GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Çanakkaleyi Gezelim Resimli


ÇANAKKALE

GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 9.737 km²

Nüfus: 432.263 (1990)

İl Trafik No: 17

Kıyılarıyla Avrupa ve Asya’yı birleştiren Marmara ve Ege Denizini birbirini bağlayan Çanakkale savaşlarının en kanlı muharebelerinin cereyan ettiği, çok sayıda şehitlik, anıt ve mezarlıkların bulunduğu Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Troya, Assos gibi eski uygarlık merkezlerinin beşiği olan il iç ve dış turizmde önemli bir yer almaktadır.

İLÇELER

Çanakkale ilinin ilçeleri; Ayvacık, Biga, Bozcaada, Çan, Eceabat, Ezine, Gelibolu, Gökçeada, Lapseki ve Yenice’dir.

Gelibolu: Gelibolu, Marmara Bölgesi’nin batısında, Çanakkale Boğazı’nın kuzeyinde, Avrupa yakasında, Gelibolu Yarımadası üzerinde kurulmuştur. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Gallipoli olarak da bilinen Gelibolu’da hayatlarını kaybeden 500,000 asker anısına kurulmuştur. Parkta abideler, eserler ve mezarlıklara ilaveten Tuz Gölü ve doğal güzelliği ile Arıburnu Kayalıkları yer alır. Yeşil tepelerdeki güzellikler, kumsallar ve mavi sular bu tarihi savaşta cesurca çarpışan askerlere şeref dolu bir dinlenme ortamı sağlamaktadır.

Bayramiç:
Bayramiç ve yöresinin geçmiş çağlarda Troya krallığının sınırları içerisinde olduğu bilinmektedir. İlçe merkezinin bu dönemlerine ilişkin bilgiler, bugün ilçe sınırları içinde kalan bazı eski yerleşim merkezlerinden elde edilmektedir. 1356  yılında  Osmanlılar, bugün Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınan ve resterasyonu yapılan halk arasında “Hadımoğulları konağı” olarak tanınan binayı yaptırmışlardır.

Eceabat
: Bugünkü Eceabat ilçesinin sınırları içinde, Maydos (Madytos), Sestos (Akbaş), Kynossema (Kilitbahir), Idaion (Bigalı kalesi) Traklarca kurulan önemli yerleşim merkezleridir. Anıtsal Osmanlı kaleleriyle ünlüdür. Antik dönemde Maydos (Madikuz) adlarıyla bilinmektedir.

Ezine:
Antik Çağ’da Neandria olarak bilinen Ezine, Hamaksitosun kuzeyinde bir Aiolya yerleşim merkezidir. Orhan Gazi döneminde, Türk boylarının bölgeye gelişlerinden sonra Ezine Osmanlı topraklarına katıldı.

Bugün Neandria, sankrea ve Alexandreia-Troas gibi Antik Dönemin yerleşme merkezlerinden bir kısmını da hudutları içerisinde barındıran Ezine’de Orhan Gazi döneminden, ahi Yunus Zaviye ve Türbesi, Murad-ı Hüdavendigar döneminden Asılhan Bey Cami ve Kabri,Yıldırım Bayezid Han döneminden Seferşah Hamamı önemli tarihi varlıkları olarak dimdik ayakta durmaktadır.

ÇANAKKALE

Müzeler ve Örenyerleri

Assos (Behramkale)

Ayvacık ilçesinde yeralan Assos dört mevsim yerli ve yabancı turistleri konuk etmektedir. Akropol denizden 238 m. yüksekliğindedir. Athena Tapınağı M.Ö. 6ncı yüzyılda burada aynı yerde yapılmıştır. Biga yarımadası ve Edremit Körfezi’ni koruması özelliği yanında, eski ihtişamı nedeniyle bu Dorik tapınak restore edilmiştir. Tapınağın kalıntılarına vuran ay ışığını seyretmek için bir süre kalıp beklenebilir ya da sabah erkenden kalkıp güneş yavaş yavaş yükselirken şehrin yukarısından Edremit Körfezi’nin şahane görüntüsü izlenebilir ve böylece bu cennet köşesinin neden seçildiği anlaşılır. Tepelerden denize doğru agoralar, bir tiyatro ve bir de Jimnasyum yer almaktadır. Akropol’un kuzey köşesinden, hepsi de 14 üncü yüzyılda Osmanlı Sultanı I. Murat zamanında yapılan bir cami, bir köprü ve bir de kale görülür. Aşağısında ufak ve sevimli bir liman bulunmaktadır.

Behramkale’nin 25 km. batısında, Gülpınar köyünde M.Ö. 2nci yüzyılda Apollon Smintheus Tapınağı’nın yapıldığı tarihi şehir Chryse yer almaktadır. Gülpınar’ın 15 km. batısında, işaretleri bulunmayan sivri kayalıklı bir sahil boyunca uzanan yolda, denize inen dik yamaçtaki hoş köy evleriyle, Babakale bulunmaktadır.

Bozcaada

Çevresi 14 mil tutan Bozcaada, önemli bir turistik merkezdir. Etrafındaki irili ufaklı adacıklarla çevrili olan ada, Çanakkale Boğazı’na 15 mil, Limni’ye 30 mil, Midilli’ye 33 mil mesafededir. Ulaşımın sağlandığı Ezine ilçesi Geyikli beldesi Yükyeri Feribot İskelesine ise 3,4 mil uzaklıktadır.

Adada Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı, Çanak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe Koyu, Habbeli Koyu olmak üzere on iki adet cennet benzeri koyu vardır. Bu koylara Adadaki dalış merkezi tarafından koylarında dalış turları düzenlenmektedir.

Bozcaada’ya yaklaşıldığında bir Venedik kalesi dikkat çeker. Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale Boğazı’nın önemi nedeniyle Fatih Sultan Mehmet döneminde esaslı bir şekilde onarılmıştır.Adanın şarabı suyu kadar boldur; bir tur atıldığında birçok bağ ve şaraphaneler görülür. Adanın batısındaki yeldeğirmenleri adanın olduğu kadan çevrenin de önemli ölçüde elektrik enerjisini sağlamaktadır.

Adada konaklamak için her talebe uygun otel ve pansiyon bulunmaktadır.

Gökçeada

Türk adalarının en büyüklerinden biri olan Gökçeada körfezlerle çevrilidir. Farklı tonlardaki çam ve zeytin ağaçları ile kaplı tepelerinde yer yer kutsal pınarlar ve manastırlar bulunmaktadır. Buraya, Çanakkale ve Kabatepe’den tarifeli, muntazam araba vapuru seferleri yapılmaktadır. Gökçeada (Kuzu limanı), Çanakkale’den izlenen rotaya göre 32 mil, Gelibolu yarımadasındaki Kabatepe limanına 14 mil, Bozcaada’ya 33 mil, Ege denizinde bulunan Yunan adalarından Limni’ye 16 mil, Semadirek adasına 14 mil uzaklıktadır. Tatlı su kaynakları bakımından dünyanın en zengin adalarından biridir. Adanın koylarına dalış turları düzenlenmektedir.

Truva

İntepe Bucağı, Tevfikiye Köyü yakınında, Çanakkale’ye 30 km. uzaklıkta, Hisarlıktadır. Arkeolojik kazılar farklı zamanlardaki yerleşim mekanlarını, şehir surlarını, ev temellerini, bir tapınak ve tiyatroyu ortaya çıkarmıştır. Tahtadan sembolik bir at eski savaşı hatırlatmaktadır. Tarihi limanı Alexandria – Troas M.Ö. 3. yüzyılda yaptırılmıştı. St. Paul burayı iki kere ziyaret etmiş, ve üçüncü misyonerlik yolculuğuna, Assos’a yine buradan başlamıştır.

Dardanos

Çanakkale’ye 11 km. uzaklıkta Kalabaklı Çayı kıyısında, Maltepe’dedir. Bu mezar anıtı, bir koridor, ön oda ve ana mezar odasında oluşmaktadır. İçinde bir çok iskeletle, altın takılar, bronz ve pişmiş topraktan gereçler, kandiller, gözyaşı şişleri, müzik araçları bulunmuştur. Mezarda Arkaik İyonik ve Roma dönemlerinden yapılar vardı.

Gülpınar

Ayvacık çevresinde kalıntıları bulunan antik eserlerden İlyada Destanı’nın birinci bölümünün geçtiği Apollon Smintheus Tapınağı, Gülpınar’da bulunmaktadır. Tapınak kalıntıları ve tapınaktan çıkan eserler buradaki müzede sergilenmektedir. Bölgede bulunan müzede Tapınağa ait rölyeflerde bu sahneleri görülebilmektedir.

Zeus Altarı

Küçükkuyu beldesine bağlı Adatepe Köyünün üst tarafında bulunan,ön tarafı diklemesine uçurum olan mağara, Zeus’un mağarası olarak bilinmektedir.

Alexandreia

Dalyan Köyündedir. M.Ö 310’da ‘Sgia’ adlı küçük bir köyün yerine kurulmuştur. Güçlü ve zengin bir ticaret merkezi olarak gelişen kent Romalılar döneminde de önemini korumuştur.

Neandria

Kayacı Köyü yakınında Çığrı Dağı’ndadır. Kenti çevreleyen surlar 3 m. Kalınlıkta ve 3200 m uzunluktadır.

Sestos

Eceabat’a 4 km. uzaklıkta,Yalova köyündedir. Akbaş Limanı’nın güneyinde kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet Kilitbahir Kalesi’ni yaptırırken, Sestos kalesinin taşları kullanılmıştır.

bikaç resim:

CONKBAYIRI

Eski Bir Rum Yerleşkesi ..Gökçeada..


 

Bugünkü yerleşim antik Panagia kenti kalıntıları üzerine kurulmuştu. Bu döneme ait fazla bir bilgi yok. ( Zeytinliköy’de höyük kazı çalışmaları sürmektedir. İlk buluntular M.Ö. 3000 yıllarına tarihlenmektedir. Ada İÖ. 5 yy’da Atina egemenliğine girmiş. Osmanlı topraklarına katılışı 1455. 1912’de Yunanistan tarafından işgal edildi. 1. Dünya Savaşında da İngilizlerce üs olarak kullanılmıştı. İngilizlerce üs olarak kullanıldı. 1923’de Lozan’la yeniden Türkiye topraklarına katıldı. Atina, Ceneviz, Venedik ve Bizans dönemlerini ve egemenliklerini yaşadı. Bu dönemlere ait kalıntılar bulunmuştur. En önemlisi Kaleköy yakınlarındaki İmbros’tur. Kale harap durumdadır ve ancak duvar kalıntıları görülebilmektedir.

289.5 kilometrekara yüzülçümlü olan adanın kıyı şeridi 13 km’dir. Kabatepe limanına uzaklığı 14 mildir. Nüfusu da 13 Bini bulmaktadır.

Balıkçılık, zeytincilik ve kısmen de hayvancılıkla geçinen ada eskiden en iyi şarapların üretildiği üzüm bağları ile tanınırdı. Şimdi de şarap üretiliyor, ama eski ünü azaldı. Temmuz’un 26’sında bağbozumu şenlikleri düzenleniyor. Gene de adaya gidenler adanın balıkçı meyhanelerinde yerli şaraplardan içme, isterlerse dönerken de satın alma şansına sahipler.

Adanın çevresinde istediğiniz her yerden denize girebilirsiniz. Tanınmış plajları Aydıncık (Kefaloz), Kaleköy, Pürgos ve İspilya’dır. Sakin koyları ve temiz denizi çekicidir. Gezilebilecek yerler arasında ise baraj çevresi, Tuz gölü, Tepeköy, Çınaraltı bulunmaktadır. Yedi köyü bulunan adada büyük bölümü boşalmış eski köy merkezleri olan Kaleköy, Eskibademliköy, Zeytinliköy, Tepeköy veDereköy’de sivil mimari örnekleri kilise ve manastırlar, Kale (Kaleköy’de) görülmeye değer.

Otel, pansiyon ve lokanta gibi tesisler ihtiyacı karşılamaya yeterlidir.

Eski bir Rum yerleşimi olan adada 1950’li yıllarda başlayan göç yüzünden Rum nüfus epeyce azaldı. Ama Yunanistan’a veya İstanbul’a giden Rumlar hiç unutmaz ve her fırsatta baba ocağı adayı görmeye gelirler. Bunlardan biri İstanbul’un ünlü Nev-i Zade Sokağı’ndaki İmroz lokantasının elli yıllık mey ustası Yorgo’dur. Sıcak bir dostluk kurabilirseniz Ada’nın yaşlılarından 6-7 Eylül olaylarından önce Türklerle Rumların iyi komşuluk öykülerini anlatanlara rastlarsınız.

Assos turizm


Assos’un şimdiki adı Behramkale. İlk kuruluşu MÖ. VII. yüzyıla kadar uzanıyor. Daha sonra Pers egemenliğine girmiş, 5. yüzyılda Atina Birliği’ne katılmış. Ardından kent “özelleştirilmiş” ve banker Euboulos’un yönetimine girmiş. Kentin sonraki hakimi de bankerin mirasçısı azatlı köle Hermias olmuş. Hermias Filozof Platon’un öğrencisiydi. Aristotalesin de arkadaşıydı. Mantık biliminin babası filozof Aristotales, Hermias’ın konuğu olarak üç yıl Assos’ta kaldı, dersler verdi.

Assos’u anlatmaya buradan başladık. Çünkü her zaman sakin, dingin bir tatil yeri olan Assos’ta bir akşam günbatımında ya da bir sabah çok erken uyanıldığında denize uzanan iskelenin üzerine oturarak düşüncelere dalıp gitmiş bulursanız kendinizi, bilin ki sizin kabahatiniz değildir. Antik çağda burada düşünen felsefe tarihinin en büyük filozoflarının kabahatidir. Sizden ikibin küsur yıl kadar önce burada felsefenin en derin sorunlarını çözmeye çalışmışlardı.

Kentlerin gürültüsünden kaçıp bir kaç gün başını dinlemek isteyenler, yeni bir sevdaya tutulanlar ( veya eski sevdalarını her gün yeniymiş gibi yaşayanlar ) yılın her mevsiminde bu küçük koya gidebilirler. Yaz günlerinin güzelliği ayrıdır ama kışın geçirilecek bir kaç gün de unutulmaz anılar bırakır.

Assos’un tatil merkezi olan iskelesi küçücük bir çanak gibi. Assos mimarisine uygun ve çoğu eski antrepoların restorasyonuyla yapılmış otel, pansiyon ve restoranlar iskele çevresinde sıralanıyor.

İskele’de günün her saatinde ayrı bir keyif yaşanır. Sabah dingindir. Kıyıda ve iskele üzerinde yapılacak küçük bir yürüyüş gecenin yorgunluğundan kurtulmanızı sağlar. Biraz tepelere doğru çıkıp bakarsanız denizin altında antik kentin kalıntılarını, başınızı biraz kaldırırsanız denizin mavisinin içinde, biraz ötede Midilli Adası’nı görebilirsiniz.

Otelinizin deniz kenarına atılmış masalarında sıkı bir kahvaltının ardından, küçük kumsallı plajda denize girmek ya da çevre gezisi için sonsuz alternatiflerden birini seçmek size kalmıştır artık.

Antik kent

Antik kenti gezmeye başlamak için yukarıya, Behramkale köyüne çıkmak gerekiyor. Köyün daracık parke taşlı sokaklarından geçilerek çıkılan Assos akropolü 238 metre yükseklikte. İç surlar Osmanlı döneminde ve günümüzde onarım görmüştür. Yan taraftaki cami ile Behramkale’ye Ayvacık tarafından girişte görülen köprü I. Murat döneminde yapılmıştır.

Assos, Midilli adasından gelen Methymnalılar ve Aioller tarafından kurulmuş. Ünlü filozof Aristoteles İ.Ö. 348-345 yılları arasında kentte kalmış, burada bir felsefe okulu kurmuş, izleyen evrede Kleanthes adında bir filozofun yetişmesinin zeminini hazırlamış.

Ören yerindeki en önemli kalıntı Ege denizine hakim muhteşem bir manzarası olan ve İ.Ö. 6. yüzyılda yapılan Athena Tapınağı’dır. Yapının önemli buluntuları Boston Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Behramkale’deki kazıevinde korunuyor. Tapınağın sütunlarının ayağa kaldırılması için uzun yıllardır çalışılıyor. Çalışmalar geçen yıl Efes pilsen’in sponsorluğuyla hızlandı ve geçen yaz bu çalışmaların sonuçlarını paylaşmak için bir dizi etkinlik düzenlendi.

Her yıl Eylül ayında yapılan Assos Festivali de tapınağın bulunduğu düzlemde gerçekleşiyor.

Kenti çeviren 3 km. uzunluğundaki surların taş işçiliği gözalıcıdır. Herbiri ayrı biçimde yapılmış kapıları ile Hellen uygarlığından kalan en sağlam durumdaki eser surlardır.

Ören yerinde yamaca yerleşmiş çok katlı agora ile doğudaki boulevterion ile agoranın altında bulunan tiyatro kentin yaşama alanının odak noktasının bu kesimde olduğunu gösteriyor.

Çevre gezileri

Assos’ta kalıyorsanız eğer, bütün günleri iskele çevresinde geçirmeyin. Çevrede görülmeye değer çok yer vardır. Bir gün iskeleden tekne kiralayıp çevre koyları gezebilirsiniz.

Bir başka gün ise, Assos-Babakale, Geyikli güzergahı üzerindeki Sokakağzı ( Polymedium ), Babakale, Apollo Simintheion tapınağı ile Kumburnu sahilindeki savaş siperlerine kadar uzanabilirsiniz. (Kumburnu, Babakale sayfalarına bakınız)

Assos’un doğusuna, Küçükkuyu’ya doğru zeytinlikler arasında ilerlendiğinde arasıra kayalık burunlarla bölünen ve şimdilik ıssıs olan kumsallar sıralanıyor. Günübirlik piknik için değer. Bu bölge aynı zamanda yeni otellerin ve tatil sitelerinin yapıldığı yer. Tepelere doğru tırmanıldığında zeytinler yerini çamlara terkediyor.

Günübirlik turların bir başka odak noktası Truva antik kenti olabilir. Diğer bir gün ise Altınoluk çevresini gezebilirsiniz.

AYKIRI Bİ R FESTİVAL ASSSOS FESTİVALİ

Festival düzenlemek bir ara pek moNeredeyse her kasabanın bir festivali oldu. Çoğu “panayır” düzeyini geçemeyen şeylerdi.

Hayal kurmayı becerebilen bir kaç insanın 1993’de başlattığı festival “Kendi dilini araya, özgün yapıtlar üreten dans, tiyatro ve performans toplulukları ile bu topluluklarla çalışmayı seçen müzisyen, tasarımcı, plastik ve görüntü sanatçılarını bir araya getirerek, üretilen yapıtları geniş bir seyirci kitlesine sunmayı amaçlamaktadır.” diye tanımladığı Assos festivali evrensel ve yerel kültürü, sanatı tarihin dekoru ve atmosferi içerisinde sergiliyor. Artık iki yılda bir yapılacak ( 1999’dan başlayarak tek sayılı yıllar) festivale katılan yerli ve yabancı topluluklarla yörenin köylülerinin Assos’da üretip sergiledikleri gösterilerle 5 yıldır Eylül ayının son haftasında gerçekleştiriliyor. Sanat adamı Hüseyin Katırcıoğlu’nun yoğun emeği; Eden Gardens-Eden Beach Otelleri sahibi Hilmi Selimoğlu’nun ana sponsorluğunda yürütülen festival uluslararası tiyatro çevrelerinde de büyük ilgi görüyor.

Assos Festivali’yle ilgili notumuzu hep yukarıdaki cümleyle bitirirdik. Ama Assos Festivaline yıllar boyu emek

veren sanatçı Hüseyin Katırcıoğlu 1999’da yaşama veda etti. Festivalin ana sponsoru Hilmi Selimoğlu ve

arkadaşları festivali ve Katırcıoğlu’nun anısını yaşatacaklarını söylüyor. Dileriz bu “aykırı” festival yaşar.

Assos Athena tapınağı giderek ayağa kaldırılıyor. 1998 yazında Efes Pilsen’in sponsorluğuyla yapılan restorasyon çalışmaları , tapınaktaki kültürel etkinlikle tanıtılmıştı.

Yaz günlerinin güzelliği ayrıdır ama Assos’da kışın geçirilecek bir kaç gün de unutulmaz anılar bırakır.

Assos plajı

Assos’un tatil merkezi olan iskelesi küçücük bir çanak gibi. Assos mimarisine uygun ve çoğu eski antrepoların restorasyonuyla yapılmış otel, pansiyon ve restoranlar iskele çevresinde sıralanıyor.

Bozcaada turizm


Bozcaada, Kuzey Ege’deki adalarımızdan biri. Tertemiz denizi, çeşidi bol balık lokantaları, eski kalesi, daracık sokakları, katmerli eski Rum evleri, geleneklerin birçoğunu koruyan günlük yaşamı ile çoğumuzun hayalindeki bir yerleşim merkezi. Nüfusu sadece 2030 kişi.

Kendisi bir ada olan Bozcaadanın çevresinde bir çok küçük ada da bulunuyor. Tavşan, Kaşık, Yılan, Sıçancık gibi ilginç adları olan bu adalara yüzmek kendine güvenen yüzücüler için ayrı bir zevk. Adanın bu küçük adalarıyla birlikte yüzölçümü 42 kilometrekare. Oniki burun ve onbir koy aralıklarla adanın 14 millik çevresinde sıralanıyor.

Bağcılık ve tabii şarapçılık ile balıkçılık halkın başlıca işi. Deniz ürününün her türlüsünü bulabilirsiniz. Ağustos ayında üzümü ve sardalyası bol olan Bozcaada’da Eylül ayında da kalamar keyfi başlıyor. Balıkçılar adanın hemen karşısındaki küçük adacık çevresinde at-çek kalamar yakaladıklarını anlatıyorlor. Liman’daki aile işletmesi Korelinin Yeri’nde, Stafili, Zorba, Paşa, Murat, Kıyı gibi lokantalarda ada balıkçılarının ağlarına takılan balıkların en tazelerini ve Karasakız ile Vasilaki üzümlerinden yapılan yerli şaraplarını tadabilirsiniz. Balıkla şarap içmekten hoşlanmayanlar yemekte rakı içip, sofradan sonra deniz kenarında yaktıkları ateşin başında şarabın tadına bakabilirler.

Ada bağcılığı son yıllarda sarsıntı geçiriyor, on yıldır yağışların azalması nedeniyle toprağın tuzlanması bağcılığı öldürüyor. Buna bir de bağları satın alan yazlıkçıların korumak isteseler bile bilmediklerinden bakamamaları ekleniyor. Tarih boyunca bağları ve şarapları ile bilinen adanın bağsız kalabileceği düşüncesi bile adanın yaşlılarını korkutuyor. Öyle ya, kadim tarihteki paralarının üzerinde bile üzüm salkımı varmış Bozcaada’nın. ( Gene de ülkede üretilen şarabın %12’si Bozcaada’nın. )

Bozcaada’nın antik çağdaki adı Thenedos’du. Adaya adını veren Thenes ilk yabani asmayı Poyraz Limanı çevresinde bulmuş, ıslah ederek “Kuntra Asma” denilen şimdiki durumuna getirmiş. Ada bir çok egemenliği tanıdı, en son Lozan Antlaşması ile Türkiye topraklarına katıldı. Osmanlı dönemi eserlerinden Köprülü Mehmet Paşa ve Alaybey Camileri ( 17. yy. ) ile Venedik döneminden kalma kilise görülebilir. Kuzeydoğu Burnundaki kayalık üzerindeki kaleye Eski Kale deniyor. Ada’dan 10 metre genişliğindeki su hendeği ile ayrılan kale Venedik, Ceneviz ve Bizans dönemlerinde ve Osmanlı’da Fatih Mehmet, Kanuni, II. Mahmut dönemlerinde onarıldı ve genişletildi. Yeni Kale’nin kalıntıları da görülüyor.

Ada’nın yaz kış yakasını bırakmayan bir “belalısı” vardır: Rüzgar! Poyrazı, lodosu ve yaz günleri meltemi hiç durmadan eser dururlar nöbetleşe. Biri biterse öteki başlıyor demektir. Kış aylarında lodos bir çıktı mı bazen bir hafta sürdüğü oluyor ve adanın anakara ile bağlantısını kesiyor. Gemiler çalışmıyor, ada “ada” olduğunu asıl o zaman hissediyor. Çünkü “ada” ayrılmışlığı, kopukluğu, yalnızbaşınalığı ifade ediyor biraz da.

Çevrenin tarihine çıplak gözle tanıklık etmek için en yüksek yer olan Göztepe’ye çıkacaksınız. Anadolu’nun kıyılarında Troia, Homeros’un büyük destanı ile ölümsüzleşen savaşın geçtiği topraklar. Kuzey yönünde bir başka büyük savaşa tanıklık etmiş Çanakkale Boğazı ve kıyıları, açıktan geçip giden yalnız gemiler. Biraz ötede komşu ada İmroz. Öte yandan biraz bulanık görüntüsüyle Yunanistan’ın Limni, Midilli adaları. Edremit Körfezi ve Kaz Dağı’nın yüceleri. Müthiş bir panorama!

Adanın her yönünde güzel plajlar var. Rüzgar nereden eserse öte tarafında denize girilecek sakin ve güzel bir yer bulabiliyorsunuz. En büyük doğal plaj Ayazma, yanında Sulubahçe ve Habbeli koyları poyrazda; Tuzburnu, Çayır ve Ova kıyıları lodosta hizmetinize hazır.

12-13 Ağustos tarihlerinde yapılmaya başlanan Bağbozumu Festivali adada oturmaya devam edenler için çok anlamlı. Amerika’dan, Avustralya’dan bile kalkıp gelenler oluyor. Tabii yabancıların çoğu, Yunanistan’a göçen adanın eski yerlilerinden oluşuyor. Festivalde en iyi üzüm yetiştiricilerine ödül veriliyor.

Arabanızla giderseniz, adanın içlerine doğru yapacağınız gezide karşınıza çok şaşırtıcı görüntüler çıkacak. Bağların arasından geçen dar yollardan ilerlerken Rumlar tarafından terk edilmiş taş evler, bu evlerin bahçelerinde size eski günlerdeki yaşamı hayal ettirecek kalıntılarla karşılaşıyorsunuz. Örneğin, dev boyuttaki çam ağaçları arasında gizlenmiş çok büyük bir taş evin yıkıntıları orada zengin ve adadaki diğer eski evlerden farklı bir yaşamın geçtiğini düşündürüyor. Yolun hemen karşısındaki daha küçük bir evin bahçesinde ise atların dönerek su çektikleri bir sistemin konstrüksiyonunu görüyorsunuz.

Merkezdeki tek kilise, yaşamını hâlâ adada sürdüren az sayıdaki Rum’un Pazar ayinlerinde, vefat ya da vaftiz törenlerinin yapılacağı günlerde açılıyor. Adalıların anlattığına göre, bu kilisenin tarihi çan kulesini restore etmek için Anıtlar Kurulu’ndan izin alınamadığından, kule şimdi yıkılmak üzere. Kulenin çanı da bir tekneye yüklenerek Yunan adalarından birine götürülmüş.

Benim gibi mitoloji sevenler için ise ada ile ilgili bir hikaye var: “Denizlerin efendisi Poseidon’un çocuklarından biri Kyknos adında bir kralmış. Onun da Thenes adında bir oğlu varmış. Thenes’in annesi ölünce, babası yeniden evlenmiş… Fakat üvey ana bu ya; Thenes’e iftira etmiş… Kral da bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık, Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Leukophrys adasının sahiline vurmuş. Thenes burada sandıktan çıkmış, adaya yerleşmiş. Adanın ismini de “Thenes’in Adası” anlamına gelen Thenedos’a çevirmiş. Eski adıyla Thenedos, bugünkü adıyla Bozcaada’nın ilk yerleşimi Heredot’a göre M.Ö. 2000 yıllarına rastlıyor.

Gelin ve karışın yaşama, BOZCAADA’ya…

İlker Ünsever

Bodrum’da sabaha kadar çılgınca dans eden arkadaşlarınıza, tatil köyünün açık büfesini anlata anlata bitiremeyenlere, Antalya’da aerobik seansları, su topu maçları ve Batı Yakası Hikayeli animasyonlarla zinde bir tatil yapanları uyarıyorum: aşağıda anlatacaklarım tatilinize alternatif değildir. Sakın ola denemeyin !

Anlatacaklarımda, kurgu, yazan katkısı, plan ve program gibi unsurlar yoktur.

Şişeden şarap içmemişlere, balıkçı muhabbeti kurmamışlara, bilmediği şarkıya bağıra çağıra katılmamışlara, ilk defa gördüğü 70 lik teyzeye hal hatır sormamışlara değil sözümüz…

Sözümüz; denizde balık, havada kuş olmaya özenenlere, yaşamı her nefeste koca bir gülümseme ile tatmak isteyenlere…

Gelin ve karışın yaşama, BOZCAADA’ya…

Obur ve Şişman biri için

BOZCAADA’DA BİR GÜN

Sabah kahvaltıda deniz kestanesi ve ada şarabı

Sabah güneş mi sizi, siz mi güneşi ya da Romantik Hüseyin mi hepinizi uyandırır, o bilinmez. Ama uyandığınızda gülümsüyordur mutlaka sizi uyandıran, ister güneş, ister bir gülümseme olsun. Haa, sizseniz ilk uyanan lütfen siz de gülümseyin uyandırdıklarınıza.

Uyandınız ya, mesele yok. Şimdi sıra kahvaltıda. Bunun için birazcık zahmet etmek gerekecek.

Romantik kahvaltı için tüm hazırlıkları yapmış: elinde uzun kamışlar, yanındaki Selim’de ise zeytinyağı şişesi, taze ekmek, bıçak, kaşık ve bir şişe de şarap.

Uyku mahmurluğu içinde ada merkezinden Mermer Burnu en çok yarım saat çeker. Kahvaltıdan önce sabah sporu olarak hiç de fena değil. Sahilden gitmek iyi. Önce Poyraz Limanı, sonra Doğu Feneri ve birbirinden farklı birbirinden başka renk ve seslerle bezeli koylar tek tek aşılıyor. Vardığınız yer, yeşil bir çayırın ortasından denize ejderha başı, (veya kuyruğu, siz ne derseniz o) gibi uzanan yekpare, rengahenk bir mermer kütlesi. Mermerden müteşekkil bir burunla karşı karşıyasınız. Her kıvrımının arasında havuzlar oluşturmuş, güneş yükseldikçe mermerin bordo, siyah ve yeşil tonları ortaya çıkan bu burun, sizin kahvaltınızı yapacağınız yer.

Selim gülümseyen yüzünde iştahlı bir sabırsızlık burnun küçük koycuklarından birine iniyor. Romantik elindeki kamışlardan birini sizin elinize tutuşturdu bile. Anlaşıldı, kahvaltımız self servis…

Kamışın ucu (hani bazı yerde kargı da denilen bir çeşit saz) bıçakla dört parça şeklinde yarılmalı ve bu dört uç birbirinden aralanmalı. Hani bir tenis topunu kavrayacak gibi. Bu kamışla tenis topu değil ama sudaki deniz kestanelerini toplayacaksınız. Su, yani deniz pırıl pırıl ve içindeki yaşamı hareketli, renkli kayalarda yaşayan hayvancıklarla sizin beğeninize sunuyor. İşte aşağıda aradığınız deniz kestanelerinden bol miktarda var. Tam ilk hamlenizi yapacakken Selim sizi uyarıyor; “koyu renklilere dokunma!” Koyu renkliler lezzetli olmazmış. Neyse ki, aşağıda her çeşidinden sizi arama zahmetinde bırakmayacak kadar var. Kamış suya daldırılıyor, bir kestane kamışın açık ucuna sıkıştırılıyor ve “hoop” yukarı.

Kamışın ucundaki kestaneler Selim tarafından itinayla alınıyor, sıra yenisinde. Bir ara çıkan hafif esinti ile denizin yüzü kırışıyor ve aşağısı iyi görünmüyor. Siz çaresiz kamışı gelişigüzel sallarken, Romantik Hüseyin zeytinyağı şişesinden bir kapak yağı denize döküyor ve deniz yüzeyi bir anda cam gibi oluyor. Siz insanoğlunun doğayla savaşında kullandığı yöntemlere şaşarken Selim toplanan kestane miktarını yeterli buluyor ki, sizi çağırıyor. Kestaneler alt kısımlarından bıçakla ustaca açılıyor, kestanenin içindeki yıldız şeklinde beş ayrı et parçası sizi bekliyor. Bunun için iki yöntem kullanılabilir; ya ekmeği koparıp kestanenin içini sıyıracaksın, ya da kaşıkla kestaneyi çıkarıp limonla yiyeceksin. Her ikisinde de sonuç aynı: muhteşem bir tat !

Eğer, adadaysanız ve sabah kahvaltısı olarak deniz kestanesi yiyorsanız, sabah sabah ta şarap içebilirsiniz …

Ama mutlaka adanın şaraplarından içmelisiniz.

Deniz kestaneli kahvaltıdan sonra sabah artık öğlene doğru yol almaktadır. İsterseniz, bu kadar büyü yeter deyip, 10.30 gemisiyle gelecek gazeteleri almaya limana gidin, isterseniz, ki bu bizim tavsiyemiz, afrodizyak bir kahvaltı sonrası en doğrusu olanı yapın; henüz soğumamış yatağınıza koşun, ya da adanın tepelerine tımanın !

Öğleyin Habbele plajında Rezeneli Omlet

Öğlen de oldu işte !

Bozcaada’da yaz, öğlenleri bile adamı kendinden tiksindiren bir tere bulamaz. Bağları yalayıp geçen rüzgarları adanın her yerinde bulursunuz, ama bu öğlen Habbele’ye gitmek çok iyi olacaktır.

Habbele, altın sarısı kumları ile Ayazma plajının uzantısında sakin, pırıl pırıl bir plajdır. Bağlar kumsala kadar uzanır. Bağların kumsalla birleştiği yerde sazlardan yapılma “Ada Cafe” vardır. Burada tahta sandalyede denizi seyreder, rezeneli omlet yer, denize girer ve size servis yapan entelektüel çalışanlarla sohbet edersiniz. Bülent beyin her şeyi nasıl bildiğine şaşırmayın, ama sakın ola ki hava durumu tahminine güvenmeyin. Sabah şarabı ve kestanenin etkisi geçerken en iyisi biraz yatıp uyumalı. Uyurken size rüzgar ve bağların hışırtısı iyi bir rüya için yardım edecektir.

Uykudan sonra sıra Ayazma’da güneşi batırmaya geldi. Küçük bir yürüyüşle veya bisikletle Ayazma’ya geldiğinizde güneş batıdan, Baklataş adacıklarının oradan yavaş yavaş denize inmeye başlamıştır. Bu seremoni için Koreli’den adalı Kosta’nın yaptığı üzüm şerisinden (belki de likör demek daha doğru) istemek kaçınılmaz. Koreli size nasıl olsa likörden sonra beyaz halkalar halinde ağzınızda eriyecek kalamar tava getirecektir.

Güneş batarken, kırmızıyı yeniden keşfediyor, kırmızı ile morun, eflatunun, kavuniçinin ve sarının ilişkisini kavrıyorsunuz. Güneşi batıdan denize indirirken doğuya bakmayı ihmal etmemek gerek, çünkü, güneş henüz deniz üzerinde iken, ay da ona nazire yaparcasına doğudan, Anadolu tarafından yükselmektedir. Ay ve güneşin dansını bitirdikten sonra sıra akşam yemeği için Boruzan’a gitmeye geldi.

Akşam Boruzan ya da Koreli’de Kömür’de Ahtapot ve Kalamar Izgara

Boruzan, limandaki iki meyhaneden biri. Diğeri Koreli. İşleticilerinin ikisini de gündüz Ayazma’da, akşam limanda işin başında görebilirsiniz. İsimleri meyhaneleri ile aynıdır. Meyhane dediğime bakılmasın, “restauranttan” daha iyi yemekleri bulacağınız yerler.Boruzan’da mutlaka, ama mutlaka o kömürde yaptığı ahtopottan yemelisiniz. Biz de öyle yapıyoruz. Sonra da kömürde kalamar ızgara…Eğer gündüzden ayırtmışsanız nefis bir böcekle rakınıza eşlik edebilirsiniz. Eğer canınız tatlı istiyorsa ev baklavası şansınızı kullanın.Sizler, rakının neden Bozcaada’da daha güzel olduğuna ilişkin tartışmalar yaparken balıkçılar da önünüzden balığa çıkmaya başlamışlardır. Rasgelenizi savurun, cevabı gelecektir.

Gece Yarısında…

Bundan sonra ister yakamozlarla oynamak isteyen arkadaşlarınıza uyup denize girin ay ışığında, ister Salhane’ye (adanın tek barı) gidip kudurun, isterseniz bizim gibi yapıp yatın ve yattığınız yerden yıldızları sayarken sevdiğinizle uyuyun…

Tarihi Yerleriyle Çanakkale


TROİA ATI’NIN HİKAYESİ


Homeros’un İlyada destanındaki anlatıma göre, Paris adındaki Troialı prens, Sparta Kralı Menelaos’un karısı güzel Helen’i Troia’ya kaçırdı. Bunun üzerine Menelaos, karısını geri almak için Troia’ya savaş açtı. Bütün Yunan krallarına da haberci göndererek, Helen’in kurtarılması için onlardan yardım istedi.

Akhalılar, Troialılar’la 10 yıl boyunca savaştı. Savaşlarda bir sonuç elde edilemeyince, Troia’yı ancak bir savaş hilesiyle alabileceklerini düşünüp, savaşı bırakıp, evlerine dönecekleri izlenimini yarattı. Bunun üzerine Akhalılar, büyük bir tahta at yaparak Troialılar’a hediye olarak sundu. Zafer sarhoşu Troialılar, hediyeyi kabul ederek kutlamalara başladı. Gece herkes uyuduğunda, tahta ata gizlenen Akhalı askerler, dışarı çıkıp şehrin kapılarını açarak, Akhalılar’ın şehri ele geçirmesini sağladı.

GELİBOLU YARIMADASI MİLLİ PARKI


-33.000 Hektarlık alan üzerine kurulan bölge 1973 yılında Milli Park ilan edilmiştir

-Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, ilin en önemli gezi yerlerinden birisidir

-Parkın kara sınırlarını Gelibolu Yarımadası’nın Saroz Körfezinden Ece Limanı ile Çanakkale Boğazı’nda yer alan Akbaş İskelesi arasında çizilecek bir hat oluşturur

-Çanakkale Savaşları sırasında büyük cesaret gösteren şehit olan birlikler ve şahıslar adına bugün Gelibolu Yarımadası’nda çok sayıda şehitlik vardır

-Her biri ayrı bir kahramanlık örneği olan bu şehitliklerin en önemlisi Morto Koyu’ nda, Hisarlık Tepe üzerinde tüm şehitlerimizin anısına dikilen Şehitler Abidesidir

– Tarihi Milli Park içersinde muhtelif yerlerde 37 adet Türk anıt,kitabe ve şehitliği, İngiliz, Fransız, Avustralya ve Yeni Zelanda ülkelerine ait 33 adet anıt ve mezarlık bulunmaktadır


DİĞER TARİHİ VE TURİSTİK YERLER

Çanakkale’ye gelindiğinde; Hamaxıtos, Alexandria Troas, Sankrea, Dardanol Tümülüsü, Abydos, sestos, Gargara ve Lamponia gibi antik kent kalıntıları dışında Kilitbahir, Babakale, Bozcaada, Seddülbahir Bigalı, Nara, Gelibolu Kaleleri, İntepe Çamlığı,Güzelyalı ile Mitoloji’de ilk güzellik yarışmasının yapıldığı Kazdağları en önemli tarihi ve turistik yerleridir


ÇANAKKALE’YE NASIL ULAŞILIR?


Çanakkale ili’nin çevre illerle ulaşımı karayolu ile olmaktadır.Karayolu ile İstanbul-Çanakkale 310 km, Bursa – Çanakkale 260 km, İzmir – Çanakkale 320 km’dir.Şehir merkezindeki otobüs terminalinden günün her saatinde ilçelere otobüs ve minibüs seferleri yapılmaktadır. Gökçeada’ya yaz-kış Çanakkale’den ve Kabatepe’den gemi seferleri yapılmakta olup günübirlik dönüş imkanı bulunmaktadır. Bozcaada ile ulaşım Yükyeri İskelesinden yapılan gemi seferleri ile sağlanmaktadır


Assos gezelim görelim resimli


Assos , günümüzdeki yerleşim yeri Behramkale Köyü ile içiçe, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde, M.Ö. 1000 li yıllardan bu yana, kesintisiz olarak yaklaşık 3 bin yıldır yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır.Bölgede bulunançoksayıda antik yerleşme merkezinin en önemlilerinden birisidir. Assos, ünlü filozof Aristo’nun burada evlenmesine neden olacak güzellikte saklı bir cennettir.

Tarihi evlerden oluşan köyde, Ortaçağ mimarisini andıran yapılar arasında dolaşırsınız. Tepelerde binlerce yıllık taşların üzerinde yürürken, pırıl pırıl denize karşı kurulmuş olan bu antik kentin sakinlerinin, ne kadar şanslı olduklarını düşünürsünüz. Yıkıntıların arasında geçmişin izlerini ararken, burnunuza çarpan kekik kokularını da görmezden gelemeyin bu arada.Dolaşırken size mal satmak isteyen satıcıların ısrarlı satış taleplerinide hoş görün.

MÖ.VII yüzyılda Midilli’den gelen Methymnalı’ların kurduğu sanılan Assos’ta ilk kazılar, 1881-1883 yılları arasında, Clark ve Bacon başkanlığındaki Amerikan kazı ekibince gerçekleştirilmiştir. Ancak yıllar sonra 1980 yılında, Prof.Dr.Ümit Serdaroğlu başkanlığındaki Türk arkeolog ve uzmanlardan oluşan bir ekip, tekrar başlamış kazılara. Sonuçta, yılların emeği ile ortaya Antik Tiyatro gibi muhteşem eserler çıkmış ortaya.2005 vefat eden Prof Dr.Ümit Serdaroğlu vasiyeti üzerine Behramkale Köy Mezarlığına defnedilmiştir.

Assos olgusununu ;Assos-Behramkale(Köy içi) , Assos- İskele(Liman), Assos-Kadırga(Kadırga Plajları ve Kadıga Koyu) ve Assos-Yakın Çevresi ile beraber; bu gün 2500 kişiyi ağırlayabilecek kapasiteli turizm bölgesi olarak algılamak lazım.Yeniden başlayan kazı çalışmaları, köyün ve yakın çevrenin hareketlenmesine neden olmuş. Limanda (İskelede) yer alan yapılar, orjinal mimarisinin bozulmamasına dikkat edilerek onarılmış ve otel motel gibi konaklama tesislerine dönüştürülmüş.Ayrıca köy içinde ve yakın çevre köylerde ev pansiyonculuğu başlamış ve ev yemeklerinin yapıldığı küçük lokantalar oluşmuştur.Bölgenin en iyi plajlarını Kadıga Koyunda olması nedeniyle Kadırga Plajlar’nda ve Koyda, hızla oteller moteller ve benzeri tesiler oluşmuştur.Behramkale’nin doğu ve batısındaki köyler hepsi yamaçlarda sanki birer duvar apliği gibi durmaktadırlar.Her köyün heme altındaki güzel koylardada ev yemeklerinin yapıldığı küçük lokantalar,pansiyonlar ve küçük oteller oluşmuştur.Bu gün ASSOS temiz havası, denizi, balıkçılığı ve ören yerine olan bağlantısıyla şipşirin bir tatil yöresidir.

Hem denize, hem de karaya egemen bir tepeye kurulan Akropol, 3 kilometre uzunluğunda bir surla çevrilidir.Akropolün kuzeyinde içiiçe günümüzün Behramkale köyü yer almaktadır.İşçiliği ve mimarisi açısından döneminin en önemli surlarından biri olarak nitelendiriliyor. Özellikle, birbirinden ayrı biçimlerde yapılmış kapıları, gelen ziyaretçileri büyülüyor.

Athena Tapınağı
İÖ 530’da, Akropol’ün en yüksek yerine (236 metre yüksekte)kurulmuştur. Assos kalıntılarının en önemli yapısıdır.Aynı zamanda gün batımında,iki şarap kadehi ve bir şişe şarapla ziyaret edilmesi gereken en önenli yerdir.Dorik üslupta olmasına karşın, İyon üslubunun özelliği olan çatıaltı frizi vardır. Yanlarda 13’er, ön ve arkada 6’şar sütunla çevrili pepiteros planındadır (bir dizi sütunla çevrili).

İki basamaklı podyum, günümüze ulaşabilmiştir. Kazılarda ana bölümde bulunan Helenistik Dönem çakıl mozaik döşeme ve sunak, daha sonra yok olmuştur. Tapınagın kabartmaları, Paris, Boston ve İstanbul Arkeoloji müzelerindedir. Dorik başlıklar, sütun kaideleri ve öbür mimari kalıntılar, çevrede görülebilir.

Agora
Akropol’ün güney yamacındadır. Çevresinde dönemin resmi yapıları yer almaktaydı. Agora Tapınağı’nın, İÖ II. yüzyıldan kalıntıları görülebilir. Bu yapı daha sonra kiliseye dönüştürüldüğünden, özgün planı hakkında bir bilgi yoktur.

Bouleuteiron (Meclis)
Agora’nın doğusundadır. Kürsü, heykeller ve küçük anıtsal yapılardan oluşuyordu.

Gymnasium
İÖ II yüzyılda yapılmıştır. Agora ile batı kapısı arasındadır. Dört yanı Dorik üsluptaki sütunlarla çevrili, taş döşeli bir avlu biçimindedir. 32X40 m ölçülerindedir. Girişteki yarım daire şeklindeki basamaklar, günümüze ne yazıkki ulaşamamıştır. Kuzeydoğusunda Bizans döneminden kalan bir kilise ile güneybatısında da bir sarnıç bulunmaktadır.

Tiyatro
İÖ II yüzyılda Agora’nın yakınına kurulmuştur. Son yüzyıla dek tümüyle korunan yapı, günümüzde restorasyon çalışmalarıyla kullanılabilir hale getirilmeye çalışılmaktadır. Geleneksel Grek tiyatro planına uygun olara, at nalı biçiminde olduğu sanılmaktadır. Roma döneminde yenilenmiştir.

Stoa
Önü sütunlu, üstü örtülü galerilerdir (revak). Biri Agora’nın kuzeyinde, öbürü de güneyindedir. Kuzeydekinin İÖ III yüzyılın sonunda ya da II yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır. İki katlı, Dorik üsluptadır. Alt katta, sütunların arası dörtgen panolarla süslenmiştir. İkinci katın duvarında, tavanı oluşturan ağaç kütüklerin yerleştiği delikler görülebilmektedir.

Aynı dönemden olan güney stoa, üç katlıydı. Orta katta 13 dükkan bulunuyordu. Alt katta ise sarnıç ve 13 hamam yer almaktaydı.

Nekropol
Helenistik ve Roma dönemlerindendir. Nekropol’ün batı ve doğu kapılarını bağlayan yol boyunca, mezar ve anıtlar sıralanmıştı. Batı kapısının kuzeyinde, Publius Varius’un mezar kalıntıları bulunmaktadır.

Hüdavendigar Camii
XIV. yüzyılda, I.Murad döneminde, Assos yıkıntıları arasında yüksek bir tepeye kurulmuş görkemli bir yapıdır. Bizans ve Roma dönemi kalıntılarının kullanılmış olması ilginçtir. Alçı mihrabı süsleyen yaprakların içi, kabartma rumilerle bezenmiştir. Mihrap nişinin yanlarında sütuncuklar vardır. Ana mekan, 8 köşeli kasnağa oturan bir kubbeyle örtülüdür. Son cemaat yerinin iki yanı kapalı olup yanlarda basık kemer, ortada uzunlamasına tonozla örtülüdür. Minaresi yoktur.İhtiyaç olduğunda halen camii olarak kullanılmaktadır.

Behramkale Köprüsü
XIV. yüzyılda Tuzla Çayı üstüne yerel taşlardan yapılmıştır. Sivri kemerli yan gözler 7 metre, orta göz 15 metre yüksekliğindedir. Köprüyü bugün yayalar kullanmaktadır.

Çanakkale’de Gezilecek Yerler


Assos (Behramkale)


Ayvacık ilçesinde yeralan Assos dört mevsim yerli ve yabancı turistleri konuk etmektedir. Akropol denizden 238 m. yüksekliğindedir. Athena Tapınağı M.Ö. 6ncı yüzyılda burada aynı yerde yapılmıştır. Biga yarımadası ve Edremit Körfezi’ni koruması özelliği yanında, eski ihtişamı nedeniyle bu Dorik tapınak restore edilmiştir. Tapınağın kalıntılarına vuran ay ışığını seyretmek için bir süre kalıp beklenebilir ya da sabah erkenden kalkıp güneş yavaş yavaş yükselirken şehrin yukarısından Edremit Körfezi’nin şahane görüntüsü izlenebilir ve böylece bu cennet köşesinin neden seçildiği anlaşılır. Tepelerden denize doğru agoralar, bir tiyatro ve bir de Jimnasyum yer almaktadır. Akropol’un kuzey köşesinden, hepsi de 14 üncü yüzyılda Osmanlı Sultanı I. Murat zamanında yapılan bir cami, bir köprü ve bir de kale görülür. Aşağısında ufak ve sevimli bir liman bulunmaktadır.

Behramkale’nin 25 km. batısında, Gülpınar köyünde M.Ö. 2nci yüzyılda Apollon Smintheus Tapınağı’nın yapıldığı tarihi şehir Chryse yer almaktadır. Gülpınar’ın 15 km. batısında, işaretleri bulunmayan sivri kayalıklı bir sahil boyunca uzanan yolda, denize inen dik yamaçtaki hoş köy evleriyle, Babakale bulunmaktadır.

Bozcaada


Çevresi 14 mil tutan Bozcaada, önemli bir turistik merkezdir. Etrafındaki irili ufaklı adacıklarla çevrili olan ada, Çanakkale Boğazı’na 15 mil, Limni’ye 30 mil, Midilli’ye 33 mil mesafededir. Ulaşımın sağlandığı Ezine ilçesi Geyikli beldesi Yükyeri Feribot İskelesine ise 3,4 mil uzaklıktadır.

Adada Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı, Çanak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe Koyu, Habbeli Koyu olmak üzere on iki adet cennet benzeri koyu vardır. Bu koylara Adadaki dalış merkezi tarafından koylarında dalış turları düzenlenmektedir.

Bozcaada’ya yaklaşıldığında bir Venedik kalesi dikkat çeker. Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale Boğazı’nın önemi nedeniyle Fatih Sultan Mehmet döneminde esaslı bir şekilde onarılmıştır.Adanın şarabı suyu kadar boldur; bir tur atıldığında birçok bağ ve şaraphaneler görülür. Adanın batısındaki yeldeğirmenleri adanın olduğu kadan çevrenin de önemli ölçüde elektrik enerjisini sağlamaktadır.

Adada konaklamak için her talebe uygun otel ve pansiyon bulunmaktadır.

Gökçeada


Türk adalarının en büyüklerinden biri olan Gökçeada körfezlerle çevrilidir. Farklı tonlardaki çam ve zeytin ağaçları ile kaplı tepelerinde yer yer kutsal pınarlar ve manastırlar bulunmaktadır. Buraya, Çanakkale ve Kabatepe’den tarifeli, muntazam araba vapuru seferleri yapılmaktadır. Gökçeada (Kuzu limanı), Çanakkale’den izlenen rotaya göre 32 mil, Gelibolu yarımadasındaki Kabatepe limanına 14 mil, Bozcaada’ya 33 mil, Ege denizinde bulunan Yunan adalarından Limni’ye 16 mil, Semadirek adasına 14 mil uzaklıktadır. Tatlı su kaynakları bakımından dünyanın en zengin adalarından biridir. Adanın koylarına dalış turları düzenlenmektedir.

Antik Kentler

Truva

İntepe Bucağı, Tevfikiye Köyü yakınında, Çanakkale’ye 30 km. uzaklıkta, Hisarlıktadır. Arkeolojik kazılar farklı zamanlardaki yerleşim mekanlarını, şehir surlarını, ev temellerini, bir tapınak ve tiyatroyu ortaya çıkarmıştır. Tahtadan sembolik bir at eski savaşı hatırlatmaktadır. Tarihi limanı Alexandria – Troas M.Ö. 3. yüzyılda yaptırılmıştı. St. Paul burayı iki kere ziyaret etmiş, ve üçüncü misyonerlik yolculuğuna, Assos’a yine buradan başlamıştır.

Dardanos
Çanakkale’ye 11 km. uzaklıkta Kalabaklı Çayı kıyısında, Maltepe’dedir. Bu mezar anıtı, bir koridor, ön oda ve ana mezar odasında oluşmaktadır. İçinde bir çok iskeletle, altın takılar, bronz ve pişmiş topraktan gereçler, kandiller, gözyaşı şişleri, müzik araçları bulunmuştur. Mezarda Arkaik İyonik ve Roma dönemlerinden yapılar vardı.

Gülpınar
Ayvacık çevresinde kalıntıları bulunan antik eserlerden İlyada Destanı’nın birinci bölümünün geçtiği Apollon Smintheus Tapınağı, Gülpınar’da bulunmaktadır. Tapınak kalıntıları ve tapınaktan çıkan eserler buradaki müzede sergilenmektedir. Bölgede bulunan müzede Tapınağa ait rölyeflerde bu sahneleri görülebilmektedir.

Zeus Altarı
Küçükkuyu beldesine bağlı Adatepe Köyünün üst tarafında bulunan,ön tarafı diklemesine uçurum olan mağara, Zeus’un mağarası olarak bilinmektedir.


Alexandreia

Dalyan Köyündedir. M.Ö 310’da ‘Sgia’ adlı küçük bir köyün yerine kurulmuştur. Güçlü ve zengin bir ticaret merkezi olarak gelişen kent Romalılar döneminde de önemini korumuştur.

Neandria
Kayacı Köyü yakınında Çığrı Dağı’ndadır. Kenti çevreleyen surlar 3 m. Kalınlıkta ve 3200 m uzunluktadır.

Sestos
Eceabat’a 4 km. uzaklıkta,Yalova köyündedir. Akbaş Limanı’nın güneyinde kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet Kilitbahir Kalesi’ni yaptırırken, Sestos kalesinin taşları kullanılmıştır.

Kaleler

Sultan Kale (Kale-Yi Sultaniye)
Kente adını veren önemli ve görkemli bir anıt niteliğindir. XV. yy. ortalarında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış 1551’de Kanuni Sultan Süleyman döneminde onarılmıştır.

Gelibolu Kalesi

Antik dönemde kurulduğu bilinen kaleyi, Bizans İmparatoru I. Justiniaus onartmıştır. Evliya Çelebinin anlattıklarına göre, dik ve kesik kayalarla kurulu 6 köşeli bir kaleydi.

Kazdağı (Ayazma)
Bayramiç ilçesi, Evciler köyünden sonra 5 km. mesafededir. Kazdağı’na özgü uzun ağaçları, gürül gürül akan suları ve piknik yerleri ile ilimizin en güzel mesire yerlerinden birisidir. Kazdağı’nda (Ayazma) her yıl ağustos ayı içinde Geleneksel Kazdağı Güzellik Yarışması düzenlenmektedir.

1774 m. yüksekliğindeki Kaz Dağı (Ida Dağı) muhteşem manzarası, sakin yeşil alanları ve sıcak su kaynaklarıyla Kaz Dağı Milli Parkı’nın yanında, Çanakkale’nin güney ucundadır. Bayramiç ve Evcilerden geçerek Kaz Dağı Milli Parkı’na ulaşan kuzey girişinde gündüz kampingleri için birçok imkan mevcuttur. Çanakkale’ye 60 km olan Bayramiç’te 18 inci yüzyıl güzel Hadimoğulları Konağı (Osmanlı evi), içindeki etnografya müzesi ile yer almaktadır

Çanakkaleye Nasıl Ulaşılır??


Çanakkale ili’nin çevre illerle ulaşımı karayolu ile olmaktadır.Karayolu ile İstanbul-Çanakkale 310 km, Bursa – Çanakkale 260 km, İzmir – Çanakkale 320 km’dir.Şehir merkezindeki otobüs terminalinden günün her saatinde ilçelere otobüs ve minibüs seferleri yapılmaktadır. Gökçeada’ya yaz-kış Çanakkale’den ve Kabatepe’den gemi seferleri yapılmakta olup günübirlik dönüş imkanı bulunmaktadır. Bozcaada ile ulaşım Yükyeri İskelesinden yapılan gemi seferleri ile sağlanmaktadır.

Çanakkaleyle İlgili Bilgiler ve Resimler


GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 9.737 km²

Nüfus: 432.263 (1990)

İl Trafik No: 17

Kıyılarıyla Avrupa ve Asya’yı birleştiren Marmara ve Ege Denizini birbirini bağlayan Çanakkale savaşlarının en kanlı muharebelerinin cereyan ettiği, çok sayıda şehitlik, anıt ve mezarlıkların bulunduğu Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Troya, Assos gibi eski uygarlık merkezlerinin beşiği olan il iç ve dış turizmde önemli bir yer almaktadır.

İLÇELER

Çanakkale ilinin ilçeleri; Ayvacık, Biga, Bozcaada, Çan, Eceabat, Ezine, Gelibolu, Gökçeada, Lapseki ve Yenice’dir.

Gelibolu: Gelibolu, Marmara Bölgesi’nin batısında, Çanakkale Boğazı’nın kuzeyinde, Avrupa yakasında, Gelibolu Yarımadası üzerinde kurulmuştur. Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Gallipoli olarak da bilinen Gelibolu’da hayatlarını kaybeden 500,000 asker anısına kurulmuştur. Parkta abideler, eserler ve mezarlıklara ilaveten Tuz Gölü ve doğal güzelliği ile Arıburnu Kayalıkları yer alır. Yeşil tepelerdeki güzellikler, kumsallar ve mavi sular bu tarihi savaşta cesurca çarpışan askerlere şeref dolu bir dinlenme ortamı sağlamaktadır.

Bayramiç:
Bayramiç ve yöresinin geçmiş çağlarda Troya krallığının sınırları içerisinde olduğu bilinmektedir. İlçe merkezinin bu dönemlerine ilişkin bilgiler, bugün ilçe sınırları içinde kalan bazı eski yerleşim merkezlerinden elde edilmektedir. 1356  yılında  Osmanlılar, bugün Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınan ve resterasyonu yapılan halk arasında “Hadımoğulları konağı” olarak tanınan binayı yaptırmışlardır.

Eceabat
: Bugünkü Eceabat ilçesinin sınırları içinde, Maydos (Madytos), Sestos (Akbaş), Kynossema (Kilitbahir), Idaion (Bigalı kalesi) Traklarca kurulan önemli yerleşim merkezleridir. Anıtsal Osmanlı kaleleriyle ünlüdür. Antik dönemde Maydos (Madikuz) adlarıyla bilinmektedir.

Ezine:
Antik Çağ’da Neandria olarak bilinen Ezine, Hamaksitosun kuzeyinde bir Aiolya yerleşim merkezidir. Orhan Gazi döneminde, Türk boylarının bölgeye gelişlerinden sonra Ezine Osmanlı topraklarına katıldı.

Bugün Neandria, sankrea ve Alexandreia-Troas gibi Antik Dönemin yerleşme merkezlerinden bir kısmını da hudutları içerisinde barındıran Ezine’de Orhan Gazi döneminden, ahi Yunus Zaviye ve Türbesi, Murad-ı Hüdavendigar döneminden Asılhan Bey Cami ve Kabri,Yıldırım Bayezid Han döneminden Seferşah Hamamı önemli tarihi varlıkları olarak dimdik ayakta durmaktadır.

ÇANAKKALE

Müzeler ve Örenyerleri

Assos (Behramkale)

Ayvacık ilçesinde yeralan Assos dört mevsim yerli ve yabancı turistleri konuk etmektedir. Akropol denizden 238 m. yüksekliğindedir. Athena Tapınağı M.Ö. 6ncı yüzyılda burada aynı yerde yapılmıştır. Biga yarımadası ve Edremit Körfezi’ni koruması özelliği yanında, eski ihtişamı nedeniyle bu Dorik tapınak restore edilmiştir. Tapınağın kalıntılarına vuran ay ışığını seyretmek için bir süre kalıp beklenebilir ya da sabah erkenden kalkıp güneş yavaş yavaş yükselirken şehrin yukarısından Edremit Körfezi’nin şahane görüntüsü izlenebilir ve böylece bu cennet köşesinin neden seçildiği anlaşılır. Tepelerden denize doğru agoralar, bir tiyatro ve bir de Jimnasyum yer almaktadır. Akropol’un kuzey köşesinden, hepsi de 14 üncü yüzyılda Osmanlı Sultanı I. Murat zamanında yapılan bir cami, bir köprü ve bir de kale görülür. Aşağısında ufak ve sevimli bir liman bulunmaktadır.

Behramkale’nin 25 km. batısında, Gülpınar köyünde M.Ö. 2nci yüzyılda Apollon Smintheus Tapınağı’nın yapıldığı tarihi şehir Chryse yer almaktadır. Gülpınar’ın 15 km. batısında, işaretleri bulunmayan sivri kayalıklı bir sahil boyunca uzanan yolda, denize inen dik yamaçtaki hoş köy evleriyle, Babakale bulunmaktadır.

Bozcaada

Çevresi 14 mil tutan Bozcaada, önemli bir turistik merkezdir. Etrafındaki irili ufaklı adacıklarla çevrili olan ada, Çanakkale Boğazı’na 15 mil, Limni’ye 30 mil, Midilli’ye 33 mil mesafededir. Ulaşımın sağlandığı Ezine ilçesi Geyikli beldesi Yükyeri Feribot İskelesine ise 3,4 mil uzaklıktadır.

Adada Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı, Çanak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe Koyu, Habbeli Koyu olmak üzere on iki adet cennet benzeri koyu vardır. Bu koylara Adadaki dalış merkezi tarafından koylarında dalış turları düzenlenmektedir.

Bozcaada’ya yaklaşıldığında bir Venedik kalesi dikkat çeker. Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale Boğazı’nın önemi nedeniyle Fatih Sultan Mehmet döneminde esaslı bir şekilde onarılmıştır.Adanın şarabı suyu kadar boldur; bir tur atıldığında birçok bağ ve şaraphaneler görülür. Adanın batısındaki yeldeğirmenleri adanın olduğu kadan çevrenin de önemli ölçüde elektrik enerjisini sağlamaktadır.

Adada konaklamak için her talebe uygun otel ve pansiyon bulunmaktadır.

Gökçeada

Türk adalarının en büyüklerinden biri olan Gökçeada körfezlerle çevrilidir. Farklı tonlardaki çam ve zeytin ağaçları ile kaplı tepelerinde yer yer kutsal pınarlar ve manastırlar bulunmaktadır. Buraya, Çanakkale ve Kabatepe’den tarifeli, muntazam araba vapuru seferleri yapılmaktadır. Gökçeada (Kuzu limanı), Çanakkale’den izlenen rotaya göre 32 mil, Gelibolu yarımadasındaki Kabatepe limanına 14 mil, Bozcaada’ya 33 mil, Ege denizinde bulunan Yunan adalarından Limni’ye 16 mil, Semadirek adasına 14 mil uzaklıktadır. Tatlı su kaynakları bakımından dünyanın en zengin adalarından biridir. Adanın koylarına dalış turları düzenlenmektedir.

Truva

İntepe Bucağı, Tevfikiye Köyü yakınında, Çanakkale’ye 30 km. uzaklıkta, Hisarlıktadır. Arkeolojik kazılar farklı zamanlardaki yerleşim mekanlarını, şehir surlarını, ev temellerini, bir tapınak ve tiyatroyu ortaya çıkarmıştır. Tahtadan sembolik bir at eski savaşı hatırlatmaktadır. Tarihi limanı Alexandria – Troas M.Ö. 3. yüzyılda yaptırılmıştı. St. Paul burayı iki kere ziyaret etmiş, ve üçüncü misyonerlik yolculuğuna, Assos’a yine buradan başlamıştır.

Dardanos

Çanakkale’ye 11 km. uzaklıkta Kalabaklı Çayı kıyısında, Maltepe’dedir. Bu mezar anıtı, bir koridor, ön oda ve ana mezar odasında oluşmaktadır. İçinde bir çok iskeletle, altın takılar, bronz ve pişmiş topraktan gereçler, kandiller, gözyaşı şişleri, müzik araçları bulunmuştur. Mezarda Arkaik İyonik ve Roma dönemlerinden yapılar vardı.

Gülpınar

Ayvacık çevresinde kalıntıları bulunan antik eserlerden İlyada Destanı’nın birinci bölümünün geçtiği Apollon Smintheus Tapınağı, Gülpınar’da bulunmaktadır. Tapınak kalıntıları ve tapınaktan çıkan eserler buradaki müzede sergilenmektedir. Bölgede bulunan müzede Tapınağa ait rölyeflerde bu sahneleri görülebilmektedir.

Zeus Altarı

Küçükkuyu beldesine bağlı Adatepe Köyünün üst tarafında bulunan,ön tarafı diklemesine uçurum olan mağara, Zeus’un mağarası olarak bilinmektedir.

Alexandreia

Dalyan Köyündedir. M.Ö 310’da ‘Sgia’ adlı küçük bir köyün yerine kurulmuştur. Güçlü ve zengin bir ticaret merkezi olarak gelişen kent Romalılar döneminde de önemini korumuştur.

Neandria

Kayacı Köyü yakınında Çığrı Dağı’ndadır. Kenti çevreleyen surlar 3 m. Kalınlıkta ve 3200 m uzunluktadır.

Sestos

Eceabat’a 4 km. uzaklıkta,Yalova köyündedir. Akbaş Limanı’nın güneyinde kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet Kilitbahir Kalesi’ni yaptırırken, Sestos kalesinin taşları kullanılmıştır.

bikaç resim:

CONKBAYIRI

Çanakkale Hakkında Genel Bilgiler


Çanakkale, Türkiye’nin kuzeybatısında, topraklarının büyük bölümü Marmara Bölgesi sınırları içinde kalan, 25° 40′ – 27° 30′ doğu boylamları ve 39° 27′ – 40° 45′ kuzey enlemleri arasında 9.737 km²’lik bir alan kaplayan, Asya ve Avrupa kıtalarında toprakları bulunan, kendi adını taşıyan boğaz ile ikiye bölünmüş olan bir ildir.

Anadolu’nun en batı noktası olan Baba Burnu ile Türkiye’nin en batı noktası Gökçeada’daki Avlaka Burnu il sınırları içindedir. Ege Denizi’nde Türkiye’ye ait içinde yerleşim olan tek adalar olan Bozcaada (Tenedos) ve Gökçeada (İmroz) Çanakkale iline bağlıdır.

İlçeleri

Resim:Canakkale districts.png

Tarihçe

Eski çağlarda, Hellespontos ve Dardanelles olarak da adlandırılan ilde 3000 yıldan beri yerleşim olduğu bilinmektedir. Bugün bile kalıntıları bulunan Truva (Troia, Troy) Antik kenti 2500 yılında büyük bir depremle yıkılmış ve bölge uzun yıllar Lidya’lılarca yönetilmiştir. Millattan önce 336 yılında bölgede en önemli güç hâline gelen Pers İmparatorluğu Helenizm’i tüm dünyaya yaymak amacındaki Büyük İskender Granikos Çayı (Biga Çayı) kıyılarında büyük bir bozgunu uğratılmıştır. Osmanlı Devleti döneminde de Karesioğulları Beyliğinin yıkılması ile ilin bugünkü topraklarının büyük bir bölümü ele geçirilmiş, Bizans’a yardım karşılığı ödül oalark alınan Gelibolu’daki kaleler sayesinde ilin fethi daha da kolaylaşmış ve Boğazlar ile birlikte kontrol Osmanlı Devleti’ne geçmiştir.

Çanakkale ilinin topraklarının bütününe bakıldığında, üzerinde kurulmuş olduğu yarımada Biga Yarımadası olarak adlandırılır. İl içindeki en kayda değer yükselti Biga Dağları’dır. Biga adının bu denli çok kullanımının sebebi, Cumhuriyet döneminden önce , Osmanlı idarî sisteminde Sancak’ın Biga ilçesi olmasıdır. Yani ilin eski merkezi Biga olup, Cumhuriyet döneminde, kazanılmış olan başarılardan dolayı ilin ismi ve merkezi Çanakkale olarak değiştirilmiştir. İlin isminin kökeni ise yörede çok gelişmiş olan çanak – çömlek zanaatinden gelir. Şehrin iki simgesi hâline gelen Kale-i Sultaniye ile çanakçılık özdeşleşince de şehir Çanakkale olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

Demografi

Çanakkale iline bağlı 568 köy, 21 bucak, 12 ilçe belediyesi ve 22 belde belediyesi vardır. Çanakkale ilinin ilçeleri ile birlikte nüfusu 465,000 kadardır. İl merkezinin köyler hariç nüfusu 80,000’e yakındır. Merkezden sonra en büyük ilçe Bigadır. İlin en küçük ilçesi Bozcaada’dır. Adaların nüfusu yazları iki katını aşsada kışın yerlilerden başka yaşayan kalmaz.

İl genelinde nüfusun yarıya yakını şehirlerde geri kalanı kırsal kesimde yaşar. Yıllık nüfus artışı binde 7,29 ile Türkiye’de en düşük orandır. Nüfus yoğunluğu kişi/46,81km²dir.

Eğitim

İl, eğitim bakımından halkına Türkiye ortalamasının oldukça üstünde bir hizmet sunar. İl sınırları içinde 1 Fen Lisesi, 10 anadolu Lisesi, 2 Anadolu Öğretmen Lisesi ve birçok Meslekî lise bulunur. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) bünyesinde 9 fakülte, 2 yüksekokul ve 2 enstitü bulunur, ve 20,000 öğrenciye eğitim verir. Halkın %8,0’i üniversite mezunudur.İlköğretimlerde okullaşma oranı %100’dür. Okuryazarlık oranı (2000 Nüfus verilerinde) %90 olarak açıklanmış, fakat geçen zaman içersinde oranın %99 olduğu sanılmaktadır. (Çanakkale Valiliği Resmî Sayfası) İlçede 75,000’e yakın öğrenci bulunur. İlde derslik başına düşen öğrenci sayısı 20’dir.

Kültür

Çanakkale, binyıllar boyunca farklı toplumların egemenliğinde kalmış, gerek mimarisinde gerek yaşamda onlardan izler taşımaktadır. 70’li yıllardan itibaren ile yapılmaya başlayan ticarî yatırımlarla ildeki geleneksel toplum yapısı yerini hızla modernize olmuştur. Ticarî yatırımlarla ile ulaşık kolaylaşmış ve şehrin görünümünün değişmesi böylece başlamıştır. Bugün Çanakkale Türkiye’nin en modern çevrelerindendir. Geniş kaldırımları, temiz caddeleri, bakımlı binaları ile örenk bir şehirdir. Henüz altyapısı tam oturmamışsa da kültürel anlamda Çanakkale ili Türkiye’de önde gelen çevrelerdenidr. Toplumda çekirdek aile yaygındır. Toplum, Türkmenler, Pomaklar, Yörükler ve az sayıda Çerkez ile Boşnak’tan oluşur. Pomak ve Yörükler genelde tarım ile uğraşırlar. Bir Yörük kişisi ile Pomak farklı biçimde geleneksel giysiler giyer.

İl ve ilçe merkezlerinde büyük ölçüde modern giyim örnekleri benimsenmiştir. Kırsal kesimden gelen bayanlar, beyaz Yemenî adı verilen eşarp ve şalvar ile siyah naylonumsu kumaştan pardesü giyerler, kırsal kesim erkeklerinde ise baskın giyim türü, pantolon, ceket ve kaskettir. Yörede erkeklerin şalvar giydiği pek görülmez. Yöre mutfağı ise birbirinden lezzetli tatlara sahiptir. Çanakkale mutfağını anlatacak kilit sözcükler; şarap, zeytin, sardalya, peynir helvası ve keşkektir. Adalar bağcılık ve şarapçılık konusunda başı çekmektedir.

Turizm

Çanakkale ile birçok ilçesi tarihî ve doğal güzellikler bakımından oldukça zengin olmasına rağmen, bölge olması gerekenden oldukça az turist çekmektedir. İl merkezinin çevresinde bulunan yerlerin hemen hemen heryeri sit alanı ilân edilmiştir. Çanakkale’nin büyüyememesinin asıl sebeplerinden biride budur. Birçok alan yerleşime kapalıdır.

Çanakkale’nin başlıca turistik yerleri

  • Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı
  • Truva (antik şehir)
  • Assos
  • Gökçeada (İmroz)
  • Bozcaada (Tenedos)
  • Harp Eserleri Müzeleri
  • Antik Yunan Şehirleri
  • Kazdağı
  • Kaplıca ve Termal Tesisler
  • Kaleler
|