezme ve özlediğim yerlere gitme isteği vardı. Setbaşı’nda olduğuma göre ilk işim bu semte adını veren Setbaşı Köprü’sünün hemen yanında bulunan Mahfel’e gidip bir Türk kahvesi içmek oldu. Ama değişimin ilk işareti orada başladı. Bursa’nın en eski cafelerinden biri olan Mahfel dekorasyonu ve adını değiştirmiş. Mahfel-Mado olmuş. Çeşit çeşit dondurma ve tatlı çeşitleri olan hoş bir yer halini almış. Bir kahve molası için çok uygun bir adres, tavsiye ederim.

Setbaşı Mahfel’den kalkıp Heykel’e doğru yürüdüm. Kararlıyım Bursa’yı yürüyerek keşfedeceğim. Heykel’de Gima Sokağına girdim. Hemen ana caddenin paralelinde bulunan bu sokak, Bursalı gençlerin uğrak mekanı. Burada yan yana cafeler var. Cafe Nescafe ve Siesta en favori olanları. Cafe Nescafe’yi daha önceden biliyordum ama Siesta’yı ilk defa gördüğüm için oraya girdim. Latte Machiato”su çok güzeldi. Tavsiye ederim. Yazın Siesta”ya gelip, dışarıya atılan masalarında keyif yapmanın hayalini kurduktan sonra, fazla zaman kaybetmeden Altınparmak’a doğru yola koyuldum. Karşımda Zafer Plaza. Dünyanın en güzel alışveriş merkezlerinden biri olarak seçilen bu yer, oldukça hoş bir alışveriş merkezi. Alışveriş tutkunlarının tercih ettiği mekanların arasında olan bu merkezin en üst katında bulunan sinema salonun çok güzel olduğunu hatırlayıp, mağazalara vitrinlere bakarken zamanım su gibi aktığını fark ettim. Altıparmak’tan sonra Kükürtlü Caddesi’nde dolaştım. Caddeler aynı sokaklar aynıydı. Ama şehrin her köşesine büyük bir hızla yeni mağazalar, cafeler, eğlence merkezleri açılmış. Kükürtlü Caddesi yürüyüşümün son durağı oldu. Saatler ilerliyordu. Evet işte beklediğim an yani yemek zamanı gelmişti.

Yemek yemek için Setbaşı’na dönmem gerekiyor. Ancak ayaklarımda yürüyecek hal kalmadı. Bir minibüsle Setbaşı’ndayım. Setbaşı’nın alt tarafında bulunan Kayan Semti’ne gittim. Meşhur Pideli Köfteciler hep burada olur. Pideli Köfte yeme fikri de nereden çıktı. Bursa’ya gelmişken, bakır tepsinin içinde, altında çıtır çıtır pidelerin, üzerine yoğurt ve bol tereyağı olan enfes bir iskender kebap yemek varken, pideli köfte yeme isteği de nereden çıktı bilemem ama ayaklarım beni pideli köfte yemeğe, Saray Pideli Köftecisi’ne götürdü. O lezzetin tadı hala damağımda. İstanbul’da da bir çok yerde iskender ve pideli köfte yedim ancak havasından mı suyundan mı bilmem,Bursa’da yediğim yemeklerin lezzetini başka hiçbir yerde bulamıyorum.

Pideli Köfte faslı da bittiğine göre şimdiki durağım İnkaya. Dağ Yolu üzerinde bulunan İnkaya Köyü’ne iki tane çıkış yolu var. Ancak ben bilindik olanı yani Çekirge’den gidilen yolu tercih ettim. Yolun üzerinde sıra sıra oteller var. Büyük Yıldız Oteli’nin en üst katında bulunan Safir adlı barın çok hoş bir yer olduğunu hatırladım, orada bir mola vermek istesem de istikametimi bozmadan İnkaya’ya gittim. İnkaya Bursa’nın en eski köylerinden bir tanesidir. Bu köyün özelliği ise burada bulunan 600 yıllık çınar ağacıdır. Türkiye’nin en yaşlı ağaçlarından biri olma özelliği ile görenleri kendine hayran bırakan bu ağacın, 35 metrelik boyu, 9.2 metre çevresi vardır. Yaz aylarında yeşil yaprakları, kış aylarında ise dallarının üzerinde bulunan bembeyaz örtü ile adeta doğa harikası denilebilecek kadar güzel bir ağaç. Burada bulunan asırlık çınar, çevre halkının tek geçim kaynağı denilebilir. İnkaya köyünde yaşayan insanlar, bu ağacı görmeye gelen yerli ve yabancı turistlere kendi elleriyle yaptıkları hediyelik eşyaları satarak ya da çevrede bulunan mangal ve piknik alanları sayesinde geçimlerini sağlıyor. Hem köy halkının güler yüzü, hem ulu çınarın yıllara meydan okuyan havası ile İnkaya, bana göre Bursa’nın en huzur dolu köşesi.

İnkaya’dan ayrılmak istemiyordum, ama vaktim azalıyordu. Şimdi Bursa’ya son bir bakış atma zamanı geldi. Bursa’ya uzun zaman önce ilk gidişimde eski bir arkadaşım “Işıkların en güzel göründüğü şehir Bursa’dır.” demişti. Bu söylediği bana o anda hiç de mantıklı gelmemişti. İstanbul gibi ışıkları ile insanı kendine aşık eden bir şehirde yaşayıp da, başka bir şehrin ışıklar altında görünüşünün hayran bıraktırıcı kadar güzel olacağına inanamamıştım. Ta ki, Seyran Tepe’yi görene kadar. Dağ Yolu’nda İnkaya yakınlarında olan Seyir Tepe özellikle Uludağ’a çıkanların son bir kez Bursa’ya kaçamak bakışlar attığı bir yerdir. Ama ben bizzat şehrin ışıklarını seyretmek için oraya gittim. Gördüklerime tıpkı ilk günkü gibi hayran kaldım. Işıl ışıl görünen yüzüyle Bursa ayaklarımın altındaydı. “Anlatılmaz yaşanır” tanımlaması yapılacak kadar muhteşem. Tahta masalara oturup uzun uzun şehri seyrettim. Işıkların en güzel göründüğü şehir yakıştırmasının bir kez daha tam yerinde bir söz olduğuna anlamıştım. Bir bardak dumanı üzerinde tüten salep, bir esimlik rüzgar, bir nefes temiz hava, bir bakışlık manzara ve Bursa’da geçirebileceğim son bir saat.

Otobüsümü tekrar kaçırmak istemiyordum. Dağ yolundan dosdoğru otogara gittim. Trafik biraz sıkışık. Bursa geceleri başladı anlaşılan. Keşke zamanım olsa da Arap Şükrü’de rakı ve balık keyfi yapsam, Kültür Parkı’nda bulunan Altın Ceylan’da sabaha kadar eğlenip dans edebilsem diye düşündüm. Bir dahaki sefere artık!

Otobüse yine son dakikada yetiştim, ama bu sefer kaçırmadım. Kafamı otobüsün penceresine dayayarak, kestane şekeri uğruna kaçan otobüsümü ve yaşadığım bu olayı bir şans olarak değerlendirip Bursa’yı bir günde gezdiğimi düşünürken, bir dahaki Bursa gezimde türbeleri, camileri, kaplıcaları ziyaret etmem gerektiğini yapılacaklar listeme ekledim.
Ben bu otobüs kaçırma bahanesini çok sevdim birkaç kere daha uygulayabilirim. Sizlere de tavsiye ederim.
Bursa, M.Ö. yıllardan bu yana bir çok medeniyete ve onların dinlerine beşiklik etmiş ender illerin başında gelir. İlde Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik dinlerine ait bir çok eser hala ayaktadır ve koruma altındadır. Özellikle M.S. 324 yıllarında başlayan 1563 yılına kadar 17 kez toplanmış olan ve Hıristiyanlık dini için çok önemli olan konsül toplantılarından 8 tanesi ülkemizde gerçekleştirilmiş olup, bunlardan 1. ve 7. si İznik’te yapılmıştır. İznik Hıristiyan dinince ülkemizdeki 8 kutsal hac merkezinden biri ve en önemlisidir

İlçeler

Bursa ilinin ilçeleri; Nilüfer, Yıldırım, Osman Gazi, Büyük Orhan, Gemlik, Gürsu, Harmancık, İnegöl, İznik, Karacabey, Kales, Kestel, Mudanya, Mustafa Kemal Paşa, Orhaneli, Orhangazi ve Yenişehir’dir.

İznik

Gemlik

Bursa’nın 30 km. kuzeybatısında aynı adlı körfezin kıyısında kurulmuştur. Gemlik’e bağlı Kurşunlu, Küçük Kumla, Büyük Kumla, Karacaali yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı kıyılardır.

İnegöl
Bursa’nın 454 km güneydoğusunda yer alan İnegöl, Antik dönemde Ankedoma adıyla tanınmaktaydı. İlçedeki önemli tarihi eserler Osmanlı döneminden kalmadır. 1481′de Sadrazam İshak Paşa tarafından yaptırılan İshak Paşa Cami ve Külliyesi, Hamza Bey Cami, Yıldırım Cami (Cuma Camii), Kurşunlu Cami, Kurşunlu Han ve Ortaköy Kervansarayı İnegöl’deki tarihi eserlerdir. İnegöl’ün 13 km batısında Sultan köyünde XIV. yüzyılda yaşamış Germiyanoğlu Geyik Baba ile Balım Sultan adına, Orhan Bey tarafından yaptırılmış Geyikli Baba Türbesi önemli bir ziyaret yeridir. Boğazova Yaylası, Arabaoturağı Yaylası, Alaçam Yaylası, tarihi çınarlar İnegöl’ün tabii güzellikleridir.

Karacabey
Bursa’nın 65 km batısında yer alan Karacabey ilçesi, Antik dönemde Mihaliç adı ile bilinmekteydi. Kentin belli başlı tarihi eserleri Sultan I. Murat’ın yaptırdığı Ulu Cami,1457 yılında Karaca Bey tarafından yaptırılan Karacabey Cami (İmaret Cami) ile Karacabey-Bursa yolu üzerinde ve Uluabat kıyısındaki Osmanlı dönemi yapısı Issız Han’dır.

Keles
Uludağ’ın güney eteklerinde kurulu olan Keleş ilçesi, Bithynia, Roma, Bizans kalıntılarına sahiptir. XIV. yüzyılda Osmanlı egemenliğine girmiştir. İlçenin en önemli tarihi yapısı Sultan Yıldırım Bayezid’in Yakup Çelebi tarafından yaptırılan cami, hamam ve medreseden oluşan Yakup Çelebi Külliyesidir.

Kelesin Kocayayla mevkii kampçılık ve trekking için eşsiz bir doğa parçasıdır. Kocasu ırmağı rafting sporu için elverişli şartlara sahiptir.

Mudanya
Bursa’nın 25 km kuzeybatısında ve Marmara Denizi kıyısında yer alan Mudanya, Bursa’nın iskelesi durumundadır.Temiz havası ile yaz turizminin yoğun olarak yaşandığı Mudanya civarında en tanınmış günübirlik gezi yeri Çanaklıçeşme’dir. Osmanlı evlerinin en güzelleri Mudanya’dadır. Bu evlerin en önemlisi Tahir Paşa Konağıdır.

Mustafakemalpaşa
İlkçağdan beri çeşitli yerleşimlere sahne olan ilçenin eski adı Kirmastı’dır. Yakınında Miletopolis ören yeri bulunmaktadır. İlçe merkezinde Lala Şahin Türbesi, Hamzabey Cami ve Türbesi, Şeyhmüftü Cami ve Türbesi yanı sıra Dorak Hazineleri bölgesi, Kestelek Harabeleri ilgiye değer tarihi yerlerdir. Muradiye Sarnıç köyü yakınlarındaki Suuçtu Şelalesi, Söğütalan bucağındaki Suçıktı mesiresi Mustafakemalpaşa civarındaki eşsiz harikalarıdır.

Yenişehir
Bursa’nın 45 km doğusunda yer alan Yenişehir antik çağda Neopolis olarak tanınıyordu. Osman Gazi döneminde Osmanlı topraklarına katılan ilçe, Osman Gazi tarafından gazilerine kılıç hakkı adıyla yurtluk olarak verilmiştir. İskana açılan yerde kurulan kent Yenişehir adını almıştır.

Osmanlı döneminden kalan zengin tarihi eserlere sahip Yenişehir’de Osman Gazi’ nin yaptırdığı saraydan arda kalan Saray Hamamı, I. Murad döneminden kalma Postinpuş Baba Zaviyesi, XIV. yüzyılda inşa edilen Voyvoda Cami (Çınarlı Cami), XVI. yüzyılda yapılmış olan Koca Sinan Paşa Külliyesi, Bali Bey Cami, Orhan Bey tarafından yaptırılan Ulu Cami, Süleyman Paşa Külliyesi, 1645′de Yenişehirli Deli Hüseyin Paşanın yaptırdığı Çifte Hamam, Yarhisar Köyü Orhan Cami ve Saat Kulesi görülmeye değer tarihi yapılardır
17. Yüzyıl Osmanlı Evi Müzesi
Muradiye semtinde II. Murad külliyesinin karşısında bulunan ahşap ev, plan ve süslemeleri bakımından 17. yüzyıl özelliklerini taşımakta olup Bursa’da halen ayakta kalan en eski evlerden bir tanesi ve en güzel olanıdır.

Müze Tel : (+90-224) 222 08 68
Ziyarete açık saatler : 08.00-12.00/13.00-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi günleri dışında her gün

Arkeoloji Müzesi Arkeoloji Müzesi
İlk kez 1904 yılında Bursa Erkek Lisesi’nde Müzeyi Hümayun adıyla kurulmuştur. 1972 yılından beri de Kültürpark içerisindeki yeni binasında hizmet vermektedir. Bithynia ve Mysia bölgelerinde bulunan eserlerin sergilendiği müzede, M.Ö. 3. bin yılından Bizans devri sonlarına kadar geniş bir zaman kesitine ait kültür ürünleri yer almaktadır.

Müze Tel : (+90-224) 234 49 18-9
Ziyarete açık saatler : 08.00-12.00/13.00-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi günleri dışında her gün

Türk-İslam Eserleri Müzesi (Yeşil Medrese)
İlk Osmanlı medreselerinden olan Yeşil Medrese, Sultaniye Medresesi adıyla da tanınmaktadır. Birçok ünlü bilgin yetiştiren medrese, 1414-1424 yılları arasında yapılmıştır.

Binada 12. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar maden, keramik ahşap, işleme, silah, el yazması kitaplar, İslami sikke, İslamik kitabeler ve mezar taşları ile etnografik malzeme teşhir edilmektedir.

Müze Tel : (+90-224) 327 76 79
Ziyarete acık saatler : 08.00-12.00/13.00-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi günleri dışında her gün

Atatürk Müzesi
Atatürk’ün Bursa’ya çeşitli tarihlerdeki ziyaretlerinde kaldığı bu bina kendisine hediye edilmiş, Atatürk de 1938′de bu yapıyı Bursa Belediyesi’ne bağışlamıştır.

19. yüzyıl başlarında iki katlı tamamen ahşap malzemeden inşa edilen bina, döneminin en çekici sivil mimarlık örneklerinden olup, ahşap yapısı ve iç düzeni aynen korunmuştur. Çekirge caddesi üzerinde Çelik Palas Oteli yanında bulunan müzede Atatürk’ün kullandığı tüm eşyalar ile birlikte üst katta limonluk olarak adlandırılan salonda Atatürk ile ilgili fotoğraflar sergilenmektedir.

Müze Tel : (+90-224) 236 48 44
Ziyarete acık saatler : 08.00-12.00/13.00-17.00
Ziyarete açık günler : Pazartesi günleri dışında her gün

Hüsnü Züber Evi-Yaşayan Müze
Muradiye semtinde Devlet Misafirhanesi ve daha sonraları Rus Konsolosluğu olarak hizmet veren 19. yüzyıl Osmanlı evi, 1992′de turizme açılmıştır.

Müze Tel : (+90-224) 221 35 42
Ziyarete acık saatler : 10.00-17.00
Ziyarete açık günler : Haftanın her gün

Ormancılık Müzesi
Türkiye’nin ilk ve tek ormancılık müzesidir. Çekirge caddesi üzerinde Saatçi Köşkü olarak bilinen yapıda 1989′da açılan müzede hayvan ve bitki fosilleri, haberleşme ve orman mühendisliği aygıtları, harita ve fotoğraflar, ormancılık tarihi ile ilgili belgeler başta olmak üzere iki bin kadar eser sergilenmektedir.

Müze Tel : (+90-224) 234 77 18
Ziyarete acık saatler : 08.00-12.00/13.00-17.00
Ziyarete açık günler : Pazar günleri dışında her gün

Mudanya Mütareke Evi Müzesi
11 Ekim 1922 tarihinde TBMM hükümeti ile İhtilaf Devletleri arasında Türk-Yunan savaşına son veren ateşkes anlaşmasının Mudanya sahil yolu üzerinde yer alan 19. yüzyıl başlarına ait Art Nouveo üsluplu yalı,1937 yılından beri müze olarak kullanılmaktadır. Müzede Kurtuluş Savaşı ve mütarekeye ait çeşitli belge ve malzemeler ile döneme ait eşyalar sergilenmektedir.

Müze Tel : (+90-224) 544 10 68
Ziyarete acık saatler : 08.00-12.00/13.00-17.00
Ziyarete açık günler : Pazar günleri dışında her gün TOFAŞ ANADOLU ARABALARI MÜZESİ
Türkiye`nin ilk ve tek Anadolu Arabaları Müzesidir.Yıldırım Umurbey semtinde toplam 17.000 metrekarelik bir alanı kapsayan eski bir ipek fabrikası restore edilerek 28 Haziran 2002 de turizme açılmıştır.2600 yıl önceye ait tekerlekten başlayarak TOFAŞ tarafından üretilen motorlu araçlara kadar,arabaların gelişimini gösteren tarihi bir yolculuk yapacaksınız.
TEL:0 224 329 39 41
ADRES:TOFAŞ Anadolu Arabaları Müzesi Umurbey Mah.Kapıcı Sok.Yıldırım /BURSA
ZİYARETE AÇIK SAATLER:10:00 – 17:00
ZİYARETE AÇIK GÜNLER:Pazartesi günleri hariç hergün

Işıkların En Güzel Göründüğü Şehir Bursa

Önemli bir inanç turizmi merkezi olan Bursa’da Yıldırım Camii ve Türbesi, Yeşil Cami ve Türbesi, Emir Sultan Camii ve Türbesi, Ulu Cami (Cami Kebir), Muradiye Külliyesi, Hüdavendigar Cami ve Külliyesi önemli cami ve külliyeleridir.

KİLİSE ve SİNEGOGLAR

Fransız Kilisesi
Üzeri ahşap ve kiremitle örtülü kilisede hasta bakım yeri de vardır. 19. yy’ da yapıldığı tahmin edilmektedir.

Geruş Sinagogu
16. yüzyıl başlarında II. Selim tarafından inşa ettirilen sinagog Arap Şükrü sokağındadır. 14. yüzyılın sonlarında İspanya’dan sınır dışı edilen ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından gönderilen kalyonlara bindirilerek Osmanlı İmparatorluğuna kabul edilen Musevî topluluğunun ilk kafileleri Bursa’ya yerleştirilmiş ve bu sinagog kurulmuştur. Geruş Sinagogu’ nun günümüzdeki yapısı son derece sağlam, bakımlı olup, ibadete açık tutulmaktadır.

Ets Ahayim Sinagogu
Hayat Ağacı Sinagogu olarak da bilinen Sinagog, Osmanlı Döneminde ilk yapılan sinagog olması nedeniyle önem taşımaktadır. Bursa fethini gerçekleştiren Orhan Bey zamanında bir ferman çıkartılarak Ets Ahayim Sinagogunun kurulmasına izin verilmiştir.

Mayor Sinagogu
İspanya’nın Mallorca Adasından 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunca kabul edilen ve Bursa’da yerleştirilen diğer Musevî kafilelerince bu sinagog inşa edilmiş olup, geldikleri adanın adından esinlenerek Mayor adını almıştır. Mayor Sinagogu’nun etkinliklerinden ve ölü yıkama bölümü halihazırda kullanılmaktadır.

HANLAR

Emir Han
Ulu Caminin hemen altında bulunan Emir hanı, Orhan Bey tarafından, XIV. yy ‘ın ikinci yarısında yaptırılmıştır. İç avlu çevresine sıralanan iki katlı revak ve buraya açılan odalardan oluşan bu han Osmanlı hanlarının ilk örneğidir. Hanın ortasında bir şadırvan ile tarihi çınarlar bulunur.

Eski (Tahıl) Han
Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan hanı, Kanuni’nin sadrazamlarından Semiz Alizade XVI. yy da yaptırmıştır.

Geyve Hanı
Demirkapı Çarşısı’nın yanında bulunan, Hacı İvaz-Payigah olarak bilinen han, XV yy’ da, Ahi Bayezid’in oğlu Hacı İvaz Paşa yaptırarak, Çelebi Mehmet’e armağan etmiştir.

İpek Han (Arabacılar Hanı)
İvaz Paşa Camii yanında bulunan bu han, Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Bursa’daki hanların en büyüğüdür.

Koza Han
Ulu Cami ile Orhan Cami arasında bulunan bu hanı, II. Bayazıt, İstanbul’daki hayır yapılarına gelir getirmek amacıyla 1490 yılında yaptırmıştır. Bursa’nın en güzel ve günümüzde en yoğun olarak kullanılan hanıdır.

Pirinç Han
1508 yılında Sultan II. Bayazıt, İstanbul’daki vakıflarına gelir sağlamak amacıyla yaptırmıştır. Hanın avlusunda bir tarihi çınar bulunur.

PLAJLAR

Marmara Denizi’nin güneyinde yaklaşık 135 km uzunluğunda kıyısı bulunan Bursa ilinde, Karacabey, Mudanya ve Gemlik ilçelerinde geniş doğal kumsallar ile İznik ve Uluabat (Apolyont) gölleri kıyılarında güzel plajlar bulunmaktadır. Yeniköy, Bayramdere (Malkara) kesimi ile Mudanya’nın Zeytinbağ kesimine dek uzun ve geniş doğal kumsallar vardır. Kum kalitesi iyi olan bu kıyılarda Kurşunlu, Bayramdere, Yeniköy-Mudanya kesiminde de Mesudiye, Eğerce ve Esence plajları bulunmaktadır.

MESİRE YERLERİ

Saitabat Şelalesi
Derekızık köyüne 3 km uzaklıkta bulunan şelale,bir kanyondan dökülmektedir. Şelale çevresinde et mangal lokantaları ve büfelerin yer aldığı bu mesire alanı Bursalılarca yoğun olarak kullanılmaktadır.

Suuçtu Şelalesi
Mustafakemalpaşa ilçesine 18 km. uzaklıkta bir cennet parçası Suuçtu Şelalesi 38 metre yükseklikten dökülür.

Aras Şelalesi
Aras Deresi ve Aras Şelalesi Uludağ’ın kar sularını taşıyan ve tam kayalıkların içinden 15 metre yükseklikten düşer. Bursa-Soğukpınar arası 30 km olup, köyden itibaren 5 km stabilize bir yolla Ketenlik yaylalarına, oradan da şelaleye varılır.

SPORTİF ETKİNLİKLER

Kayak Merkezleri
Kayak Merkezleri Dünyaca ünlü Uludağ Kayak Merkezi Bursa sınırlarındadır.

Avcılık
Bursa, yaban av hayvanları bakımından zengin bir bölgede yer almaktadır. Bursa’da dört önemli kuş alanı bulunmaktadır. Bunlar Uludağ, İznik Gölü, Uluabat Gölü ve Kocaçay Deltasıdır.

Dağ Doğa Yürüyüşü
Uludağ yaz ve kış doğa yürüyüşüne elverişli olup tercih edilen 6 parkur belirlenmiştir.

Oteller Bölgesi-Cennet kaya Parkuru: Başlangıç noktası rakımı 1865 metre olan bu parkur üzerinde kuzey yamaçtan Gemlik Körfezi’nin,güney yamaçtan ise tüm dağ köylerinin manzarası eşliğinde,doyumsuz bir doğa yürüyüşü yapılmaktadır. Parkurun mesafesi 2000 metredir.

Oteller Bölgesi-Sarıalan-Çobankaya Parkuru: Başlangıç ve bitiş noktası rakımları 1850 metre ve 1750 metre yükseklikte son bulan bu parkurda,yol boyunca pırıl pırıl akan derelerle süslenmiş muhteşem bir orman ortamı bulunmaktadır. Parkurun mesafesi 5200 metredir.

Oteller Bölgesi-Softaboğan şelalesi Parkuru: Başlangıç noktası rakımı 1800 metre olan bu orman parkurunda Uludağ’ın dere,gölet ve taraçalar halinde aşağıya inen şelale bulunmaktadır. Su sesleri ve eşsiz manzaraların rehberliğinde Bursa Ovası’nın muhteşem panoraması ile doğa yürüyüşü sonuçlanır. Parkurun mesafesi 6000 metredir.

Oteller Bölgesi-Hanlar Bölgesi-Bağlı Köyü Parkuru: 1865 metre yükseklikten başlayan iniş parkurunda zirveden dağ köylerine inerken Anadolu insanının olağanüstü konukseverliğini görmek mümkün olmaktadır. Parkurun mesafesi 7500 metredir.

Oteller Bölgesi-Zirve Tepesi Parkuru: 2487 metrelik zirveye tırmanırken Uludağ ve yöresinde doğa ve bitki örtüsünün olağanüstü görüntüleri ile bir yanda denizin bir yanda Apollon göllerinin doyumsuz panoraması görülmektedir. Parkurun mesafesi 7615 metredir.

Wolfram-Madenler Bölgesi-Göller Yöresi Parkuru: 2300 metrelik rakımda dağ manzaralarının eşliğinde sadece Uludağ’a has kelebek cinslerini, dağ çiçeklerini gözlemlemenin ayrıcalığını yaşayacak, buzul göllerinin (Kara Göl, Aynalı Göl, Kilimli Göl, Buzlu Göl) muhteşem atmosferi hissedilmektedir. Parkurun mesafesi 9800 metredir.

Gençlik Kampları
Gemlik ilçesinde kıyıda gençlik Spor İl Müdürlüğüne ait Hasanağa ve Kırcaali Gençlik ve İzcilik kampları bulunmaktadır. Bunlar 175′er yataklı olup yaz aylarında 10′ar günlük 4 devre olarak Türkiye’nin her yerinden gelen gençlerin kamp yapmalarına olanak sağlamaktadır.

Bursa Orman Kampları

Ayrıca, Uludağ Milli Parkı içinde bulunan Gölcük Kamp Alanı da öğrenci ve izci gruplarının kamp etkinlikleri için kullanılmaktadır. İznik ve Uluabat Gölü kıyıları da gençlik kampları için oldukça uygundur. Göl çevresinde uluslararası katılıma açık yelken, yüzme, sörf ve kampçılık eğitimi verilmektedir.

Işıkların En Güzel Göründüğü Şehir Bursa

Cumalıkısık’ı görmeden

Uludağ’da kayak yapmadan

Külliyeleri ziyaret etmeden

Kaplıcalara uğramadan

İskender kebabı, Kemalpaşa tatlısı ve kestane şekeri yemeden

Bursa ipeği satın almadan

…Dönmeyin.

NE ALINIR?

Tüm dünyaya ün salmış olan Bursa İpekli dokumalarından ve Bursa’nın meşhur havlusu alınmalıdır.

NE YENİR?

Bursa’ya gelindiği zaman mutlaka İskender Kebabı,İnegöl Köftesi ve Kemalpaşa Tatlısı yenmeli. Bunlar dışında Bursa’yla özdeşleşmiş olan Kestane Şekeri unutulmamalıdır

Foto Galeri

OYLAT MAĞARASI

 

Yeri: Bursa, İnegöl İlçesi, Hilmiye Köyü. Mağara Bursa-Ankara kara yolundan Oylat Kaplıcasına ayrılan yoldan yaklaşık 17 km. içeride Hilmiye köyünün bir km. güneyinde yer almaktadır.
Özellikleri: Toplam uzunluğu 665 m. olan mağara iki ana bölümden oluşur. Dar galerilerden oluşan birinci bölüm girişten çöküntü sonuna kadar olan kısımdır. İçeride dev kazanları ve damlataş havuzları bulunur. İkinci bölüm büyük bir çöküntü salonudur. İri blok ve dev damlataş şekillerinden (sarkıt, dikit ve sütun) oluşmaktadır. Mağara önünde sıcaklık 29ºC, nem yüzde 47, girişte sıcaklık 19ºC, nem yüzde 55, dar galeride 17ºC, nem yüzde 78, çöküntü salonlarında 14ºC, yüzde 90 nem oranlarına sahiptir.

Ayvaini Mağarası

Yeri: Mağara Bursa İline bağlı Ayva köyünde yer almaktadır.
Özellikleri: Giriş kısmı hariç yatay gelişmiş bir mağaradır. Mağara iki ağıza sahiptir. Mağaraya bir noktadan girip (Doğanalanı) başka bir ağızdan çıkılmaktadır. Mağaranın hemen girişinde 17 metrelik
dikey bir iniş yer almaktadır. Mağarada bir çok göl yer almakta olup ilkbahar aylarında, suyun yükselmesine rağmen geçilebilecek kadar sığdır.

Uludağ

Türkiye’nin belki de adı en çok bilinen kayak ve kış için dinlenme merkezi Uludağ, sahip olduğu zengin ağaç örtüsüyle de görülmeye değer bir bölge. Tatil hayali deniz, kum ve güneşten ibaret olmayanlardansanız, asıl tatil kışın karda kışta kayarak yapılır diyenlerdenseniz, Uludağ tam da size göre bir yer. Türkiye’de tatilin genel olarak “deniz, kum, güneş ve tarihin bir araya geldiği” güney ve batı yörelerindeki şekliyle algılandığı bir ortamda, Uludağ sizlere farklı kapsamı ile bambaşka bir tatil lezzeti öneriyor. Yolunuz Bursa ve yakınına düşerse, Uludağ’ı görmeden geçmeyin deriz. Elbette, karda tatil yapmaya alışık değilseniz, düşmeye kalkmaya da kendinizi hazırlamalısınız.

İznik

 

İmparatorluklara başkentlik yapmış, tarihi antik çağlara uzanan İznik, evsahipliği yaptığı kültürlerden yadigar izleri ile Anadolu’nun bir başka görülmeye değer yöresi. Çiniciliğin merkezi olan bu şehirdeki eserlerde çiniciliğin oldukça güzel örneklerini gözleyebilirsiniz. Bursa çevresinde genel olarak hakim olan güzel doğadan da nasibini almış olan İznik’te temiz havayı ciğerlerinize doldurmak eminiz ki çok keyifli olacak. Sözün kısası, temiz bir doğa, tarihi zenginlikler ve çini ustaları tarafından yapılmış çini hediyelik eşya almak istiyorsanız İznik sizin için iyi bir tatil tercihi. İznik tatil cennetinde ilginizi çekebilecek başlıca eserler ya da bölgeler şunlardır: Berber Kaya, Beştaş (Obelisk), Hypoge, Dörttepeler Tümülüsü, Senatüs (Bizans sarayı), Surlar, İznik Antik Tiyatrosu, Böcek Ayazma, Koimesis Kilisesi, Ayasofya Kilisesi, Hagios Tryphonos Kilisesi, Ayatrifon Kilisesi, Hacı Özbek Cami, Yeşil Cami, Mahmut Çelebi Cami, Orhan Bey Camii Ve Hamamı, Şeyh Kutbettin Cami Ve Türbesi, Eşref-i Rumî Cami Ve Türbesi, Yakub Çelebi Zaviyesi Ve Türbesi, Kırgızlar Türbesi, Sarı Saltuk Türbesi, Çandarlı Hayrettin Paşa Türbesi, Çandarlı İbrahim Paşa Türbesi Ve İmareti, Çandarlı Halil Paşa Türbesi, Huysuzlar Türbesi, Ahiveyn Sultan Türbesi, Abdülvahap Sancaktarı Türbesi, Rüstem Paşa Hanı, İsmail Bey Hamamı, Hacı Hamza Hamamı, Meydan Hamamı.

Bursa Hakkında Genel Bilgiler

 Resim:Bursa.jpg

Ekonomik açıdan Türkiye’nin en gelişmiş illerinden biri olan Bursa doğal ve tarihsel zenginlikleriyle de önem taşır. Yüzölçümü 10.891 km² olan Bursa ili kuzeyde Marmara Denizi ve Yalova ili, kuzeydoğuda Kocaeli ve Sakarya, doğuda Bilecik, güneyde Kütahya ve Balıkesir illeri, batıda yine Balıkesir iliyle çevrilidir.

İnegöl(71000), Mudanya(21000), Gemlik(64000), Orhangazi(50000), Mustafakemalpaşa(47000), Karacabey(41000), Yenişehir(26000), Kestel(35000), Gürsu(22000) ve İznik(20000).

BURSA TARİHİ

Yapılan araştırmalar Bursa yöresinin M.Ö. 4000′lerden beri çeşitli yerleşimlere sahne olduğunu göstermektedir. Bu topraklara M.Ö. 13. yüzyıldan sonra Bitinler ve Misler yerleşti. İlk çağda Bitinya ve Misya’nın komşu olduğu bir alanda yer alan yöre M.Ö. 7. yüzyılda Lidya’nın, M.Ö. 546′da da Perslerin egemenliğine girdi. M.Ö. 334′e kadar süren Pers egemenliği boyunca Bitinyalılar kendi yöneticilerini seçme hakkına sahipti. M.Ö. 328′de Bitinya Krallığı kuruldu. Kral Zipoetes döneminde gelişen krallık, oğlu I. Nikomedes zamanında en güçlü haline ulaştı. M.Ö. 230-182 arasında Bitinya kralı olan I. Prusias Bursa kentinin kurucusu olarak kabul edilir. Bursa adının da kentin o zamanki adı Prusa’dan kaynaklandığı sanılmaktadır. M.Ö. 74′te Roma’ya bağlanan Bitinya’nın başkenti Prusa’dan Nikomedeia’ya (İzmit) taşındı. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesinden sonra Bizans yönetiminde kalan Bursa, imparatorluğun Doğu Eyaleti’ne bağlı beş diyosezden Asya Diyosezi sınırları içindeydi. Kent özellikle 11. yüzyılda Selçukluların saldırısına uğradıysa da 14. yüzyıla değin Bizans yönetimi altında kaldı. Uzun çatışmalardan sonra 1326′da Orhan Bey Bursa’yı alarak Osmanlıların başkenti yaptı. Bursa 1365′te Edirne’nin başkent yapılmasına kadar bu durumunu korudu. Bursa, İstanbul’un fethi’ne kadar Osmanlıların en önemli merkeziydi. Bursa yöresi 1900′lerin başında Hüdavendigar Vilayeti’nin sınırları içindeydi. Kentin belediyesi 1877′de kuruldu. Kurtuluş Savaşı yıllarında çeşitli yörelerinde ayaklanmalar çıkan Bursa 8 Temmuz 1920′de Yunanlılarca işgal edildi; 11 Eylül 1922′de işgalden kurtuldu.

Mustafa Kemal Atatürk, 5 Şubat 1933 günü, Bursa Nutkunu söylemiştir.

Eğitim

Bursa ilinin ilçeleri

Bursa ilinin ilçeleri

Tarihi liseler [değiştir]

  • Bursa Anadolu İmam Hatip Lisesi (Tarihi İpekçilik Enstitüsü)
  • Bursa Tarım Meslek Lisesi (Hamidiye Ziraat Mektebi)
  • Bursa Erkek Lisesi (Mülkiye İdadisi)
  • Bursa Kız Lisesi [1]
  • Bursa Çelebi Mehmet Lisesi
  • Tophane Teknik Okulları (Hamidiye Sanayi Mektebi)
  • Işıklar Askeri Lisesi [2]

Diğer liseler

  • Bursa Milli Piyango Anadolu Lisesi[3]
  • Ali Osman Sönmez Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi
  • Bursa Ahmet Hamdi Gökbayrak Anadolu Öğretmen Lisesi
  • Bursa Atatürk Anadolu Lisesi [4]
  • Bursa Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi [5]
  • Bursa Anadolu Lisesi [6]]
  • Bursa Ali Osman Sönmez Fen Lisesi [7]
  • Bursa Cumhuriyet Lisesi
  • Bursa Çınar Lisesi
  • Bursa Demirtaşpaşa Endüstri Meslek Lisesi[8]
  • Bursa Merkez İmam Hatip Lisesi
  • Bursa Mudanya Sami Evkuran Anadolu Lisesi
  • Bursa Ulubatlı Hasan Anadolu Lisesi(Maarif Koleji)
  • Bursa Şükrü Şankaya Anadolu Lisesi
  • Bursa Süleyman Çelebi Lisesi
  • Bursa Yıldırım Beyazıt Lisesi
  • Bursa Osmangazi Lisesi[9]
  • Bursa Özel Nilüfer Lisesi[10]
  • Cem Sultan Lisesi
  • Ertuğrul Gazi Lisesi
  • Kırcılar Anadolu Ticaret ve Ticaret Meslek Lisesi [11]
  • Ovaakça Şarık Tara Anadolu Teknik, Teknik, Anadolu Meslek ve Endüstri Meslek Lisesi[12]
  • Bursa Özel İnal Ertekin Lisesi

Diğer bilgiler

  • Şehir merkezinde 2006 yılında toplam 17 km’lik hafif raylı sistem metro hattı faliyette bulunmaktadır.
  • 2000 yılı nüfus sayımı resmi kesin sonuçlarına göre Türkiye’nin 4.büyük kent merkezidir. (Bkz: TABLO 4)
  • 2005 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi Türkiye’nin ilk ve tek kalite belgeli büyükşehir belediyesidir.
  • Bursa’da, 1975 yılında Uludağ Üniversitesi [13] kuruldu.
  • Reşat Oyal Kültür Parkı1955 yılında hizmete açılan park.
  • Bursa Devlet Tiyatrosu1957 yılında kuruldu. [14]
  • Uludağ Milli Parkı 1961 yılında milli park ilan edildi.[15]
  • Uludağ’a teleferikle ulaşım, 29 Ekim 1963’te tamamlanarak hizmete açılmıştır. Türkiyenin ilk teleferik hattıdır, 4817 metre uzunluğundadır.[16]
  • Bursa Bölge Senfoni Orkestrası, temeli 1997 yılında atıldı.
  • Bursa Botanik Parkı, 1998 yılında kullanıma açılmıştır. [17]
  • Bursa Hayvanat Bahçesi, 1998 yılında hizmete açılan Avrupa standartlarındaki hayvanat bahçesi
  • Uluslararası Bursa Festivali 1962 yılından itibaren, Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı’nın (BKSTV) koordinasyonunda düzenleniyor.
  • Bursada bir konservatuar bulunuyor.(Bursa Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı)
  • Bursa Devlet Türk Sanat Müziği Korosu 1991 yılında kuruldu, Kültür Bakanlığı’na bağlı.
  • 9.2.2007 gününde, MÖ. 202 yılında Bursa’da Kartaca Komutanı Hannibal tarafından Pınarbaşı’nda kurulan Çarşaf Su Yapısı, Bursa Belediye tarafından restore edilerek hizmete açıldı.

Bursa Türk mutfağı

Bursa yöresinde yaratılan meşhur mutfak ürünleri

  • İskender Kebap[18]
  • Kestane Şekeri
  • Pideli Köfte
  • İnegöl Köfte
  • Cantık
  • Su Böreği
  • Süt Helvası
  • Kemalpaşa Tatlısı