GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

İznik’te Ne Yenir??

Istakoz güveci, sazan balığı çorbası, yayın balığı, şiş veya buğulama, kerevit salatası ve kerevit güveç İznik Gölü çevresinde bulunan lokantalarda tadılabilecek yiyecek türleri olarak sayılabilir.

İznik Müzesindeyiz….

(Nilüfer Hatun İmareti) İmaret 1388 yılında Osmanlı Sultanı l. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatunun anısına inşa ettirilmiştir.İmaret olarak kullanılan yapı, yoksullar için her gün yemek dağıtan bir hayır kurumuydu.

Cumhuriyet döneminde değişik gereksinimler için depo olarak kullanılan bina 1960 yılında müze olarak hizmete açılmıştır.Tarihsel bir yapı olan imaret, XIV. yy Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.

Müzede,İznik ve çevresinden toplanan arkeolojik buluntular ile Ilıpınar, Tiyatro ve İznik’teki çini fırınları kazılarından çıkarılan eserler sergilenmektedir. Müze bahçesinde; Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri yer almaktadır.

Camiler Molla Zeyrek Camii Turizm ve Bilgi

Molla Zeyrek Camii olarak bilinen Pantokrator bugüne kalabilmiş önemli Bizans kiliselerinden biridir. Fatih Sultan Mehmed zamanında camiiye dönüştürülen bu yapının tarihi 12.yüzyılın ilk çeyreğine dek uzanıyor. Günümüzde oldukça perişan haldeki kilise aslında üç kilisenin bir araya gelmesinden oluşuyor.

Üç kilise bir arada, İstanbul’da, Ayasofya’dan sonra, ayakta kalan en büyük kiliseyi oluşturur. Kompleksi ve ilk inşa edilen güneydeki Pantokrator’u, II. Komnenos’un karısı İmparatoriçe Eirene yaptırdı. Eirene’nin ölümünden sonra imparator kocası burada bir kilise daha yaptırmaya karar verdi ve Pantokrator kilisesinin birkaç adım kuzeyinde Meryem’e adadığı bir kilise daha inşa ettirdi.

Böylece birbirine çok yakın iki kilise ortaya çıkınca, İmparator Komnenos bunları birleştirmeye karar verdi ve aralarına, bu üçlünün en küçüğü olan üçüncü şapeli yaptırdı. İoannis Komnenos, bina tamamlandıktan sonra, bir de son narteks yaptırmıştır. Bu, herhalde, kilisenin cephesi boyunca uzanıyordu, ama şimdi tuhaf bir biçimde binanın ortasında kalıyor. Kiliseye buradan giriyoruz; kuzeydeki ve güneydeki kiliselerin narteksleri ortadaki şapelin de önünü kapayarak, ortada buluşuyor. Güneydeki kilisenin üç apsisi var. Eski sütunların yerine Osmanlı döneminde payeler konmuş.Yunan haçı planı açıkça belli. Mermer döşeme ve duvar kaplamalarının çoğu duruyor.

Ortadaki şapel aynı zamanda Komnenoslar’ın aile mezarı olmak üzere tasarlanmıştı. Burada mezarın yeri hala görünür durumdadır. Orta şapel küçük olduğu için onun yan nefleri yoktur, apsisi de tektir. Buna karşılık biri kilisedeki en büyük kubbe olmak üzere, iki kubbesi vardır. Kuzeydeki şapelde de eski sütunların yerini payeler almış, iç süsleme ise tamamen ortadan kalkmıştır. Üç kilise birleştirilince arada duvarlar yer yer yıkılarak tek bir mekan elde edilmiştir. Binanın bütünü, Fatih zamanında camiye çevrilmiş olmakla birlikte şu sıralarda yalnız güney kısmı cami olarak kullanılıyor. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’un fethinden sonra, kendi camiini ve külliyesini yaptırıncaya kadar, Pantokrator’un ayakta kalmış binalarını medreseye çevirdi; başına da, o dönemin önemli bilginlerinden Zeyrek Mehmed Efendi’yi getirdi. Bu nedenle bu yapı ve içinde yer aldığı semt ‘Zeyrek’ olarak adlandırılır.

İznik Türbeleri, Hanları, Hamamları…

Türbeler

Şeyh Kutbettın Camı Ve Türbesi, Eşref-1 Rumî Camı Ve Türbesi, Yakub Çelebi Zaviyesi Ve Türbesi, Kırgızlar Türbesi , Sarı Saltuk Türbesi, Åandarli Hayrettin Paşa Türbesi, Åandarli İbrahim Paşa Türbesi Ve İmareti, Åandarli Halil Paşa Türbesi, Huysuzlar Türbesi, Ahiveyn Sultan Türbesi, Abdülvahap Sancaktarı Türbesi İznik’in önemli türbeleridir.

Han ve Hamamlar

Rüstem Paşa Hanı:Bu gün evler arasında kalmış duvar kalıntıları halindedir. Yalnız kuzey ve batı duvarının bir bölümü ayaktadır. Yapı XVI. yy. da Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşa adına Mimar Sinan tarafından inşa edildiği sanılmaktadır.

İsmail Bey Hamamı:XIV. yy sonları ile XV. yy başlarına aittir. İç mimarisiyle seçkin bir yapıdır.

Haci Hamza Hamamı:Mahmut Çelebi Caminin yanındadır, ikinci Murat hamamı olarak da anılır. XV. yy da inşa edilmiştir.

Meydan Hamamı:1.Murat Hamamı olarak da bilinir. Çifte hamam biçiminde inşa edilmiştir. Hamam XIV. yy sonlarına tarihlenir.

İznik Camiilerini Geziyoruz

Hacı Özbek Cami: İznik’te inşa edilen ilk Osmanlı camisidir. Üstü 8 metre çapında kiremit kaplı bir kubbe ile örtülüdür. 1333 yılında inşa edilmiştir.

Yeşil Cami: İznik’in sembolü olan Yeşil Cami, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almıştır. Caminin yapımını Çandarlı Hayreddin Paşa 1378 yılında başlatmış, fakat ölümü üzerine oğlu Ali Paşa 1391′de tamamlatmıştır. Erken Osmanlı döneminin tek kubbeli camileri arasında en görkemlilerindendir. Eşsiz minaresi caminin sağ köşesindedir. Gövdesi mavi ve yeşil renkli çinilerle zigzaglı mozaik tekniğiyle bezenmiştir. Selçuklu minare geleneğinin ilk dönem Osmanlı sanatına yansımasının önemli bir örneğidir.

Mahmut Çelebi Cami: Çandarlı Hayreddin Paşanın torunlarından Mahmut Çelebi tarafından 1442 yılında inşa ettirilmiştir.

Orhan Bey Camii Ve Hamamı: Cami, Yenişehir Kapı dışında sol tarafta tarlalar arasında kalıntı halindedir. Hamam ise, cami ile surlar arasında bulunmaktadır.

Pierre Lotiyi Gezelim Turizm

Pierre Loti tepesi, Eyüp’ün en önemli mekanlarından biridir. Özellikle tarihi yarımadayı keşfe çıkan yabancı turistlerin ve kültür turuna çıkan İstanbullular’ın keyif yeri. Pierre Loti, adını Türk dostu olarak bilinen Fransız yazar asıl adı Julien Viaud olan Pierre Loti’den alıyor.

Deniz subayı olan Loti, Türkiye’ye ilk gelişinde ( 1876 -1877 ) Aziyade adında genç bir Osmanlı kadınına gönlünü kaptırır. Loti, Eyüp’teki evinde sık sık buluştuğu genç kadınla yaşadığı günleri bir günlüğe yazar . İstanbul’dan ayrıldıktan sonra Aziyade ile yaşadıklarını “Aziyade” diye bir kitapta toplar. On yıl sonra Pierre Loti İstanbul’a tekrar geldiğinde Aziyade’nin ölümüyle yıkılır. Fransız yazar, Türkiye’de bulunduğu sürece başında fes, elinde tesbihle Türk kılığına girip Türkler’in arasında gezinmekten hoşlanır. Sık sık Haliç sırtlarındaki bu kahveye gider, anılarını yadeder, görkemli manzarada eski günlerine döner. Nasıl olduğu bilinmiyor ama o zaman beri bu yer Pierre Loti olarak anılmaktadır.

Eyüp’te son dönemde yaşanan değişimlerin en büyüğü meşhur Pierre Loti tepesinde yaşanıyor. Bu bölgede, geleneksel Osmanlı-Türk mimarisi tarzında yapılan kısa süreli konaklamalar elverişli pansiyonlar inşa ediliyor, alışveriş merkezleri ve parklar yapılıyor.

Özellikle turistik amaçlı gerçekleştirilen bu projenin en ilgi çekici bölümü teleferikle ulaşım. İlerleyen günlerde Eyüp’ten teleferik ile Pierre Loti tepesine uzanabilir, Pierre Loti Kahvehanesi’nde Bahariye Adaları’nın seyrine koyulabilirsiniz.
Pierre Loti Kahvehanesi, “Tarihi Yarımada” keşfederken soluklanmak için ideal. Yerli yabancı birçok ziyaretçiyi ağırlayan bu kahvehanede sabah kahvaltınızı çıtır simitlerle yapıp yorgunluk çaylarınızı muhteşem Haliç manzarası eşliğinde içebilirsiniz. Tüm Haliç ve çevresini kuşbakışı gören bu tarihi mekan, birkaç yıl önce restore edilmiş. Küçük kapalı bir yeri de bulunan kahvehanenin çevresinde, çini süslemeli eserler başta olmak üzere, turistik eşya satılan yerler de mevcuttur.

Ulaşım: Pierre Loti’ye Üç Şehitler Caddesi’nden arabayla da çıkabileceğiniz gibi Eyüp Mezarlığı’nın içinden dik yokuşlar tırmanarak da ulaşabilirsiniz.

İznik Kiliselerini Geziyoruz

Koimesis Kilisesi: Piskopos Hyakinthos tarafından VIII. yüzyılda yaptırılmıştır. Hyakinthos Manastırı’nın bir bölümü olduğu sanılmaktadır. 1065 depreminde yıkılmış, Koimesis Kilisesi kalıntıları ancak ilavelerle tamir edilmiştir. Kilisenin mozaikleri ve ikonaları 1807′de İznik Metropoliti Daniel’in isteği üzerine yenilenmişti.

Ayasofya Kilisesi: İki ana caddenin kesiştiği yerde, kentin tam ortasındadır. Bizans dönemi eseridir ve tahminen XI. yüzyıldaki depremden sonra yenilenmiştir. 1331 yılında Orhan Gazi Camii adını almıştır. Deprem ve yangınlarda tahribe uğramıştır. XVI. yüzyılda Mimar Sinan tarafından büyük ölçüde değişikliğe uğratılmış ve yenilenmiştir. Bir mezar odası duvarında Hz. İsa freski bulunmaktadır. VII. Konsil’in toplandığı yerdir. Bu nedenle inanç turizmi için önemli bir merkezdir.

Hagios Tryphonos Kilisesi: İstanbul Kapıya giden caddenin sol tarafındadır. Birkaç duvar ve döşeme mozaiklerinden parçalar bulunmuştur. Duvar tekniği ve planı kilisenin X – XII. yüzyıllarda yaptırılmış bir Bizans eseri olduğunu göstermektedir.

Ayatrifon Kilisesi: Yenişehir Kapı’ya giden caddenin sağındadır. Plan, İstanbul’daki Kariye Camine benzer. Planına göre büyük bir kubbe ile örtülü olduğu ve tabanının çok süslü mozaiklerle kaplandığı anlaşılmaktadır. Kilisenin XIII. yüzyılda Teodoros Laskaris tarafından, Aya Trifon adına yaptırdığı sanılmaktadır.

St. Jean Kilisesi Gülşehirdeki

GÜLŞEHİR’İN GENEL TARİHİ

Hacıbektaş ile Nevşehir arasında, eski adı Arapsun olan, geleneksel mimariyi önemli ölçüde kaybetmiş bir ilçedir. En eski unsurlar Gökçetoprak adı verilen ve eskiden sivasa olarak anılan köydedir. Buradaki yazılıkaya, bir Luvi krallığına aittir. Yine bu köyde Zeus inancını gösteren bir kaya kabartması vardır. Gülşehir’de temel olarak iki nokta dikkat çekicidir: Açıksaray ve Karşı kilise.
İlçenin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğuna dair elde kesin belgeler bulunmamaktadır. İlçe merkezinin kuzeyine düşen Civelek Köyü mağarasında bulunan vazolar ve küpler ilçe tarihinin M.Ö.7500-8000 Yıllarına kadar uzandığını gösterir.M.Ö.3000-2000 Yıllarında bu bölgede hüküm süren Hitit uygarlığına ait eserler ilçemizdeki büyük kale ve küçük kale mevkiileri, Ovaören (sivasa beldesi) ve Gökçetoprak köyünde hala gezilebilir durumdadır. Frigyalılar M.Ö.900-800 yıllarında Kapadokya’ ya saldırarak egemenlikleri altına almışlardır. Gülşehir’de bu saldırılardan etkilenmiştir. Frigyalılardan sonra bölgeye Lidyalılar, Medler, Kimmerler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, İranlılar yüzyıllar boyu hüküm sürmüşlerdir.
Bizanslılar döneminde ilçenin isminin Zoropassos olduğu tesbit edilmiştir. Gülşehir M.S. 3 ila 8. Yüzyıllar arasında Kapadokya’nın dini başkenti olarak kalmış ancak, Açıksaray rahiplerinin 8. YY. sonunda başlayan kiliselere resim yapma akımını kabul etmemeleri üzerine bu ünvanı kaybetmiştir.
1071 Yılındaki Malazgirt Zaferinden sonra Kapadokya Selçuklu Türklerinin hakimiyeti altına girmiş ve ilçenin Zoropassos olarak anılan ismi de Arapsun olarak değiştirilmiştir.
14.Yüzyılın tamamıyla 15. Yüzyılın ilkyarısında Anadolunun belli başlı ilim merkezleri başında yer alan ilçemiz 1212 yılında Mengücükoğulları hakimiyeti altına girmiştir. Aynı yüzyıl içerisinde Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat burasını ülkesi hudutları içerisine katmış ve adınıda GÜLŞEHİR olarak değiştirilmiştir. Gülşehir gerçek manadaki gelişimini Osmanlılar zamanında 1. Abdulhamid’in sadrazamlarından Karavezir Seyit Mehmet Paşa’nın memleketine olan düşkünlüğü ve yaptığı yatırımlar ile gerçekleştirmiştir. İlçemiz o zamana kadar Uçhisar kasabasına bağlı bir köy iken kaza olmuş, aynı devirde Seyit Mehmet Paşa tarafından 6 çeşme, 1 camii, 1 mektep, 1 medrese, 1 kütüphane, 1 han ve 1 hamam yaptırmıştır. Karavezir Seyit Mehmet Paşa’nın ölümünden sonra ilçe yeniden Arapsun olarak anılmaya başlanmış ancak, 1947 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile resmen GÜLŞEHİR olarak tescil edilmiş ve 1954 yılında da İlçelik ünvanını almıştır. .
Nevşehir’e 20 km. uzaklıkta, Kızılırmak’ın güney kenarında yeralan antik adı Zoropassos olan Gülşehir´in eski adı ise Arapsundur. Damat İbrahim Paşa’nın Nevşehir’e yaptığı imari, bir başka Osmanlı Sadrazamı Karavezir Mehmet Seyyid Paşa da Gülşehir’e yapmış 30 haneli Gülşehir’i bir külliye ile donatmıştır. Külliye cami, medrese ve çesmeden oluşmaktadır. Açıksaray ören yeri Nevşehir-Gülşehir yolu üzerinde, Gülşehir’e 3 km uzaklıktaki Açıksaray ören yeri, tüf kayalar içine oyulmuş sayısız mekanları, Roma Dönemi kaya mezarları, 9. ve 10. yüzyıla tarihlenen kaya kiliseleri ile önemli bir piskoposluk merkeziydi. Halk arasında Haci Bektas Veli Mescidi olarak adlandırılan mekanın mihrabının günümüze kadar korunmuş bir İslami yapı olması açısından dikkat çekmektedir. Kareye yakın planlı mescidin batı kesiminde yüksekçe nişler yeralmaktadır. Bu ören yerinde bulunan mantar biçimindeki peribacalarının benzeri yoktur

GÜLŞEHİR ST. JEAN KİLİSESİ (KARŞI KİLİSE)

Nevşehir ili, Gülşehir(Arapsun) ilçesi yerleşim alanının hemen kenarında yer alan bir peribacasının içine oyulmuştur. Kilisenin bulunduğu alanın Bizans döneminde yoğun bir yerleşim yeri olduğu çevresindeki peribacası ve tüf kayaya oyulmuş mekanlardan rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Kilisenin hemen yakın çevresinde iki adet kaya oyma kilise daha bulunur, ancak bu kiliselerde fresk yoktur.

Gülşehir St. Jean Kilisesi bir peribacasının içerisine iki katlı olarak oyulmuştur. Alt katta yer alan kilise tek apsisli, haç planlı ve haç kolları beşik tonozludur. Üst kattaki kiliseye göre daha eski olup duvarlada ana kaya üzerine kırmızı aşı boyası ile stilize hayvan ve geometrik haç motifleri tasvir edilmiştir.

Üst kiliseye alt kiliseden kayaya oyma merdivenlerle ulaşılıyordu. Orijinal kaya oyma merdivenler yıkıldığından restorasyon sırasında üst kiliseye çıkışı sağlamak için demirden düzenli bir merdiven yapılmıştır.

Üst katta yer alan kilise tek apsisli ve tek neflidir. Ana apsisin kuzey ve güneyinde iki niş, batı duvarında üç niş, kuzey duvarında ise iki niş bulunmaktadır. Kilise apsisinde bulunan yazıta göre 25 nisan 1212 yılına tarihlenmektedir.

KİLİSENİN BOZULMA NEDENLERİ

Kilisede yapılan araştıma neticesinde, kilisenin bozulmasına çeşitli etkenlerin sebep olduğu anlaşılmıştır. Bunlar;
- Aydınlatma amacıyla kullanılan kandillerden çıkan islerle resimlerin üzerinin siyah bir is tabakasıyla kaplanması,
- Kaya blokunda erozyon nedeniyle meydana gelen inceleme sonucunda oluşan çatlak ve deliklerden sızan sularla resimlerin tahrip olması,
- Pencereden giren güneş ışınlarının resimlerin solmasına, sıva tabakasının kavlamasına ve boyaların tozlaşmasına neden olması,
- İnsanlar tarafından duvarlada yapılan çizik ve kazımaların da resimlerin tahribine yol açtığı tespit edildi.

Araştırmalarla ortaya çıkarılan bozulma nedenleri, yapılan restorasyon ve konzervasyon çalışmalarıyla giderilmeye çalışıldı. Kilisenin restorasyonuna 1995 yılında başlanmış, 1996 yılında restorasyon son bulmuştur. Giderleri örenyeri gelirlerinden karşılanmıştır.

YAPILAN RESTORASYON VE KONZERVASYON ÇALIŞMALARI

Resimlerin yüzeylerini kaplayan is, amanyum bikarbonat E.D.T.A ve karboksimethyl selüloz, gerektiği oranlarda karıştırılarak isli yüzeye sürülmüştür. İşlem isin yumuşaması sağlanıncaya kadar sürdürülerek isin kalınlığına göre 2-3 defa tekrar edilmek suretiyle resimler isten temizlenmiştir.

KİLİSEDE YER ALAN RESİMLİ SAHNELER

Kilisede sahneler, kırmızı bantların sınırlandırdığı frizler halindedir. Boyamada siyah zemin üzerine sarı kahverengi ve beyaz renkler kullanılmıştır. Tonozun ortasında yer alan ve madalyonlar içinde resmedilen peygamberlerin bulunduğu alanda zemin rengi diğer kısımlardan daha koyudur. Niş tonozları ile diğer boşluklar bitkisel ve geometrik motiflerel bezenmiştir. Kilise, Kapadokya kiliselerinin genelinde yapıldığı gibi Tempera (sekko)boyama tekniği ile boyanmıştır. Bu teknikte boyama, fresko tekniğinin aksine kuru sıva üzerine yapılmaktadır.

Apsis : Rutubet ve tahripten dolayı sahne seçilememektedir. Ancak Kapadokya resimli kaya
kiliselerin genelinde, apsiste Deesis (dua ) sahnesi bulunur. Burada da muhtemelen bu
sahne işlenmiş olmalıdır. Apsisin güneyinde yer alan iki nişin içinde iki aziz portresi
bulunur. Kuzeyde yer alan nişin biri tahrip olmuştur. Diğer nişte de Aziz portresi yer
almaktadır.

Batı duvarı: Üstte St. George ve St. Teodor’ un yılanı öldürmeleri sahnesi, altında mahşer ve
cehennem sahneleri yer alır.
Kuzey duvarı: Kısmen tahrip olmuştur. İsa’ nın çarmıhtan indirilmesi, kadınlar boş mezar
başında, İsa’ nın cehenneme inmesi(Anastasis), altında yine kısmen tahrip
olmuş ve bölgede nadir rastlanan cennet sahnesi yer almaktadır. Burada çıplak
vaziyette palmiye ağaçlarının içinde İsa ve yanında yaprak tutan Meryem ile
İbrahim peygamberin kucağı sahnesi yer almaktadır.
Güney duvarı: Son yemek, Judas’ın ihaneti, Vaftiz sahnesi, hemen altında Meryemin
ölümü(Koimesis) ve üç İbrani gencin fırında yakılması sahnesi bulunmaktadır.
Bunların da altında bulunan üç nişten birinin içinde Konstantin ve Helena,
diğer iki nişten din şehitlerine ait birer portre yer almaktadır.

Birinci katta sembolik desenler vardır. Gerek alt gerekse üst kat beşik tonozlu bir tavana sahiptir. Alt katta bir papaz odası ve şarap mahzeni bölümü de göze çarpar.
Kilise tek apsislidir; apsisin sağında ve solunda tek sütunlu, küçük kubbeli iki tane baldaken dizaynını andıran, komünyon amaçlı birer bölme vardır, sütunları zarar görmüştür. Buralardaazizlerin ellerinde kilise maketiyle ayakta durur biçimde çizildiği görülüyor, bunlardan girişe göre sağ tarafta olanda yalnızca Panteleimon adını okuyabildim, diğerleri kazınmamış ama zamanın tahribatı onları biraz okunaksız hale getirmiş.
Apsis tonozunda Mikail ve Cebrail’in; apsisin ön yüzeyinde solda bir azizenin, sağda ise azizin resimleri görülüyor. Özellikle apsis bölümünde gerek resimlemede gerek mimarlıkta simetrik düzen ve özgünlük çok belirgin. Burada bir örneğine de Gümüşler’de rastladığım Müjde sahnesi var. Apsise yüzümüzü çevirince solda üstte Cebrail ve bir güvercin; sağda üstte ise bir güvercin ve Meryem görülür. Cebrail müjdeyi verdiği anda simgesi Güvercin olan Kutsal Ruh’un Cebrail’den Meryem’e geçişi bundan daha güzel anlatılamazdı.
Tavandaki resim programı çevrimli anlatım düzenine uymaz, belli bir sıra yoktur. Madalyonlardaki resimler apsis bölümünden başlayarak sırasıyla şu peygamberlere aittir: Davut, Süleyman, İlyas , Nuh, Yeremiya ve Manasis.
Girişe göre sol duvarda (kuzey duvarında)çok güzel çizilmiş bir beyaz at vardır. Binicisinin resmi tahrip olsa da bunun Aziz Yorgos olduğu düşünülebilir. Onun sağında yüzü tahrip olmuş, ancak Aziz Artemios yazısı okunabilen bir aziz, en sağda ise kazınmış bir bağışçı resmi vardır. Burada argirios (yani para verenler, bağışçılar) yazısı göze çarpıyor. Resmin sağ ve sol üst köşelerinde Tanrı’nın ayia triada (kutsal üçleme) işareti yapan ille sembolize edildiği görülüyor.
Girişe göre sağ duvarda büyükçe çizilmiş bir Konstantin ve Helena resmi yer alır. İki figürün arasındaki haç Konstantin- Helena haçıdır.(Bence buna “gerçek haç” da denilebilir.) Sağda pencere biçimli bir nişte Aziz Prokopios ve Aziz Dimitrios’un resimleri vardır.
Girişe göre merdivenin arkasında kalan narteks duvarında kilisenin en karakteristik figürleri görülür. Bu resimler konu bakımından Ihlara Yılanlı’yı akla getirmektedir. En üstte iki atlı aziz bir meleğin sağına ve soluna yerleştirilmiştir. Bunun altında kilisenin penceresi vardır. Pencerenin solunda cehennem (veya mahşer) sahnesi görülür ki, burada ejder sırtına binmiş zebaniler, cezaya götürülen ruhlar resimlenmiştir. Pencerenin sağında ise ruhların tartıya çıkarılması sahnesi vardır. Pencerenin altında solda ortada Irini adı okunan bir bağışçı ve çocukları, onun yanında adı okunamayan bir azize yer alır. Aslında kilise bu azizenin adına yapıldığı ve adının Vaftizci Yahya Kilisesi olmadığı bu resimden anlaşılır. Çünkü o çağda kiliselerin hangi azize adandığı bağışçı resimlerinin yanına yazılırdı. Burada da benzer durum vardır.
Yine ayrıca bu kilisedeki vaftiz sahnesi de çok etkileyicidir; özellikle insan yüzlerinin bölgenin niteliklerini fazlasıyla açığa vurması yönünden ilgi çekici sayılır.
Bu resmin sağında niş içinde tahrip olmuş ama Paraskevi olduğu okunabilen resim, en sağda ise Azize Kiryaki resmi vardır.

İznik’in Diğer Tarihi Yerleri

Senatüs (Bizans sarayı): Sarayın 4. yüzyılda yapıldığı katî olup halen göl suları tarafından örtülmüştür. Zemin mozaikleri toprak altında mevcut olup Hristiyanların Teslis ve İsa’nın ulûhiyeti,insaniyeti münakaşalarını yapan 318 papazın ilk Konsili 325 yılında burada akdolunmuştur. 787 yılında Ortodokslar arasında Azizlerin tasvirleri hakkında çıkan ihtilâfın münakaşası için toplanan 7. Konsil de burada toplanmıştır.

Surlar: İznik’in çevresini beş kenarlı çokgen şekilde kuşatan surlar 4970 metre uzunluğundadır. İznik’in iki ana caddesinin kesiştiği noktadan bakıldığında, dört ana kapı görünür. Hellenistik dönemde inşa edilmeye başlanan surlar, Roma ve Bizans dönemlerindeki yeni ilavelerle günümüzdeki şeklini almıştır. Kentin dört ana kapısından günümüze Lefke Kapı ile İstanbul Kapı sağlam ulaşabilmiştir. Yenişehir Kapı kısmen, Göl Kapı tamamen yıkıktır. İstanbul Kapıda tiyatrodan getirilen masklar bulunmaktadır, İstanbul ve Lefke kapısında mermer kabartma friz parçalarının da kullanıldığı görülmektedir.

Tiyatro: İznik Antik Tiyatrosu göl kıyısı ile Yenişehir Kapı arasında geniş bir alana inşa edilmiştir. Tiyatro, İmparator Traianus döneminde Bithynia prokonsülü (valisi) Plinius’un çabalarıyla 111-112 yıllarında yapılmıştır. Tiyatro, XIII. yüzyılda toplu mezarlığa dönüştürülmüştür. Daha sonraki yıllarda içinde kilise, saray ve Osmanlı seramik atölyeleri ve çini fırınları yapıldığı, yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Böcek Ayazma: Koimesis Kilisesi yakınındadır. Üstü kubbe ile örtülü, yuvarlak bir yapıdır. Hyakinthos Manastırının bir bölümü olduğu sanılmaktadır. Ayazma VI. yüzyıldan günümüze sağlam gelmiş eserlerdendir.

Argın Yaylasını Tanıyalım

Ordu İl Genel Meclisi’nden alınan bilgilere göre, gerçekleştirilmesi düşünülen projelerin başında Perşembe İlçesi Yason Burnu’nda arkeolojik kazı yapılması geliyor. Antik dönemde ‘Argonot Efsanesi’nin geçtiği yer olarak bilinen ve uzun süre Rumlar’ın yaşadığı yer olan Yason Burnu’nda arkeolojik kazı yapılabilmesi için bakanlıktan 750 bin YTL ödenek talebinde bulunuldu. Buradan çıkması muhtemel arkeolojik ve etnografik eserler müzeye devredilecek. Diğer projeler ve yapılacak çalışmalar ise şöyle belirlendi:
Gaga Gölü: Fatsa İlçesi’ndeki Gaga Gölü çevresinde ışıklandırılma, oturma grupları, gezi parkurları, çocuk oyun alanları ile balık tutma yerleri yapılacak. Bunun için 450 bin YTL ödenek talebinde bulunuldu.


Küpkaya Kanyonu: Ulubey İlçesi Kardeşler Köyü sınırları içerisinde bulunan 10 kilometre uzunluğundaki Küpkaya Kanyonu çevresinde asma köprüler, gezi parkurları, oltayla balık avlama yerleri ve WC yapılacak. Işıklandırmanın da yapılacağı alana gidecek yol asfaltlanacak. 400 bin YTL ödeneğe ihtiyaç bulunuyor.


Ohtamış Şelalesi: Ulubey İlçesi sınırları içerisindeki Ohtamış Şelalesi doğa turizmi bakımından cazibeli bulunuyor. 200 bin YTL ödenek talebinde bulunulduğu alanda gezi parkurları, seyir terasları, yürüyüş parkurları ve WC yapılacak.


Turnasuyu Vadisi: Başbakanlık Özel Çevre Koruma Kurulu’nca koruma altına alınan Turnasuyu Vadisi’nde çevre düzenlemesi, gezi ve dinlenme tesisleri yapılacak. Ulaşımı yapılan yol ıslah edilecek. İlk etapta 200 bin YTL ödeneğe ihtiyaç bulunuyor.
Yalman Tepesi: Korgan İlçesi’nde Milli Park alanı içerisinde bulunan Yalman Tepesi’nde oturma grupları, gezi parkurları, dinlenme tesisleri ve WC inşa edilmesi planlandı. İlk etapta 200 bin YTL ödenek talebinde bulunuldu.


Topçam Ormanları: Mesudiye İlçesi’nde flora, hayvan varlığı, botanik özelliğinin yanı sıra derinliği ve genişliğiyle yörenin en muhteşem yerlerinden biri olan Topçam Ormanları’nda gezi parkurları, dinlenme ve sportif amaçlı düzenlemeler yapılacak. Topçam Baraj yolunun faaliyete geçmesiyle yöreye ulaşım kolaylaşacak.


Kaleköy Kümbetleri: 14. asırda Hacıemiroğulları Beyliği’nin başkenti olan Kaleköy’deki kümbetler restore edilerek turizme kazandırılacak.


Türk Köyü Höyüğü: Mesudiye’nin Türk köyünde bulunan ve birkaç bin yıllık tarihi bulunduğu belirlenen höyüklerin turizme kazandırılması ve cazibe alanı haline getirilmesi için 400 bin YTL ödenek talebinde bulunuldu.


Samur Tümülüsü: Kumru İlçesi’ndeki Samur Tümülüsü’ndeki arkeolojik ve etnografik değerlerin gün yüzüne çıkarılması için ışıklandırma ve çevre düzenlenmesi yapılacak.


Argın Kayak Merkezi: Akkuş İlçesi Argın Yaylası’nın kış turizmine kazandırılması için oluşturulan kayak alanı 2009 yılında turizme açılacak. (iha)