GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

St. Simon Manastırı (İskenderun)


Samandağ’ın en yüksek tepesinde M.S. V. yy ‘da Terki Dünya Tarikatı’nın merkezidir. Simon bir manastırda aldığı temel din eğitiminden sonra kendini kentin dışında bir hücreye kapattığı, burada 3 yıl yaşadıktan sonra kentin yakınındaki bir dağa çıkarak kendini bir kayaya zincirlediği ve çevresine çizdiği bir çemberin dışına çıkmadan yaşamaya başladığı rivayet edilir. Simon Manastırı Hıristiyanlık dünyasının her yanından ziyaret edilmektedir.

Samandağ (İskenderun)


M.Ö. 310’da Selefkilerin kurduğu önemli bir liman kentidir. İlk iskanı Paleolitik çağda başlamış olan Çevlik (Seleucia Pieria) antik kenti devletin liman kenti, Antakya ise başkent olmuştur. İsa Peygamberin havarilerinden St. Paul bu limandan ilk seyahatini Tarsus’a yapmıştır. Dor mabedi de burada bulunmaktadır. Selefkos Roma döneminde donanma üssü olarak kullanılmıştır.

Liman Asi ırmağının ağzında kurulmuş olup, sürekli alüvyonlarla dolma tehlikesi altında kaldığı için M.S. I. yüzyılda Roma İmparatoru Vespasianus bu tehlikeyi önlemek amacıyla, 1330 metre uzunluğundaki Titus-Vespasianus tünelini yaptırmıştır. Tünelin yakınında Roma döneminde yapılan kalker taşa oyulmuş 12 kaya mezarı vardır. Beşikli Mağara adıyla anılan mezarın bulunduğu mağara en genişi ve en ünlüsüdür.

PAYAS (İskenderun)


Nur Dağları’nın eteklerinde şirin bir kıyı kentçiği olan Payas (Yakacık), Antik dönemde Baias adıyla bilinmektedir. Mimar Sinan tarafından 1574 yılında yapımı tamamlanan Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi Payas’a önemli bir iskele ve konaklama merkezi hüviyetini kazandırmıştır. Külliyenin batısında yer alan ve yabancı gemilerin su ihtiyaçlarını karşıladıkları Payas Kalesi’nin çevresi hendekle çevrili, 7 burçlu ve 8 kulelidir.

Payas, haçlılardan kalan kalenin değerlendirilmesi ve denize yakın bir konumda olması nedeniyle 16.yy’da II. Sultan Selim zamanında sahile iskele, gümrük, tersane, kule ve külliye yapılarak Derbent (sınırlarda bulunan küçük kale) teşkilatı ile bağlantılı bir menzil yeri olarak belirlenmiş ve uzun yıllar da kullanılmıştır.

İSKENDERUN’U GEZELİM GÖRELİM


Deniz ve kumu ile bölgenin en önemli turistik merkezlerinden Arsuz görülmeye değer bir yerdir. Bunun yanı sıra; Sütunlu Liman, Frank Limanı, Şato Kalıntısı (Karakol Şatosu), Şalen Kalesi, Sarıseki Kalesi, Arabistan yolunu kontrol etmesi açısından önemli olan ve içinde bir kilise bulunan Bakras Kalesi, Yunus Peygamberin Yunus balığının karnından burada çıktığına inanılan İskenderun kentinin giriş kapısının kalıntısı olan Yunus Sütunu, Mancınık Kilisesi de ziyaret edilmesi gereken yerlerdendir.

Hıdır Bey köyünde 2000 yaşında olduğu tahmin edilen tarihi 20 metre yüksekliğindeki dev Çınar Ağacı, El Mina Antik Kent ve Limanı, Erzin, Erzin’in kuzeybatısında Kilikya kenti olan Issos’un çevresindeki ovada Makedonya Kralı Büyük İskender, Pers İmparatoru III. Darius Codoman’ı yendiği ve içerisinde Cenevizlilerden kalan bir liman ve kale kalıntıları, tapınak, su depoları ile kemer kalıntılarının bulunduğu Issos Harabeleri (Issus) görülmesi gereken yerlerdir.

Körfezin Kenti İSKENDERUN


Hatay iline bağlı İskenderun, kendi adıyla anılan körfezin kıyısındaki modern bir kenttir.Kıyının hemen gerisinde bir duvar gibi yükselen Nur Dağlarına sırtını vermiş, yeşil ve dört mevsim sıcak bir turizm merkezi, bunun yanı sıra da işlek bir ticaret limanıdır.

Tarihçe:M.Ö.333 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender’in İran İmparatoru III.Darius’u Issos Vadisi’nde yenilgiye uğratmasıyla Alexandretta şehrinin temeli atılmıştı. İskenderun, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerini de yaşamıştır.

İklim: İlçede Akdeniz iklimi görülür.

Hatayı Gezelim


HATAY
GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 5.403 km²
Nüfus: 1.109.754 (1990)
İl Trafik No: 31
Antakya yöresini çekici kılan ve tarihi boyunca göçlere açık olmasını sağlayan, yaşamı kolaylaştıran iklim koşulları ve verimli topraklarının yanı sıra Anadolu’yu Çukurova yoluyla Suriye ve Filistin’e bağlayan yolların kavşak noktasında bulunmasıdır. Ayrıca Mezopotamya’dan Akdeniz’e çıkmak için kullanılabilecek en uygun limanlar yine bu bölgededir.
Hatay, inanç turizmi merkezleri, antik kentleri ve yaylalarıyla turizm potansiyeline sahip bir ildir.
İskenderun
Hatay iline bağlı İskenderun, kendi adıyla anılan körfezin kıyısındaki modern bir kenttir. Kıyının hemen gerisinde bir duvar gibi yükselen Nur Dağlarına sırtını vermiş, yeşil ve dört mevsim sıcak bir turizm merkezi, bunun yanı sıra da işlek bir ticaret limanıdır
Cami ve Kiliseler
Önemli bir inanç turizmi merkezi olan Hatay’da, dünyanın ilk Katolik Kilisesi olan Saint Pierre Kilisesi bulunmaktadır. Hıristiyanlık tarihinde önemli bir yere sahip olan Hatay, aynı zamanda dört büyük patriklik merkezinden biridir.
St. Simon Stylite Manastırı , Yayladağı Barleam Manastırı ve Keldağı Barleam Manastırı önemli manastırlarıdır.

Habib Neccar Cami, Şeyh Ahmet Kuseyri Cami ve Türbesi, Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, Payas Sokullu Külliyesi ve Ulu Cami görülmeye değerdir.
Hatay Cami ve Kiliseleri
Santa Kiliseler Grubu (Dumanlı-Merkez)

Geçmişte önemli bir yerleşme yeri olan Santa (bugünkü adıyla Dumanlı) yerleşimi Gümüşhane’ye 45-50 km mesafede bulunmaktadır. Buradaki mahallelerden; Terzil’de St. Theodor Kilisesi, Binatlı’da İlyas Peygamber Kilisesi, İşhan’da St. Kiryaki Kilisesi ve İşhan Piştoflu’da St. Christopher Kilisesi, Çakallı’da Çakallı Kilisesi, Çinganlı’da St. Konstantinos ve St. Petros Kiliseleri önemli olanlarıdır.
Bu kiliselerin 1860-1870’lerde yapıldığı tahmin edilmektedir. Özgün kapı, pencere çerçeveleri, kabartma haçları ve çan kuleleri ile ilgi çekici yapılardır.
Surlar
Antakya’nın etrafı Seleukus döneminde yüksek surlarla çevriliydi. Surlar üzerinde 360 nöbetçi kulesi ve Habib Neccar Dağı’nın en yüksek ve sarp tepesinde de halen kalıntıları olan bir iç kale bulunuyordu.

Demirkapı: Hacıkürüş deresinden gelen şiddetli selleri kontrol edebilmek için Habib Neccar Dağı ile Haçdağı’nı birbirinden ayıran derin ve dar vadi üzerinde surların devamı niteliğinde yüksek ve sağlam bir duvar olarak yapılmıştır. Aynı zamanda şehrin giriş kapılarından biri olarak kullanılan bu duvar günümüzde hala ayaktadır.
Köprüler
Demirköprü: Antakya ile Reyhanlı arasında, Asi Nehri üzerindedir. Ortaçağ’da bölgenin en önemli geçitlerinden ve Antakya savunmasında büyük rol oynayan bir köprüdür. Taştan yapılmış ve iki ucunda kuleleri ile kapıları olan köprünün kuleleri yıkılmıştır, ancak köprü halen kullanılmaktadır.

Dana Ahmetli Köprüsü: Kırıkhan Ovası’nda, Karasu Nehri üzerindedir. 6 gözlü bir taş köprüdür. 16. Yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapıldığı sanılmaktadır.
Kaleler
Koz Kalesi: (Kürşat Kalesi)Antakya Prensliği zamanında yapıldığı sanılan kalenin büyük blok taşlarla yapılmış iki burcu halen ayaktadır.

Bakras Kalesi: Antakya – İskenderun yolunun 27. km. sinde, yoldan 4 km. kadar içerde sarp bir tepe üzerine çok katlı olarak kurulmuş olan kalenin halen birçok mekanı sağlam durumdadır.

Payas Kalesi: 1567 de hendeği ile birlikte restore edilmiş bir Osmanlı kalesidir. Son yüzyılda hapishane olarak kullanılmıştır.

Mancınık Kalesi: Payas – Dörtyol arasında sarp bir tepe üzerinde 1290 yılında yapılmıştır. Çok az kalıntısı vardır.

Cin Kulesi: Kale ile liman arasında, limanı korumak amacıyla 1577 yılında yapılmış bir karakol kulesidir.

Darbısak Kalesi: Kırıkhan ile Hassa arasında, Kırıkhan’a 4 km. uzaklıkta bir tepe üzerindedir. Beyazid Bestami Makamı Darbı-Sak Kalesi üzerindedir. 19. yüzyıl sonlarında burada bir cami ve türbe yaptırılmıştır. Her yıl binlerce kişi ziyaret eder.
Hanlar, Hamamlar
Antakya içerisinde hemen hepsi geçmiş yüzyıllarda vakıflar tarafından yaptırılmış olan bir çok han ve hamam vardır. Halen çalışan han ve hamamlar geçmişin kültürel özelliklerini, mimari yapısını bu güne getirmişlerdir. Cindi Hamamı, Saka Hamamı, Meydan Hamamı, Yeni Hamam, Kurşunlu Han, Sokullu Hanı halen kullanılır olanıdır.
NE YENİR?
Hatay’da yörenin güzellikleri, şekilleri, tatları, renkleri mutfağa yansıtılmış olup, oldukça zengindir. Bunlardan Oruk, Öcce, Ekşili Börülce, Beyaz Kabak Boranisi, Cevizli Biber (Muhammara), Bakla Ezmesi, Humus, Nazlı Et Yemeği ile Peynirli Künefe ve Taş Kadayıf tatlıları damak zevkinizin çeşitliliğini arttıracaktır.
YAPMADAN DÖNME
Arkeoloji Müzesi, St. Pierre Kilisesi, Habib-i Neccar Camii, Antakya Kalesi, Çevlik Ören yeri, Titus Tüneli, St. Simen Manastırı, Eski Antakya evleri Harbiye Mesire yeri, Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, Arsuz Sahil şeridi, Bakras Kalesi, Koz Kalesi’ni gezmeden,
İçli Köfte, Aşur, Ekşi Aşı, Humus, Cevizli Biber, Kaytaz Böreği, Katıklı Ekmek; Tatlı olarak: Künefe, Taş Kadayıf, Kabak Tatlısı, Kereviç yemeden,
Defne sabunu, İpek dokumacılık, Biber Salçası, Nar Ekşisi almadan
…Dönmeyin

turizm.gov.tr den alıntı yapılarak düzenlendi

Turizmin gözü bu köyde


Kanada, İtalya, İngiltere, ABD ve Türkiye´den 18´i yabancı toplam 30 kişilik ekibin görev aldığı Atakya-Reyhanlı Karayolu üzerindeki kazı alanından tam 30 bin tarihi eser çıkarıldı. İşte dünyanın bitmesini beklediği arkeolojik kazı:

Antakya-Reyhanlı Karayolu’nun kuzeyinde bulunan Tayinat Höyüğü’nde 1930 yılından beri yapılan kazalarda, 30 bin eser bulunduğu bildirildi.

Antakya-Reyhanlı Karayolu’nun kuzeyinde bulunan Tayinat Höyüğü’nde, Kanada’nın Toronto Üniversitesi Yakın ve Orta Doğu Uygarlıkları Bölümü Öğretim Üyesi ve Tell Tayinat Arkeolojik Projesi (TAP) Kazı Başkanı Doç. Dr. Timothy Harrison nezaretinde gerçekleştirilen kazı çalışmalarına, Kanada, İtalya, İngiltere, ABD ve Türkiye’den 18’i yabancı toplam 30 kişilik ekip katılıyor.

Doç. Dr. Harrison, yaptığı açıklamada, Tayinat Hüyüğü’nde eski çağda, Orta Doğu’daki kentsel kurumların tarihi gelişimi konusunda önemli ip uçları elde ettiklerini belirterek, şunları söyledi:

“Tayinat’ı kazdıkça farklı uygarlıklara ait kalıntılar çıkıyor. Özellikle kazı tamamlanınca Hititler konusunda bilinmeyen kalmayacak. Bu nedenle dünyanın gözü bu kazılardan çıkacak sonuçlarda. Burada, ilk kentsel toplumların geliştirdikleri sosyal, ekonomik ve politik kurumların araştırılmasına katkı sağlayarak karanlık çağın aydınlanması gerçekleşecektir. Luwia yazıtlarına göre, Tayinat Halep’ten Hatay’a kadar uzanan Padasatini Krallığı’nın başkenti konumunda.”

Kazıların 15 yıl daha sürebileceğini tahmin ettiklerini belirten Doç. Dr. Harrison, Tayinat Höyüğü’nün aynı bölgede bulunan Atçana Höyüğü ile de benzerlik gösterdiğini ve bağının bulunduğunu belirtti.

İskenderun Tanıyalım


Bakras Kalesi

Iskenderun-Antakya yolu üzerinde 15 km’dedir. Havası, suyu ve manzarasıyla yaz aylarında aranan yaylalardandır.

Yunus Sütunu

İskenderun-Payas demiryolu üzerinde, İskenderun kentinin giriş kapı kalntısıdır. Yunus peygamberin yunus balığının karnından burada çıktığına inanılır.

Sokollu Mehmet Paşa Kervansarayı

İskenderun-Adana karayolunun 22 km. sinde bulunan Payas’tadır. Payas’ın doğusunda büyük bir avlu vardır. Avlunun etrafında ve içinde yolcuların barınması için kubbeli odalar mevcuttur.

Arsuz (Uluçınar)

İskenderuna asfalt yolla bağlı, 33km. güneyinde bulunan bu köyün, kıyı ve tepe eteğinde, Helenistik döneme ait seramik parçaları bulunmuştur. Halen çevrede de nekropol (antik mezarlık), antik yol ve mozaik kalıntılarına rastlanmaktadır.

Şehrin geçirmiş olduğu şiddetli deprem ve bombalamalardan dolayı merkezde, geçmişten günümüze pek bir şey kalmamıştır. Antakya’dan İskenderun’a girişteki Liman kalıntılarına ait duvarlarla sehir merkezindeki tarihi binalar mevcuttur.

Yavuz Sultan Selim Kervansarayı
Belen bucağındaki bu kervansaray, II. Selim tarafından yaptırılmıştır. Halk arasında Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırıldığına inanılan bu kervansaray, halen kahvehane ve otel olarak kullanılmakta olup özelliğini yitirmiş durumdadır.

Şato Kalıntısı
Şehir merkezinde Katoni’nin bahçesinde olup denizden 100m. İçeridedir. Skaibas Limanı kalıntısı olup aynı zamanda savunma kalesidir.

Sarıseki Kalesi
İskenderun-Adana asfaltının 10. km.de deniz kenarında bir tepe üzerine kurulmuştur. Kapıları üzerinde N.950-956 tarihi yazıları bulunmaktadır. Şimdi askeri birlik içinde kalan Sarıseki kalesinin Helenistik devire ait olduğu sanılmaktadır.

Şen Kale
Kırıkhan ile İskenderun arasında Amanos dağlarının yaylalık kısmında , 1250 m. Yükseklikte sarp ve kayalık bir tepede kurulmuştur. Haçlılar döneminde bir karakol kalesi olarak yapılmıştır. Kaleye güneyden patika bir yolla çıkılır.

Frank Limanı
Domuz Burnu güneyinde olup yolu olmayan bir liman kalıntısıdır. Helenistik devire ait olduğu sanılmaktadır.

Sütunlu Liman
Uluçınar’a yakın olan Helenistik dönem özelliğini taşıyan bir liman kalıntısıdır. Yolcu olmadığından ancak deniz motorlarıyla ulaşım imkanı vardır.

DOĞAL GÜZELLİKLERİ

Belen

Iskenderun-Antakya yolu üzerinde 15 km’dedir. Havası, suyu ve manzarasıyla yaz aylarında aranan yaylalardandır.

Arsuz

İskenderun’a 33km. mesafede kurulu yerleşim merkezi olan Arsuz, Akdeniz sahillerimizin belli başlı turistik ve sayfiye yeri olarak bilinir. Deniz ve kumu güzel olan Arsuz’un nüfusu, yerli ve yabancı turistlerin akınıyla yazın 30.000 kişiye ulaşır.

Sarımazı

İskenderun-Antakya karayolunun 10km. de yer alan Sarımazı, çamlık ve deniz manzaralı olup çevre halkının gittikleri dinlenme ve piknik yeridir.

Soğukoluk

İskenderun halkının en çok tercih ettiği yerlerin başında gelen Soğukoluk yaylası, oldukça serin olup, İskenderun’a 18 km. uzaklıktadır. Soğukoluk, suyu ve havasıyla çok güzel çamlık bir yayladır.

Gülcihan

İskenderun-arsuz yolu üzerinde ve İskenderun’a 27km. uzaklıktadır. Kumu ve deniziyle ün yapmış olan Gülcihan, yaz aylarında kamp yeri olarak tercih edilmektedir.

Atik

Yörenin en beğenilen suyunun bulunduğu Atik, Iskenderun-Antakya karayolu üzerinde, Belen gediğinden doğuya, toprak bir yolla ayrılan, Belen’e 10 km. mesafede şirin bir piknik yeridir.

Nergizlik

Suyu, manzarası ve havasıyla ünlü, İskenderun’a 13 km. uzaklıkta, Soğukoluk yolu üzerinde kurulmuş bir yayladır.

Hatay İlinin Tarihçesi


Osmanlı Devleti’nin 1516 yılında Memluklerden zapt ettiği Antakya, önce Halep’e bağlı bir sancak ve daha sonra kaza olarak yönetilmiştir. Bu dönemde Antakya, Asi Nehri ile Habib Neccar Dağı arasındaki dar ve meyilli alanda, 1,5-2 km2’lik bir alan üzerine yerleşmiş orta büyüklükte bir şehirdi. Osmanlı Devleti’nin Hatay’daki hakimiyeti 1918 yılına kadar devam etti. Mondros Mütarekesinden sonra işgale uğrayan ve 1921 yılında Türkiye sınırları dışında kalan Antakya, İskenderun ve havalisinde İskenderun Sancağı adıyla bir yönetim kuruldu. 1938’de bu Sancak’ta kurulan “Hatay Devleti”, Hatay Devlet Meclisi’nin aldığı kararla 29 Haziran 1939 tarihinde sona erdi, 23 Haziran 1939’da “Hatay” adıyla bir vilâyet olarak Türkiye’ye katıldı.

Türkiye’nin güney illerinden biri olan Hatay, Akdeniz’in doğu şeridinde 35 derece 52 dakika-37 derece 4 dakika kuzey enlemleri ile 35 derece 40 dakika-36 derece 35 dakika boylamları arasında yer alır. doğusunda ve güneyinde Suriye, batısında Akdeniz, kuzeybatısında Adana, kuzeyinde Osmaniye ve kuzeydoğusunda Gaziantep bulunur.

İl topraklarının yüzölçümü 5403 kilometrekare ve nüfusu 1997 sayımına göre 1.192.393 ve 2000 sayımına göre de 1.256.726 kişidir. nüfus artış hızı yaklaşık olarak %1.2 dir. il topraklarının %46 sını dağlar, %33 ünü ovalar ve %20 sini platolar oluşturur.

İl topraklarının en önemli yükseltisini kuzey-güney hattında uzanan Nur Dağları (Gavur dağları ve Amanos dağları olarak da bilinir) oluşturur. Bu sıradağların en yüksek noktası ise Mığırtepe’dir(2240 m.). Diğer önemli yükseltiler Ziyaret dağı ve Keldağ’dır (Arapça Cebel Akra’ ya da latince Casius) (1739 m.).

Hatay’ın en önemli akarsuyu olan Asi nehri (Orontes) Lübnan dağları ve Anti-Lübnan dağları arasındaki Bekaa vadisinde kaynayan akarsuların birleşmesiyle oluşur, Suriye topraklarından geçerek ilin güneydoğu sınırlarından girer ve Samandağ yakınlarında delta oluşturarak Akdeniz’e dökülür.

Amik ovası’nın orta kısımlarında yer alan Amik gölü 1970li yıllarda tamamen kurutulmuş ve tarıma açılmıştır. diğer önemli göller ise Gölbaşı ve Yenişehir gölüdür.

Amik Ovası ilin en önemli düzlüğüdür, bu topraklarda tarım oldukça gelişmiştir. diğer önmli düzlükler ise Dörtyol ovası, Arsuz, Payas, İskenderun ve Erzin ovasıdır.

İlin büyük kesimi Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. ancak yükselti ve karasallığa bağlı olarak çeşitli farklılıklar da mevcuttur. genel olarak kışlar ılık ve yağışlı yazlar sıcak ve kurak geçer.yıllık yağış tutarı il merkezi Antakya’da 1173.4 mm., İskenderun’ da 785 mm. dir.

Maden varlığı açısından önemli kaynaklara sahip olmamakla birlikte il genelinde krom,demir,bakır ve kurşun yatakları mevcuttur. ayrıca Yayladağı ilçesi yakınlarında ismi “Hatay Gülü” olarak bilinen renkli bir mermer türü çıkarılır.

İl merkezi Antakya olmakla beraber ilin en büyük kenti İskenderun’dur.

Hatay Türkiye’nin en önemli eski yerleşim yerlerinden biridir. Yapılan arkeolojik araştırmalarda milattan önce 100.000 ile 40.000 yılları arasına tarihlenen bulgulara ulaşılmıştır. İl toprakları ilk tunç çağından itibaren Akat beyliği ve M.Ö. 1800-1600 yıları arasında Yamhad krallığına bağlı bir beyliğin sınırları içerisinde yer almıştır. Daha sonra M.Ö. 17. yüzyıl sonlarında Hititler’in ve M.Ö. 1490 yıllarında Mısır’ın egemenliğine girmiştir. Ardından Urartular, Asurlular ve Persler’in egemenliğine girdi.

M.Ö. 300 yılında Antakya kurulmuş ve kent hızla gelişmiştir.kent M.Ö. 64 yılında Roma İmparatorluğu’na katılmış ve imparatorluğun Suriye eyaletinin başkenti olmuştur.

İl toprakları M.S. 638 yılında islam ordusu tarafından fethedilmiş, Emevi ve Abbasi egemenliğinde kalmıştır. Daha sonra 877 de Tolunoğulları’nın fethettiği topraklar sırayla Ihşitler ve Selçuklular tarafından yıkılan Halep merkezli Hamdanoğulları (Beni Hamdan) egemenliğine girdi. 969 yılında Bizans İmparatorluğunun topraklarına katılan il Haçlı seferleri sırasında da önemli rol oynamıştır.

Antakya Memluklar tarafınmdan Haçlıların elinden alınmıştır(18 Mayıs 1268). 1516’da Yavuz Sultan Selim bu toprakları ele geçirmiş ve Osmanlı dönemi başlamıştır.

I. Dünya Savaşının ardından Fransızların işgal ettiği il topraklarında 2 Eylül 1938’de günü Hatay Cumhuriyeti kurulmuştur. Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, başbakanı Abdurrahman Melek, milli marşı İstiklal Marşı olmuştur.

26 Haziran 1939 yılında Türkiye’ye ilhak kararı alınmıştır.

İlin yüksek öğretim merkezi Mustafa Kemal Üniversitesi’dir. Çok uzun bir süre boyunca bir arada yaşamayı öğrenmiş etnik kökenleri, dinleri farklı birçok topluluğa ev sahipliğ yapan Hatay ili UNESCO barış kenti seçilmiştir.

Tarihi ve turistik mekanlar açısından da zengin olan ilde dünyanın ikinci büyük mozaik kolleksiyonunu barındıran Hatay Arkeoloji Müzesi bulunmaktadır.

Dünyanın ilk mağara kiliselerinden biri olan Saint Pierre Kilisesi hristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilmekte ve her yıl burada 29 Haziran günü Katolik Kilisesince ayin düzenlenmektedir.

Hatay, Türkiye Cumhuriyeti’nin en kozmopolit illerinden birisidir. Çokkültürlü yapısını tarih boyunca kormumuş olan ilde aynı ulusa mensup birden fazla dini cemaat bile bulunmaktadır. En büyük nüfusa sahip alevi araplar ve sünni türklerin yanında, alevi türkler,azda olsa sünni araplar,Hristiyan Ortodoks ve Hristiyan Protestan Araplar, Maruni Araplar, Ermeniler ve diğer küçük topluluklar Hatay’ın çokkültürlü yapısının dinamiklerini oluştururlar.

|