GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Kayseri’deki Mevcut Sit Alanları


TESCİL EDİLMİŞ TAŞINMAZ KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARI İLE SİT ALANLARI (AĞUSTOS 2005)

Sit Alanları

Arkeolojik Sit Alanı : 133
Kentsel Sit Alanı : 2
Doğal Sit Alanı : 8
Tarihi Sit Alanı : 1

Diğer Sit Alanları

Arkeolojik ve Doğal Sit : 1

Toplam :145

Kültür (Tekyapı Ölçeğinde) ve Tabiat Varlıkları : 608

GENEL TOPLAM : 753

Bunları Yapmadan Kayseri’den Dönme!!


Erciyes Dağında kayak, trekking yapmadan,
Erdemli ve Soğanlı Vadisindeki kaya kiliselerini görmeden,
Kapuzbaşı Şelalelerinde piknik yapmadan,
Kayseri Kalesi ve Tıp Tarihi Müzesini gezmeden,
Pastırma ve Sucuk tatmadan,
Yöresel El Dokuma ve Bünyan ya da Yahyalı halıları almadan,
 …Dönmeyin.

Kayseri’nin Yöresel Lezzetleri


Pastırma ve Sucuk, Kayseri’nin meşhur mantısı (yağ, tepsi, vs) mutlaka tadılmalıdır.

Kayseri’den Yemek Tarifleri

Kesme çorba

Malzemeler:

2 su bardağı un
1 adet yumurta
1 çay bardağı su
2 yemek kaşığı kıyma
1 yemek kaşığı margarin
1 yemek kaşığı salça
4 su bardağı su
Tuz karabiber ve nane

Hazırlanışı: Yumurta, un, tuz ve 1 çay bardağı su ile hamur hazırlanır ve açılır, ince şeritler halinde kesilir. Su kaynatılır, kesilmiş olan hamurlar ilave edilir. Kıyma ve salça eklenir, kaynatmaya devam edilir. Hamurlar pişince üzerine yağda  kızdırılmış nane dökülerek servis edilir.

Kağıtta pastırma

Malzemeler:

100 gr ince dilimlenmiş pastırma
2 adet domates
3 adet sivri biber
1 yemek kaşığı tereyağı
4 sap maydanoz
6 dilim limon
6 alüminyum folyo (15×15 cm)
Hazırlanışı: 15×15 cm ebadında kesilmiş 6 alüminyum folyonun içi tereyağı ile yağlanır. Folyoların içine ikişer dilim pastırma yerleştirilir. Pastırmaların üzerine sırasıyla domates dilimleri, sivri biber, maydanoz ve limon dilimleri yerleştirilir ve  fındık büyüklüğünde tereyağı eklenerek kapatılır. Orta hararetli fırında 20-25 dakika pişirin.

Havleter

Malzemeler:
1/2 çay bardağı su
1 fincandan bir parmak eksik buğday nişastası
1 fincan pekmez
3 yemek kaşığı sıvı yağ

Hazırlanışı: Tüm malzeme karıştırılır. Teflon tencerede 3 yemek kaşığı sıvı yağ kızdırılır, karışım dökülür. Karıştırarak pişirilir. Kaşığı tutunca ateş kısılır, tencerenin ağzı kapatılır. Sık sık ezerek karıştırılır. Sünger parçaları gibi ayrılınca karıştırma bırakılır. Servis tabağına alınarak servis edilir.

Erciyes Kayak Turizmi Geniş Bilgi


Genel Bilgiler
Erciyes ve işletmemiz hakkında bilgiler

Orta Anadolu’nun en yüksek doruğu olan Erciyes Dağı ( 3916 m.) Kayseri ilinin 25 KM güneyinde yükselir. Kayak severler bilir ; Kayak kaymanın zevkini en güzel toz kar verir en güzel toz karı erciyes verir. Toz kar zevkini ve kayağın tadının doruklarına ulaşacağınız erciyeste 8 adet mekanik lift bulun maktadır. Bunlardan 3’ü Baby-lift 3’ü teleski ve 2’si dünyada kayakçıların en çok tercih ettiği telesiyejdir. Bu telesiyejler Erciyes kayak merkezinin en uzun ve taşıma kapasitesi en fazla olan mekanik tesisidir. 1’inci telesiyej1500m uzunluğunda olup, 2215 rakımdan başlar ve2550 rakımda biter. Daha çok profesyonel kayakçılara hitap eden 2’inci telesiyej 1600 mt uzunluğunda olup sizleri 2550 rakımdan alıp 3000 rakıma ulaştırır. Bu özelliklerinden dolayı Türkiye de bulunan en uzun chair -lifttir . Zümrüt Telesiyej kayak severlerin sıra beklemesine son vermiş ve Erciyes deki kayak turizmine önemli katkıda bulunmuştur.
Erciyes de sezon boyunca kayakçıların karşılaşabileceği sağlık problemler için 24 saat hizmet veren Sağlık ocağı bulunmaktadır. Ayrıca kayak pistinde Jandarma kontrolü sağlamaktadır.

Istanbul
720 km

Ankara
340 km

Izmir
900 km

Antalya
770 km

Adana
370 km

Trabzon
715 km

Diyarbakir
335 km

Konaklama
Erciyes

Erciyes Kayak Merkezinde şu anda Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’ne ait 140 yataklı Kayak evi, Karayolları 6. Bölge Müdürlüğü’ne ait 100 yataklı, Dsi 12. Bölge Müdürlüğü’ne ait 100 yataklı Dinlenme Tesisleri ile İl özel idare müdürlüğünce yaptırılıp Kayseri Gençlik Spor Müdürlüğüne devredilen Dedemana kiraya verilen üç yıldızlı 106 yatak kapasiteli Dedeman oteli ,153 yatak kapasiteli Grand ERAS oteli ,50 yatak kapasiteli ACE oteli bulunmaktadır.Firmamız aynı zaman da danışmanlık yapmakta olup sizi Kayserinin en iyi otel ve konaklama yerlerine yönlendirebilir.

Ulaşım
Erciyes
Erciyes Kış Sporları ve Turizm Merkezi, Kayseri şehir merkezine 25 km. uzaklıktadır. Yol asfalt olup, yıl boyunca sürekli ulaşıma açık tutulmaktadır. Erciyes İç Anadolu’nun Ortasın da olması sebebi ile ulaşım gayet kolaydır. Erciyes’e Ankaradan özel araba ile 3.5 saat otobüs ile 5 saat olup Adanadan özel araba ile 4 saat otobüs ile 6 saattir.İstanbul’dan ise her gün Türk hava yollarının ve Onur Airın seferi vardır.
Kayseri den Talas otobüs duraklarının arkasında bulunan
Öz develi tel : 0352 2212777 ve
Kaman turizm : 0352 6211010
firmalarının Erciyes’e her gün ring servisleri vardır.

Dağcılık

TEKiR YAYLASINDAN TIRMANIŞ:
Kayseri’ye 25 km. uzaklıkta bulunan Dağevine, Hisarcık yolu üzerinden gidilir. Yaz ve kış trafiğe açıktır. Özel otomobilleri olmayanlar, Kayseri merkezideki yoğunburç Beğendik Market arkasından kalkan Develi dolmuşları ile veya Hiasarcığa kadar Hisarcık otobüsleri ile oradanda taksiler ile Dağevine ulaşılabilir. 2950 metreye yürümeyle 4 saat süren parkur Zümrüt Telesiyej ile 22 dakkia gibi sürede ulaşabilir ve tırmanışa başlanır. Bozkırlarla kaplı vadi tabanın sağ kenarından tırmanışa devam edilir. İki saatlik bir yürüyüş ve tırmanıştan sonra, Erciyes’in do­ruğuna ulaşılır. Bu noktaya varan dağcı, batı kesimde yükselen ana doruğu ra­hatlıkla görür. Aralıktaki boyun geçilerek anadoruğa varılır. Doruk bir “Aglomera” sütunu halindedir. Kuzey taraftaki kaya çatlağından çıkılır. Doğu yüzünden iple inilir. Dağevinden, doruğa çıkış ve dönüş normal hava koşulları altında 8-10 saat­Iik bir zaman alır.
KUZEY BATIDAN TIRMANIŞ:
Kayseri’den otobüs veya otomobil ile Hacılar içesine gidilir. Hacılar’dan sonar Aksu Yurdu üzerinden geçilerek Sütdonduran Yaylasına (2950 m.) kamp kurulur. Hacılar-kamp yeri 5 saattir. Doruk tırmanışı için kamp yerinden hareket edilir. Bu­zul üzerinden tırmanışa devam edilerek önce doğu zirvesine ulaşılır. Eğer buzu­Iun sathı yumuşak kar ise iniş aynı yerden yapılır. Değilse, dağın batı yüzünden inilerek, kamp yerine gelinir

I.Etap Kar Kalınlığı : 158 cm
II.Etap Kar Kalınlığı : 183 cm

alıntıdır….

Aladağlar Milli Parkını Geziyoruz


 

Yeri: Niğde,Kayseri ve Adana illeri sınırları içerisindedir.

Ulaşım: Milli Park Niğde ili sınırları içerisinde Çamardı ilçesine yaklaşık 15 km.,Kayseri Yahyalı ilçesine 30 km.uzaklıktadır.

 

Özelliği: Milli Park içerisinde kamp alanları, günübirlik alanlar ve molakamp

(Primitif kamping) alanları, doğa yürüyüş güzergahları, tırmanma doğrultuları düzenlenerek Yayla girişimleri oluşturulacaktır.

Yöredeki akarsularda alabalık üretimi ,sportif olta balıkçılığı yapılmasına olanak sağlanacaktır. Yaban hayvanları üretme istasyonu tesis edilecektir. Yaban Hayatı sakinleri ; yaban keçisi , ayı, başak,sansar ve su samurudur.

Jeolojik yapı açısından Aladağlar Milli Parkı değişik zamanlara ait formasyonlarla temsil edilmekle birlikte, en yaygın formasyon mezozoik yaşlı kireç taşlarıdır. Bunun yanında sahada entrüsif volkanizmanın ürünü olan gabro, piroksenit gibi kayaçlara,subofiolitik metamorfitlere ve daha geniş dönemleri karakterize eden tersiyer ve kuaterner oluklarına da rastlanılmaktadır.

Aladağlar yöresi ülkemizin tektonik açıdan en faal bölgelerinden birisidir. Yöre özellikle Alp orojenezi sırasında şaryaj ve bindirmelere sahne olmuştur.Tektonik literatürüne”Ecemiş Koridoru” olarak da giren bu sahada düşey ve yatay atımlı birçok fay bulunmaktadır. Dokusuyla yörede jeomorfolojik süreçler sonucu oluşan naplar,klipler,pencereler ilginç yapısal unsurlar olarak dikkati çeker.

Aladağlar Milli Parkı gerçek anlamda bir jeomorfolojik açık hava müzesidir. Yörenin şekillenmesinde yapı ile birlikte flüvial koşullar ve Pleistosen buzullaşması önemli bir rol oynamıştır.Yörede bu üç unsura ait değişik morfolojik birimlere rastlamak çok olağandır. Yörenin belli başlı jeomorfolojik karakteri vadilerlede bir şekilde parçalanmış olmasıdır.Buzul morfolojisine ait bir çok izlere rastlanmakta , özellikle yöredeki bir çok sirk gölleri ve moreller bu morfolojinin kılavuz şekilleri olarak görülür.

Yöre klimatik açıdan kendine has özelliklere sahiptir. Yazları sıcak,kışları soğuk ve kar yağışlı olarak tanımlanabilecek bu klimatik yapı yörenin yüksek kesimlerinde kalıcı karların barınmasına imkan sağlamaktadır. Yörede gece ile gündüz sıcaklık farkı(Günlük Amplitüd) oldukça fazla olup , geceleri göllerin donmasına neden olan düşük sıcaklık, gündüzleri 30 dereceye kadar çıkmaktadır.

Aladağlar Milli Parkı vejetasyon açısından çok zengin olup ,ormanı oluşturan hakim türler karaçam ve kızılçamdır.Karaçamdan kızılçama geçiş zonunda yer yer bu iki türün oluşturduğu karışık meşçerelere de rastlanmaktadır.Karaçamın yayılış alanındaki güney bakılı kesimlerde iç meşçere oluşturmayan sedir ve kuzey bakılı nem bakımından daha elverişli yerlerde de göknarlara rastlanmaktadır.

Ormanın üst sınırından itibaren Alpin zon başlar. Bu zon da Alpin çayırları yer almaktadır. Alpin zon ve daha yüksek kesimlerde yükseklik ve eğim koşullarından kaynaklanan çıplak kayalık kesimlere ulaşılmaktadır.

Görülebilecek Yerler: Milli Parkın peyzaj güzelliği görülmeye değer niteliktedir.

Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Milli Parkta Yaban Hayatı Koruma Bölgesi ayrılmış olup, Üretme İstasyonu mevcuttur.

Milli Parkta kamp alanı, günübirlik alanlar, mola alanları, yürüyüş parkurları, tırmanma doğrultuları, bazı noktalarda yayla gelişimleri planlanmıştır.

Yöredeki akarsularda alabalık üretimi ve spestif olta balıkçılığı yapılma olasılığı olan Aladağlar ülkemiz turizmine alternatif olanaklar yaratacak potansiyele sahiptir. Çadırla konaklanabilir.

Kayseri Kaplıcaları


Bayramhacı Kaplıcası:  Kayseri’nin 65 km. batısında, Bayramhacı köyüne 1,5 km. uzaklıkta yer alan kaplıcada 55 oda 140 yatak kapasitesi, iki erkek, iki bayan olmak üzere toplam dört havuzla hizmet vermektedir. Kaplıcanın 38ºC / 40ºC sıcaklığındaki suyun romatizma, deri, kalp ve kan dolaşımı, solunum yolu ve kadın hastalıkları tedavisinde yararlı olmaktadır.

Tekgöz Kaplıcaları:  Kayseri’ye 33 km. uzaklıkta Kocasinan ilçesi Yemliha kasabasında bulunan kaplıcada, biri erkek biri bayan olmak üzere iki havuz mevcuttur. Kaplıcanın 43ºC sıcaklığındaki suyu; romatizma, deri, solunum yolu, böbrek ve idrar yolları, kadın hastalıkları tedavisinde yararlı olmaktadır.

Kayseri Hanları ve Kervansarayları


Sultanhanı Kervansarayı:  Kayseri-Sivas karayolunun 50.km.sinde bulunmaktadır. Selçuklu Sultanı 1. Alaattin Keykubat zamanında (1232-1236) yapılmıştır. Kervansaray kapı süslemesi ve iç mimarisi ile ön plana çıkmıştır. 

Karatay Kervansarayı:  Bünyan İlçesi, Karadayı köyünde bulunan Kervansarayı 1255 yılında Selçuklu vezirlerinden Celalettin Karatay yaptırmıştır.Türbe ve sütunlarındaki kabartmalar Selçuklu taş işlemeciliğinin güzel örneklerindendir

Kara Mustafa Paşa Kervansarayı:  İncesu ilçesinde bulunan ve camisi, medresesi otuz dükkanlık alışveriş yeri ile bir külliye olan bu eseri, 1660 yılında Osmanlı vezirlerinden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa yaptırmıştır.

Vezir Han:  Şehir içi Kapalı Çarşının yanında bulunan bu iki katlı han, Damat İbrahim Paşa tarafından 1727 yılında yaptırılmıştır. İlginç mimarisi ile dikkati çeken hanın ortasında bir çeşme vardır.

Bedesten:  Kapalı çarşının içinde bulunan bedestenin, üç büyük kubbe ve kubbeciklerden meydana gelen tavan örtüsü mevcuttur. 1497 yılında yaptırılmıştır.

Kapalı Çarşı: Türkiye’nin dört büyük kapalı çarşısından biri olan ve dört giriş kapısı bulunan Kayseri Kapalı Çarşısı, 1859 yılında halk tarafından yaptırılmıştır.

Kayseri’de Türbeler Ve Kiliseler…


Döner Kümbet (Merkez): Prenses Şah Cihan Hatun adına yapılmış olan bu kümbet, kendisine has özellikleriyle dikkati çeken bir eserdir.

Selçuklu eserlerinin Kayseri’deki en güzel örneklerindendir. Çokgen şeklindeki kümbetin, her bir yüzüne çeşitli geometrik şekiller, efsanevi yaratıklar kabartma olarak yapılmıştır.

Kutluğ Hatun Türbesi (Merkez): Hunat Caminin doğusundadır. Şah Kutluğ Hatunun emriyle 1349 yılında yapılan bu kümbet, büyük ve süslü taç kapısı ile Kayseri’de türünün başyapıtıdır.

Mahperi Hatun Türbesi (Merkez): Hunat Cami ile medresenin arasında, eşine az rastlanır bir sanat eseridir.

Sırçalı Kümbet (Merkez): Silindir şeklinde olan kümbet, çok düzgün ve üstün işçilikle kesme taşlarla yapılmıştır.

Çifte Kümbet (Merkez): Kayseri’den 1 km uzaklıkta Sivas yolu üzerinde 2 kümbet vardır. Bunlardan birisi iz bırakmadan harap olmuştur, ikincisi oldukça iyi korunmuş ve bugün ayaktadır. 1247 yılında Melike Adile Hatun adına kardeşleri tarafından yaptırılmıştır.

Soğanlı Vadisi Kiliseleri: Soğanlı Vadisi Yeşilhisar ilçe sınırları içinde, Ürgüp’ün 40 km güneydoğusundadır. İki kısımdan oluşan vadiye Roma döneminden itibaren devamlı olarak yerleşilmiştir. Vadi yamaçlarında yer alan kaya konilerini Romalılar mezarlık, Bizanslılar kilise olarak kullanmışlardır.

Bölgede 50’ye yakın kaya kilise ve mağara vardır. Bunlardan; Karabaş, Gök, Tokalı, Karanlık, Yılanlı, Kubbeli, Balıklı, Geyikli ve St. Barbara Kiliselerini saymak mümkündür.

Karabaş Kilisesi (Yeşilhisar): Soğanlı Vadisinin sağ yamacında yer alır. Buradaki kayalıkta Karabaş Kilisesinden başka pek çok mezar odaları ve rahiplerin devamlı olarak kaldıkları mekanlar bulunmaktadır. Farklı zamanlarda ve farklı tekniklerle boyanan kilise XI. yüzyıla tarihlenmektedir.

Duvarlarında, Deesis, Müjde, Doğuş, İsa’nın mabede takdimi, Başkalaşım, İsa çarmıhta, İsa’nın çarmıhtan inişi, göğe çıkışı ve aziz tasvirleri bulunmaktadır.

Azize Barbara Kilisesi (Tahtalı Kilise-Yeşilhisar): Soğanlı Köyünden batıya uzanan vadinin sonunda yer alır. Duvarlarında, Peygamberin görünümü, deesis, müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, Beytüllahim’e yolculuk, doğum, İsa’nın cehenneme inişi, yedi uyuyanlar ve aziz tasvirleri bulunmaktadır.

Kubbeli Kilise (Yeşilhisar): Kubbeleri, Peri Bacasının işlenmesiyle oluşturulan kilise, tonozları ile ileri bir mimari özellik gösterir.

Kayseri’de Camiler Bi başka Güzel


Ulu Cami (Sultan Cami-Merkez): Cami Kebir Mahallesinde, Kapalı Çarşının hemen yanında yer almaktadır. Halk arasında “Ulu Cami” denilmekte, eski kayıtlarda ise “Sultan Cami” olarak geçmektedir. Ulu Cami 1134-1143 yılları arasında Kayseri’yi, devletine başkent yapan Danişmentiler’in 3. hükümdarı Melik Mehmet Gazi tarafından yaptırılmıştır. Selçuklu Hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında 1205 yılında Yağıbasanoğlu Muzaffereddin Mahmut tarafından onarılmıştır.

Gülük Cami (Merkez): Şehrin içinde, Düvenönü semtinin güneybatısında Gülük Mahallesinde yer alır. Danişmentlilere ait cami ve medreseden meydana gelen bu yapıyı Muzaffereddin Mahmut’un kızı “Atsız Elti Hatun”, 1211 yılında yaptırmıştır.

Çok güzel çini mozaiklerle süslü mihrabı, Selçuklu çini sanatının şaheserlerinden biri olarak ayaktadır.

Lale Cami (Merkez): Lale Mahallesinde, Lala Musluhiddin Paşa tarafından yaptırılan cami, Selçuklu devrine aittir.

Selçuklu tarzı ahşap minberi üzerinde yazılı Ayetel Kürsi orijinalliğini korumaktadır. Minaresi sonradan yapılan caminin doğu tarafında bir türbe, kuzey tarafında bir hamam bulunmaktadır.

Hunat Cami ve Külliyesi (Merkez): Cami, 1238 yılında Selçuklu hükümdarı I. Alaeddin Keykubat’ın karısı Mahperi Hatun tarafından yaptırılan külliyenin bir bölümüdür. Ortasındaki kubbesi ve minaresi sonradan inşa edilmiştir. Doğu ve batısındaki taç kapıları Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Ahşap minberi orijinaldir. Sağlam kesme taş işçiliği ve kaleyi andıran duvarlarıyla dikkati çeker.

Hacı Kılıç Cami ve Medresesi (Merkez): İstasyon Caddesindeki medrese ve cami, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu İzzeddin Keykavus zamanında 1249-1250 tarihinde yaptırılmıştır. Birbirine bitişik olan binaların ayrı girişleri olup, sol tarafı cami, sağ tarafı medresedir.

Kurşunlu Cami (Merkez): Hacı Ahmet Paşa tarafından yaptırılan cami, Mimar Sinan’ın eserlerinden olup klasik Osmanlı mimarisi üslubunda, kitabesine göre 1585 yılında inşa edilmiştir. Mermer işçiliği, minberi, mihrabı ve kürsüsü orijinaldir.

Kayseri’deki Müzelerin Hepsi Burada…


KAYSERİ MÜZESİ

1930 yılında Hunat Hatun Medresesi’nde kurulmuş, 1969 yılında Gültepe Mahallesi, Kışla Caddesi’nde yeni yapılan bugünkü binasına taşınmıştır. Eserler kronolojik bir düzen içerisinde iki büyük salon ve bahçede sergilenmektedir.

Birinci salonda; ilkin Eski Tunç Çağı’nın boyalı ve boyasız seramikleri ile su mermeri (alabastron) idollerinden örnekler, sonra da Kültepe kazılarında elde edilen Assur Ticaret Kolonileri Çağına ait eserler tipolojik olarak sergilenmektedir.

Bunların arasında çivi yazılı tabletler, pişmiş topraktan yapılmış yuvarlak, gaga ve yonca ağızlı testiler, çömlekler, vazolar, meyvelikler, kantharoslar, hayvan biçimli içki kapları (rython), kalıplar, madeni eşyalar, damga-silindir mühür ve mühür baskıları sayılabilir. Aynı salonun güney bölümünde Geç Hitit Çağının taş heykelleri ve hiyeroglifli stelleri bulunmaktadır.

İkinci salonda; geçiş koridorunda Frig Çağının boyalı ve boyasız seramiklerinden sonra Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarının Kayseri çevresinden derlenmiş eserleri, Beştepeler ve Garipler tümülüslerinden ele geçen mezar hediyeleri sergilenmektedir. Bahçede; Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarının mermer heykelleri, mezar stelleri, lahitler ve pişmiş toprak iri küpler açıkta sunulmaktadır.

Kayseri Arkeoloji Müzesi

Kayseri İli, Merkez Melikgazi İlçesi, Gültepe Mahallesi Kışla Caddesi No: 2’de yer alır. Müze inşaatına 1965 yılında başlanmış olup 26 Haziran 1969 yılında teşhir ve tanzim çalışmaları bitirilerek hizmete açılmıştır.

Müze, 8704 m²lik bahçesi içerisinde 580 m²lik iki katlı bir kullanım alanı üzerine oturmaktadır. Bina iki büyük salon, bir koridor ve çalışma odaları ve depodan oluşmaktadır.

Günümüzde tamamı arkeolojik eserlerden oluşan müzedeki eserlerin teşhir ve tanziminde, eldeki imkanlar ölçüsünde kronolojik bir düzen gözetilmiştir; eserler iki büyük salon ve bahçede sergilenmektedir. Buna göre 1. salonun girişinde Eski Tunç Çağının boyalı ve boyasız seramikleri ile mermer (alabastron) idollerden örnekler verilmektedir. Salonun devam eden bölümünde Kültepe’de açığa çıkarılan Asur Ticaret Kolonileri devrine ait eserler, tipolojik olarak sergilenmektedir. Bunlar arasında çivi yazılı tabletler, pişmiş topraktan yapılmış yuvarlak gaga ve yonca ağızlı testiler, çömlekler, vazolar, meyvelikler, silindir ve damga mühürler, hayvan biçimli içki kapları (ryton), madeni eşyalar ve kalıplar önemli bir yer tutar. Aynı salonun güney bölümünde Geç-Hitit Devrine ait taş heykelleri ve hiyeroglifli steller bulunmaktadır.

II. salona geçiş koridorunda Firig Çağının boyalı ve boyasız seramikleri teşhir edilmektedir.

II. salonda ise; Hellenistik-Roma ve Bizans çağlarının Kayseri çevresinde bulunmuş eserleri, Beştepeler-Garipler Tümülüsü’nden çıkarılan mezar hediyeleri ile Herakles-lahti ve urnalar sergilenmektedir.

Bahçede; Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarının mermer heykelleri mezar stelleri, lahitler ve pişmiş topraktan iri küpler açıkta sergilenmektedir.

Gültepe Mahallesi, Kışla Caddesi No:2
Tel : (0352) 222 21 49
Faks : (0352) 232 48 12

Pazartesi dışında her gün 08.00-12.00/13.00/13.00-17.00 saatlerinde ziyarete açıktır.

Kayseri Etnografya Müzesi

Güpgüpoğlu Konağının selâmlık bölümünde yer almakta olup doğuda dış kale duvarlarına yaslanmaktadır. İki katlı yoğun bir kütleye sahiptir. Hayvanlara ait olan alt katı, bugün sergi salonu olarak düzenlenmiştir.

Üst kata dışardan bir merdivenle çıkılır. Odalar orta hol çevresinde düzenlenmiştir.

Müzede Kayseri yöresinin özelliklerini yansıtan Türk İslâm kültürünün çini, silah, ahşap, maden, el yazma, halı, kilim, erkek ve kadın giysileri ile takı ve süs eşyaları sergilenmektedir. Ayrıca Türk-İslâm çağlarının, altın, gümüş ve bronzdan yapılmış sikkeleri kronolojik bir düzen içerisinde sunulmaktadır.

Holün doğusundaki büyük odada Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları dönemine ait cam, çini ve ahşap-madeni eserler, ikinci odaya giriş koridorunda, ateşli-kesici silahlar ile erkek kıyafetleri, küçük odada ise, kadın kıyafetleri ve süs eşyaları sergilenmektedir.

Holün güneyindeki iki odanın büyük olanında Türk-İslâm devletlerine ait sikkeler diğer odada ise yazma eserler, batıdaki büyük odada, bakır ev eşyaları, halı ve kilimler sergilenmektedir.

Kuzeydeki yarı açık köşkte topak Türkmen çadırı, bahçede ise İslâmi döneme ait mezar taşları teşhir edilerek ziyaretçilerin hizmetine sunulmuştur.

Adres: Gavremoğlu Mah. Huant Hatun Medresesi/ Kayseri
Tel: (0 352) 222 21 48

Atatürk Müzesi

Kayseri merkez, Cumhuriyet Mahallesi, Tennuri Sokağı’nda bulunan bina; 19. yüzyıl sonunda Raşit Ağa tarafından ev olarak yaptırılmıştır.

Bina kesme taşlardan inşa edilmiş, iki katlıdır. Atatürk Heyet-i Temsiliye Reisi olarak 20.12.1919′ da Kayseri’ye geldiğinde bu evde kalmıştır. Bunun anısına restore edilen binanın üst kattaki bir odasında, Kayseri’yi ziyaretleri ile ilgili belge ve fotoğraflar sergilenmektedir.

Güpgüpoğlu Konağı

Kayseri İli, Melikgazi İlçesi, Cumhuriyet Mahallesi, Tennuri Caddesi üzerinde bulunmaktadır. 1417-1419 tarihleri arasında yapılmıştır. Haremlik ve selamlık olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

Selamlık bölümü, konağa daha sonra eklenmiş olup, bugün Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Haremlik bölümü, harem odası, sofa, gelin odası, mutfak, hizmetli odası, misafir odası, günlük oda ve gelin-damat odası olarak yapılmıştır.

Sofa (salon) yalnız kapı ve kapının üzerindeki pencerelerle aydınlatılır. Dışarıya açılan başka penceresi olmadığı için loş, dramatik ve gizemli bir karakter taşır. Sofa’nın boyu 10 m., eni 5 m., yüksekliği ise 7 m. dir. Kapıdan “seki altı” denilen kısma girilir. Ortada “çağ taşı” denilen bir taş yer alır. Seki altından iki basamakla tahtalı olan üst kısıma çıkılır. Buranın üç tarafı 30 cm. yüksekliğinde, 70 cm. genişliğinde bir divanla çevrilmiştir. Sofa’nın yan duvarlarında gömülü ahşap dolap ve nişler yer almaktadır. “Yüklük” denilen bu büyük dolaplar yatakları koymak içindir. Sofa’da mankenlerle evin sahibi ve misafirleri canlandırılmıştır.

Sofa’nın doğusunda gelin odası yer almaktadır. Konağın yabancıların girmesinin istenmediği mahrem bölümüdür. Sedirleri, gömme dolapları ile çok amaçlı olarak kullanılmaktadır.

Sofa’nın batısında bir kapı ile ön mutfağa, oradan da asıl büyük mutfağa (tokana) geçilir. Yemek pişirmek için yapılmış ocak, tokana’nın en belirgin özelliğidir. Burada mankenlerle mutfaktan günlük işleri yapan ev kadınları canlandırılmıştır.

Tokana’nın kuzeyinde eve sonradan eklenmiş bir kabul (misafir) odası vardır. Misafir odasının karşısında da konağın işlerini gören hizmetçilere tahsis edilmiş, küçük bir oda yer almaktadır.

Hizmetçi odasının üzerinden ahşap merdivenle ikinci kata çıkılır. İkinci katta gelin-damat odası ve günlük oda yer almaktadır.

Yazlık köşk kısmı, konağın batısındadır. Ahşap kolonlar üzerinde yükselir ve binaya sonradan ilave edilmiştir. Tavanı işlemeli olan köşkün önünü dekoratif taşlarla yapılmış bir havuz süsler.

Evin Tarihi

Kayseri’nin tarihinde de yazıldığı gibi 1419’da Mısır Kralı El Müeyeddin’in yardımı ile burada Zülkadiroğulları devleti kurulmuştur. Mısır’da o zamanlar Memlûkler saltanat sürüyordu. Memlûkler zamanında Kahire’de yapılan camilere bakarsak sofa’nın içinde, pencere kenarlarında kullanılan sütunların, onların zamanında yapılanlarla aynı olduğunu görürüz; ayrıca kapı üzerindeki siyah-beyaz taşlarla örülen kemerde ve kapı yanlarındaki taşa oyulan nişciklerdende bir Arap havası sezmek mümkündür.

Fatih Sultan Mehmet 1468 de burayı bir Osmanlı eyaleti haline getirmişti. Kayseri bedesteninin kuzey tarafındaki eski Pamukçular Çarşısı’na açılan kapının üzerindeki mermer kitabeden banisinin Kayseri Emiri Mustafa Bin Abdullah Bey olduğu ve binanın 1497 yılında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme sicillerindeki kayıtlarla, vakfiyesinde yazılı bilgilerden bu zatın Bursalı olduğu yazılmaktadır. Buradan da Bursalı ustaların Kayseri’de çalıştıklarını anlıyoruz.

Evin yapılış tarihi: 1419-1497 yılları arasıdır.

Çifte Medrese, Kayseri
(Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi)

Kayseri’de Çifte Medrese adıyla tanınan bina birbirine bitişik, açık avlulu iki yapıdan teşekkül eder. Birinin diğerinden daha enli olması dışında her iki bina da tipik medrese şemasına sahiptir. Ancak form bakımından görülen benzerlik fonksiyon bakımından görülmez; çünkü batıdaki bina bir şifahane, doğudaki tıp medresesidir. Diğer bir deyişle biri sağlık, öbürü eğitim kurumudur.

Gerek şifahane gerekse medrese bir açık avlu etrafında tertiplenen dört eyvanlı şemaya uygun olarak inşa edilmiştir. Şifahane, dış ölçüleri 41×32.50 m. olan dikdörtgen biçiminde bir yapıdır. Dört köşe avlusunun bir kenarı 12.50 m. olup üç yanı üç kemerli revaklarla çevrilidir. Ana eyvanın önüne rastlayan dördüncü revak tek açıklıklı yapılmıştır. Eyvanlar geniş açıklıklı orta kemerlerin gerisinde bulunur. Kuzeye düşen ana eyvan 10.50 m. derinliğinde ve 9 m. eninde büyük ve yüksek bir mekândır. Ana eyvanın iki yanına odalar konulmuş bunlardan batıdaki küçük bir oda, doğudaki ise birinden ötekine geçilen iki dikdörtgen oda şeklinde tertiplenmiştir. Portal yapının uzunlamasına ekseni üzerinde değildir; avlunun batısındaki revağın ekseni üzerinde bulunur. Beşik tonozlu dar bir geçitle şifahane bölümüne içeriden bağlanmış olan medrese, şifahaneden bir metre kadar geride yer almıştır, bununla giriş cephesindeki iki yapı vurgulanmak istenmiştir. Bu küçük fark göz önüne alınmazsa medresenin derinliği şifahaneninkine eşittir denilebilir. Ancak eni daha dar olup 27.50 metredir. Dolayısıyla avlusu da 14.00×8.00 m. ölçülerinde bir dikdörtgendir. Şifahanede olduğu gibi burada da bir revak avlunun dört tarafını çevirir. Dikdörtgen avlunun uzun kenarında revak üç kemerlidir ve yan eyvanlar orta açıklığın gerisinde bulunur. Avlunun dar kenarı kuzeyde, ana eyvanın önünde, tek kemerli; güneyde ise iki kemerlidir. Bu durum güneydeki binanın ekseninden kaydırılarak kemerlerden batıdakinin arkasına konulması zorunluluğunu doğurmuştur. Medresenin ana eyvanı, şifahanenin ana eyvanından daha dar ve daha az derindir (9.70×7.50 m.); bu eyvanın iki yanında ise biri büyük diğeri küçük iki oda vardır.

Doğu eyvanıyla yapının kuzeydoğu köşesindeki oda arasında bulunan ve altlı üstlü mezar mahzeni ile mescit kapıları avluya bakan türbe, dıştan sekiz köşeli mescid katı ve sekiz köşeli prizmatik külâhı ile tipik bir Selçuklu türbesidir. Mescidin içi silindir biçimindedir. Karşılıklı olarak duvarlarına biri dikdörtgen, öbürü yarımdaire sekiz niş açılmıştır. Bunlardan güneydoğudaki yarım-daire niş mihraptır. Dış görünüşü itibariyle sekizgen olan külâh içte de sekiz köşeli olarak yükselir ki, bu duruma külâhlarının içi daima kubbeli olan Anadolu Selçuklu türbe mimarisinde az rastlanmaktadır. Medresenin portali yine şifahanede olduğu gibi, batı revağının ekseni üzerinde, yanı soldadır.

İki binadan meydana gelen iki kapılı manzumeden yalnız şifahanenin portali üzerinde bulunan kitabe günümüze kadar gelmiş bulunuyor. Kitabeden şifahanenin 602 H.(1205) yılında II. Kılıç Arslan’ın kızı ve I. Gıyâseddin Keyhüsrev’in kardeşi Gevher Nesibe Hatun’un vasiyeti üzerine inşa edildiğini öğreniyoruz. Şifahaneye bitişik olan Tıp Medresesi ise Gıyâsiye Medresesi adıyla tanınır ve Gıyâseddin Keyhüsrev (1192-1196, 1204-1210) tarafından yaptırıldığı kabul edilir. Ancak Tıp Medresesi’nin Gıyâseddin Keyhüsrev tarafından yapıldığına ilişkin kesin bir bilgi yoktur. Selçuklu Döneminde yan yana, fakat değişik fonksiyona sahip iki yapının başka şahıslarca yaptırıldığı vâkidir. Buna örnek olarak Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa’sını gösterebiliriz. Diğer yandan bunun tam tersi durumlar da söz konusu olabilmektedir. Kayseri’de Hacı Kılıç Camii ve Medresesi veya Mahperi Huand Hatun Külliyesi gibi. Şu halde, Çifte Medrese’nin iki binasını da aynı şahsın yaptırmış olması imkansız değildir.

Medrese ve şifahanelerde bulunan türbelerde genellikle bunların bânilerinin yattığı bir gerçektir. Meselâ I. Keyhüsrev’in oğlu I. İzzeddin Keykâvus (1210-1219) Sivas’ta kendi yaptırdığı darüşşifadaki türbede gömülüdür. Gıyâsiye Medresesi diye bilinen medresede de bir türbe var, fakat bu türbenin Gıyâseddin Keyhüsrev’e ait olmadığını biliyoruz. Çünkü bu sultan Konya Alâeddin Camii’nin haziresindeki Kümbedhâne’de gömülüdür. Dolayısıyla türbenin Gevher Nesibe Hatun’a ait olduğunu düşünmek gerekir. Ancak bu takdirde türbenin neden Gevher Nesibe Hatun tarafından yaptırıldığı kitâbesiyle sâbit olan şifahane kısmında değil de medrese kısmında bulunduğu sorusu karşımıza çıkıyor. Bu sorunun cevabı iki şekilde olabilir: Ya şifahane aslında türbenin bulunduğu bina idi ve kitabe sonradan bu binanın portalinden sökülüp bugün şifahane olarak tanınan binanın portaline konulmuştur ya da her iki bina aynı kimse tarafından yaptırılmış ve bâniyesinin türbesi külliyenin uygun bir yerine oturtulmuştur. Biz bu iki ihtimalden ikincisinin doğru olduğu kanısında bulunuyor ve Çifte Medrese’nin tamamının Gevher Nesibe Hatun’un vasiyeti üzerine yaptırıldığını ve türbede de bu sultanın yattığını sanıyoruz.

Çifte Medrese bugün Mimar Sinan Parkı içinde kalmakta olup Erciyes Üniversitesi’ne bağlı Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılmaktadır.

TELEFONLAR:

(0 352) 437 52 72
(0 352) 231 35 65