GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Meraklısına Marmarisi Geziyoruz***


Marmaris’in koylarına yeşil yolculuk
Ege denizi, içine uzanan yarımadalar, birbirleriyle güzellik yarışına girmiş gizemli koylar ve adalar saklıyor. Kimi yüzünü Ege’ye, kimi de Akdeniz’e çevirmiş. Biri dalgalı olsa, diğeri durgun deniziyle cezbediyor…
Muğla, en uzun sahil şeridine sahip illerimizden biri. Mevsime uygun devam eden gezimizde, Marmaris’ten Bozburun’a uzanan yarımadayı Hisarönü körfezi yoluyla dolaşıp, doğanın sunduğu sınırsız güzellikleri sergileyeceğiz. Yola çıkarken turistlerin odaklandığı Marmaris’i merkez üssü alırsak; otoparklarda araç koyacak, marinalarda tekne bağlayacak yer kalmayan, boş arsası olmayan birçok ilden daha büyük bir ilçe, aynı zamanda da tam anlamıyla bir tatil ve eğlence merkezi durumunda. Buna dünyanın her yerinden tatile gelip yollarda, mayo ve bikinileri ile yürüyen turistleri de eklerseniz, ortaya kocaman bir plaj-kent çıkıyor.
Marmaris, İçmeler, Armutalan ve Yalancı boğazlabirleşmiş çevresiyle beraber düşünürseniz, bir haftada, hatta bir ayda gezilip görülmeyle bitecek gibi değil. Hisarönü körfezinden sola Bozburun’a giderken, Orhaniye, Selimiye, Söğüt, Bozburun, Bayırköy, Turgut, Çiftlik, Gerbekse gibi mutlaka görülmesi gereken birçok yerbulunuyor. Bir de Turunç’u ve Kumlubük’ü geride bırakıp yarımadanın Datça ilçesine uzanan tarafı var ki; Hisarönü’nden hareketle Çubucak, İnbükü kamp alanları, Bencik, Balıkaşıran, Löngöz, Yediadalar, İngiliz limanı, Bördübet, Gebekumu, Datça, Hayıtbükü, Palamutbükü ve Knidos’la sona ererken, Dişlice, Kameriye gibi adalar barındırıyor. Hepsine bir hafta ayırsak, yaz mevsimi burada geçecek. Bu nedenle biz de tatil merkezlerinin bir bölümünün özetini yaparak başlıyoruz.

Orhaniye, Marmaris’ten hareketli jeep-safaricilerin ilk durağı.
Baybassos antik kenti eteklerindeki köy, denize dil gibi uzanan med-cezir olaylarında bir görünüp bir kaybolan kırmızı kumuyla ve koyun ortasında yer alan kaleli Şövalye adasıyla ünlü. Orhaniye’nin yakın çevresi, görülecek yer bakımından çok zengin. İlk olarak Turgut köyü yakınlarında tomb (piramit biçiminde anıtmezar), yoldan geçenlerin dikkatini çekmese de görülmeye değer özellikler taşıyor. Antik kentin nekropolü önünde bulunan ve saygın bir aileye ait olduğu belirlenen anıtmezarın öyküsü de ilginç…
Mutlu yaşamayı, iyi bir evlilik yapmayı düşleyenler, çocuğu olmayanlar, askere gidecekler, buradan bir tutam toprak alıp dilekleri yerine gelene kadar saklıyorlar. Yörede yaygın inanış böyle.Yol üzerinde Türk halılarını şovla tanıtan halı köyünü geçerek devam edersek; Buruncuk, adalar, sığ limanı ile ünlü görkemli panoraması ile de özellikle mehtapta gümüş bir tepsiye benzetilen Selimiye’ye, Delikli kaya koyu geçilerek geliniyor. Yeni açılıp asfaltlanan, manzarası güzel, havası temiz, nem oranı sıfıra çok yakın.

Bozburun
Bozburun yarımadasındaki yolda son nokta; adını “piyade” tipi tekneleri, ahşap yat yapımcılığı ve usta kaptanları yetiştirmesiyle duyuruyor. Bu yıl biraz daha gelişme gösteren turistik köyde, restoran, bar, pansiyon sayısı artarken, teknelerde ve nüfus oranında da artış görülüyor. Ne var ki, Bozburun’a yapılan düzenleme ve makyajla görüntüsü güzelleşse de, tepeler ve dağlar hâlâ boz. Kuytu kısımlarda yetişen çam ağaçlarına, nedense Bozburun’da rastlanmıyor. Kış mevsimi yaşamayan bölgede esen ılık rüzgâr ağaçlara uzama imkanı vermiyor.

Söğüt
Bozburun’dan Hisarönü körfezine doğru dönüşe geçenlerin karşısına, bu kez Söğüt köyü çıkıyor.Köy merkezi sağlı sollu kahvelerle dolu…
Balıkçılık, turizm, tekne yapım atölyeleri ve badem yetiştiricilerinden zamanı bol olanların neredeyse tamamı burada. Söğüt yokuşunu bitirip sağa dönenleri, köyün sahili Cumhuriyet mahallesi bekliyor. Deniz ve çam kokulu rüzgârın yoğun olarak hissedildiği tepe noktada, havaya bir de balık tava kokusu ekleniyor. Burası aklınızı çelip, yolunuzu kesen ya da tam geçmişken geri döndüren bahçe içinde ve uçuş kulesi misali “Manzara Restoran”. Tam karşınızda Taşlıca (eski adı Fenakent), Bozukkale, Serçe limanı (Bodrum kalesindeki batığın çıkarıldığı yer), Asardibi, Kızılkayalar gibi mevkilerin bulunduğu görüş açısında ve komşumuz Yunanistan’a ait kürek çekerek ulaşılacak mesafedeki Sömbeki (Simmi) adasının silueti bulunuyor. Eski adı Saranda olan Söğüt ve çevresi, deniz ürünü konusunda çok zengin. Restoran işletmecisi Durali Işık; sinarit, fangri, sokkan, melanur, istina, takoz, mantık, eskina, trança, akya, lahos ve kabuklu deniz ürünü karavidanın, açık ve temiz denizde en çok yakalanan deniz ürünleri olduğunu söylüyor. Bir aile işletmesi olan restoranda, zengin çeşit, süslü salatalar ve deniz kokulu balıklar temiz havayla birlikte iştah açıyor, zindelik veriyor. Burada ücretsiz kamp imkanı da sağlanıyor.Her ne kadar buralarda kent stresi ve yorgunluğu atılır, gözlerden uzak tatil yapılır diyorsam da, sonradan öğreniyorum ki, birçok ziyaretçi hemen bir arsa alıyormuş. Bu Selimiye’de, Gerbekse’de hep böyle oldu. Bu nedenle ben de sizi arsa fiyatları konusunda fikir sahibi yapmaya karar verdim:Metrekaresi 10 milyondan başlayıp, 50-100 milyona kadar değişiyor. Tapulu 204 m2 tepede 5 milyara, 1124 m2 kıyıda 100 milyara satılıyor. Yalnız arsalar tapulu da olsa, bir süre sonra, arsanın ilk sahiplerinin mirasçıları ortaya çıkabiliyor.
Söğüt’te gezilebilecek yerlerin başında gelen Mozaik Liman, Kızıkayalar, Tula Limanı, Bozukkale, Asardibi, Kalamaka Koyu tarihi ve doğal güzellikleriyle karayolu veya tekne turu ile ulaşılabilecek durakları oluşturuyor. Tura katılanlar Karya Medeniyetinden ve eski Rum Medeniyetinden bir çok ilginç yer görme imkanı bulabilirler.

Söğüt’ten Hisarönü yolu çok cazip değilse de, kısa bir süre sonra bir bal köyü olan Çiftlik köyü sahili herşeyi unuttaracak güzellikte. Kıyıdan tutacağınız bir tekne ile, yaklaşık 20 dakikada ulaşılan Gebekirse (Gerbekse de deniliyor), adeta doğanın yatlara bir lûtfu. Korunaklı plaj ve kilise kalıntıları, gezinize renk katıyor. Şimdilik karayolu olmayan Gebekirse’nin boş görünen parselli, sahipli tepelerinden ayrılıp Çiftlik köyünün dolambaçlı yolundan Bayır’a geliyorsunuz. Her yıl biraz daha turistik bir hal alan ve meraklı bakışlı esnafın çevresini kuşattığı devasa boyuttaki anıt çınar ağaçları ile ünlü Bayır’dan Orhaniye’ye giderken yol üzerinde, küçük ama yüzülebilir gölü içine 15 metreden dökülen şelalesi ile ünlü Şelale piknik yeri var. Su değirmeni, cafe ve kır lokantaları ile ilgi çeken Şelale mevkii, jeep safaricilerle, piknikçilerin yüzerek serinlediği yerlerden biri. Buraya giderken mayonuzu almayı unutmayın. Şimdi de Hisarönü körfezinden, Datça uzantısına doğru bakıyor ve Datça-Marmaris ilçeleri sınırına geliyoruz. Önce Çubucak orman içi kampı, sonra İnbükü kamp alanı, gizemli bir yarımadaya gizlenmiş doğa cenneti görünümünde, kamp ve karavan turizmine cevap veriyor. Halk arasında Emel Sayın koyu da denilen kamp alanında, lokanta, büfe, bulaşıkhane, çamaşırhane gibi üniteler var. Genişletilip asfaltlanmış 60 km’lik Datça yolunun bu bölümünde, Bencik yer alıyor. İki ilçenin sınırındaki doğa şaşırtıcı. Deniz 1 km içeri haliç yapmış, sanki yatlar burada rahat uyusun, sualtına meraklı olanlar dalış yapsın, su sporu yapılsın diye… Açıkta Dişlice ve Kameriye adaları yer alırken, yarımadanın en dar yeri Balıkaşıran mevkii de burada önünüze çıkıyor. Sağınız deniz, solunuz deniz, ortada yol devam ediyor. Rivayete göre bir tarafta tutulan balık yarımadanın diğer tarafındaki denize ölmeden kavuşturulabildiği için bu ismi almış. Yoksa balıklar bir taraftan diğerine dalgayla aşırıldığından değil. Aynı saha içinde kuş yatağı anlamına gelen 9 km’lik bir yolla ulaşılan Bördübet yer alıyor. Orijinali “Bird the bed” olan ve kuşların adeta konuştuğu Amazon ormanlarını anımsatan doğanın bu bölümü, deniz ve kara yoluyla gelip, orman içinde bungalovlarda konaklamak isteyenlerin tercih ettiği yerlerin başında geliyor.

NASIL GİDİLİR?
Muğla’ya gelenleri, 670 metre rakımlı Sakar geçidi virajlarla deniz seviyesine indiriyor. Bir zamanlar bataklıkken, günde 30 ton su emme kapasiteli okaliptus ağaçları dikilerek kurutulan geniş ve düz ova içinde ip gibi uzanan okaliptus ağaç tüneli, insanın otomobil kullanma zevkini artırıyor. Marmaris yolu, yeni şerit ilaveleri ile rahatlamış. Kente girmeden sağa ayrılan yol, Datça ve Hisarönü’ne yöneliyor. Datça’ya 60 km görünen tabeladan dönenler, önce Hisarönü-Orhaniye, sonra da Selimiye-Bozburun’a devam edebilirler. Tüm yolculuklarınızda özellikle de kente yaklaşırken emniyet kemeri takar, yerleşim yerlerinden yavaş geçer, hız limitlerine de uyarsanız, ceza ödemeden güzergâhı tamamlayabilirsiniz. Radar hız kontrol görevlisi aracıyla karşı şeride pusu kurup, sizi karşıdan gelirken avlıyor. Bu yüzden biraz önce radarın yanından geçip, karşınızdan gelen iyi niyetli sürücülerin “Radar var!” anlamına gelen selektör uyarılarını dikkate alın. Burdur Gölü yakınlarında trafik otosu profili var. Uzaktan gerçek gibi görünüyor. Sıcak asfalt üzerinde yansıyan ısıda yol alan aracın ve egzos kazanının etkisini göz önüne alarak, film gibi soğukta saklanması gereken şeyleri otomobilinizin bagajına koymayın. Otomobilinizdeki güneşlik sıcakta kuruyup çatlamaya karşı spreylenmiş ön konsolu korurken, gölgeli park yerleri cilalı araç boyasının matlaşmasını, cam silecek lastiklerinin de deforme olmasını önleyecektir

Bodrum Severler Buraya


Yıl sonuna kadar uçaklarda boş yerin olmadığı, İngiliz turistlerin bayıldığı, Rusların tanışmak için can attığı, Türklerin vazgeçemediği ve çılgınlık duvarlarının aşıldığı bir eğlence merkezi olan Bodrum, bu çılgın kalabalığı akvaryumu anımsatan koylarıyla serinletiyor.

İlk kez kez 1968 yılında tanıştığım Bodrum ile son yılların Bodrum’u arasında dağlar kadar fark oluşmuş. Örneğin çarşı içinde Bodrum’a has ve denizin mücevheri niteliğindeki süngerleri satanlar, yine mücevher satan kuyumcular olmuşlar. Ucuz diye konakladığım Halikarnas pansiyon, balkanların en büyük diskosu olmuş. 30 km’lik yolu virajları ve darlığı ile 2.5 saatte aldığımız Bodrum yolu, neredeyse uçak iner hale gelmiş. Bu sayfada gördüğünüz siyah beyaz fotoğraf, 30 yılın nasıl geçtiğini gözler önüne seriyor.

BODRUM TARZI EĞLENCE
Bodrum yarımadası üzerinde Türkbükü,Gölköy,Gümbet gibi bir çok yer turistlere çeşitli eğlence seçenekleri sunuyorsa da eğlencenin kalbi yine Bodrumun içinde atıyor ve her şey bu yıl biraz daha belirginleşmiş gibi görünüyor .Genellikle huzur, nispeten daha sakin ortam arayanlar ile yaş ortalaması biraz daha yüksek olanlar Bodrum Kalesi ile marina arsındaki lokalleri tercih ederken ,gençler ve yabancı turistler başta olmak üzere ruhunda çılgınlık olanlar, doyasıya dans edip, yüksek volümlü müziği tercih edenler, Kale ile Halikarnas tarafını seçiyorlar. Bu bölümde yürüyenlerin yanısıra dükkanların çokluğu alışveriş,disko barlar daha yoğun bir ortam oluşturuyor. 2007 yazı itibariyle hanımlar tek omuzu ve göbeği açıkta bırakan t-shirt ile kemersiz düşük belli dar pantolonları altına giydikleri topuksuz tokyo türü açık sandaletleri tercih ederken, beylerde belirgin bir modaya rastlanmıyor. Bodrum gecelerine bol uzun paça şort altına spor ayakkabı giyende var, üstünde milli takım forması veya kolları kıvrılmış uzun kollu gömlek giyende görülüyor. Genelde rahat ve salaş kreasyonlar bantlı sandaletlerle tamamlanıyor. Yemek sonrası 22.30- 23.00 de canlılık kazanmaya başlayan Bodrum disko barlarında bir gezintiye çıkabilirsiniz..

Bodrum Çevresi
Torba girişinden sahili takip etmeye başladım. 2001 Haziran sonunda geçirdiği yangınla yeşil örtüsünü kaybeden Torba sahili, limanı, pansiyon ve cafeleri ile ilk durak. İnsanın içini burkan yanık ağaçları geçip ilerliyorum. Gölköy yolu sağa kıvrılıyor, ama ben sola Türkbükü’ne devam ediyorum. Burada önümüze ilk çıkan yenilenen dükkanıyla Baklavacı Yalçın usta oluyor. Ürün kalitesini yıllardır bozmayan Yalçın usta, has şekerle kat kat yaptığı ve yaz sıcağına rağmen insanın içini baymayan ev baklavasını, çok uzaklardan gelen müşterilerine yetiştirmekte güçlük çekiyor.En az baklavası kadar, su böreği de nefis.
Plajı olmayan ve denize yapılan uzantılı setleri gündüz denize girmek için kullanan Türkbükü, hava lacivertleşince bu setleri restoran olarak kullanıyor.Bodrumlular’ın vazgeçemedikleri koylardan biri. Ne varki Türkbükü kadar iddialı bir başka koy, aynı yolla ulaşılan ve daha düzenli daha büyük bir yerleşim bölgesi olan Yalıkavak. Restore edilip çevre düzenlemesiyle park içine alınan Yalıkavak değirmeni yanına park edip, sahil boyunca uzanan çay bahçesi, pastane ve restoranlara konuk oluyorsunuz. Çevre koylara düzenlenen tekne turlarına katılanların dönüşüyle daha da renklenen liman içi, Yağlıboya tablosu yapılıp duvara asılacak kadar güzel bir görünüm sergiliyor. Mendirek yürüyüşü sırasında omuz omuza veren teknelerin sudaki yansımalarının eşliğinde, samimi ve renkli restoranların çekiciliğine kapılıyorsunuz. Pansiyon ve otellerle tekneler arasında kalan daracık koridorda yer alan restoranlarda, kırık buz üzerine dizilmiş Ege balıklarından beğendiklerinizi sipariş ediyor ve kendinizi dinlendirici bir ortama bırakıyorsunuz. Yemek sonrası kalan bir kaç parça ekmeği denize attığınızda ise balıkların hiç biri bu ikramınızı geri çevirmiyor.
Türkbükü’nden ayrılanların karşısına bu kez, gün batımında gümüş rengine bürünen Gümüşlük koyu geliyor. Koyun girişinde bulunan Tavşan adasına paçaları sıvayıp sudan geçerek çıkmak ve Gümüşlük koyunu tepeden seyretmek, keyif veren gezilerden biri. Çarşı girişinde bulunan sergi ve aaagahlardan Bodrum resimleri, incik boncuk, seramik türleri, biblolar ve rüzgar çanı alabilirsiniz.

Bodrum’da, limandan kalkan günübirlik mavi yolculuk tekneleriyle Orak adası çevresinde birbirinden gizemli koylara yolculuk yapabilir, Ege’nin berrak ve masmavi denizinde yüzebilirsiniz. Akvaryum, Yasemin koyu, Tranplen burnu, teknelerin Orak adası çevresinde en fazla mola verdiği yerlerden bazıları. Bronzlaşmış tenleri ile Bodrum’a dönenler her açıdan bir başka güzel görünen Bodrum Kalesi’nin silüeti eşliğinde gün batımını izliyorlar. Bunlar arasında gün batımının izlendiği en gözde yer, Gümbet yolu üzerinde Yel değirmenlerinin bulunduğu tepe.

Günün ilk ışıklarıyla sessizliğe bürünen Bodrum’da, tarihi yerleri gezip kültürel faaliyetlerde de bulunabilirsiniz. Rodos şovalyelerinin yaptığı Bodrum Kalesi, Bodrum’a gelmek için geçerli neden. Sergilenen eserlerin yanı sıra, Yıllarca süren emek ve uzun süren su altı çalışmalarıyla çıkarılan batık gemiler geçmişten günümüze ışık tutarken, sergilenme başarısınıda ortaya koyuyor. Müzeyi gezmenin yanı sıra, kale ve doğa turu yapacağınız Bodrum Kalesi, aynı zamanda Türkiye’deki diğer kalelerde de yapılabilecek bu uygulamalar için örnek oluşturuyor.

Myndos Kapısı
Bodrum’un tek yönlü sahil yolunu tamamlayıp marinayı solunuzda bırakarak devam ettiğinizde, 100 m içeri girerek 1998’de ziyarete açılan Bodrum’un yeni gezi yeri Myndos Kapısı’na geliyorsunuz. Kazı ve restorasyon çalışmalarının fotoğraflarla sergilendiği kalıntılar ve çiçeklendirilen sahada, Bodrum’un tarihi hakkında çeşitli açıklayıcı bilgiler yer alıyor. Myndos, M.Ö. 4. yüzyılda Halikarnossos kralı Mausollos tarafından inşa ettirilen, 7 km uzunluğundaki Bodrum sularının üzerinde var olduğunu bildiğimiz 2 anıtsal kapıdan (Myndos Kapı’sı ve Mylassa Kapısı) biri. Kuleler taş bloklardan yapılmış. Özgün yüksekliği kesin olarak bilinmemekle birlikte alanda yürütülen arkeolojik kazı ve araştırmalardan elde edilen verilere göre restore edilmiş. Kulelerin doğusunda yer alan avlunun 3 kapısı var. Avlunun olduğu doğu kapısı dışındaki 2 yardımcı kapının M.Ö. 4. yüzyıla ait olup olmadığı kesinlik kazanmamış. Avlunun doğusundaki kapı ile, eski Bodrum Kentine ulaşıldığı da belirtiliyor. Bodrum çıkışında kavşaktan sağa dönenler ise orjinal parçaları kaçırılıp İngiltere’deki British Musseum’un salonlarında sergilenen dünyanın 7 harikasında biri sayılan Mausolleion’un bulunduğu yere geliyorlar.

NASIL GİDİLİR?
Söke-Milas arasında yer alan Bafa gölüne paralel uzanan yol, inişli çıkışlı dar virajlardan oluşuyor ve sollamaya elverişli görülmüyordu. Çift katlı otobüsler ve kamyonlar görüş açısını kesiyor, sürücü için riskli bir yolculuk başlıyordu. Ancak artan trafik yükünü kaldıramayan ve tabiatı koruma alanı içindeki yolda nihayet genişletme çalışmaları yapıldı. Fazla ağaç kaybına neden olmayacak şekilde traşlanan yan kayalıklarda yeni şeritler kazanıldı. Keskin virajlarda dolgu çalışmaları yapılarak by-pass geçişlere imkan sağlandı. Büyük bölümü biten yolda, sürücüler özellikle gece geçişlerinde daha dikkatli olmalılar. Bodrum yakınları ve havaalanı çevresinde ulaşım, otoban kalitesinde geniş ve tek yönlü yollarla sağlanıyor. İstanbul’dan yola çıkacaklar için yeni bir alternatif gemi yolculuğu olabilir. Cuma İstanbul çıkışlı “Deniz” gemisinin dönüşü Pazartesi sabahı gerçekleşiyor. 382.00 YTL den başlayan fiyatlarla sunulan pakette, gidiş dönüş bileti, Halikarnas Disko’ya giriş bileti, Bodrum Müzesi’ne giriş bileti, Cumartesi gecesi gemide konaklama, Pazar sabahı gemide kahvaltı servisi bulunuyor

Geneleksel Milas Evlerini Tanıyalım


Milas evlerinin çoğunluğu 19. yy.dan kalmıştır. Her evin genellikle düzgün olmayan büyük veya küçük bir avlusu vardır. İki katlı olan evlerin üst katları çıkmalar şeklinde sokağa taşar. Milas evlerinin her birinde mutlaka yer ocağı bulunur. Bacalar ise ayrı bir mimarlık örneğidir. Evlerin dış duvarları, bahçe duvarları beyaz badana ile boyanmıştır. İlçeden İzmir yönünde çıkışta Burgaz Mahallesinde Abdülaziz Ağalar Köşkü halen ayaktadır ve taş işçiliğine örnek teşkil eden konsolları ile dikkat çekmektedir. 

Milas’ın Diğer Antik Kentleri


Beçin: Milas’ın 5 km. kadar güneyinde 200 m. yükseklikte sarp bir kayalık üzerinde kurulmuştur. Kentin adı Ortaçağ İtalyan kaynaklarında “pezona”, Türk – İslam kaynaklarında ise “Berçin”, “Peçin” ve “Beçin” şeklinde geçmektedir. Kentten günümüze ulaşan yapı kalıntıları Milas ovasına bakan iç kale surlarla çevrili dış kale ve surlar, Kenez ve Sığmen mevkilerinde yoğunlaşmaktadır.

Zeus Karios Tapınağı:

 

 Hisarbaşı Mahallesindedir. Hisarbaşı tepesinin doğusunda 3.5 m. yüksekliğinde bir podyum üzerine inşa edilmiştir. Bugün Yuva denen korint nizamında tek bir sütunu ayaktadır. 

Gümüş Kesen Mezar Anıtı:
Muhtemelen M.S. II. yy.a tarihlenen bu mezar anıtı dikdörtgen bir mezar odası ile bu odanın üzerindeki paye ve sütunların taşıdığı piramit gibi gittikçe daralan bir örtüden ibarettir. 

Sinuri Mabedi: Milas’ın 14 km. güney doğusunda bugünkü Kalınağıl köyünün üstündeki bir tepe üzerinde eski bir Kar ismini muhafaza eden ilah Sinuri’ye ait mabet kalıntıları vardır.

Sinuri rahipliği M.Ö.4. yüzyıldan sonra babadan oğla geçerek bir ailede kalmıştır. Senede bir büyük bayram yapılıp, öküzler kurban edilmektedir. İlahın ne şekilde tasvir edildiği bilinmiyorsa da elinde çift yüzlü balta tuttuğu anlaşılmıştır. Sinuri Mabedi Hıristiyanlık devrinde kiliseye çevrilmiştir.

Bargylia (Milas)


Mandalya Körfezi içinde yer alan Güllük Limanın güneyinde karaya doğru uzanan bir koyda kurulmuştur. Milas – Bodrum karayolunun 30. km. ‘sinde bulunan Bargylia’yı Yunan Mitolojisi kahramanlarından Bellere Phon kurmuştur. Tepenin iki doruğunda, kuzeydekinde Roma, Yunan, güneydeki ve diğer alanlarda ise Bizans Çağı eserler yer alır.

Herakleia (Milas)


Kent, Beşparmak Dağları’nın Güney eteklerinde Bafa Gölü kıyısında kurulmuştur. Çok engebeli ve kayalar üzerinde 65 kule ile takviyeli 6,5 km. uzunluğunda sur duvarlarına sahiptir. Helenistik Çağda inşa edilen kentte Athena Tapınağı, Agora, Şehir Meclis Binası, Tiyatro ve bir hamam bulunmaktadır.

Keramos (Milas)


Gökova Körfezi’nin Kuzey sahilinde bugünkü Ören bucağının bulunduğu yerdedir ve Milas’a uzaklığı 50 km. dir. Adını Yunanca’da “çömlek” ya da “Seramik” anlamına gelen Keramos sözcüğünden alan kentten, koruma duvarları, dağ yamaçlarındaki kaya mezarları, nekropoldeki lahit mezarlar günümüze kadar ulaşan önemli kalıntılardır. Bodrum’dan başlayıp Gökova Körfezi’nde yapılan Mavi Yolculuğa katılan turistlerin mutlak görmek istedikleri ören yerlerimizdendir.

Labranda (Koca Yayla)


Milas’ın 18 km. Kuzeydoğusunda, Çomak Dağında bir teras üzerinde kurulmuş olan Labranda’ya Milas’tan stabilize bu yol ulaştırır.Gezginleri, günümüzde antik çağda Mylasa’dan başlayan 8 m. genişliğindeki yol üzerinde döşeme izlerini yer yer görmek mümkündür. Kalıntıları büyük ölçüde korunmuş olan Labranda’da ilk kazılar 1940 yılında başlamıştır. İ.Ö. 4. yüzyılda Karya’da Satraplas döneminde yapılan Zeus Labrandus tapınağı ile ünlüdür.

Iassos Antik Kenti (Milas)


Mandalya Körfezinde Güllük’ün karşısında bir yarımada üzerinde yer alır. İ.Ö. 3000 yıllarına uzanan kentte büyük sur,su kemerleri, tiyatro bulunmaktadır. Milas-Söke karayolunun Köşk köyü kavşağından 18 km. sonra kente ve denize ulaşılır. Ayrıca Güllük’ten deniz yolu ile yapılacak bir gezinin unutulmaz olduğunu belirtmekte yarar vardır. Kentin antik limanı günümüzde yatçıların uğrak yeri olmuştur. 

Milas’a Nasıl Ulaşırım??


Karayolu : Milas konumu nedeniyle, Bodrum’a diğer il ve ilçelerden yapılan otobüs seferlerinin mola noktası durumundadır. Ayrıca Milas-Güllük-Bodrum-Yatağan-Muğla arasında dolmuş bağlantısı bulunmaktadır. Terminale ulaşım dolmuş, servis aracı vb. ile yapılmaktadır.

Havayolu : En yakın havalimanı Bodrum Havalimanı’dır. Havaalanı’na ulaşım ilçe merkezinden HAVAŞ servisleri ile yapılmaktadır. Ayrıca İzmir Adnan Menderes Havalimanından (203 km.), Dalaman Havalimanından (150 km) da Milas’a ulaşılabilir.

Denizyolu : Bodrum Limanı vasıtası ile (48 km.) denizden Milas’a ulaşılabilir.