GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Mudurnu turizm

Mudurnu adını tavukçuluğu ile duyurdu, büyük kentlerimizde.

Oysa ki Bizans kalesi, eski Rum evleri, ilginç bakırcılar çarşısıyla görülmeye değer biryer olduğunu farkedeceksiniz. Hele Abant’a yakınlığı düşünülürse bu kadar gözden uzak kalmaması gerekirdi Mudurnu’nun.

Abant’tan 20 dakikalık yolculukla ulaşılan Mudurnu’da göze ilk olarak sırtını dayadığı yüksek kayalıklar, ortasından sakin akan çay ve çoğu iyi durumda çok sayıda eski ev çarpıyor.

Mudurnu’nun en ilgi çekici yerinin çarşısı olduğunu söyleyebilirim. Bu çarşıda sanki zaman durmuş, yüzyıldır hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Büyük kentlerin ve turistik yerlerin süsüne inat bir sadeliği var. Çarşının sonuna doğru bir duvarda karşılaştığımız görüntü ise bizi büyük şaşkınlığa düşürdü. Harap bir binanın duvarında rastgele yerleştirilmiş çok sayıda metal parçacıkları ve eski eşya vardı. Soba boruları, bisiklet tekerleri, demir çusuklar, paslı bir musluk, ızgara telleri, bir ayna çerçevesi, kabartma bir tavuk fotoğrafı, zincirler, kaba bir tahta üzerine yerleştirilmiş kilit, bir çakı, plastik bir oyuncak bebeğin kolu, başı ve patiği ve bir de oyuncak bir köpek başı. Öyle ilginç bir düzendeydiler ki, bir ara Salvador Dali’nin buraya uğrayıp bu eseri yarattığını düşündüm.

Mudurnu’nun adını, şimdi kalıntıları görülebilen Bizans kalesinden aldığı söyleniyor. Kale Bursa Tekfuru tarafından kızı Matarni için yaptırılmış. İçlerini gezme fırsatı bulamadığımız Yıldırım Beyazıt Camii ve hamamı ilçenin merkezinde genişçe bir yer tutuyor. Yine göremediğimiz ama methini duyduğumuz Babas ve Sarot kaplıcalarının mucizeli suları olduğu söyleniyor. Bu iki kaplıcanın suları mutsuzları mutlu, düşkünleri kuvvetli yapıyormuş.

Hiç denecek kadar az turistik tesisi olan Mudurnu’daki tek tavuk lokantası bile yakın zaman önce açılmış. “Türkiye’nin her yerinde Mudurnu Tavuk lokantaları vardı da burada yoktu” diyor yerlileri. Yeni açılan lokantada ilginç tavuk yemekleri yenebiliyor. Yaz aylarında açılan terası da bayağı güzel.

Avşa Adası turizmi turizm

Avşa Adası

Avşa Adamız, Marmara Denizinin güneybatısında yer alan, Marmara Adaları adıyla anılan takımadaları oluşturan adalardan biridir. Yüzölçümü 20,6 km², kıyılarının toplam uzunluğu 27,5 km’dir. Kuzeyinde Ekinlik Adası, kuzeydoğusunda Marmara Adası, doğusunda ise Koyun Adası ve Paşalimanı Adası bulunur. Takımadalar arasında, kapladığı alan bakımından, Marmara ve Paşalimanı Adalarından sonra gelir.

Eğlence ve dinlence bakımından eşsiz imkanları bulunan adamız, İstanbul’a 65 deniz mili uzaklıktadır ve gemiyle 5 saat 45 dakikada, deniz otobüsüyle 2 saat 45 dakikada varılabilmektedir.

Adamız Erdek’e ise 18 mil uzaklıkta olup, gemiyle yaklaşık 2 saatte ulaşılmaktadır. Yaz sezonunda İstanbul’dan hergün deniz otobüsü ve gemi seferleri yapılmakta olup, haftasonları ek seferler de konulmaktadır. Ayrıca Tekirdağ – Avşa, Şarköy – Avşa seferi yapan büyük motorlar da iki saatte sizi adamızın iskelesine ulaştırırlar.

Avşa Adamızın çevresi hemen hemen tümüyle plajdır. Marmara’da denize girilebilecek en temiz yerlerden biri Avşa Adası’dır. Çok sayıda otel, motel, pansiyon, restoran ve bar misafirlerimize hoş vakit geçirmeleri için hizmet vermektedir. Restoranlarda balık ve adamızın yerli yapım şarapları tadılabilir. Gecelerimiz de oldukça renklidir. Çok sayıda bar, disco ve restoranda canlı müzik eşliğinde eğlence vardır. Dolmuş usulü gezi motorlarımız Ekinlik, Marmara Adası ile Çınarlı gibi ada köylerine turlar düzenlemektedirler.

Avşa’ya gelin, unutulmaz hatıralarınız olsun!

Avşa’ya Ulaşım

Avşa’ya bir çok şekilde ulaşmak mümkündür. İstanbul’a gemiyle 5 saat 45 dakika, deniz otobüsüyle 2 saat 45 dakika uzaklıktadır. Erdek’ten ise gemiyle yaklaşık 2 saatte ulaşılmaktadır. Yaz sezonunda İstanbul’dan hergün deniz otobüsü ve gemi seferleri yapılmakta olup, haftasonları ek seferler de konulmaktadır. Tekirdağ – Avşa ve Şarköy – Avşa seferi yapan büyük motorlar da iki saatte adaya varmaktadırlar.

Ömer Kaptan Gemisi’nin Avşa – Tekirdağ – Avşa Seferleri
Ömer Kaptan Gemisi her gün 16.00′da Tekirdağ – Avşa, 11.00′de Avşa – Tekirdağ seferi yapmaktadır.
Tel: (266) 896 13 82 – (535)779 97 75
Özkaptan Gemisi’nin Silivri – Avşa Seferleri
Silivri’den hergün 16.00 da Avşa’ya, Avşa’dan hergün 11.00 de Silivri’ye sefer düzenlemektedir.
Tel: (266)896 11 01 – (532) 599 26 77
İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş. (Genel Müdürlük)
Kennedy Cad. Yenikapı Feribot İskelesi Eminönü – İstanbul
Tel: (212)517 96 96 Fax: (212)517 38 00 Yenikapı: (212)516 12 12
Bandırma: (266)715 04 44 – Avşa: (266) 896 42 30/0
www.ido.com.tr
Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş. (Genel Müdürlük)
Rıhtım Caddesi Merkez Han No:4 80120 Karaköy – İstanbul
Tel: (212)249 92 22 Pbx – Fax: (212)249 53 91
Nöbetçi Müdürlük: (212)243 68 73 / 244 02 07 / 249 18 96
Avşa: (266)896 13 04 – (266)896 30 44
www.tdi.com.tr

Beypazarı turizm turizmi geniş bilgi

Küçük, şirin kasaba

Bizans’tan Osmanlı’ya birçok medeniyetin yerleşim merkezi olan, 600 yıllık çarşısı ve 3 bini aşkın tarihi konağıyla Beypazarı, Anadolu’nun en güzel kasabalarından biri.

Bir kasaba yeniden doğdu

Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı’nın gözde yerleşim yeri Beypazarı, restore edilip tarihi görünümüne kavuşturulan evleriyle bugün de Anadolu’nun en şirin kasabalarından biri.

Ankara’nın kuzeydoğusunda bulunan Beypazarı, küllerinden yeniden doğuyor… Luwi, Hitit, Frig, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde gözde bir yerleşim yeri; İpek Yolu üzerinde bir kent ve doğal güzellikleriyle sayfiye yeri olma özelliğini taşıyan Beypazarı çağları aşan bir kültürün merkezi. Tarihte ilk defa Beypazarı’nda yaşadıkları bilinen Luwi’ler ‘Lagania’, yani ‘Kaya Doruğu Ülkesi’ ismini vermişler bu bölgeye. Bu kelime Beypazarı’nın konumunu da ifade ediyor. Günümüzde olduğu gibi o dönemde de çevre kentlerin ilgi odağı olan Beypazarı’nda panayır kurulur, halk alışveriş amaçlı bu pazarlara gelip gidermiş. Osmanlı’ya kadar devam eden bu panayırın Beypazarı isminin de kaynağı olduğu belirtiliyor.

EN ESKİ EV 700 YILLIK
Verimli tarım alanları, doğal su kaynaklarının zenginliği, sarp yamaçlı tepelerle çevrelenmiş korunaklı bir konumda olması, Beypazarı’na tarih boyunca önem verilmesini sağladı. İpek Yolu’nun da buradan geçmesi, eşsiz güzellikteki bu kenti daha önemli hale getirdi. Bu tarihi ve coğrafi değerine karşın, Beypazarı 20′inci yüzyılın ikinci yarısından itibaren ekonomik nedenlerle neredeyse unutulmaya yüz tutmuştu. Sürekli ülke içi göç veren Beypazarı, son yıllarda yeniden doğdu. Son dönemde bu bölgede açılan işletmeler, işsizliğin azalmasını sağlarken, bölgenin de yeniden gündeme gelmesine katkıda bulundu. Beypazarı yöneticileri de bu fırsatı iyi değerlendirerek, düzenledikleri festival ve tanıtım organizasyonlarıyla ilçeyi yeniden eski şaşalı günlerine taşıma yolunda, önemli adımlar attılar. Evliya Çelebi’nin Seyahatname isimli ünlü eserinde anlattığı, ‘Cumbalı, üstünde guşgana adı verilen bir çatıdan oluşan iki üç katlı, beyaz badanalı’ Beypazarı evlerinin bir bölümü Ciner Grubu tarafından restore ettirilerek, yok olup gitmekten kurtarıldı. Restore edilen evlere ek olarak diğer evlerin de restorasyonu sürdürülüyor. İskeleti ahşap olan bu evlerin tatlı kireç denilen malzemeyle sıvanmış dış görünüşü, başta fotoğraf sanatçıları olmak üzere turistlerin de gözdesi. Odalardaki kirli havayı ve nemi alan yöreye özgü malzemeyle yapılan Beypazarı evlerinin tavan arası ve zemini taştan, diğer bütün bölümleri ahşaptan. Girişlerinde büyük demirkapılı mahzenleri olan evlerin en eskisi 13′üncü yüzyıla ait.

AÇIK HAVA MÜZESİ OLACAK
Osmanlı mimarisi tarzında inşaa edilmiş tarihi evlerin ortasında bulunan Beypazarı Çarşısı ise 600 yıllık. Bu bölgede faaliyet gösteren zanaatkarları ve saray mutfağı tarzındaki yemekleriyle de Türk kültürünün tüm inceliklerini halen yaşatılıyor. Bu pazarda 600 yıldır aynı şekilde üretilen tarhana, havuç lokumu ya da cevizli sucuk bulmak mümkün. Beş yıl önce Beypazarı’nı dünyada eşi benzeri görülmemiş bir açık hava müzesi haline getirmek için harekete geçen belediye, hatırı sayılır bir yol kat etti. BEYAP Projesi kapsamında, Beypazarı’nda bulunan 3 bin 500 konaktan 550′sinin restorasyonu tamamlandı ve kullanıma açıldı. Halen devam eden projenin tamamlanması için çeşitli kurum ve kuruluşlar da destek veriyor. Sponsorların desteğinin çok önemli olduğunu belirten Belediye Başkanı Mansur Yavaş, “Şu an Beypazarı’nda aslına uygun olarak restore edilip tamamlanmış toplam 30 sokak var. Hedefimiz bu çalışmanın kalan 3 bin konak için de uygulanması. Geleneksel yapıyı bozmadan korumaya çalışıyoruz. Hâlâ ekmekler bu konakların altında bulunan fırınlarda pişiriliyor,” diyor.

HEDEF, YILDA 1 MİLYON TURİST
Tarihle, doğal güzelliğin iç içe olduğu, yaşayan müze olma çabasındaki Beypazarı’ndan yükselen ses yankı buluyor. Tamamı tescilli, yöreye özgü 80 katlı baklava, etli güveç, Beypazarı Kurusu, mumbar, tatlı sucuk, havuç lokumu gibi lezzetleri, ilçe dışına da satılan Beypazarı’na artık yabancı turistler de geliyor. Her yıl Japon Kültür Merkezi ile ortak olarak ilçe festivali kapsamında gösteriler gerçekleştiriliyor, Japon turistler bölgeye akın ediyor. Çevre illerden gelen yerli turistlerin yanı sıra, önümüzdeki beş yıl için kendilerine bir hedef koyduklarını kaydeden Belediye Başkanı Mansur Yavaş, “Bizim amacımız beş yıl içinde 1 milyon turiste ulaşmak. Şimdiden bunun gerçek olabileceği sinyallerini alıyoruz. Dünyaya açılırken kendi kültürümüzü de olduğu gibi korumak istedik. İşyerlerimizin isminin Türkçe olması bunun en güzel örneği. Buradaki doğal ve kültürel ortamı bozmadan, dünya turistini buraya çekeceğiz,” diyor.
Uğur BECERİKLİ

ALINTI:SABAH GAZETESİ

Bozkırın ortasında yükselen turizm kasabası Beypazarı

Umut ERDEM

Beypazarı, son yıllarda turizmin canlandırılmasına yönelik projelerle birlikte turistlerin ilgi odağı oldu. Kasabayı ziyaret edenlerin sayısı sürekli artıyor. 1999’da 2 bin 501, 2002’de 40 bin, 2004’te ise 200 bin turist Beypazarı’nı gezdi. 1800’lerden günümüze ulaşan konakların restore edilmesiyle bir açık hava müzesine dönüştü Beypazarı. Bu hafta, el sanatları ve mutfağıyla da Türk kültürünün mirasçısı olan bu İç Anadolu kasabasında bir geziye çıkıyoruz.

Hep Safranbolu ile karşılaştırılma durumunda kalan Beypazarı, farkını ilk başta tarihiyle ortaya koyuyor. Ankara’nın kuzeydoğusundaki kasabaya Hitit, Frig, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve son olarak da Osmanlılar egemen olmuş. İpek Yolu üzerindeki yerleşim merkezlerinden biri. İlçeye ilk ismi Luwi’ler ‘Lagania’ olarak vermişler. ‘Kaya Doruğu Ülkesi’ anlamına gelen bu isim, Beypazarı’nın konumunu ifade ediyormuş. Günümüzde olduğu gibi o dönemde de çevre kentlerin ilgi odağı olan Beypazarı’nda büyük pazar yerleri kurulurmuş. Bu meşhur pazar, ilçenin ‘Beypazarı’ olarak anılmasına neden olmuş.

Verimli tarım alanları, doğal su kaynaklarının zenginliği, sarp yamaçlı tepelerle çevrelenmiş korunaklı bir konumu olması, Beypazarı’nı önemli bir yerleşim yeri haline getirmiş.

500 KONAK RESTORE EDİLDİ

Beypazarı denince akla ilk gelen şey tarihi evleri. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sine de konu olan Beypazarı evleri, cumbalı, üstünde guşgana adı verilen bir çatıdan oluşan iki veya üç katlı yapılar. Sokaklarda iç içe yerleşim tarzı benimsenmiş. Bu nedenle kapılar, pencereler ve guşganalar birbirine bakacak şekilde düzenlenmiş, evler ise bitişik veya birbirine yakın inşa edilmiş.

Evlerin ahşap olan iskeleti tatlı kireç denilen malzemeyle sıvalı. Odalardaki kirli havayı ve nemi alan yöreye özgü bir malzeme bu. Tavan arasındaki zemin katları taştan, geri kalan kısmı ahşaptan oluşan bu evlerin girişinde demir kapılı mahzenler var. Tarih boyunca yangınlarla birçok kez harap olan Beypazarı’nda, evlerin içindeki bu mahzenler kıymetli eşyaların saklanması amacıyla kullanılmış. Bu yangınlar nedeniyle aslında binlerce yıllık tarihe sahip Beypazarı’nda, en eski konak 13. yy’a ait.

Beypazarı Belediyesi beş yıldır BEYAP adlı bir proje yürütüyor. Böylece ilçedeki 3 bin 500 konaktan 500’ü restore edilerek kullanıma açıldı. Şu anda da bu çalışmalar diğer 3 bin konak için devam ediyor. Ayrıca restore edilmiş toplam 30 sokak bulunuyor. Bu sokaklar arasında yer alan apartmanlara da ahşap görüntü verilerek eski ile yeni arasında bir bütünlük sağlanmış. Pansiyon ve restoran olarak hizmet veren Münsürlerin Konağı, İnce Efendi Konağı, Hacıbostan Konağı, Müftüzade Hacı İzzet Efendi Konağı ve Mev’aların Konağı bu çalışmalar sonucunda hayata döndürülmüş önemli konaklardan.

Konakların yanında, şehrin en dikkat çeken yerlerinden birisi de 200 yıllık tarihe sahip, 600 dükkanlık Beypazarı Çarşısı. Çarşı da yakında restore edilip işletmelere açılacak.

Restorasyonu tamamlanmış birçok tarihi konağı barındıran Alaattin Sokak ise yöresel ürünlerin satıldığı, standların kurulduğu şehrin en gözde mekanı. Burada Beypazarlı ev hanımları yaptıkları ürünleri satıyor.

MUTFAĞIN ADI İNCE TAKIM

Bu tarihi yolculukta, Beypazarı’nın geleneksel yemeklerinden bahsetmemek olmaz. Anadolu’nun lezzetlerini barındıran yemekleri, sunumunun inceliğinden olsa gerek ‘İnce Takım’ olarak adlandırılıyor. El yapımı tarhana çorbası, taş fırınlarda pişirilen etli güveci, parmak kalınlığında damarsız ve ince kara üzüm yaprağına sarılan etli dolması, 80 kat ince yufkadan hazırlanan baklavası ve höşmelimiyle bu zengin mutfak, tarihi konaklarda ziyaretçilere sunuluyor. Taş fırınlarda yapılan, tazeliğini bir sene boyunca koruyan, çay saatinin vazgeçilmez lezzetlerinden Beypazarı Kurusu da Türkiye’de sadece Beypazarı’nda üretiliyor. Türkiye’deki havuç ihtiyacının yüzde 60’ı Beypazarı’nda yetiştiriliyor. Havuç lokumu ve reçeli Beypazarı’nın en değerli ürünleri arasında.

BEYPAZARI’NDA NERELERE UĞRAMAK GEREKİYOR?

3 Hıdırlık Tepesi İlçenin tamamına hakim olan bu tepeden şehir dokusunu seyredebilirsiniz.

3 İnözü Vadisi İlçenin kuzeyinde, üç kilometre uzaktaki vadi, bitki örtüsü ve tarihi kalıntılarıyla dikkati çekiyor. İnözü Çayı’nın aşındırıcı etkisiyle iki tarafı balık sırtı görünümünde yükselen dik kayalardan oluşan vadi, doğa sporlarını sevenler için de iyi bir adres.

3 Beypazarı Kültür Evi Nurettin Karaoğuz tarafından bağışlanan bir konak, 1996’dan beri Beypazarı Tarih ve Kültür Evi olarak kullanılıyor. Yerel kültürü temsil eden eserler, kıymetli madenler, antika eşyalar ve tarihi belgeler burada sergileniyor.

3 Gümüşçüler Beypazarı’nın en önemli simgelerinden biri telkari gümüş işlemeciliği. Belediye binasındaki Gümüşçüler Çarşısı’nın yanı sıra şehir merkezinde de birçok gümüş mağazası yer alıyor.

3 Türbeler Beypazarı’na üç kilometre uzaklıkta, İnözü Çayı’nın kenarındaki Yediler Türbesi, şehre 20 kilometre uzaklıktaki Gazi Gündüzalp Türbesi, İnözü Vadisi’ndeki Karaca Ahmet Sultan Türbesi ve Beypazarı’nın yedi kilometre kuzeydoğusundaki Kuyumcu Tekke Köyü’ndeki Karadavut Türbesi.

3 Eğriova Yaylası Ormanla çevrili bu yayla, bitki örtüsü, pınarların oluşturduğu göleti ve ahşap evleriyle ziyaretçilere doğayla baş başa kalma fırsatı sunuyor. Golf, trekking, atla gezinti gibi aktiviteler için elverişli. Her yıl Karaşar Eğriova Yayla Şenliği düzenleniyor.

3 Kimir Çayı Yöre halkının mesire alanı olarak yararlandığı çayda balık tutulabiliyor.

3 Tekke Yaylası Beypazarı’na 10 kilometre uzaktaki yayla, piknik alanı olarak kullanılsın diye tasarlanmış. Her yıl burada Piknik ve Güveç Günü düzenleniyor.

3 Kaplıca İlçe merkezine 20 kilometre mesafede, Ankara-Ayaş-Beypazarı karayolu üzerinde bulunan 700 yatak kapasiteli Dutlu Tahtalı Termal Tesisleri’nde düzenlenen banyo ve içme kürleri romatizma, deri, solunum yolu, iç salgı sistemi, böbrek ve kireçlenme gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılıyor.

NASIL GİDİLİR?

Ankara Etlik Otobüs Terminali’nden (Eski Garajlar) saat başı, Akköprü Migros’tan yarım saat arayla otobüs ve minibüsler hareket ediyor. Kendi aracıyla gidenler, Ankara-İstanbul yolu üzerinde bulunan Sincan -Yenikent yol ayrımından devam ederek, Yenikent güzergahından Ayaş-Beypazarı yoluna çıkmalı. Beypazarı, Ankara’dan 100, İstanbul’dan 320 kilometre uzaklıkta. Ulaşım için Asem-Beytaş: (312) 341 22 22, Güzel Peypazarı: (312) 341 28 23, Lüks Beypazarı Seyahat: (312) 309 63 68.

NEREDE KALINIR?

Pansiyon olarak hizmet veren 10’a yakın tarihi Beypazarı evinde kalabilirsiniz. İlçe merkezinde de iki otel var. Şehirden 20 kilometre uzaklıktaki Dutlu Termal Tesisleri de konaklama yerlerinden biri. Akşemseddin Otel (312) 763 01 12, Cırcırların Konağı (312) 763 00 05, İnözü Vadisi Dostlar Tesisi (312) 763 22 44, İnözü Vadisi Zindancık Tesisi (312) 763 60 08, Münsürlerin Konağı (312) 763 37 63, Müfdüzade İzzet Hoca Efendi Konağı (312) 763 10 56, Hacı Bostan Konağı (312) 763 08 37, Suluhan Pansiyon (312) 763 30 34, Dutlu Termal Tesisi (312) 763 14 20.

Beypazarı müjdesi

Nesli tüm Avrupa’da tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan kara akbabaların, Ankara’nın Beypazarı İlçesi’ndeki ormanlarda yaşadığı tespit edildi.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Kuş Araştırmaları Derneği’nin birlikte yürüttükleri proje kapsamında, Beypazarı Orman İşletmesi sahası olan Kapaklı ve Karlık bölgelerinde kara akbabaların yaşayıp çoğaldığı belirlendi.

alıntı: hürriyet gazetesi

Şİrİnce turizmi

Efes’te tarihin uzak geçmişlerine yapılan düşsel yolculuktan sonra 8 km. uzaklıktaki Şirince Köyü’nü görmenizi ısrarla öneririz. Şirince bir başka düşsel yolculuğa çıkaracaktır sizi. Bu kez çok daha yaşayan, uzanıp elinizle tutuvereceğiniz bir geçmişe gideceksiniz, üstelik içinde yaşayarak

Evet Şirince’den sözediyoruz. Selçuk’tan zeytinlikler arasında uzanan yol birdenbire karşınıza kendi de adı gibi güzel bir köy çıkarıyor. Burası eski bir Rum köyü. Mübadeleden sonra Yunanistan gelen göçmenler yerleştirilmiş. Adı zamanla değişip durmuş; Kırkınca, Çirkince olmuş.

Şirince kimi kaynaklarda “Dağdaki Efes” diye anılıyor. Küçük menderes nehrinin taşıdığı alüvyonların antik Efes ovasını yaşanmaz hale getirmesiyle, 5. yüzyılda kurulmuş. Eski adı Kırkınca olan köyün 20. yüzyıl başında 1800 hanesi varmış, büyük bölümü Rum olan. 1. Dünya savaşı sonrası Yunanistan’a göç vermiş, 1924’te ise mübadiller yerleşmiş. Köyü ziyareti sırasında İzmir Valisi Kazım Dirik Kırkınca adını Şirince’ye değiştirmiş.

Girişte tam karşınıza üzerinde “Etnografya Müzesi” niyetine yapılmış ve ufak tefek elişlerinden başka pek birşey olmayan eski bina çıkıyor. Onun solundaki büyük bina eskiden köyün okuluydu. Şimdi turistik bir tesise, Artemis Şarap Evi’ne dönüştü. Şimdiki okul da karşısında. Yıllar sonra yapılan okulun eskisinden küçük olması sizi de düşündürecektir sanırız.

Artemis Şarap Evi kendi üretimi olan şarapları ve doğal ürünlerden oluşan yemekleriyle tanınıyor. Şirince gezisi öncesi ya da sonrasında uğrayabilirsiniz.

Şirince gezisi için, köyün meydanına, lokantaların bulunduğu taraftaki park yerine aracınızı bırakın. Daracık Sokaklarda arabayla gezmek hem mümkün değil, hem de yakışıksız olur.

Vadiye sırtınızı dönerek köy içinde küçük bir tura başlayabilirsiniz. Taş döşeli dar sokaklardan yürüyerek yokuşu çıkmaya başlayın. İlginç mimari örnekler sunan evler nostaljik bir düzgarla birlikte hüzün de estiriyor. Çoğu yıkılmaya yüz tutmuş, zorlukla zamana ayak diremeye çalışan evler arasından yürüyorsunuz. Bu arada Safranbolu tarzı iki köprülü ev göreceksiniz. (Evin altında geçiş yolu bırakılmış.) Bu tarzın Şirince’ye nasıl geldiğini bilen yok. Başka örneği de yok.

Motor gürültüsü, korna sesi, bağırıp çağıran satıcılar.. hiçbiri yok. Onlar sizin geldiğiniz kentte kaldı. Şirince’de önce huzur var, dinginlik var, arasıra öten kabadayı horozların üürüü’lerini ve yumurtlayan tavukların gıd gıdak’larını saymazsanız. Köy iki yamaca yayılmış. Evler birbirine saygılı kurulmuş, kimse kimsenin önünü kapatmamış, herkes penceresinden ovanın, karşı tepelerin yeşiline, geceleri ayışığına gönlünce dalıp gidebilir.

Gezmek için hiç endişeniz olmasın. Şirinceliler konuksever insanlar, kime neyi sorarsanız hemen yanınıza düşüp gösterirler. Yamaçta Doktor’un Evi diye bilinen eski yapıda zamanında köyün doktoru otururmuş. Karşısında zamanın hastanesi var. Evin şimdiki sahibi Emine Adıyaman adında güleryüzlü bir teyze. İzin isteyip evi gezebilirsiniz, yalnız ayakkabılarınızı Emine Teyze’nin söylemesine gerek bırakmadan çıkarın lütfen. Yoksa inceliğinden söyleyemez ama üzülür sonra. Evin üst kat penceresinin önünde kerevete oturup manzaraya bir bakın. Pencerenin güzel işçiliği, Emine Teyze’nin elişi perdeleri ve köy. Hepsi de birbirine öylesine yakışıyor ki! Güzel elişlerinden satınalmak isterseniz ev aynı zamanda bir sergi yeri, seçip beğenin.

Sokak aralarına kurulu tezgahlarda ve köy meydanında köye has sabunlar ve ev yapımı şaraplar göze çarpıyor. Küçük hediyelikler, el işleri de satılıyor.Bir çok ev bahçesini lokanta ya da gözleme evine cevirmiş. Gözlemesi de ve ayranı da lezzetli.

Köyün iki kilisesi ayakta. Yukarı Kilise ( Vaftizci Yahya Kilisesi )özel mülkiyette. Bir köy evinin bahçesinde kalmış. Köy evi dediğimiz aslında kilisenin okuluymuş. Avlu kapısından girip gezmek için izin isterseniz hemen buyur edilirsiniz. Avlu herzaman tertemiz. Kilisenin kapısı önünde çocuklar evcilik oynuyorlarsa kıyısından geçip girin, alışkındırlar ve oyunlarını bozmazlar. Kilisenin içi de tertemiz, evsahipleri evlerinin bir parçası olan kiliseyi de süpürüp temizliyorlar.Kilise kısmen restore edilmiş ama henüz tamamlanmamış durumda. Çıkarken isterseniz ev sahibinin imalatı şarabın tadına bakın. Şişenin kapağı ile bir yudum için, beğenirseniz satın alın.

Şirinceliler hafif, taze güzel bir şarap yapıyorlar, her dükkanda, her evin önünde satılıyor. Hepsinin tadına bakmak serbest. Şaraplar iyi de zeytinyağı bir başka. Köyün zeytinyağını “iyi” sözcüğü anlatamıyor. Elbette hepsi aynı tadda değildir, iyisini seçip almak size kalmış. Oldukça de ucuz.

Kiliselerin büyüğü 1832 yılında inşa edilen ve Vaftizci St. Jean’a adanan kilise. İç süslemeleri büyük ölçüde yok olmuş olan kilise Efes Müzesi önderliğinde bir Amerikan Vakfı tarafından restore ediliyor.

Çarşısı da renkli mi renkli, insanları da güleryüzlü. Danteller, iğne oyaları, çoraplar ve elbette şarapla zeytinyağı. Bir anı almaya değer.

Şimdi biraz soluklanmak gerek. Köyün manzarasını seyretmek isterseniz Doktorun Evi’nin altındaki Ali’nin Yeri’ne oturup gözleme yiyebilirsiniz ya da girişte söz ettiğimiz Artemis Şaraf Evi’ne uğrayabilirsiniz.Aracınızı parkettiğiniz yerde set üstünde bahçeli iki lokantadan birini de seçebilirsiniz.

Bir yudum şarap içip daha önce okuduysanız Yunanlı yazar Dido Satiriou’nun “Benden Selam Söyle Anadoluya” romanındaki dramı hatırlayabilirsiniz. O roman buralarda geçiyordu ve Satiriou da Şirinceliydi.

Okumadıysanız dönüşte bir kitapçıya uğrayın, görsel bir boyut katarak okumuş olursunuz.

Şirince Egenin adı gibi şirin bir köyü. Düşsel bir ülkede hayal görüyorsunuz gibi. Evleri, sokakları ve insanları… herbiri diğerinden güzel.

Şirince’de ev şarapları da üretiliyor. Oracıkta tadına bakabilirsiniz.

Selçuk ve Efes Turizm Geniş Bilgi

İzmir-Aydın otoyolunun açılmasıyla Selçuk iyice yakınlaştı İzmir’e. Selçuk’ta, Türkiyenin en büyük tarihi zenginliklerinden birisini, antikitenin muhteşem kenti Efes’i (Ephesus) göreceksiniz.

Kısa bir yol olmasına karşın yolda çok mola yeri bulacaksınız. Otobüsler de yaz mevsiminde mola verirler. Ege’nin sıcağı bunu gerektirir. Mola yerlerinin en eskisi ve ünlüsü Yandım Çavuş. Varan ve Pamukkale’nin tesisleri de var. Mola yerlerinin en ünlü yiyeceği ayran eşliğinde çöpşiş. Siz değil ama otomobiliniz mola yerinde veya herhangi bir benzincide duş yapabilir. Ege’ye özgü bir buluştur otomobil duşları. Kocaman bir duşun altına otomobilinizle giriyor ve suyun altında aracınızı serinletiyorsunuz, parası pulu yok, oto-duş her yerde bedava.

Yüzyıllar boyunca nice insanın emeği ile yaratılmış, günışığına çıkarılması için de nice emek harcanmış Efes’i gezmek için uzunca bir zaman ayırın.

Çünkü görülecek çok şey var.

Kent tarihöncesinde günümüz Selçuk-Çamlık karayolunun batısında, şimdi karada kalan bir yarımada üstünde kuruluyor. İ.Ö.2. binde kentin surlarla çevrelenmiş biçimde Ayasuluk tepesi üstüne taşındığı yine kazılar yoluyla anlaşılıyor. Hitit çiviyazılı metinlerine göre bu yerleşimin Arzawa krallığının merkezi olan Apasas olması gerekiyor. St. Jean Kilisesi önünde elegeçen Miken mezarı, kentin 2. bin sonunda dış göç aldığının bir göstergesi.

Anadolu’nun yerli halkından oluşan Ephesos, İyon göçleri sırasında Ayasuluğ çevresinde, Artemis tapınağı ile birlikteydi. Günümüzdeki stadium çevresine konan İyon göçmenlerinin önderi Androklos’un kral Kodros soyundan gelmesi İyonlar için tipik bir söylence. Yerli halkla bütünleşen girişken, gemici İyonlar, Artemis tapınağı çevresindeki kenti kısa sürede elegeçirmiş olmalılar. Pers işgalinden sonra büyük İskender’in ardından Lysimakhos, kenti 8 kilometrelik surlarla çevrili yeni yerine, Bülbül Dağı ile Panayır Dağı arasına taşıyor. Günümüzde gezilen şehir İ.Ö. 3. yüzyıl ile İ.S.6. yüzyıl arasındaki tüm evreleri içerir. Hıristiyanlık tarihinde İncil yazarı Havari Yuhanna’nın kente Meryem’le gelmesi ve Küçük Asya eyaletinin belli başlı kentlerine seslenen betikler göndermesi, Aziz Paulos’un ziyareti nedeniyle “Tanrının ikinci eyaleti”nin en önemli kenti sayılmış. 6. Yüzyılda Ayasuluk tepesine yapılan Havari Yuhanna Kilisesi yüzünden kentleşme buraya yönlenmiş, limanın çamurla dolmasının ardından kentin ticaret yaşamı ise Neapolis adıyla kurulan Kuşadası’na kaymış. Aydınoğulları Ayasuluk’u 1304 yılında elegeçirdiler..

1426 yılından itibaren de Osmanlı topraklarına katıldı.

İşte böylesine uzun, görkemli ve aynı zamanda çileli bir tarihin izlerini görecek; yani binlerce yıllık bir maceraya tanıklık edeceksiniz.

Şimdi buyurun tarih içinde bir yolculuğa! Önce Türkiye’nin en zengin müzelerinden biri olan Efes Müzesi’ni ziyaret edelim ve ardından gezimize şimdiki Selçuk kent merkezi içindeki kalıntılardan, Ayasuluk’tan başlayalım.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Selçuk’taki Arkeoloji Müzesi Türkiye’nin en önemli ve en çok ziyaret edilen müzelerinden birisidir. Ayasuluk ve Efes’ten buluntuların sergilendiği müzede antik kenti gezerken yerinde göremediğiniz bir çok eseri göreceksiniz. Antik kentle ilgil imajın zenginleşmesi için mutlaka zaman ayırmalısınız.

AYASULUK TEPESİ

Selçuk kent merkezine yürünerek çıkılacak uzaklıktaki Ayasuluğ Tepesi’nde Selçuk Kalesi yer alıyor. Hristiyan efsanesi havarilerden Aziz John’un ( St. Jean, Aziz Yahya ) bu tepenin eteklerinde yaşadığını ve İsa’dan 50 yıl sonra da burada öldüğünü söylüyor. Mezarının bulunduğu yere IV. yy’da bir kilise yapıldı. Bugün kalıntılarını gördüğümüz katedral ise 6. yüzyılda imparator Justinianus zamanında yapıldı. Katedral Ege’deki en önemli Hristiyanlık anıtı sayılıyor. 6 Kubbeli, 130 m. Uzunluğundaki haç planlı anıtsal yapının taşlarının ve mermerlerinin bir kısmı yıkılan Artemis Tapınağı’ndan alınmış.Kapı girişini süsleyen Truva kahramanı Achille’nin ( Aşil ) kabartması buradan çalındı. Şimdi Londra’daki Wobburn Abbey Kilisesi’nde. Mezar odasındaki Aziz Yahya’nın mermer mezarı da hıristiyanlarca kutsal sayılıyor. Mezardan çıkan tozun hastalıklara iyi geldiğine inanılıyor. İnananlar mezarın üzerindeki toprağın nefes alır gibi kalkıp indiğini gördüklerini söylüyorlar. Kilise avlusundaki terastan Selçuk’u, Artemis Tapınağı’nı ve Ege dinizi’ni birlikte kapsayan panoramik bir manzara seyredebilirsiniz. Çok etkileyicidir.

Tepeyi çeviren surlar Erken Hristiyanlık Dönemi’nde stadionun taşları ile yapıldı. Tepenin altındaki İsa Bey Camisi (1375) Selçuklu taş işçiliğinin güzel bir örneğidir. Selçuklu döneminden kalan türbeyi de kent içinde göreceksiniz. Kent içinde kalan su kemerleri ise Bizans eseri.

ARTEMISION

Kuşadası yolunda Artemision levhasından dönerek dünyanın yedi harikasından biri sayılan Ephesos Artemis Tapınağı’nın bulunduğu yere ulaşılır. İonlar geldiklerinde yerli halkın Ana Tanrıça Kybele’ye tapındıkları bu kutsal alanda ilk sunağı MÖ. 700 yılında yaptılar. Sonra kent büyüyüp zenginleşince çok büyük bir tapınak yapmaya giriştiler. Bu muhteşem tapınaktan günümüze sadece tek bir sütun kalabildi. Tapınak 55 x 115 m. boyutlarında, 127 sütunlu İon tarzında yapıldı. Burada “yapıldı” diye bir kelimede özetlediğimiz tapınağı yapılması ise bu kadar kısa sürmedi. Tam 120 yılda bitirildi. (MÖ. 150) Görkemli tapınağın ömrü 200 yıl sonra bir akıl hastası tarafından yakılarak sona erdirildi. Eski kent alüvyonların altındadır, toprağın üzerinde kalan tek şey de Artemision’un sütunudur.

Büyük İskender Ephesos’a geldiğinde tapınağı yeniden yapmak istedi, ama kentin onuruna düşkün halkı bu lütfu kabul etmedi ve kendileri yapıma başladı. Eski plana uygun olarak yapılan yeni tapınak 13 basamaklı bir podyum üzerinde 2.68 m. yüksekliğindeydi. Hellenistik Dönem’de yapılan bu tapınak da dünyanın yedi harikası arasında yerini aldı. MS. 263’te Gotlar tarafından yıkıldı. Burada altın ve fildişi eserler bulunmuş ve sunak ortaya çıkarılmıştır.

YEDİ UYUYANLAR

Meryem Ana’ya giderken Panayır Dağı eteğinde, Hristiyan olan yedi gencin baskılar karşısında saklandıkları ve 200 sene uyuduktan sonra uyandıkları mağara görülebilir. Gençler normal ölümle dünyadan ayrıldıklarında da buraya gömülmüşler.

Yedi Uyuyanlar Anadolu’da yaygın bir efsanedir. Hem Müslüman hem de Hristiyan kültürlerinde yaşar. Gezi’de diğer bölgelerde de Yedi Uyuyanlar’a rastlayacaksınız, değişik dini inançlara göre biraz farklılaşmış aynı öyküyü bulacaksınız.

MERYEM ANA EVİ

Efes antik kentin üst kapısının yanından geçilerek çıkılan Meryem Ana ören yerinde, Küçük bir Bizans Kilisesi bulunmaktadır. Burada İsa Peygamber’in annesi Meryem’in yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Hristiyanlar yanında Müslümanlarca da kutsal sayılır ve ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır. Kilise’nin Meryem Ana adını alması 431 yılında Efes’te toplanan Ekümenik Meclis’in “Meryem’in İsa’yı Tanrı’nın oğlu olarak doğurduğuna” karar vermesi ile de bağlı olabilir. Evin bulunuşu da ilginçtir. 1800′lü yılların başında Catherine Emmerich adında ermiş bir Alman kadın ömründe doğduğu yöreden hiç ayrılmadığı halde Meryemana’nın evinin yerini tarif eder. 1891′de Henry Jung yönetiminde bir heyet Ermiş Catherine’in tarif ettiği evi aramak üzere Selçuk’a gelir.Bülbül Dağı’nda buldukları yıkık manastır ermiş kadının tarifine tıpatıp uymaktadır. O güne kadar Kudüs’te olduğu varsayılan Meryamana’nın mezarının bu yeni yeri Papalık tarafından da onaylanır. Katolikler’in bu inancına karşın Ortodokslar Meryemana’nın Kudüs’te öldüğüne inanıyorlar.

Aladağ üzerindeki bu küçük kilise (şapel) Hristiyan dünyasınca kutsal sayılan başlıca ziyaret yerlerinden biridir. Burayı ziyaret eden Hristiyanlar “Hacı” olurlar.

Katolik Papa VI. Paul ve Papa Jean Paul’un ayrı zamanlardaki ziyaretleri ile ünü daha da artmıştır. Her yıl 15 Ağustos’da düzenlenen Meryem Ana ayininin geleneği 1800’lü yılların başına kadar uzanmaktadır. Ayrıca her gün 07.30 ve pazar günleri de 10.30’da ayin düzenlenmektedir.

Meryemana Evi Selçuk-Aydın karayolundan 7 km’lik bir asfalt yolla, Efes’in Magnesia Kapısı’nın önünden geçerek ulaşılıyor. Yol üzerinde bir çok dilde yazılmış açıklayıcı panolar var. Bugün gördüğümüz küçük kilisenin ( Şapel ) yeniden inşa edilmiş halidir.atak odasının duvarlarında Kuran’da geçen meryem ve İsa ile ilgili yedi sureden ayetler çeşitli dillerde yazılmış olarak görülüyor.

Odanın pembe mermerlerinin altından geçen kaynak suyu şifalı sayılıyor. Yapının önündeki düzlüğün hemen altındaki terasta bulunan çeşmelerden içilebiliyor. Çeşmelerin önündeki ağaç da dilek ağacı sayılıyor. Ama bu ağaca çaput bağlanmıyor. Dilekler modern zamana uymuş, sakız yapıştırılıyor.

EPHESOS

ANTİK KENTİ

Şimdi antik Ephesos kentini dolaşmaya başlayabiliriz. Ören yerinin iki girişi var, birisi ve asıl kullanılanı na Kuşadası yolundan, diğerine ise Meryem Ana’ya çıkış yolundan gidiliyor.

Magnesia kapısından (üst kapı) girince önünüze Doğu Gymnasion’u çıkıyor. Hamamı, palaestrası (güreş ve beden eğitimi yapılan yer), geniş avlusu ve ders salonları ile bir kompleks oluşturur. Biraz ileride solunuzda yanlışlıkla “Lukas Mezarı” denilen anıt mezar, daha ilerisinde de iki çeşme kalıntısı görülür.

DEVLET AGORASI

Devam edildiğinde 160×56 m. ölçülerindeki Devlet Agorası’na varılıyor. Agora’nın ortasında Mısır Tanrıçası İsis adına yapılmış tapınağın temelleri görülebiliyor. Bazilikanın kuzey yönünde odeion (müzik salonu) bulunuyor. Odeionun sağındaki kalıntılar Varius hamamlarıdır.

Odeion’dan batı yönüne ilerlediğimizde üç tarafı sütunlu avlu ile çevrili iki küçük tapınak görülür. Tapınaklar Augustus ve Roma’nın kurucu

Tanrıçasına adanmışlardır. Tapınakların batısında kentin devlet işlerinin görüldüğü prytaneionda kutsal ateş yanardı. (Efes müzesi’ndeki iki Artemis heykeli burada bulundu.)

Devlet Agorası’nın güneybatı köşesindeki çeşmenin ön yüzünü süsleyen heykellerini çoğunu müzede görebilirsiniz. Yan tarafında 50×100 m. ölçülerindeki sekiz basamaklı tapınak İmparator Damition için yapılmıştı. Tapınağın terasının doğusunda dükkanlar sıralanmaktadır. Buradaki meydan Domition Yolu ile Küretler Caddesi’ne bağlanmaktadır. Yolun üzerinde kemeri görülebilen anıtsal çeşme ile Gaius Memmius anıtı yer almaktadır.

KÜRETLER CADDESİ

Memmius Anıtı’ndan başlayıp Celsus Kütüphanesi’ne doğru eğimli cadde Küretler Caddesi’dir. Herakles Kapısı’ndan aşağıya doğru inildiğinde sağınızda Trajan Çeşmesi görülür (MS. 102-114). Cadde üzerindeki önemli bir yapı da Hadrian Tapınağı’dır. Yazıtından MS. 117-138 yılları arasında yapıldığı anlaşılmaktadır. Tapınak sonradan yıkılmış ve MS. IV. yy’da restore edilmiştir. Portikonun iç duvarında göreceğiniz dört kabartma süs alçıdan yapılmış kopyadır. Asıllarını müzede görebilirsiniz. Tapınağın arkasında göreceğiniz Scholastika Hamamları MS 10 yıllarında yapılmış, IV. yy’da restore edilmiştir.

YAMAÇ EVLERİ

Hadrian Tapınağı karşısında, Küretler Caddesinin Bülbül Dağı yamaçlarında, zenginlere ait yamaç evlerinin restore edilmiş halini ziyaret edebilirsiniz. MS. 1. yy’a ait bu evlerin bazıları dört kata kadar çıkıyordu. Evlerin zeminleri mozaiklerle, duvarları da freskler ve heykellerle süslenmişlerdi.

Sadece döneminin değil, bugünün mimari uygulamaları açısından da son derece mükemmel olan evlerde sıcak ve soğuk su kullanılıyor, duvarlardan geçirilen künk borularla bütün evlerin ısıtılması sağlanıyordu. Evlerin zemin katlarında misafirler için büyük bir salon, mutfak, banyo, üst katlarda ise yatak odaları bulunuyordu. Evlerin ortası aydınlık ve ferahlık hissi uyandıran açık mekanlarla değerlendirilmişti.

2 adada yapılan kazıların birincisinde ortaya çıkarılan evlerde taşınabilen bütün eşyalarla, mozaik ve freskler sökülerek müzeye taşındı. 2. adada bulunan 6 evin ikisinin koruma çatısı tamamlandı ve ziyarete açıldı. 1. adadakilerden farklı olarak bu iki evde mozaik, fresk ve eşyalar yerlerinde bırakıldı. Böylelikle evlerin mimari etkileyiciliği kadar, dekorasyon açısından mükemmelliği de gözler önüne serilmiş oldu. Bu iki eve, Skolastika Hamamı’nın karşısındaki merdivenli sokaktan ulaşılabilir.

Evlerin alt tarafında anıt mezar ve Bizans Çeşmesi kalıntıları bulunmaktadır.

Küretler Caddesi ile bugün de güzelliğini görebildiğimiz mermer caddenin kesiştiği yerde MS. 1.yy’da yapılıp, V. yy’da restore edilmiş olan “Aşk Evi” kompleksi yer alıyor.

Mermer caddenin başında, Küretler Caddesi ile kesiştiği yerde restore edilerek ayağa kaldırılmış bulunan, antik kentin en güzel yapısı denilebilecek iki katlı Celsus Kitaplığı yer alıyor. MS. 110 yılında yapılan kütüphanenin döneminin en zengin kitaplıklarından biri olduğu biliniyor.

Hellenistik dönemde yapılmış Ticaret Agorası 110×110 m. boyutlarındadır. Kuzey yönü dışında üç yanı dükkanlarla çevrilmiştir. Neron döneminde genişletilmiştir.

Ticaret Agorası’nın arka tarafında Serapis Tapınağı bulunmaktadır (MS. 138-192). Bizans Çağı’nda kiliseye çevrilmiştir.

TİYATRO

Panayır Dağı’nı dayanmış 24.000 kişilik tiyatro Hellenistik Dönem’de yapılmaya başlanmış, İmparator Claudius zamanında (MS. 41-45) genişletilmiş ve Traian (MS. 98-117) döneminde tamamlanmıştır. Bugünkü gözkamaştırıcılığı tiyatronun yapıldığı dönemdeki ihtişamını ortaya koyuyor.

ARCADIANE CADDESİ

Tiyatronun önünden başlayarak limana (Efes eskiden liman kentiydi.) kadar uzanan cadde 11 m. genişliğinde ve 600 metre uzunluğundadır.

Aslında Hellenistik Dönem’de yapılmış fakat Arcadius döneminde yenilenerek onun ismiyle anılmıştır. Caddenin iki tarafında mozaik döşeli yaya yolu vardı. Sütunlar arasında da dükkanlar yer alıyordu. Ortasında dört sütunlu bir anıt yükseliyordu. Cadde liman kapısı ile sona eriyordu.

Caddenin kuzeyinde spor tesisleri yer alıyor. Tiyatro tarafında kısmen ortaya çıkarılmış olan Tiyatro Gymnasionu, sağında boydan boya Liman Gymnasionu ve hamamlar uzanmaktadır. Gymnasionun arkasında IV. yy’da yapılmış Meryem Ana Kilisesi bulunur. Kilise ayrı zamanlarda yapılan üç kilisenin eklenmesiyle oluşmuştur. Bazilikanın doğusuna din adamlarının konutları yapılmıştı. Atriumun kuzeyindeki baptisterium (vaftiz yeri) iyi durumda görülebilmektedir. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğuna resmen karar veren Ekumenik Meclis 431 yılında bu kilisede toplanmıştı.

Kuşadası yolu tarafındaki kalıntılar Sarhoşlar Hamamı’na aittir. Biraz daha ileride Neron döneminde yapılan ve günümüze doğu kapısı ulaşabilen stadion bulunur. Sonraki yapı Vedius Gymnasionu MS. 150 yılında zengin Vedius Antonius tarafından yaptırılmıştır. Gymnasion ve hamamı Efes’in en iyi korunmuş yapılarından biridir.

EFES’İN KURULUŞ

ÖYKÜSÜ

Efes’in kuruluşunun öyküsünü tarihin ilk büyük coğrafyacısı Strabon’dan öğrenelim:

Efsanevi kral Kodros’un oğlu Androklos ve arkadaşları Anadolu topraklarında kent kuracak uygun yer aramaktadırlar. Bunun için Apollon kâhinine başvurdular. Kâhin onlara kentin yerini bir balık ve domuzun gösereceğini söyledi.

Androklos ve arkadaşları o yöne bu yöne at koşturuyorlar, yeri arıyorlardı. Bir gün balık avladılar ve pişirmek için ateş yaktılardı ki, balığın biri sıçrayıp çalılıkların arasına düştü. Ateşten ve balıktan ürken bir domuz fırlayıp koşmaya başladı. Androklos atına atlayıp domuzun peşine düştü. Pion (Panayır) Dağı’nın eteğinde vurup domuzu düşürdü. Ve o an kâhinin söyledikleri aklına düştü. İşte kehanet gerçekleşmiş balık ve domuz kentin kurulacağı yeri göstermişlerdi.

Kral Kodros buyurdu ve kent oraya kuruldu.

Sardes Sard harabeleri turizm

SARDES (SARD)

İzmir çevresinin en önemli antik yerleşimlerinden olan Sardes harabelerine İzmir’den Uşak yoluyla ulaşabilirsiniz.(88 km.) Ören yeri Salihli’ye 7 km.kala karayolu üzerinde solunuzda. Buraya kadar gelmişken ihtişamını hâlâ muhafaza eden Sardes’e ve oradan da geleneksel Türk evlerinin en güzel örneklerinin bulunduğu Kula’ya gitmelisiniz.

Büyük bir uygarlık kurmuş olan Lydia (Lidya) Krallığının merkezi Sardes kentiydi, antik kent kalıntıları işte bu uygarlıktan günümüze ulaşanlardır. İzmir-Salihli yolu üzerinde, otobüsle geçenler Gymnasion’u görürler. Geceleri de aydınlatıldığı için çok etkileyici görünür. Ünlü Kral Yolu Susa’dan başlıyor ve Sardes’de sona eriyordu. Batı Anadolu bütünüyle Perslerin eline geçtiğinde Sardes Pers egemenliğinin kalesi oldu.

Lydia yüzyıllık bir zaman diliminde Anadolu’nun en güçlü devleti olmuştu. Para basan ilk devlet olarak ticarette büyük ün kazanmışlardı. Kentin ortasından geçen Poktolos (Sart) Çayı beraberinde altın tozları getiriyormuş. Lydia’nın zenginliğinde altının da önemli payı olduğu anlaşılıyor. Çayın kenarında ortaya çıkarılan altın işleme atelyeleri şimdilik ziyarete kapalı tutuluyor. M.Ö. 546’da Perslerle yapılan savaşı kaybeden Lydia devleti yıkıldı. Kent Perslerin eline geçti, ateşe verildi, zengin Lydia hazinesi İran’a taşındı. M.Ö. 334’de İskender kente hakim oldu. Sonra Seleukoslar, Bergama ve Roma egemenliğine girdi. Sardes’de ilk kazılar 1910-1914 arası yapıldı ve buluntular New York Metropolitan Müzesi’ne götürüldü.

Harabeleri karayolu kenarından başlayarak gezebiliriz. Restore edilerek ayağa kaldırılmış olarak gördüğümüz yapı gymnasion-hamam kompleksidir. Hemen yanındaki ayağa kaldırılmış yapı M.S. III. yy’da eklenen sinagogdur. Önde gördüğümüz Gymnasion’un doğu cephesinin M.S. III. yy’da yapıldığı anlaşılmaktadır. Sütunlu avludan hamama girilir.

Kentin ana yolu sinagog ile Gymnasion’un tam karşısında, asfalt yolun öbür tarafındaki büyük yapı rahip evidir. Bronzlu evin ilerisinde agora kalıntıları, akropolün güney eteğinde de Bizans surları kalıntıları görülmektedir. Surun devamını tiyatronun çevresinde de görebiliyoruz. Karayolunun Salihli yönüne devam edildiğinde avlulu Roma yapısı, Bizans Kilisesi ve Roma hamamı kalıntıları yer alıyor. Akropole doğru ilerlerken Roma Stadionu görülüyor. Yıkılan eskisinin yerine Roma Döneminde yapılan 20000 kişilik tiyatro, Sard Çayı boyunca Artemis Tapınağı’na doğru yüründüğünde mezar anıtlar ve muhteşem tapınak görülüyor. Tapınakta Artemis ile Kybele’ye birlikte tapılmıştı. Günümüze en iyi durumda ulaşmış Artemis tapınaklarından birisi.

Paktolos/Sart çayı kıyısında, Artemis tapınağına giden yolun batısında yeralan çukurda, Lidyalılar’ın altın işlikleri bulunuyor. Beton çatılarla korunan işliklerin ortasında Kybele sunağı bulunuyor. Civa ile karışık altın, Paktolos çayından koyun postları ile toplanıp tuz ile ergitilip ayrıştırılıyordu.

BİNTEPE TÜMÜLÜSLERİ

Salihli ilçesinin kuzeybatısındaki küçük Marmara Gölü’nün güney kıyısında yer alan ve Bin Tepeler olarak bilinen mezar tümülüsleri Anadolu’da bulunmuş en büyük tümülüslerdir. Lydia Krallığının mezar tümülüsleri çok büyük ve gözalıcı eserlerdir. Antik çağın tarihçisi Heredotos en büyüğünün 355 metre çapında, daire çevresi 1115 metre ve yüksekliği de 69 metre ölçülerindeki Alyattes Mezarı olduğunu belirtiyor. Bu mezar anıtlarının Anadolunun pramitleri olduğunu söyleyebiliriz.

Tümülüslere Sardes harabelerinden toprak bir yolla otomobille iki saate yakın bir yolculukla ulaşabilirsiniz.

İnsanoğlu tarihe bakıp atalarının ayak izlerini ararken 26 bin yıl geriye kadar gidebilmiş. Manisa’nın Kula ile Salihli ilçeleri arasındaki volkanik tüflerde bulunan ayak izlerinin tarihi işte bu kadar eskilere gidiyor. Bazı ayrıntılar vardır, ilk anda insanın gözünden kaçar da biraz düşününce birdenbire çarpıcı bir etki yaratır. Bu ayak izlerinin varlığını öğrenmek de bizde öyle bir etki yarattı.

KULA ve EVLERİ

Manisa’nın Uşak tarafındaki ilçesi Kula İzmir-Ankara karayolu üzerinde bulunuyor. İzmir’den 120 km uzaklıktaki Kula, etrafı alçak tepelerle çevrili volkanik bir arazi üzerine kurulmuş.

Yaşam biçimi, doğa ve mimarinin uyumlu bütünlüğü ile oluşan geleneğin korunup günümüze ulaşabildiği özgün yerleşim yerlerinin en önemlilerinden biri olan Kula’nın tarihi MÖ 1.yüzyıla uzanıyor.

Arnavut kaldırımlı sokaklar, taş döşeli avlular, bakımlı bahçeler ve içleri minderli, yastıklı evlerle dünü bugüne taşıyan bir ilçedir Kula. Sokaklar yağmur sularının akabilmesi için ortaya doğru eğimlidir. Daracık sokaklarda dolaşırken yüksek duvarlarla kapalı avluların içini göremezsiniz. Duvarlar ev yaşamının gizliliğini sağlar. Evler taştan yapılmıştır, genellikle 2 veya 3 katlıdır.

İkinci katları daracık sokaklara uzanan çıkmaları rengarenk boyanmıştır Kula evlerinin. Dış kapıdan gölgeli, serin avluya girilmektedir. Avlularda meyve ağaçları vardır, sebze yetiştirilmektedir. Yazları oturma, çamaşır yıkama ve halı dokuma işleri hep avluda yapılmaktadır. Geceleri bütün aile burada toplanır.

Üst katlara bir ahşap merdivenle çıkılır ve sofaya açılır genellikle. Sofadan geçilen odaların sayısı değişir, evlerin ve konakların büyüklüğüne göre. Sofaların iki ucu tabandan 40-50 cm yükseklikteki kare phlanlı sekilerle biçimlendirilir ve sıcak yaz gecelerinde oturulur, konuk ağırlanır ve KUla’ya özgü türkülü-çalgılı “yaren” toplantıları gerçekleştirilir.

Kula evleri büyük aileye, özellikle de gününü hep evde geçiren kadına göre planlanmıştır. Her oda bağımsız bir yaşama birimi olacak şekilde düzenlenmiştir. Yemek yemek, oturmak, yatmak, yıkanmak gibi bir ailenin ihtiyaçlarının tümünü karşılayacak şekilde düzenlenmiştir.

Kula evlerinin özelliği işlevselliğidir. Gerekli olmayan unsurlara rastlanmaz. Yalnız başoda düzeni ve bezemesiyle diğerlerinden farklıdır. Odalarda çeşitli amaçlarla kullanılan dolaplar bulunur. İşlevlerine göre dolaplara yüklük, çubukluk, tetilik, peşkirlik, lambalık, tembel deliği gibi adlar verilir.

Büyük dolaplardan birinin altı çinko ile kaplanır ve hamamlık olarak kullanılır.

Süslemeler evin içinde de vardır. Kapılardaki ince ahşap oymalar, sofa ve başoda tavanlarında renkli boyanmış, çıta ve göbeklerle bezenmiş dörtgen-beşgen süslemeler, camlarda vitraylar tipik özellikleridir Kula evlerinin.

İlçedeki evler, dini yapılar SİT alanı içine alınarak korunmaktadır.

Kula çarşısı da, geçmişin renklerini taşır, tıpkı evleri gibi. Ünlü Kula halıları ve kilimlerinin satıldığı dükkanları, demirci ve bakırcıları, derici ve basmacıları daracık sokaklarda yan yanadır ve bir renk cümbüşü oluşturur. Gezmeye doyum olmaz, alışveriş edilmese bile.

Saray halıları arasında yer alan Kula halıları daha çok seccade biçimindedir. Mihrap çok yalındır, üçgen ya da düz, basamaklı mihrabın üst bölümünde, yastık dikdörtgen yazıtlık bulunur. Gördes seccadelerine göre daha mat renklerdedir. Kömürcü Kula olarak anılan halılar siyaha yakın bir kahverengidir. Değişik renkler de kullanılmaktadır.

Sart Ören Yeri yeniden ayağa kaldırılan kısmıyla bile ihtişamlı.

Sart Ören Yeri’nde en iyi durumdaki yapı, Sardes Gimnasionu

İzmir Geniş Bilgileri ve Turizmi

zmir ülkemizin en güzel kentlerinden biri, çoğu kimseye göre tartışmasız en güzeli. Buna en “uygar kent” sıfatını da rahatlıkla ekleyebiliriz.

Her sokağının köşesinde, kapıların önünde, evlerin pencerelerinde göreceğiniz renk renk, koku koku çiçekleri ve rahat, uygar insanları ile yüreğinizi ışıtır. Mevsim baharsa yörük gelinleri narçiçeği rengiyle; yazın ilerlemiş zamanı ise Sakız yaseminleri her yeri boyayan düşsel kokusuyla kanınıza girer. Bahar deyince aylardan mayıstır sanmayın, şubatın ortalarıyla başlar bahar ve mayıs artık yaz sayılır İzmir’de.

Kadifekale

İzmir’i önce kuşbakışı görmeye ne dersiniz? O zaman Kadifekale’ye veya Asansör’e çıkacağız. 186 metre yükseklikteki Kadifekale’nin kalesi Büyük İskender tarafından yaptırılmıştı. Bugün batıdaki beş kulesi ile güneydeki duvarları ayaktadır.

Burada bir çay içip İzmir’i, körfezi seyretmeli.

Asansör

Burayı uzak bulursanız Konak Meydanı’na yakın İzmirli ünlü şarkıcı Dario Moreno’nun adını taşıyan sokağa girip asansörle yukarıdaki gazinoya çıkın. Asansör uzun yıllar sahil şeridindeki Karataş ile yukarıdaki Halil Rıfat ve çevre semtler arasında ulaşım aracı olarak görev yaptı. Dünyanın ulaşım aracı görevi yapan ilk paralı asansörlerinden biriydi kuşkusuz. Şimdi çevresi ile birlikte restore edildi ve turistik hizmet veriyor.

Çevresinde verimli topraklar bulunan ve bir de korunaklı limana sahip olan İzmir elbette tarih boyunca önemli bir ticaret merkezi oldu. Ve tabii aynı zamanda bir kültür ve sanat kenti! Homeros’un; Thales, Anaximenes, Anaximandros gibi felsefe tarihinin büyük isimlerinin burada yaşadıklarını hatırlatmak yeter sanırız. Felsefenin, bilimlerin beşiği Ege’ydi, İzmir’di. Ve tabii bir liman kenti olmanın kaderini de yaşadı. İstilalar, yıkımlar, yangınlar ve salgın hastalıklar gördü. Ama hep varoldu ve güzelliğini bu günlere taşıdı.

Smyrna’dan İzmir’e

Bütün kentlerin efsaneleri vardır. İzmir gibi güzel kentlerin daha çok efsanesi vardır. Bunlardan biri kentin adının tarihin amansız kadın savaşçıları Amazonlar’dan geldiğini anlatıyor: Yayı iyi germek, oku hedefine atmak için sağ memelerini kesen, dört nala koşan atları üzerinde uzun saçları atlarının yeleleri ile birlikte uçuşarak herkese korku salan Amazon kadınlarının güzeller güzeli komutanları Symirna’dan. Symirna dillerde döne dolaşa İzmir olmuş.

Efsane böyle söylüyor. Uluslararası üne sahip arkeoloğumuz Ekrem Akurgal bugünkü Bayraklı’da kurulan ilk kentin adının Smyrna olabileceğini ve bunun MÖ. 3000 yılına dayandığını belirtiyor.

Smyrna-Tepekule

Tekel Şarap Fabrikası bağlarının sınırları içindeki 150 dönümlük alanda kalan Tepekule isimli höyük ilk yerleşimin bulunduğu yerdir. Görünürde çok şey olmadığına bakmayın, burası beşbin yıllık bir yerleşimden kalan ve tarihin görülebilen en eski yerleşimidir. Son kazılarda burada MÖ. 925 yılına tarihlenen bir evin ortaya çıkarıldığını söylersek Bayraklı’nın önemini anlatmış oluruz herhalde.

Smyrna’dan kalan en önemli yapı olan Devlet Agorası Namazgah semtinde, 920. Sokak’tadır. İki katlı bazilikanın kemerleri iyi durumdadır.

Smyrna örenindeki Athena Tapınağı, dünyanın bilinen en eski Athena Tapınağıdır. Yapının başlıklarından biri ören yerinde sergilenmektedir.

Smyrna’da 1949’dan bu yana Akurgal tarafından sürdürülen kazılarda ayrıca, İ.Ö. 4. yüzyıldan bir kralın 16 odalı, avlulu konutu, Tepekule’nin güney eteklerinde ise sur duvarlarına bitişik anıtsal bir çeşme ortaya çıkarılmıştır.

İzmir’den Aydın yoluna doğru devam edip giderken Şirinyer’de bir bölümü ayakta su kemerleri görülmektedir. Kemerler Kadifekale’deki kente su getirmek için yapılmışlardı. Eski çağlardan kalan Roma Yolu’nun 140 metrelik bölümü Eşrefpaşa’da Cumhuriyet Parkı’nın içinde görülebilmektedir.

Çok eski ve çok zengin uygarlıklara yurt olmuş İzmir çok da yıkım gördüğü için o çağlara ait çok fazla iz kalmamıştır.

Konak

Konak Alanı kentin merkezidir. Buradaki saat kulesi de kentin sembolü sayılır. 1838-1814 arasında Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılına armağan olarak yapılan kuleyi ve İstiklal Savaşı’nın başlangıcı sayılan ilk kurşunu atan Hasan Tahsin’in tabancasında her zaman bir güvercin göreceğiniz heykelini arkanıza aldığınızda, yani denize sırtınızı dönüp yürüdüğünüzde çok büyük bir alanı kaplayan tarihi çarşı Kemeraltı’na girersiniz.

Kemeraltı

Bayram arifelerinde gerçek anlamda yürümenin mümkün olmadığı çarşı her zaman cıvıl cıvıldır. Ana caddesinden ilk “S”yi çizip biraz ilerlediğinizde bir “lezzet molası” verin. Solunuzda kalan küçük, eski bir dükkana girin. Adı “Özsüt”. Burada bir kazandibi yiyin de bakın bakalım kazandibi nasıl olurmuş!

Kemeraltı’nda sadece ana caddeden yürümeyin; sokaklara, içerilere girin. Hisar Camisi (1592) ve önündeki Hisarönü egzotik bir yöredir. Her türlü çiçeği ucuz fiyatla bulabilirsiniz. Lokantaların bulunduğu küçük sokaktaki lokantalar lezzet yarışındadır. Teyzemin Mantısı da tadılabilecek lezzetlerden. İzmir’in iki ilçesi Tire ve Ödemiş de çevrede köfteleri ile rekabet halindedirler. Biz ikisini de salık veririz.

Ünlü Kızlarağası Hanı geçtiğimiz yıllarda restore edildi. Orta avlusunda öğle yemeği veren lokantalar var, yazın serin bir yer. İçi turistik eşya satıcıları ağırlıklı dükkanlarla dolmuş.

Bir zamanların ünlü hanı yeniden hayata dönmüş.

Akdeniz Mutfağı ve İzmir’de Gece keyfi

İzmir yemek konusunda tam bir Akdenizli kenttir. Yılın çok büyük bir bölümünü yaz ve baharlarla geçiren İzmir’in sokakları; dükkanları, büfeleri ve seyyarları ile tümüyle açıkhava lokantasıdır. Sokakların en popüler yemeklerinden bir kelle söğüştür. Sabahları has İzmirli boyoz satılır. Gevrek (simit) yanında İzmir tulumu olmadan alınmaz. Öğlenden itibaren de adım başına da bir midye dolmacı bulunur. Ve tabii akşamları çöp şiş.

Kemeraltı’nda Havra Sokağı’ndakiTalmut Tora Musevi tapınaklarının en eskisidir. Sokağın adı da buradan geliyor. Şimdilerde meyhaneleriyle biliniyor.

Tarihi çehresi biraz değişikliğe uğradıysa da ünlü Meserret’i görmelisiniz. Dönemin ünlü otelinde İzmir’in kurtuluşundan sonra Mustafa Kemal oturmuş rakısını yudumlarken garsona sormuş: “Oğlum,” demiş, “Yunan komutanı Venizelos burada hiç rakı içti mi?” Garson “Hayır Paşam,” deyince “Peki,” demiş, “o zaman neden almış İzmir’i?” Bu soru Mustafa Kemal’in inceliğini ve İzmir’in güzelliğini ne güzel özetliyor.

Kordonboyu İzmir’in sahil gezi yoludur, yol boyunca lokantalar, biracılar, publar sıralanır. Kaldırıma konulan masaların arasından insanlar yürür. Ve böyle bir şey sadece İzmir’de yadırganmaz. Ne masalara oturmuş yiyip içenler ve ne de masaların arasından geçip gidenler tedirgin olurlar. İyileri biraz pahalıca olan lokantalarda iyi bir sofra öncelikle rokası, teresi ile bol yeşillikli olur. Kalamar bulunur ve aman ha kalamara limon sıkılmaz. İstanbul’da tekir olan balık artık Egelidir ve barbundur, çipura İzmir’in yerlisidir ve hemşerisi trança ile lezzet yarışındadır. Çipura yiyecekseniz denizden mi, çiftlikten mi olduğunu anlamaya çalışın. Çiftlik çipurasında denizden gelenin tadını bulamazsınız. Kaşık kaşık yenilen sütlü trança ise yalnızca İzmir’de yapılır.

Akşamüstü ortalığı tatlı bir serinlikle saran İmbat da çıkmışsa Kordon keyfi katmerlenir.

Kordon’dan içeriye doğru yüründüğünde Alsancak’ın eski Rum ve levanten evlerinin oldukça iyi korunduğu sokaklarına girilir. Son yılların gözdesi buralar oldu ve kimi İzmirliler Kordon’u bile unuttular. Sokağa çıkan masaları ile lokantalar, barlar yan yana sıralanıp gidiyor bu güngörmüş sokaklarda.

Karşıyaka

Eski evleri arkalara sıkıştırmış modern yapıları ile Karşıyaka, büyük bahçeli konakların bulunduğu Bornova, eski levanten köşkleri ile Buca ve kaplıcaları ve çiçek seraları ile Balçova. Balçova’dan teleferikle çıkılıp kendir pişir – kendin ye usulü sofralar kurulan teleferik, Karşıyaka’nın arkasını verdiği ve üzerinde krater gölü bulunan Yamanlar tepesi… İzmir’de gezilip görülecek çok yer var daha.

İzmir Arkeoloji Müzesi

Ege’nin çeşitli kazılarında bulunan zengin bir koleksiyonun sergilendiği Arkeoloji Müzesi’ni mutlaka görmeli. Konak’tan Varyant’a çıkarken hemen sağınızdaki müzede İzmir, Bergama, Efes, Sardes ve daha birçok kazıda bulunan Hitit, Hellenistik, Roma ve Bizans eserleri sergileniyor.

Kültürpark

Yorulup ya da, sıcaktan bunalıp da nefes almak isteyenler geniş bir alana yayılan Kültürpark’ın yeşiline, buradaki çay bahçelerine, lokantalara kapağı atıyorlar. Ülkemizin en büyük fuarının kurulduğu Kültürpark’ta çeşitli eğlence yerleri de var.

İzmir’in adının güzeller güzeli Smyrna’dan geldiğini yazının başında söylemiştik. Adının güzel bir kadından gelmesinden mi nedir, İzmir’in kadınları gerçekten güzeldir. Ülkemizin ünlü mankenlerinin yarısı İzmirlidir, bütün Türkiye de diğer yarısını paylaşır. Güzellik kraliçelerinin çoğu da öyle.

KIMIZ ÇİFTLİĞİ

İzmir – Ankara yolunda Torbalı yönüne sapıp Kemalpaşa ilçesini sağınızda bırakarak 4 km. ilerleyin. Sağa dönün, Alaş Kımız Üretme Çiftliği karşınıza çıkacak.

Türkiye’nin tek kımız üretim yeri küçük bir Kazakistan gibi. Çiftlik çalışanları Kazak kıyafetleri içinde, otağın dekorasyonu da Kazak usulü yapılmış. Otağ’da yere serilmiş keçelerin üzerine oturup kımız içiyorsunuz. Kımız at sütünden yapıldığı için çiftlikte Avusturya kökenli Haiflinger cinsi kısraklar besleniyor.

Kısraklar bül süt versin diye işe koşulmuyor. Kımızın iyisi en az iki kez yavrulamış kısrağın sütünden oluyormuş. Çiftliğin 200 dönüm arazisi var, kısraklar burada özgürce gezip otluyorlar. İsterseniz ata da binebilirsiniz, tabii sağmal olanlarına değil. Çiftliğin lokantasında Kazak, Kırgız, Özbek gibi Asya Türk boylarının yemekleriyle de karnınızı doyurabilirsiniz.

YAMANLAR DAĞI

Karşıyaka’nın arka tarafında yükselen Yamanlar Dağı’na 40 km’lik bir yolla çıkılıyor. Tepede büyük bir çamlık içinde yüzme havuzu ve restoranı ile güzel bir mesire yeri var. Buradan 20 dakika ötede ise güzel bir krater gölü olan Karagöl. Gölün kenarındaki çamlar altında piknik yapmak isterseniz malzemenizi İzmir’den getirmelisiniz.

İNCİRALTI

Çeşme yolundan ilerleyip Balçova girişinin karşısına dönerek dev okaliptus ağaçlarının arasından bir kaç kilometre ilerlerseniz kimi şık, kimi salaş balıkçı lokantalarıyla karşılaşacaksınız. Burası İnciraltı’dır.

Bir zamanlar çok popülerdi, sonraları gözden düştü. Son yıllarda yeniden ilgi görmeye başladı. Havaya göre açık veya kapalı alanda oturup iyi bir yemek yiyebilirsiniz. Biraz daha lüks lokanta arıyorsanız sola doğru devam edip sahili izleyin.

Gümüldür ve Özdere ve notİon ve klaros

Seferihisar’dan Gümüldür’e doğru yola çıkıldığında Değirmendere’de Örenşehir köyünde antik Kolophon kenti kalıntıları ilk durak olmalı. Kolophon MÖ. 8. ve 7. yy’da İonia’nın en zengin kentlerinden biriydi. Verimli toprakları, denizcilikteki ustalıkları yanında lüks yaşamaya meraklıları ile de ünlüydüler Kolophonlular. Kazılar mimari açıdan önemli buluntular ortaya çıkardı. Fakat kalıntılar çok belirsiz olduğundan amatör gezginlere pek bir şey söylemiyor. Bakıp bakıp da “Mimari açıdan önemli buluntular ne ola ki?” diye sorabilirsiniz. Doğanbey köyü yakınlarında (Seferihisar’a 15 km.) diğer İonia kenti Lebedos yer alıyor.

Meraklıları için Seferihisar’dan 13 km. sonra sola ayrılan ve tepeler üzerinden Cumaovası’na ulaşan ara yolun üzerinde Cumalı Ilıcıları bulunduğunu belirtelim. Çok basit tesislerin bulunduğu ılıcalar çok eski tarihlerden beri bölge halkı tarafından kullanılıyor.

Gümüldür ve Özdere hattı yeni gelişen turizm bölgesi. Bu bölge İzmir çevresinin en iyi satsuma mandalinlerini yetiştirir. Turizmin gelişmesi ve yazlık ev merakı sahile yakın yerlerdeki mandalinlikleri hep arsa haline getirdi. Mandalinler iç taraflarda kaldı.

Gümüldür’den doğuya, Kuşadası yönüne devam edildiğinde ara ara sahil tarafında, ama daha çok solunuzda çam ormanları var. Hemen her yıl bir yerinde yangın çıkan çamlıklar çok azaldı. Çok değil, on yıl önce bütün tepeler güzel çam ormanları ile örtülüydü. Özdere, yol üzerindeki Çukuraltı ve 2 km. içerideki güzel köyü ile iki bölümlü bir belediye. Çukuraltı deniz kıyısında ama bütün kıyı yazlıklarla kaplı olduğu için yerleşim bitene kadar denizi göremeyeceksiniz. Köy girişini geçtikten sonra denizle birleşen yol boyunca hâlâ bakir kalmış koylar görebilir ve ilgilenirseniz adaçayı toplayabilirsiniz.

Kuşadası’nın sahilinde otel yapılacak yer kalmayınca yeni oteller Özdere-Gümüldür Sahil şeridine kaymaya başladı. Kuşadası’nın kentleşmiş yoğunluğundan uzak, kolayca gidilip gelinecek kadar yakın.

Notion

İzmir-Kuşadası kavşağına geldiğinizde yolun sağında (deniz tarafı) ve solunda iki antik kent yer alıyor.

Sağda kalan ve Ahmetbeyli plajı ile içiçe olan Notion ilk kez 1921’de kazıldı. Kolophon kentinin güney limanı olduğu için güney anlamına gelen bu isimle adlandırılmış.

Kentin batı ve kuzeyindeki iki kapısı ayaktadır. Akropolün üstünden Samos Adası ve Kuşadası’na doğru çok güzel bir deniz manzarası seyredebilirsiniz. Hellenistik dönemde yapılmış, Roma döneminde değişikliğe uğramış tiyatroyu ve kent duvarlarından kalan bölümleri görebiliyoruz. Bir de otlayan keçi sürülerini görebiliriz ama kentle ilgili bilgi içeren herhangi bir tabela falan aramayın, yoktur.

Klaros

Ahmetbeyli plajına 3 km uzaklıkta olan ve Notion’a göre kara tarafında kalan komşu kent Klaros ise kehanet merkezi olarak ünlüydü ve Kolophon’a bağlıydı. İzmir yolu üzerindeki girişinde bir ok işaretinden giriyor, yol ikiye ayrılınca sağa dönüyorsunuz. Eğer ot bürümüş alanda biraz çaba gösterirseniz girişi bulabileceksiniz. Burada da açklayıcı hiçbir tabela yok.

İlk kazılar 1907 yılında Osmanlı Müzesi adına Theodor Makridy bey tarafından yapılıyor. 1950’lerde Fransa adına yürütülen Louis Robert kazılarında yapının aslı ve kutsal çevresi yeterince ortaya çıkarılmış. Son kazılar ise Juiliette de La Geniere ve Nuran Şahin tarafından yürütülüyor.

Asya’nın en önemli bilicilik merkezlerinden biri olan Klaros’un başarısı yüzünden örende çok sayıda armağan, adak, ve yazıt bulunmuş. Klaros’taki bilicilik geleneği Manto adlı bir bilicinin oğlu olan Mopsos’a dayanır. İ.Ö.6. yüzyıla inen heykel buluntuları yanısıra Hellenistik oturan Homeros figürü, Klaros’un önemini gösteriyor. Dor düzenindeki tapınağın sütunları taş sağlamak için devrildikleri biçimde duruyor Tapınakta bulunan dev heykeller ören yerinde alçı kopyaları ise tapınağın batı ucunda sergileniyor. Oturan dev Apollon, anası Leto ve ikizi Artemis heykelleri Hellenistik çağa tarihlenirler. Tapınağın altına giren ve dolanan koridorlar, fal bakan rahiplerin bulunduğu bölmeye ulaşıyordu. Kemerli odanın içindeki su kaynağı fal bakmada önemli bir işleve sahipti. Yapının doğusundaki sunak önünde elegeçen halkalardan anlaşldığı gibi yüz dananın kurban edildiği görkemli törenler yaşanıyordu. Kuzeyde ikiz Artemis’in küçük tapınağı yeralıyor. Heykel buluntuları için İzmir Arkeoloji Müzesi’ne gitmek gerekir.. Ören yerinde Phokaia/Foça, İkonion/Konya gibi kentlerle Akdeniz’in dört bucağından kentlerin bilicilik metinleri izlenir.

Çeşme Yarımadası Turizmi

İzmir’in batıya doğru uzanan yarımadasında Çeşme, Urla ve Karaburun ilçeleri yer almaktadır.

Yol üzerinde geçilen Urla, Çeşmealtı ve Mordoğan İzmirlilerin orta halli yazlıklarının mekanıdır. Urla’nın ilçe merkezi denizden içeridedir fakat hem İzmir Körfezi’ne hem de Sığacık Körfezi’ne sahili vardır. Urla’ya bağlı Bademler Köyü ilginç, özellikle görülmeye değer. Kooperatifleşmenin ilk örneklerini vererek kalkınmış Bademler; modern evleri, okuma ve tiyatro salonu ve ülkemizin tek “Oyuncak Müzesi” ile alışageldiğiniz köylerden çok farklıdır.

KARABURUN

İzmir Körfezi’nin batı ucunda yer alan Karaburun, kendi adıyla anılan yarımadanın en bakir yöresidir. 106 km’lik İzmir – Karaburun yolu deniz kıyısını izleyen asfalt ama çok virajlı olduğundan birbuçuk saat kadar sürer. Yol virajlıdır ama her virajı döndüğünüzde dantel gibi işlenmiş küçük koylar çıkar karşınıza ve bu yolculuğu keyifli kılar. Karaburun’dan önce mordoğan’a ulaşılır. Yol boyunca toplu ya da tek tek yazlıklar sıralanır. Kurulan balık çiftlikleri iledenizin kirlenmesi ivme kazandı.

Karaburun kayalar üzerinde kurulmuş, ancak batısı sahil olan sarp bir kücük ilçedir. Şeyh Bedrettin’in müridlerinden Börklüce Mustafa’nın önderliğindeki köylü ayaklanmalarının geçtiği yörelerden biri olarak biliniyor ama ilçede ve çevre köylerde o döneme ait hiçbir iz, hiçbir anı yok.

İzmir çevresinin en temiz denizi Karaburun’dadır dense yeridir. Dalma merağınız varsa takımlarınızı yanınızda götürün. Karaburun, Alaçatı kadar olmasa da windsurf için de uygun esintiye sahiptir.

Çevreye gezi yapmak isterseniz, Büyükada ve Küçükada’ya tekne turuna katılabilirsiniz. Adaların denize girmeye uygun son derece güzel sahillerinin olduğunu da not edelim. Issız yerlerde kamp kurmak ve doğayla başbaşa olmak isteyenler çadırlarını, sırt çantalarını toplayıp Karaburun’a koşsunlar. Sakin ve çok güzel yerler bulucaklar.

ÇEŞME

İzmir’den Çeşme’ye yeni yapılan güzel otoyolla ulaşılıyor. Otobüsle gitmek isteyenler İzmir Üçkuyular terminalinden otobüse binmeliler. Otomobille 45 dakika sürüyor.

Muğla veya Aydın yönünden gelenler Selçuk (veya Kuşadası) – Gümüldür – Seferihisar yoluyla İzmir’e uğramadan Çeşme’ye ulaşabilirler. Yer yer virajlı ama sahil boyunca ilerleyen güzel bir yol, fazla trafiği de yok.

TARİHİ İLÇE MERKEZİ

Çeşme’nin tarihi ilçe merkezinin bulunduğu eski yerleşim ise Ilıca’dan on dakika ilerde. İlçenin eski yerleşimi önemli ölçüde korunabilmiş. Dar sokaklar, küçük evler arasından geçerek deniz kenarına çıktığınızda şimdi otel olarak kullanılan Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı’nı (1528) göreceksiniz. Yazın en sıcak günlerinde bile serin iç avlusu ve odaları ile çok iyi durumdadır. Arka tarafında da Çeşme Kalesi yer alıyor. Kalenin üzeri güzel manzaralı bir lokanta, özellikle geceleri rakı-balık sofrası için uygun. Taverna havalı işletmelerden hoşlanmıyorsanız denemeyin. 1508’de yapılan Osmanlı kalesi daha sonra onarım görmüştür. Ön taraftaki anıt 1770 deniz savaşlarında ölenlerin anısına 1953’de yapılmıştır.

Çeşme’nin hemen karşısındaki Yunan adası Sakız çıplak gözle görülebilecek kadar yakındır. Çeşme Limanı’ndan İtalya seferleri yapan feribotlar kalkar, deniz yoluyla gelen turistlerin de giriş kapısıdır. İlçe merkezinin sahilinde oteller, lokantalar, cafeler bulunur ama denize girmek için biraz ötelere gitmek gerekiyor.

Ama Çeşme’nin sokaklarını iyice bir dolaşmalısınız. Pek çoğu pansiyon olarak kullanılan küçük, şirin evlerin arasında daracık sokaklarda gezmenin keyfi bir başka oluyor.

Çarşı çok sayıda “turistik eşya” satan dükkanla dolu. Sizin ilginizi sakız reçeli; sakız, kekik ve anasonla beslenen arıların yaptığı güzel ballara çekmek istiyoruz. Çeşme’de bol sakız ağacı var ve sakızdan her türlü şey üretiliyor. Dondurmasını ve muhallebisini tatmanızı öneririz.

Her yaz düzenlenen Uluslararası Müzik Festivali’ni de ilgilenenlere hatırlatalım.

DALYAN

Çeşme’den 10 dakika uzaklıktaki Dalyan yörede yaz gecelerinin en gözde yeridir. Yatların ve balıkçı teknelerinin, kayıkların bağlandığı doğal limanı bir dere gibi karanın içine girmektedir. Köyün Rumlar döneminden kalan eski evleri, sokakları oldukça iyi korunmuş durumdadır. Bazı evlerin pansiyon olarak düzenlendiği köyün daracık sokaklarının arasından geçip dalyana, deniz kıyısına çıktığınızda yörenin en güzel balıkları sizi bekliyor. Bir dizi balıkçı lokantasının sıralandığı Dalyan’da Barbaros Hayrettin ve bir de balıkçı heykeli bulunuyor. Yaz sezonunda sık ve düzenli ulaşım sağlanıyor. Dalyan’a varmadan sola dönüp bir – iki km. denize doğru ilerlediğinizde eski adı Aya Yorgi olan yerleşimde de pansiyon ve balıkçı lokantaları bulabilirsiniz.

ILICA -ŞİFNE

Ilıca yeni bir yerleşim. İzmir’in en gözde yazlık yeri. Arsa pek bulunmuyor, yazlık evlerin alınıp satıldığı pek görülmez ama satılırsa da çok pahalıdır. Yeterli otel ve lokantal var. Yazın sıcak günlerinde bile öğleden sonra çıkan İmbat, serinliğiyle havayı rahatlatan bir rüzgardır. Akşam iyice inerken İzmir sosyetesinin gençleri sokaklarda volta atmaya, gece de gençler diskoları, büyükler meyhaneleri doldurmaya başlar. Apartmanlaşmamış yazlık evlerin bakımlı bahçelerinde sofralar kurulur.

Ilıca’nın plajı uzun, güzel kumsallıdır. Sığ denizi özellikle küçük çocuklar için çok uygundur.

Ilıca’nın adı 1,5 km ilerdeki Şifne ılıcalarından geliyor. 42 derece sıcaklıktaki doğal havuz suyunun fazlası denize akıyor. Tuzlu deniz suyu dibe inip tekrar ısınıyor ve yüzeye çıkarken mineralleri de getiriyor. Şifası da buradan geliyor. Romatizmal hastalıklar, iç hastalıkları ve kadın hastalıklarına iyi gelen termalin dinlendirici özelliği de var. Hem banyo olarak hem de içme yoluyla yararlanılıyor. Uzmanlar hastaların 21 banyoluk kür yapmalarını salık veriyorlar. Çamur banyosu ise cilt hastalıkları için kullanılıyor, ancak çamur için tesis olmadığından pet şişelerle otele getirilip vücuda sürülerek kullanılıyor. Eskiden köy girişinde gözlerdeki katarakta iyi gelen bir kaynak varmış. Sonraları kaynak kurumuş. Şifne’nin havasının da sağaltıcı etkisi var. Açık denizden temizlenerek gelen bol iyotlu Gerence rüzgarı astım ve diğer solunum hastalığı olanlara iyi geliyor. Termal suyun denizin bir bölümünde alttan kaynaması ise az görülür şeylerden. Denizin kaynak bölümü iyiden iyiye ılık oluyor, biraz uzaklaştığınızda su soğumaya başlıyor. Otel, pansiyon, lokanta ve market bulabilirsiniz. Otellerin bazılarında termal banyo ve havuz var. (Oteller Özel Eki’ne bakınız.)

Şifne yolu üzerindeki Tanay Orman İçi dinlenme Kampı çamlar arasında piknik yapmak, durup bir soluklanmak için güzel bir yer. Çocukların rahatça koşturabileceği mola yerinde büfe, tuvalet gibi ihtiyaçlar karşılanabiliyor.

Şifne’nin ilerisinde de Büyük Liman ve Paşa Limanı bulunuyor. Biraz ötesi de Ildırı.

ILDIRI

Eski bir Rum köyü olan Ildırı Ilıca’dan 15 km uzaklıktadır. Ilıca’dan sonra kıyıboyu dar bir asfalt yolla ulaşılıyor. Ildırı’ya 1924’deki mübadeleden sonra Selanik’ten gelen göçmenler yerleşmişler.

Balıkçılığın yanında bol suları ile tarıma da elverişli bir yerleşim. Bol sebze yetiştiren köyün en ünlü ürünü enginar. Burada yetişen enginarın hiçbir yerde yetişmediği iddia ediliyor. Balıkla süslenmiş bir rakı sofrasında zeytinyağlı enginarı deneyip siz karar verin. Sofrada bir de deniz börülcesini deneyin, ilginç bir lezzeti var. Zeytinyağlı limonlu sosa yatırılmış patlıcan salatasını da eksik etmeyin. Balıklardan besi veya deniz çipurası ile levrek, barbun, kefal, melina denilen ada izmariti ve kesenize uyarsa ıstakoz bulabilirsiniz.

Ildırı körfezinin açığında 28 küçük ada var. Adaların birisi körfezin içinde kalıyor. Kendine güvenenler yüzerek adadan adaya tur atabilirler. En yakındaki adaya onbeş dakikada yüzebilir, isterseniz sabah kalkıp akşam dönen ve adaların etrafında yüzme molaları vererek dolaşan tekne turuna katılabilirsiniz.

Ildırı antik Erythrai’nin yerine kurulmuş. Antik kenti çeviren surlar iyi durumdadır ve güzel taş işçiliği örnekleridir. MÖ 4. yy’ın sonu ile 3. yy’ın başlarında yapılmıştır. Köy kahvesinin yakınında Hellenistik döneme ait çakıltaşı mozayiklerin bir bölümünü görebilirsiniz. Athena tapınağının kalıntıları da gün ışığına çıkarılmıştır. Tiyatronun kalıntıları da görülebilmektedir, ancak çok tahrip edilmiş, yağmalanmıştır. Kazılardan çıkan taşınabilir buluntular İzmir Müzesi’ndedir. Köy bütünüyle SİT alanı dır. Ama SİT alanı dışında kalan çevredeki tepeler yazlık konutlar tarafından işgal edilmeye çoktan başlandı.

Otelde değil de pansiyonda kalmak isterseniz çevrede ve köy içinde pansiyonlar da var. Muhtarlık tarafından işletilen pansiyona bir bakın. (Tel: 0.232.715 20 02)

ÇİFTLİKKÖY

Çeşme merkezinden 5 km. uzaklıktaki Çiftlikköy ve çevresi kumsal plajları, sörf için elverişli rüzgarları ve iyi otelleri ile ilçenin turizm merkezini kendisine doğru çekiyor. Sahili izleyen yol üzerindeki köyde Rumlardan kalma yüz kadar ev koruma altında. Mimari özellikleri, kapılarının tahta işçiliği ve güzel kapı tokmakları ile dikkat çekici evlerin içlerini rica ederseniz görmeniz mümkün.

Köy balıkçılıkla geçiniyor, sabah balıktan dönen tekneleri karşılarsanız ucuz ve taze balık alabilirsiniz. Deniz dibi taşlık olduğundan balıkların lezzeti de bir başka güzellikte. Balıkçı lokantaları da ucuz sayılır. Yerli zeytinyağı ile yapılan salata ve sarımsaklı patlıcan közlemesi ısmarlamayı unutmayın. Hoş, siz unutsanız da hemen hatırlatırlar ya, biz önce davranalım dedik. Balık ve et lokantalarının yanında gözleme, pide, börek gibi şeyler yapan yerlerde de karnınızı doyurabiirsiniz. Biz gene de balıkçı lokantalarından şaşmayın deriz. Az miktarda üretilen balı da şifa niyetine satılıyor.

Çiftlikköy’den devam ederseniz yarımadanın güney yakasındaki Altınkum plajlarına çıkarsınız. Deniz Çiftlikköy tarafında dalgalı iken Altınkum’da durgun oluyor. Çeşme ve İzmir’den haftasonunda gelenler kumsalı dolduruyor. Çadır kurulabilecek alanlar da var.

ALAÇATI

Alaçatı Çeşme’nin güneyinde gelişmekte olan bir turizm merkezi. Ilıca’da yer kalmayınca yazlıklar Çeşme-Alaçatı arasına kaydı ve bu bölge de hemen hemen doldu. Alaçatı sahili, bölgenin sörf merkezi. Rüzgarı eksik olmayan Çeşme yarımadasında diğer koylara göre, iki kat daha sert esen rüzgar, Alaçatı iskelesini sörf meraklıları için çekici kılıyor. İskelede bir sörf Okulu da var.

Denize Çark plajından giriliyor. Altın sarısı kumsalı ve sığ denizi özellikle çocuklu aileler rahat ettirecek cinsten. Deniz son derece temiz ve hiç kesilmeyen rüzgar yazın en yakıcı günlerinde bile rahat ettiriyor.

Plajda bir çadır gazino var. Soğuk içecekler ve gözleme yapıyorlar.

Plajdan uzaklaşıp ta Alaçatı’nın bakir koylarına girdiğinizde kaya yapısının farklılığı da ilk bakışta dikkat çekiyor. Rüzgarın savurduğu kum taneciklerinin aşındırdığı yumuşak kayalar Kapadokya benzeri şekiller oluşturmuş. Fotoğraf makinanız yanınızdaysa çok hoş kareler yakalayabileceksiniz.

Alaçatı köyü iskeleden içeride. Ponza taşıyla yapılan; yazın sıcağı, kışın soğuğu geçirmeyen tarihi Alaçatı evleri güzel mimarisiyle dikkat çekiyor. Köy çarşısı son derece renkli. Her türlü ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Belde merkezinde 200 yıllık bir sakız ağacı var, korumaya alınmış.

Alaçatı’ya girişte sağlı sollu tatil siteleri gözünüze çarpacak. Yeni yapılan tatil siteleri Alaçatı’nın tarihi mimarisinii örnek almaya çalışıyorlar. İyi de ediyorlar

Belevİ Mausoleumu turizm

Efes’in 11 km. uzağında Tire yolu üzerindeki Belevi Mousoleumu dünyanın 7 harikasından biri sayılan Halikarnassos Mousoleumundan ( Bkz. Bodrum sayfaları ) sonra Anadolu’da bulunmuş en büyük mezar yapısıdır. Podyum kısmının yüksekliği 11.37 m’dir. Anıt yerli kayanın yüzeyine işlenmiş blok taşlar işlenerek kapatılmasıyla oluşmuş kare planlı 29.65 m. boyutlarında. Anıt mezarda bulunan heykeller Efes vi İzmir müzelerinde.

Belevi’ye Selçuk-İzmir otobanından Tire yolu üzerinde otoyolun altındaki köprüden geçerek ulaşabilirsiniz.

BUHARLI

LOKOMOTİFLER MÜZESİ

Selçuk’tan Aydın yönüne giderken Çamlık’a geleceksiniz. Çamlık’ın çarşısının içinden sağa döndüğünüzde ilginç bir müzeyle tanışacaksınız: 1991’de açılan eski buharlı lokomotiflerin, vagonların sergilendiği açık hava müzesi, 1918’de, 1930’lu, 40’lı tarihlerde çalışmış, nice insanı ve yükü ülkenin dört bir yanına taşıyıp “emekliye ayrılmış” lokomotifler, makaslar götürüyor, yaşamamış olanlar için de ilginç bir tarih bilgisi veriyor. Müzeye Kuşadası’ndan gitmek isteyenler Davutlar üzerinden Çamlık’a çıkan yolu izleyebilirler. Yeşillikler arasından giden asfalt ama biraz dar bir yol daha ilginç olabilir. Yolda Kirazlı Köyü girişinde sağınızda kalan tarihi su kemerlerini görebilir, çamlar arasında güzel bir yolculuk yapabilirsiniz.