GeziyoruZ

BİZİMLE GEZMEYE VAR MISINIZ??

Türkiye dünya mirası listesi içinde


Dünya Miras Listesinde Türkiye…

Bütün insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal sitleri dünyaya tanıtmak, toplumda sözkonusu evrensel mirasa sahip çıkacak bilinci oluşturmak ve çeşitli sebeplerle bozulan, yokolan kültürel ve doğal değerlerin yaşatılması için gerekli işbirliğini sağlamak amacıyla UNESCO’nun 17 Ekim – 21 Kasım 1972 tarihleri arasında Paris’te toplanan 16. Genel Konferansında sorunun uluslararası bir sözleşme konusu yapılmasına karar verilmiş ve 16 Kasım 1972’de “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” kabul edilmiştir. Türkiye, bu sözleşmeyi 23 Mayıs 1982 tarihinde onaylanmış ve 1983 yılında Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

2000 yılı sonu itibariyle Dünya genelinde Dünya Miras Listesine kayıtlı 690 kültürel ya da doğal varlık bulunmaktadır. Bunların 530 tanesi kültürel/arkeolojik sit, 137 tanesi doğal sittir. 23 tanesi ise karma (kültürel/doğal) sittir. Her yıl gerçekleşen Dünya Miras Komitesi toplantıları ile bu sayı artmaktadır.

Ülkemiz, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün sorumluluğu altında yürüttüğü çalışmalar neticesinde bugüne kadar Dünya Miras Listesine 9 adet varlığımızın alınmasını sağlamıştır.

Bu varlıklardan; İstanbul, Safranbolu, Boğazköy, Nemrut Dağı, Xanthos-Letoon, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Truva Arkeolojik Kenti kültürel, Pamukkale ve Göreme-Kapadokya hem kültürel, hem doğal miras olarak listeye alınmıştır.

Dünya Miras Listesindeki Doğal ve Kültürel Varlıklarımız

Sıra : 356
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : İstanbul’un Tarihi Alanları
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 6.12.1985

Sıra : 357
Niteliği : Doğal / Kültürel
Varlığın Adı : Göreme ve Kapadokya Milli Parkı
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 6.12.1985

Sıra : 358
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 6.12.1985

Sıra : 377
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Hattuşaş (Boğazköy)
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 28.11.1986

Sıra : 448
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Nemrut Dağı
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 11.12.1987

Sıra : 484
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Xanthos-Letoon
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 9.12.1988

Sıra : 485
Niteliği : Doğal / Kültürel
Varlığın Adı : Pamukkale – Hierapolis
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 9.12.1988

Sıra : 614
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Safranbolu Şehri
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 17.12.1998

Sıra : 849
Niteliği : Kültürel
Varlığın Adı : Truva Arkeolojik Kenti
Dünya Miras Listesine Alınma Tarihi : 2.12.1998

Uygarlıkların beşiği olarak çok zengin bir kültürel ve tarihi mirasa sahip olan Ülkemizin bu zenginlikleri eşsiz doğal güzelliklerle de desteklenmektedir.

Bir çok dünya ülkesi için 9 adet varlığın Dünya Miras Listesinde yer alması ülke ve dünya ölçeğinde sayısal olarak yeterli görülebilecekken, Türkiye’nin sahip olduğu zenginlikler dikkate alındığında bu sayının olması gerekenin çok altında olduğu açıktır. Tarihin her döneminde farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan Anadolu’daki bu uygarlıklara ait mimari ve yöresel çeşitlilikleri, farklı bölgeleri ve farklı kültürlerin tanıtımı ve yansıtılması açısından bu sayı yetersiz kalmaktadır.

Dünya Miras Listesinde yer alan 9 varlığın yanısıra UNESCO Dünya Miras Endikatif (Geçici) Listesinde yer alan Efes ve Karain örenyerlerine ait adaylık dosyaları UNESCO Dünya Miras Merkezine gönderilmiştir.

Diğer yandan Dünya Miras Listesinde daha fazla kültürel ve doğal varlıkla temsil edilebilmemiz için gerekli olan geçici liste (endikatif liste) UNESCO Genel Müdürü Mr. Koichiro Matsuura’ya bizzat sunulmuştur. Bu listede 2 doğal külterel alan, 2 kültürel peyzaj alanı, 12 kültürel varlık olmak üzere toplam 16 adet varlık bulunmaktadır.

UNESCO Dünya Miras Merkezi’nce onaylanan bu listede yer alan varlıklara ilişkin dosyalar kapsamlı olarak hazırlanacak ve Dünya Miras Komitesinin onayına sunulacaktır. Bu aşama oldukça uzun bir süreç olup, Dünya Miras Merkezinin uygun görüşü ve ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) ve/veya IUCN (Uluslararası Dünya Doğayı Koruma Birliği) uzmanların yerlerinde inceleme yapmalarını takiben büro ve komitenin onayı ile Dünya Miras Listesine alınmaları mümkün olabilecektir.

Liste hazırlanırken önerilen varlıkların, mimari, tarihi, estetik ve kültürel değerlerinin yanısıra ekonomik, sosyal, sembolik ve felsefi özellikleri de dikkate alınmıştır. Ülkemizde Dünya Miras Listesinde olması gerektiğini düşündüğümüz onlarca varlık bulunmakla birlikte UNESCO’ya taraf ülkelerin Dünya Miras Listesinde dengeli olarak yer almalarına önem verildiğinden, arzu edilenden daha az sayıda varlık bu aşamada geçici listede yer almaktadır.

Amacımız; bu evrensel kültür değerlerimizin özellik ve güzelliklerin Dünyaya tanıtılması ve uluslararası katkılarla korunarak gelecek kuşaklara en iyi ve korunmuş şekilde aktarılmasıdır.

Dünya Miras Merkezince 2000 yılı içinde onaylanan Geçici (Endikatif) Listede aşağıdaki varlıklarımız yer almaktadır.

1) Selimiye Cami ve Külliyesi (16. yy)

2) Bursa ve Cumalıkız Osmanlı Kentsel ve Kırsal Yerleşimleri (13. yy. 15. yy)

3) Konya Selçuklu Başkenti

4) Alanya Kalesi ve Tersanesi

5) Selçuk Kervansarayları Denizli – Doğubeyazıt Güzergahı (13. yy)

6) Ishakpaşa Sarayı (17. yy)

7) Harran ve Şanlıurfa Yerleşimleri (17. yy – 19. yy)

8) Diyarbakır Kalesi ve Surları (12. yy)

9) Mardin Kültürel Peyzaj Alanı (13. yy)

10) Ahlat Eski Yerleşimi ve Mezar Taşları (12. yy – 13. yy)

11) Sümela Manastırı (5. yy – 19. yy)

12) Alahan Manastırı (7. yy)

13) St. Nicholas Kilisesi (7. yy – 8. yy)

14) St. Paul Kilisesi, St. Paul’s Kuyusu ve Çevresi

15) Kekova

16) Güllük Dağı – Termessos Milli Parkı

1- Selimiye Camii ve Külliyesi

Yeri : Marmara Bölgesi
Boylam : 260 34’ Doğu
Enlem : 410 41’ Kuzey
Kriter : a) i, ii, iii, iv, Kültürel

Mimar Sinan’ın Ustalık Dönemi eseri ve mimarlık sanatının en görkemli örneklerinden biri olan Selimiye Camii ve Külliyesi 16. yy.’da Sultan III. Selim adına yaptırılmıştır. Ustalık, işçilik ve malzemesi ile Türk mermer işlemeciliğinin seçkin bir örneği olarak adaylık için önerilmektedir.

2- Bursa ve Cumalıkızık Osmanlı Kentsel ve Kırsal Yerleşimleri

Yeri : Marmara Bölgesi
Boylam : 290 04’ Doğu
Enlem : 400 12’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

İlk kez M.Ö. 200 yılında yerleşim görmüş olan Bursa, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra Osmanlıların ilk başkenti olarak en görkemli yıllarını yaşamıştır. Osmanlıların ilk altı padişahı döneminde yapılmış olan 127 cami, 45 türbe, 34 medrese, 25 han, 37 hamam ve 14 imarethane ile Bursa Merkezi ve Osmanlıların Bursa’yı fethi sırasında lojistik destek görevi gören gelenekleri, geleneksel mimarisi ve yaşam biçimi ile Osmanlı köyü olarak yaşayan Cumalıkızık Köyü adaylık listesinde yer almaktadır. Özellikle Bursa İl merkezinin listede yer alması Türk-İslam mimarlığının dünyaya tanıtımı açısından da yararlı olacaktır.

3- Konya Selçuklu Başkenti

Yeri : Orta Anadolu Bölgesi
Boylam : 320 30’ Doğu
Enlem : 370 52’ Kuzey
Kriter : a) i, ii, iv, Kültürel

12. ve 13. yy’da Selçuklu Türklerinin başkenti olan Konya, Selçukluların Asya’dan getirdiği sanatsal öğelerin ve taş işçiliğinin en görkemli eserlerini barındırır.

Konya Kalesi, Alaaddin Camii, Sırçalı Medrese ve birçok irili ufaklı camii ve mezar Konya’daki Selçuklu anıtlarının örnekleridir. Halen yaşayan bir kent olarak Selçuklu mimarisi, uygarlığı ve kültürel geleneklerinin tek örneğidir.

4- Alanya Kalesi ve Tersanesi

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Boylam : 310 59’ Doğu
Enlem : 360 32’ Kuzey
Kriter : a) iii, iv, Kültürel

Alanya’nın Helenistik dönemlere dek tarihlenen kalesi Roma, Bizans ve son olarak da Selçuklulara ev sahipliği yapmıştır. Kalede bulunan Selçuklu sarnıcı, Bizans Kilisesi, Sultan Sarayı ve Selçuklu hamamı kalıntıları geleneksel kent dokusuyla bütünleşmiştir. Tarihi Alanya Tersanesi ise Selçuklular tarafından yapılmış ve bugüne dek korunabilmiş tek tersane olma özelliğini taşımaktadır.

5- Selçuklu Kervansarayları (Denizli-Doğubeyazıt Güzergahı)

Yeri : Güzergah Anadolu’da Batı-Doğu yönünde uzanmaktadır.
Kriter : a) ii, iii, iv, Kültürel

Orta Asya’daki göçebe Türk boylarının geleneksel yaşam biçiminden esinlenerek Selçuklu Dönemi kültür ve mimarisinde önemli bir yer tutmuş olan kervansaraylar ve hanlar en çok bu dönemde çeşitlenmiş ve Anadolu mimarisini de etkilemiştir. Ülkemizin sınırla dışında Asya’ya da uzanan bu güzergah üzerinde yer alan kervansaray ve hanlar Denizli-Doğubeyazıt kervan yolu örneklenerek Dünya Miras Listesine “Kültürel Peyzaj” olarak önerilmektedir.

Öneri Güzergahta Yer Alan Önemli Han ve Kervansaraylar

Akhan
Pınarbaşı Han
Eğridir Han
Pınarpazarı Hanı
Kantarcı Han
Obruk Han
Oklu Han
Sultan Han (2)
Akhan
Ağzıkarahan
Sünnetli Han
Sikre Han
Ertokuş Han
Kireli Han
Elikesik Han
Kavak Han
Kuruçeşme Han
Altınapa Han
Sadettin Han
Zincirli Han
Akbaş Han
Öresin Han
Han Camisi
Sultan Han
Şahruk Köprüsü Han
Lala Kervansarayı
Gedik Han
Latif Han
Mugar Han
Cibci Han
Pervane Han
Kargı Han
Köprüköyü Hanı
Mamahatun Kervansarayı
Hacı Bekir Han

6- İshak Paşa Sarayı

Yeri : Doğu Anadolu Bölgesi
Boylam : 440 08’ Doğu
Enlem : 390 31’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

18. yy’da inşa edilen ve Topkapı Sarayı’nın küçük bir örneği olan İshak Paşa Sarayı taş oymacılığı ve bezemelerinde hanlar ve kervansaraylar güzergahı üzerinde yer alması nedeniyle İran’dan Anadolu Selçuklu devletine, Gürcistan’dan Kafkasya’ya kadar çok değişik kültürlerin izlerini taşımaktadır ve özellikleri ile Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

7- Harran ve Şanlıurfa Yerleşimleri

Yeri : Güney Doğu Anadolu Bölgesi
Kriter : a) i, ii, iii, iv, Kültürel

Peygamberler Şehri olarak bilinen Şanlıurfa, Yukarı Mezopotamya’nın bereketli ovalarında kurulmuş tarihi bir yerleşimdir ve yöresel mimari ve geleneksel taş işçiliğinin en güzel örnekleri olan çok sayıda tarihi, dini, resmi ve sivil mimari örnekleriyle bezenmiştir.

Kentin güneyinde yer alan Harran ise tarihi şehir surları, geleneksel konik çatılı kerpiç evleri ve birçok İslam alimini yetiştiren Harran İslam Üniversitesi ile benzersizdir.

8- Diyarbakır Kalesi ve Surları

Yeri : Güney Doğu Anadolu Bölgesi
Boylam : 400 14’ Doğu
Enlem : 370 55’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, v, Kültürel

Diyarbakır Kalesi 5.500 metre uzunluğundaki surları ile Dünyada Çin Seddi’nden sonraki en uzun ve en korunmuş şehir surları ve hala yaşattığı ortaçağ havası ile Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

9- Mardin

Yeri : Güney Doğu Anadolu Bölgesi
Boylam : 400 44’ Doğu
Enlem : 370 19’ Kuzey
Kriter : a) ii, iii, iv, Kültürel (Kültürel Peyzaj Alanı)

Doğal yapı ile insan etkileşimi sonucu ortaya çıkan taş mimarisinin benzersiz dini ve geleneksel yapılarını barındıran Mardin, bir ortaçağ kenti görünümüyle “kültürel peyzaj alanı” olarak Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

http://www.nuvis.com.tr/mardin

10- Ahlat Eski Yerleşimi ve Mezar Taşları

Yeri : Doğu Anadolu Bölgesi
Boylam : 420 30’ Doğu
Enlem : 380 45’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, Kültürel

Van gölü kıyısında yer alan ve tarihi Urartulara kadar inen Ahlat yerleşimi ve Selçuklu dönemi taş işçiliği, inanışları ve yaşam biçimini en güzel şekilde yansıtan mezar taşları ve anıt eserleri ile Dünya Miras Listesine önerilmektedir.

11- Sümela Manastırı

Yeri : Karadeniz Bölgesi
Boylam : 390 02’ Doğu
Enlem : 400 48’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

Altındere vadisi’nin dik yamaçlarında doğal yapı ile bütünleşen manastır kompleksi tasarım, malzeme, mimarlık ve işçilik açısından eşsiz bir yapı olarak adaylar arasında yer almaktadır.

12- Alahan Manastırı

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Boylam : 320 31’ Doğu
Enlem : 370 52’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, iv, Kültürel

M.Ö. 5. yy başlarında yapıldığı bilinen ve doğal yapı ile bütünleşmiş olan Alahan Manastırı, bir manastır ve ona bağlı kilise ile müştemilat yapılarından oluşmakta ve malzeme, tasarım ve yapıdaki süslemeleri ile Bizans Dönemi dini mimarisinin ender örneklerinden biri olarak Dünya Miras Listesine önerilecek adaylar arasındadır.

13- St. Nicholas Kilisesi

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Boylam : 360 7.5’ Doğu
Enlem : 290 58’ Kuzey
Kriter : a) iii, iv, Kültürel

Milattan önce 5. yy’a ait bir Likya yerleşimi olan Myra antik kenti ve kentte yer alan St. Nicholas Kilise kompleksi ve farklı dönemlere ait yapılar barındıran Bizans dini mimarisinin önemli bir örneğidir.

14- St. Paul Kilisesi, St. Paul Kuyusu ve Çevresi

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Kriter : a) ii, iii, iv, Kültürel

St. Paul’un doğum yeri olarak bilinen Tarsus St. Paul Kilisesi ve kuyusu ruhani bir merkez olarak mevcut geleneksel kent dokusu ile bütünleşmiş biçimiyle, Dünya Mirası endikatif listesindedir.

15- Kekova

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Boylam : 290 53’ Doğu
Enlem : 360 13’ Kuzey
Kriter : a) i, iii, Doğal a) ii, iii, Kültürel

Akdeniz Bölgesinde yer alan Kekova Adası, arkeolojik Üçağız ve Kaleköy yerleşmeleri ve adayı çevreleyen batık kentin yanısıra, gerek görsel, gerekse doğal özellikleriyle Dünya Miras Listesine aday olarak gösterilmektedir.

16- Güllük Dağı – Termessos Milli Parkı

Yeri : Akdeniz Bölgesi
Boylam : 300 30’ Doğu
Enlem : 370 00’ Kuzey
Kriter : a) ii, iii, v, Kültürel a) ii, iii, iv, Doğal

Denizden yaklaşık 1050 m. yükseklikte Antalya’nın kuzeyinde dağlar arasında gizli Termessos (Güllük Dağı Milli Parkı) antik kenti, yerleşim biçimi, savunma sistemleri ile doğanın sunduğu olanakları en iyi şekilde kullanan kentlerden biridir.

Güllük Dağı’nın dik yamaçları ise Güver Uçurumu ve tipik Akdeniz bitki örtüsünün yanısıra soyu tükenmekte olan hayvanları da barındıran özel bir bölgedir.

Erzincan Turizmi turizm Resimli bilgi


TARİHİ

Anadolu’da M.Ö. 1050- 1180 tarihleri arasında Hattuşaş’ı merkez yaparak büyük bir imparatorluk kuran Hitit’ler yakın doğuyu egemenlikleri altına almışlardır. Şüphesiz ki Erzincan’da Hititler’in yönetimi altında idi. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda Hititlere ait çeşitli eserler ortaya çıkarılmıştır. Erzincan ve yöresinde Hititler’e ait bir yerleşim merkezine rastlanmamışsa da, bu yörenin Hitit egemenliği altında kaldığından da hiç şüphe yoktur.

Doğu Anadolu’da kurulan ilkçağ devletlerinden biri de Urartular’dır. M.Ö.900 yıllarında kurulan bu devlet Van’ı (Tuspa) başkent yapmış, sınırlarını Hazar Denizinden Malatya‘ya, kuzeyde Erzurum-Erzincan’dan güneyde Halep-Musul’a kadar genişletmiştir.

Erzincan yakınlarında Altıntepe’de Prof Dr. Tahsin ÖZGÜÇ tarafından yapılan kazıda (1953) Urartular’a ait bir çok eser çıkarılmış, bu yörenin Urartu egemenliği altında kaldığı kanıtlanmıştır.

Çeşitli saldırılara maruz kalan Urartu şehirleri, teker teker tahrip edilirken Medler’in Anadolu’yu istilası sırasında M.Ö. 600 yıllarında tamamen ortadan kaldırılmıştır. Erzincan ve yöresi, Urartular’ı yenerek Anadolu’yu istilaya başlayan Med’lerin (M.Ö. 612) eline geçti. Med Krallığı’nın Kyaksar döneminde Lidyalılar’la yapılan savaşlar, muhtemelen Erzincan ve civarında cereyan etmiştir. Bu yöreler M.Ö.550 tarihlerinde Persler’in eline geçmiştir.

Hititler’in Anadolu’yu istila ettikleri sırada, İran yaylasını da Persler ele geçirdiler. Persler’in yükselişi daha çok Ciroz (550-530), Kampis (530-520) dönemlerine raslar. Bu dönemde Erzincan ve çevresinde Persler’in eline geçer. Persler’den sonra Anadolu Makendonyalılar’ın eline geçmiştir.

Roma ordusu M.Ö.70 tarihinde Doğu Anadolu’yu ele geçirmeye başlıyarak Elazığ yöresindeki Safen (Harput) Kralığı’nı yıktıktan sonra, Tigran Ordusunu da yenilgiye uğratmıştır. Bu sırada (M.Ö. 68) Pontuslular da Erzincan yörelerinde Roma üstünlüğüne son vermişlerdir. İran ile Bizans arasında sürekli savaşlara sahne olan Erzincan ve yöresi, en son Bizans imparatoru Heraklius tarafından 629 tarihinde yenilgiye uğratılan İran’dan geri alındı.

Halife Hz. Osman (644-656) zamanında Habib bin Mesleme 35/655 senesinde Erzincan ve yöresini ele geçirerek, bu bölgeyi tamamen Müslümanların yönetimine kattı. Erzincan ve yöresi Abbasiler döneminde de çeşitli saldırılara maruz kaldı. Halife Mütevekkil Alallah (847-861) döneminde Malatya Valisi Ömer bin Abdullah, Arapgir, Eğin, Kemah, Erzincan ve Trabzon kentlerini Bizanslılar’dan geri aldı. (859) Böylece Erzincan tekrar Arapların hakimiyetine geçti.

Türklerin Anadolu’ya akınlar yaptığını daha önce belirtmiştik. Fakat, Türklerin Anadolu’yu vatan edinmeleri genel kanaate göre Malazgirt (1071) zaferinden sonradır. Malazgirt zaferi kazanılınca Alparslan, Karasu ve Çatlı nehirleri vadilerinin fethine Mengücek Ahmet Gazi’yi görevlendirmiştir.

Alparslan’ın komutanlarından olan Mengücek Ahmet Gazi, Erzincan, Kemah, Divriği ve Şebinkarahisar yörelerini hakimiyeti altına aldı. Kemah’ı merkez yaptı. Ahmet Gazi’nin ölümü üzerine (1114) yerine oğlu İshak Bey geçti. Bu beyliği uzun süre yöneten İshak Bey ölünce (1124) yerine Melih Mahmut geçti. İshak Beyin oğulları onu tanımayınca, Mengücek devleti parçalandı. Kemah Melih Mahmut’a Erzincan Davut Şah’a, Divriği’de Süleyman Şah’a düştü. Davut şah’ın öldürülmesi üzerine (1151) Erzincan’a 13 yıl Süleyman Şah’a sahip olmuş; Davut Şah’ın oğlu Fahrettin Behram Şah (1165) yılında babasının tahtında oturunca, Mengücek Beyliği tekrar güçlenmiştir. Fahrettin Behram Şah, Kılıçarslan’ın damadı olması da göz önünde bulundurulursa, Mengücek Selçuklu münasebeti daha iyi anlaşılır.

Behram Şah zamanında, Erzincan çok ilerlemiş, ticaret ve sanayi gelişmiştir. Zelzeleler sebebi ile o dönem ait eserler maalesef günümüze ulaşmamıştır. Behram Şah 1225 tarihinde Erzincan’da ölmüş, aşağı Urla (Ula) köyünde defnedilmiştir.

Behram Şah ölünce yerine oğlu Davut Şah geçti. 1228 tarihinde Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat Erzincan ve Kemah’ı işgal ederek Mengücek Beyliğine son verdi. Alaaddin Keykubat ile Celalettin Harzem Şah arasında Erzincan yakınlarında, Yassı-Çemen denilen yerde 1230 tarihinde savaş oldu ve Celalettin Harzem Şah yenildi. Alaattin Keykubat’ın ölümü (1237) üzerine, yerine oğlu II. Gıyasettin Keyhüsrev geçti. Onun zamanında devlet Moğolların istilasına uğradı. 1240 tarihinde Erzurum’u işgal eden Moğollar Erzincan’ı geçerek 1243 tarihinde Kösedağ savaşında Anadolu Selçuklu Devletini hezimete uğrattı. Böylece Erzincan ve yöresi İlhanlıların eline geçti. İlhanlılar yöreyi beylerle (Vali) yönettiler. Timur-Taş Bey Mısır’a kaçarken yerine Alaaddin Eretna’yi bıraktı.

Timur-Taş’ın Mısır’a sığınmasından sonra valiliğe gelen Alaaddin Eretna ilhanlı hükümdarı Ebu Sait Bahadır Han’ın ölümü (1335) üzerine İlhanlılarla olan bağını keserek görünüşte Celayırlı Hükümdarı Büyük Şeyh Hasan Han’a bağlı kalarak bağımsızlığını ilan etti.

Bir ara Çoban Oğulları Hükümdarı Küçük Şeyh Hasan, Erzincan ve yöresi kendi beyliğine kattıysa da 1338’de Memluk Sultan Nasreddin Muhammed’in yardımı ile Erzincan ve yöresi Küçük Şeyh Hasan’dan kurtuldu. Erzincan bu beylik döneminde de el değişmiştir. Alaaddin Eratna 1352’de öldükten sonra yerine oğlu Gıyasettin Mehmet getirildi. Çıkan anlaşmazlıklar sonunda Erzincan bağımsız olarak, Burak Bey’e bırakıldı. Sırası ile Ahi Ayna Bey (öl. 1362), Pir Hüseyin (öl. 1379), Mutahhareten Bey yönetimi ele aldı. Mutahhareten döneminde, Kadı Burhanettin Erzincan’a ve yöresine birkaç kez saldırı düzenledi. Bu saldırılar Akkoyunlu Hükümdarı Kutlu Bey’in yardımı ile atlatıldı.

Bu dönemde Erzincan üzerinde Akkoyunlular’ın etkisini görmekteyiz.

Erzincan Emiri Mutahhareten’in Timur’a bağlanması Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt’ı kızdırmıştı. Beyazıt da Erzincan’ı muhasara etti.(1401) Fakat çok geçmeden Ankara Savaşı patlak verince, yöre tekrar Timur’un eline geçti.(1402)

Yörede Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar Osmanlılar etkili olamadılar. 1419’da 1. Mehmet zamanında Karakoyunlu Beyi Kara Yusuf Erzincan’ı zapt etti Pir Ömer’i vali tayin etti.

1455’de de, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Erzincan’ı aldı. Kaleyi yeniden onardı. Yöre Fatih ile Uzun Hasan arasında çıkan Otlukbeli savaşına kadar (11 Ağustos 1473) Akkoyunların elinden kaldı.

Bu savaştan sonra Osmanlıların denetimine geçti.

1502 tarihinde Safevi tahtına gecen Şah İsmail Erzincan’ı karargah yapmıştı. Anadolu’yu eline geçirmek isteyen Safeviler’e Yavuz Sultan Selim 23 Ağustos 1514’te Çaldıran Savaşıy’la dur deyince, Erzincan tekrar Osmanlılar’ın yönetimine geçti.

Kanuni Sultan Süleyman 1534‘te Tebriz Seferi, 1540’da İran Seferi sırasında Erzincan’a uğramıştır.

Birinci dünya savaşından 11 Temmuz 1916 tarihinde Ruslar tarafından şehir işgal edilmiş, bunu fırsat bilen ayrılıkçı Ermeniler’de silahlı birlikler oluşturarak faaliyete geçmişlerdir. 18 Aralık 1917 de Sovyet hükümeti ile yapılan Erzincan Mütarekesi ile 11 Ocak 1918 de rus askerleri bölgeden çekilmiş ancak, ermeni çeteleribir çok kanlı olaya neden olmuştur. Kazım Kara Bekir komutasındaki askeri birlikler 13 Şubat 1918 de Erzincan’ı 22 Şubat 1918 de Tercan’ı ermeni silahlı güçlerinden kurtarmışlardır. Kurtuluş savaşında ve hareketli geçen Cumhuriyetin ilk yıllarında Erzincan halkı Büyük Atatürk’ün yanında olmuştur.

Kentin adının “Eriza” veya “Aziriz” kelimelerinden geldiği, ilk önce “Erziricin” daha sonrada bugün ifade edildiği şekilde “Erzincan” a dönüştüğü rivayet edilmektedir.

1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ili olan Erzincan, 1939’da şiddetli depreme maruz kalmış, şehir harabeye dönmüştür. Şehirde taş taş üstünde kalmamış, onbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Depremden sonra demiryolundan yukarı yeni bir şehir inşaatına başlanarak bugünkü Erzincan şehri meydana getirilmiştir.

Kültür ve Turizm
Erzincan, Doğu Anadolu Bölgesinde tarihi İpek Yolu üzerinde kurulmuş önemli bir yerleşim yeridir. Tunç Çağından beri yerleşim yeri olduğu tespit edilen Erzincan’da; Urartu, Med, Pers, Hellen, Roma, Bizans, Selçuklu, ve Osmanlı medeniyetlerinin izlerini görmek mümkündür.

Bu gün özellikle Urartu-Hitit döneminden kalan şehir kalıntıları, kaleler, Selçuklu ve Osmanlı döneminden kalan camiler, çeşmeler, köprüler, kervansaraylar ilin kültürel yapısına ışık tutmaktadır.

Erzincan, kültürel yapısı yanında turizm için doğal güzellikleri ile de önem taşımaktadır. Yaylaları, dağları, akarsuları, gölleri ve doğal ormanları yörenin doğal güzelliğine renk katmaktadır. Bu doğa ortamı Erzincan’da bir takım sporların yapılmasına da imkan sağlamıştır. Munzur Dağlarındaki doğal göllere ve yaylara yürüyüş, Fırat’ta rafting , yamaç paraşütü, kampçılık, kaya tırmanışı, kano sporu, camel trophy, Tercan ve Erzincan barajlarında su kayağı ve kış sporları gibi doğal sporların yanında cirit sporu da Erzincan’da başarı ile sürdürülmektedir.

İlin kültür varlıkları, spor ve doğal güzellikleri turizm potansiyelini oluşturmaktadır. Etrafında dağları, ortasında bağları ve şehircilik alanında örnek uygulamaları ile görülmeye değer güzelliktedir. Bu doğal güzelliği sosyal, kültürel ve endüstriyel tesislerle de süslemek Erzincan’ı daha da ileriye götürecektir.

Doğal Kaynaklar

İl, coğrafi yapısı itibariyle genel olarak kış sporları, su sporları ve doğal güzellikleri olan mesire alanları ile de turizm için çok yönlü özellikler taşımaktadır.

Erzincan kış turizmi için uygun iklim özelliklerine sahiptir. Dağ sporlarının yapılacağı 3.500 metre yüksekliğinde dağlar bulunmaktadır. Erzincan Baraj Gölü ve Tercan Baraj Gölünde su sporları yapılmaktadır. Karasu Nehrinde rafting, Küçük Çakırman Köyünde yamaç paraşütü, Esence Yedi Göllerde doğa yürüyüşü ve dağ bisikleti , kaya tırmanışı, kayak, dağ kampları, şelale buzul tırmanışı,cirit ve camel trophy diğer turizm aktivitelerini oluşturmaktadır.

İlin turizm potansiyelleri çeşitli turizm kullanımları açısından bakıldığında çeşitlilik göstermektedir. Doğal mesire alanları, Girlevik Şelalesi, Bayırbağ-Değirmen önü, Pahnik Çayı ve çevresi Karakaya-Çermik, Ekşisu, Beytahtı,Mecidiye, Tercan ve Erzincan Baraj Gölü çevresi, Kemah Soğuksular gibi mesire alanları doğal güzellikleri oluşturmaktadır.

Tarihi eserlerden Tercan Mama hatun Kervansarayı ve Türbesi, Kemah Kalesi ve Sultan Melik Türbesi, Altıntepe Urartu kalıntısı, Erzincan Kalesi, tarihi hamamlar önem taşımaktadır

Yaylalar

Dumanlı Yaylası, Refahiye ilçe merkezinin hemen üzerinden başlayıp , güneye doğru uzanan bir alan içerisindedir. Çam ormanlarıyla kaplıdır. Doğal güzelliği, temiz havası, bol soğuk su kaynakları, av hayvanları ve kamp imkanları ile yaz ve kış turizmine açıktır. Ayrıca; Esence Yedigöller, Ergan Dağı üzerinde Melenkoç Yaylası, Bayırbağ Çamlık ve Soğanlı Yaylaları bulunmaktadır. Her yıl Esence Dağı ve Yedigöllere dağ tırmanışı yapılmaktadır. Bayırbağ Tekçam yaylasına yürüyüş ve kamp, Yaylabaşı Ardıçlı gölü mevkiinde yürüyüş ve kaya tırmanışı ve tüm izcilik faaliyetleri yapılmaktadır.

Su Kaynakları

Erzincan ili su kaynakları bakımından son derece zengindir. Fırat’ın en önemli iki kolundan biri olan Karasu nehri, Erzincan arazisini diyagonal olarak Kuzey Doğudan Güney Batıya doğru keser ve kuzeydeki Keşiş dağları ile Güneyindeki Munzur Dağlarını bir çizgiyle birbirinden ayırır. İlin doğu ucundaki Tercan vadisinde, Keşiş dağlarından aşağıya akan Çayırlı çayı, Erzincan vadisinde Mercan, Kom, Pahnik, Sürperen ve Çardaklı çayları, Fırat’ın Karasu kolunu besleyen önemli çaylardır.

Erzincan’ da bulunan göller; Çayırlı ilçesi içinde bulunan Yedigöller Aygır gölü, Kemaliye ilçesindeki Kadı gölü ile Munzur gölü, Erzincan Baraj Gölü ve Tercan Baraj gölüdür. İlin su kaynakları, dağ zirveleri ve gölleri açısından bu denli zengin olması rafting su sporları, yamaç paraşütü ve kayak turizmini içine alan zengin bir kış ve dağ turizmi potansiyelinin oluşmasına neden olmaktadır.

Son yılların en çok ilgi gören alternatif doğa sporu olan rafting için değişken fakat her mevsim yeterli debisi ile ve farklı rapitleri ile Fırat nehri en uygun özellikleri taşımaktadır. Nisan ve mayıs aylarında Avrupanın en zor parkurlarından birini oluşturan Fırat, tamamen doğal ortamda tabiatla mücadele zevkini en yüksek düzeyde yaşamayı tercih edenler için eşsiz bir olanak sağlar. 6 ve 10 kişilik raftlar ve tüm emniyet ekipmanı deneyimli rehberler eşliğinde gerçekleştirilen turlar doğa tutkunlarının ilgisini çekmektedir.

Rafting ve kano parkuruna ulaşım kolay olup, Erzurum-Erzincan karayolu üzerindedir. Erzincan İl merkezine 40 km mesafede Fırat nehrinin bir kolu olan Karasu üzerinde, Sansa deresinde rafting sporu yapılmaktadır.

Erzincan havaalanına 10 dakikalık mesafede, Fırat nehri üzerindeki Erzincan Göyne Barajı, Mertekli Gölü ve Tercan Baraj Gölü, bu spor için amatör ve profesyonel standartlarda ideal durgun su ortamlarıdır. Bu sularda olta, ağ (serpme) balık avcılığı yapılmaktadır.

Fauna

Erzincan ili, av kaynakları ve av türü bakımından zengindir. İlin uygun iklim özellikleri ve doğal ortamları alabalık, yaban keçisi, ayı, domuz, porsuk, sansar, su samuru, tavşan, keklik, yaban ördeği gibi av hayvanlarının yaşamasını sağlamaktadır.

Kemah, Kemaliye ve Refahiye ilçelerinde dağ keçisi, porsuk, ayı, vaşak, yaban domuzu, yaban ördeği, ve çulluk; Keşiş ve Munzur sıradağları, Karadağ, Kemah ilçesinin Alp Bucağı, Tercan ve Kemaliye ilçesinin Karasu vadisi çevresinde dağ keçisi, karaca, ayı, porsuk, vaşak; ayrıca ilin her yöresinde de keklik ve tavşan avlanabilmektedir. Karasunun özellikle Kemah ilçesinden, Kemaliye ilçesine kadar olan kesiminde büyük balıklara rastlanmaktadır.

Mağaralar

Kemah ilçesinin Ayranpınar köyünde bulunan buz mağaraları, kışın sıcak, yazın soğuk olma özelliğini taşımakta ve soğuk hava deposu olarak kullanılmaktadır. Mağaranın içinde büyük buz kütleleri ve buzların oluşturduğu sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Buz mağaralarında, ilçe köylerin peynir, yağ gibi gıda maddeleri muhafaza edilmektedir.

Erzincan’da halk tarafından bilinen ve bilimsel kaynaklarda ismi geçen bir çok mağara vardır. Ancak bu irili ufaklı mağaralar hakkında bir araştırma yapılmamıştır. Halk tarafından bilinen birçok mağara hakkında hiçbir bilgi yoktur. Gerek halktan gerekse kaynaklardan ismen bilinen mağaralar; Tercan ilçesinde Üçpınar ve Çadırkaya Mağaraları, Çayırlı ilçesinde Verimli, Çilli göl, Saraycık ve Yazıkaya Mağaraları, Kemah ilçesinde Özdamar, Çamlı yayla, Buz, Boğaziçi, ve Yahşiler Mağaraları, Kemaliye ilçesinde Ala, Üvür, Aslanoba, Tosun, Meryem Ana, Kekikpınar, Deliktaş ve Çat Mağaraları, İliç ilçesinde Bostal ve Bozyayla mağaraları ile merkez ilçede Kılıçkaya mağarasıdır.

İl genelinde tespit edilen mağara 25 adettir. Ancak bu mağaralara ulaşım, dağlık bölgelerde bulunmaları nedeni ile oldukça zordur. Yukarıda adı geçen mağaralar içinde bulundukları köy adları ile bilinmektedir. Bu mağaraların gerekli tespit ve inceleme çalışmaları yapılıp, turizm açısından potansiyel olabilecekler değerlendirilmelidir.

Refahiye ilçesinin Altköy mevkiinde bulunan mağaraya taş merdivenlerle çıkılmaktadır. Mağaranın içinde kesilmiş taşlardan oturma bankları vardır. Mağaranın içinde bulunan izlerin Köroğlunun atının izleri olduğu söylenmektedir.

Çağlayanlar


Girlevik Şelalesi; Erzincan ilinin güneydoğusunda, merkeze yaklaşık 30 km. uzaklıkta bulunan Çağlayan mevkiindedir. Şelale, Çağlayan Beldesine 3 km. uzaklıkta Girlevik köyündedir. Şelale Erzincan’ın en güzel yerlerinden biridir. Doğal güzellikleri, bitki örtüsü, suyu, dinlenme açısından önemli bir mesire yeridir. Şelalenin suyu, Kalecik Köyüne 1 km. uzaklıkta sarp kayalar içinden ve 9 ayrı yerden kaynar, yeşillik bir dere yatağını takip ederek şelaleye ulaşır. Şelalenin yüksekliği 30-40 m. civarında ve 3 kademeli ve yöreye özgü taştan oluşmaktadır. Şelalenin çevresi ağaçlıktır, özellikle yaz aylarında mesire yeri olarak büyük ilgi görmektedir. Kışın şelale suyun donmasıyla oluşan sarkıtlardan buzul tırmanışı, yazın soğuk sularında serinleme imkanı vardır.

Aygır Gölü; Keşiş Dağı üzerinde bulunan göl tabiat güzelliği yanı sıra, kırater gölü özelliğine sahip olan piknik ve dinlenme yeridir.

Kadı Gölü; Kemaliye ilçesinde yer alır küçüktür. Göl çeşitli efsanelere de konu olmuştur.

Ayrıca Çayırlı ilçesinde, Yedigöller ve Kemah Beşikli Köyünde Ardos Gölü bulunmaktadır.

Erzincan kaplıcası ve doğal jakuzisi; Ekşisu yakınında, şehir merkezine 12 km. uzaklıktadır. 33 derecelik ısıya sahip kaplıca suyu romatizma, cilt, damar sertliği ve kalp rahatsızlığına iyi gelmektedir. Kaplıca, 12 adet kapalı havuzu ile hizmet vermektedir. Ayrıca kaplıcada , doğal jakuzi havuzu vardır.

Kültürel Kaynaklar

Erzincan zengin kültürel kaynaklara sahiptir. Yapılan arkeolojik kazılarda M.Ö.8. yüzyıla ait fildişi ve madeni eşyalara rastlanmıştır. Yörede hüküm süren Hitit, Urartu, Med, Pers, Hellen, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Medeniyetlerinin izlerine rastlamak mümkündür. Altıntepe ören yerinde yapılan bilimsel kazılarda elde edilen tarihi eserler bunun bir kanıtıdır.

Erzincan’da meydana gelen şiddetli depremler ve savaşlar tarihi eserlerin bir çoğunu tahrip etmiştir. Varlıkların günümüze kadar sürdüren tarihi eserlerin birçoğu da harap durumdadır. Erzincan merkezinde ve ilçelerinde bugüne kadar 104 eser tescil edilerek koruma altına alınmıştır. İlde yüzey araştırma çalışmaları devam etmektedir. Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Alpaslan Ceyhan ve ekibi tarafından ilimizde bir yüzey araştırması çalışması başlatılmıştır. Bu proje kapsamında Erzincan’ ın ve bölgenin tarihine ışık tutacak yeni bulgular elde edilmektedir.

Sit Alanları

İlde bulunan sit alanları, Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü tarafından tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Sit alanları içinde en önemlisi Altıntepe ören yeridir. Altıntepe, Erzincan-Erzurum karayolu üzerinde ve il merkezine 15 km. uzaklıktadır. Altıntepe, Urartu çağının bölgedeki en önemli yerleşim alanıdır. Tapınak, saray, kabul salonu mezarlar, depo binalarıyla arkeolojik değerini hala korumaktadır.

Altıntepe ören yerinde Prof. Dr. Tahsin Özgüç başkanlığında 1959 yılında bilimsel kazı yapılmıştır. Bu kazıda çok değerli eserler bulunmuştur. Bu eserler bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir.

Erzincanda toplam 26 adet sit alanı tescil edilmiş olup; bunlardan 20 adedi arkeolojik, 1 adedi kentsel, 3 adedi tarihi ve 2 adedi doğal sit alanıdır.

Taşınmaz Kültür Varlıkları

Tarihi yerleşim alanlarındaki mimari anıtlar, Taşınmaz Kültür Varlığı olarak tanımlanmaktadırlar. Çoğu sanat değeri taşıyan ve günümüze kadar ulaşabilen bu yapılar arasında; camiler, kiliseler, surlar, saraylar, hamamlar, hanlar, türbeler, kümbetler, köprüler, çeşmeler, konaklar, evler, kaleler, yer almaktadır. Kemah Kalesi, Mama Hatun Kervan Sarayı ve Türbesi, Sultan Melih Türbesi, Gülabibey Camii en önemlileridir.

Kültürel Donanım

Müzeler

Erzincan ilinde Kültür Bakanlığına bağlı hizmete açık bir müze yoktur. Yapımı tamamlanan 75.Yıl Kültür Merkezi binası içerisinde müze bölümleri de yer almaktadır. Kapalı müze bölümünde bir takım çalışmalar yapılarak müze hizmete hazır hale getirilmiştir.

Yöreden temin edilen etnografik ve arkeolojik eserler açık hava müze bölümünde teşhir edilmektedir. Müzede görevli uzman personel bulunmayışı, bu alandaki çalışmaları zora sokmaktadır. İl’e ait bazı eserler güvenlik açısından Erzurum Müze Müdürlüğüne teslim edilmiştir. Müze hizmete girdiğinde bu eserler tekrar geri getirilerek sergilenecektir.

Müzenin hizmete açılabilmesi için çalışmalar sürdürülmektedir. Tescil, tespit ve envanter çalışmaları da devam etmektedir.

Kemaliye İlçesi Ocak Köyünde özel bir müze bulunmaktadır. Ali Gürer Özel Müzesi adını taşıyan bu özel müzede 337 eser sergilenmektedir.

Galeri ( Sergi) Salonu

75.Yıl Kültür Merkezi kompleksi içerisinde 140 m² büyüklüğünde bir sergi salonu yer almaktadır. Yine aynı bina içerisinde resim ve heykel atölyeleri de bulunmaktadır. Sergi salonunda zaman zaman kişi, kurum ve kuruluşlar tarafından resim sergisi, fotoğraf sergisi, el sanatları sergileri açılmaktadır.

Halkın plastik sanatlara olan ilgisini artırmak, sanat zevk ve kültürünü geliştirmek için resim kursları, el sanatı kursları açılmaktadır. Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğünde görevli uzman personel bulunmamaktadır. Amatör olarak çalışma yapan kişiler eserlerini sergilemektedir.

Kültür Merkezi ve Tiyatrolar

75.Yıl Kültür Merkezi binası 1998 yılında tamamlanarak hizmete açılmıştır. Kültür Merkezinin kullanım alanı yaklaşık 11.000 m²’dir. Kültür Merkezi içerisinde 475 koltuk kapasiteli çok amaçlı bir salon, 150 kişilik küçük salon, bale salonu, açık ve kapalı müze bölümleri, sergi salonu, kitap satış mağazası, kütüphane, kurs salonları, atölyeler, misafirhane ve idari odalar bulunmaktadır.

Bazı birimler tam kurulmadığından Kültür Merkezi aktif olarak hizmet verememektedir. Sosyal ve kültürel gelişmeye temel teşkil edecek böyle bir yatırımın aktif olarak kullanılması için çalışmalar sürdürülmektedir.

75. Yıl Kültür Merkezi tiyatro salonu ve yan mekanları yerleşik tiyatro kurulmasına elverişli olarak yapılmıştır. Erzurum ve Sivas illerinde Kültür Bakanlığına bağlı Devlet Tiyatroları bulunduğundan, Erzincan’ da devlet tiyatrosu kurulamamıştır. Devlet tiyatroları turne düzenleyerek hazırladıkları oyunları Erzincan’ da sahnelemektedir. İlde kurulan amatör tiyatro gruplarına gerekli kolaylık gösterilmektedir.

Kültür Merkezi tiyatro salonunun fiziki yapısı, tiyatro grupları tarafından beğenilmektedir. Bu durum daha çok turne düzenlenmesine neden olmaktadır. Tiyatro salonunda, tiyatronun yanı sıra konferanslar, açık oturumlar, konserler, anma ve kutlama günleri de düzenlenmektedir

Sinema: Kültür Merkezi bodrum katında bulunan 150 koltuk kapasiteli salon 1998 yılında sinema salonu olarak işletilmek üzere Kültür Bakanlığının hazırladığı bir protokol ve onay çerçevesinde İI Özel İdare Müdürlüğüne tahsis edilmiş, İl Özel İdare Müdürlüğünde Köylere Hizmet Götürme Birliği vasıtasıyla anılan salonu sinema salonu olarak işletilmek üzere E-TUR Ltd. şirketine vermiştir. E-TUR şirketi söz konusu salonu 1998 yılının Ocak ayından beri sinema-ESİN adı altında işletmektedir.

Erzincan’ın önemli alışveriş merkezlerinden olan ERMERKEZ bünyesinde açılmış bulunan sinema ile Erzincan halkına hizmet vermektedir. Her iki sinemada kültür ve sanat filmleri gösterilmektendir. Bu durum ailelerin büyük ilgisini çekmektedir.

Kütüphaneler :Merkez, ilçe ve beldelerde Kültür Bakanlığına bağlı toplam 16 halk kütüphanesi hizmet vermektedir. Bazı belde ve ilçe halk kütüphanelerindeki personel ihtiyacı yerel yönetimler tarafından karşılanmaktadır.

2001 yılı, yıl sonu itibariyle kütüphanelerdeki kitap ve okuyucu sayısı aşağıya çıkartılmıştır.

Turizm Sektörü ve Turistik İşletmeler

Erzincan tarihi olarak; turizm potansiyeli açısından zengin bir durumda olması gerekirken büyük depremlere maruz kalması nedeniyle tarihi eserlerin çoğu harap olmuş, ayakta kalabilenler ise hasar görmüştür.

Yöresel özellik taşıyan dinlenme ve gezi yerleri bulunmakla birlikte turizm standartlarına uygun sosyal tesisler çok sınırlıdır. Turistik işletmelerin en önemlisi 1988 yılında kış turizmine yönelik olarak işletmeye açılan Yıldırım Akbulut Kayak Tesisleridir.

İlde 2 adet turizm işletme belgeli tesis bulunmaktadır. Bu tesislerin yatak kapasitesi 188’dir. Belediye belgeli tesislerin yatak kapasitesi ise 651’dir.

İlde Turizmin Gelişmesi ve Çeşitlendirilmesi İçin Yapılan Etkinlikler

Turlar: Erzincan ili Türkiye’de turizm güzergahları üzerinde yer almaktadır. İle en yakın geçen tur güzergahı ise Trabzon’dan güneye ve daha sonra doğuya yönelen güzergahtır. Bu güzergah; Karadeniz sahillerinden gelip Trabzon, Gümüşhane, Bayburt, Erzincan, Erzurum buradan da Güneydoğu Anadolu bölgesine devam etmektedir.

Asya ülkelerini Avrupa’ya bağlayan demir yolu ve karayolu Erzincan ilinden geçmektedir. İl ulaşım açısından oldukça elverişli konumdadır. Doğu Anadolu bölge bağlantısını sağlayan E-80 Karayolu ilden geçer. Ülkemizin batı bölümü ile Karadeniz bölgesinin de Doğu Anadolu ile bağlantısı yine Erzincan üzerinden sağlanmaktadır. Erzincan ulaşım açısından kavşak noktası durumundadır.

Erzincan’da bir haftalık tur programı :

Erzurum’a uçak ile inen gruplar, önce Tercan’da orta çağ Türk Dönemine ait Mama Hatun Türbe ve Kervansarayını ziyaret ettikten sonra, Otlukbeli krater gölüne gidecekler, buradan Tercan baraj gölüne geçerek su sporları yapacak ve izleyecekler.

Sansa boğazında hızla akan Fırat’ta rafting, Bayırbağ ve Çakırman çağlayanında yüzme ve ırmaklarda gezinti. Ekşisu kaplıcasındaki doğal jakuzide banyo.

Erzincan baraj gölünde su kayağı, Ergan dağına binek atlarıyla çıkış, gece dağda uyku tulumlarıyla geceleme.

Refahiye Dumanlı ormanlarında gezi, alabalık ziyafeti ve gece ormanda konaklama.

Yamaç paraşütüyle uçuş, Kemah’ta Beşikli Gölünü ziyaret, tarihi yer gezileri, İliç ilçesinde mola .

Kemaliye’de kanyon ve çağlayan gezisi, şehirdeki otantik evlerin ve köylerin gezilmesi, Kırkgöze mesire yerinde yemek,Kemaliye’deki otelde geceleme. Ertesi gün uçakla geri dönüş.

El Sanatları

Ülkemizin bir çok ilinde olduğu gibi Erzincan’ da da bazı el sanatları geleneksel olarak sürdürüle gelmiştir. İhram dokuma, kilim dokuma, dövme bakırcılık gibi geçmişte önemli ekonomik fonksiyonu olan bazı el sanatları ürünleri, günümüzde kitlesel üretime dayanan sanayi ürünlerine yerine bıraktığından, talep azalmış ve üretim durma noktasına gelmiştir. Ancak iyi bir tanıtım ve yapılacak ham madde ve üretim tekniği değişiklikleri ile bu gibi el sanatlarının geliştirilmesi mümkündür.

El sanatı ürünlere olan talep, iyi bir üretim ve pazarlama organizasyonu ile artırılarak Erzincan için önemli bir gelir ve istihdam imkanı sağlanabilir.

Geleneksel olarak yürütülen ve yaygın bir sektör olan el sanatları çeşitlilik göstermektedir. Ülkemizin her bölgesinde olduğu gibi Erzincan’ da da geleneksel olarak sürdürülen şayak, kilim dokumacılığı, ehram dokumacılığı, halı dokumacılığı, dövme bakırcılık, çulhacılık, kalaycılık, kunduracılık, oymacılık, sepetçilik, şal basmacılığı ve bunlar içerisinde önemli yer tutan bakır işlemeciliği el sanatları mevcuttur. Geçmişte önemli ekonomik fonksiyonları olan ancak, tekniğin ilerlemesiyle üretimi daha ucuz ve daha kolay olan kitlesel üretime bıraktığından, üretimi azalan yada kaybolmaya yüz tutmuş büyük ekonomik faaliyetlerdir.

1960’lı yıllarda Erzincan’ da ortaya çıkan bakır işlemeciliği ise sektörel bazda inanılmaz bir gelişme sağlamış, Erzincan, bakır işlemeciliğinde Türkiye’ de merkez haline gelmiş, ancak daha sonra eski parlak dönemini yitirmiştir.

Geleneksel tarzda üretilen çeşitli araç-gereç ve ticari malları içine alan el sanatları, başta bakırcılık olmak üzere, dokumacılık (şayak dokuma, şal basmacılığı, çulhacılık, keçe basma, ehram dokuma, kilim dokuma, halı dokuma), kalaycılık, kunduracılık, demircilik, sepetçilik, oymacılık, iğne oyacılığı gibi çeşitliliği içine alan geniş alanı kapsamaktadır.

Erzincan’da mevcut el sanatları; bakır işlemeciliği, dövme bakırcılık, ehram dokumacılığı, kilim dokumacılığı, iğne-boncuk oyacılığı, Eğin (Kemaliye) halısı dokumacılığıdır.

Bakır İşlemeciliği : Erzincan’da bakır el sanatlarının başlangıcı çok eskiye dayanmaktadır. Dövme bakırcılık çok eski bir meslek olmasına rağmen, bakır işlemeciliğinin başlangıcı 1955-1960 yılları arasıdır. Bu yıllarda Erzincan’da çeyiz eşyaları satan birkaç esnafın dükkan vitrinlerinde bakır hamam tası, sabunluk bulunmakta iken hamam taslarının iyi satıldığı görülünce bunların seri imalatına başlanmıştır. Daha sonraki yıllarda bakırcılığın cazip hale gelmesiyle turistik bakır süs eşyalarının üretimine başlanmıştır.

Çaydanlık, semaver, sürahi, vazo, tepsi, çay-kahve-zemzem takımları vs. süs kulanım eşyaları yapılmakta olup, bakırın boyanması ve işlenmesi ile yurt içi ve yurt dışına pazarlanması sağlanmıştır.

1955-1960 yılları arasında küçük atölyelerde işleme bakırcılığın başlaması ile Erzincan el sanatlarında cazibe merkezi olmuş ve 1970’li yıllarda bakırcılık altın çağını yaşamıştır.

Yüzlerce ailenin geçim kaynağı olan bakırcılık sanatının parlak çağı fazla uzun sürmemiş yok olma durumuna gelmiştir. Ticari yönden parlak dönemi ise 1980-1985 yılları arasındadır. Ancak bu dönemdeki fazla sürüm ve fazla kazanma hırsı bakır işlemeciliğinin sanat değerini en alt seviyeye indirmiştir. Önceleri “Tekli” kalemle işlenen bakır, daha sonra makinelerle işlenmeye başlanmıştır. Bilgisiz kişilerin sektöre girmesiyle bilinçsizce ve sanat değeri olmayan bakır işleri üretilmeye başlanmış ve bundan da bakırcılık sanatı büyük ölçüde talep yetersizliği ile karşılaşmıştır.

Üretimin yüzde 10’u yurt içinde, özellikle Ege ve Akdeniz Bölgeleri’ne, yüzde 90’ı ise yurt dışında A.B.D., İtalya, Finlandiya, Japonya, Almanya, Fransa gibi ülkelere pazarlanıyordu.

Sanat değeri azaldığından önce yurt dışı, daha sonra da yurt içi pazarlar gün geçtikçe zayıfladı. Bu işten gelir sağlayanlar kendi sanatlarına kendileri değer vermeyerek başkalarının değer vermesini beklediler. Bugün bu bilince varan birkaç bakır işletmecisinin sabır ve üstün gayretleriyle Erzincan’ da bakır işlemeciliği azda olsa yapılmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre bu gün Erzincan’ da faaliyet gösteren yaklaşık 8-10 mağazada işleme bakır ve turistik bakır eşya satılmaktadır. Bakır işlemeciliğinde çalışan 40-50 civarında işçi bulunmaktadır. Halen tam kapasite ile çalışma imkanı bulunmayan 3 atölyede turistik bakır ürünleri üretilmektedir.

Bakır, Pirinç, Alüminyum ve Gümüş Plaka Kabartma Sanatı : Son yıllarda Erzincan’ da yapılan çalışmalarla rölyef sanatının el sanatları içinde önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. İl Kültür Müdürlüğü tarafından üç dönem, Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nce bir dönem açılan kurslarla Erzincan’ da kabartma (rölyef) sanatında 150 kursiyer yetiştirilmiştir. Bu sanatta yetişen kursiyerler yapmış oldukları duvar tabloları ve ev süs eşyalarını Erzincan’da ve Türkiye çapında pazarlama imkanları bulmuşlardır.

İşlenilen bakır, pirinç, alüminyum ve gümüş plaka gibi hammadde yönünden herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Gerekli malzemelerin (gümüş plaka hariç) fazla pahalı olmaması nedeniyle bu sanat genişleme imkanı bulmuş hatta okullarda iş eğitimi derslerinde yapılır hale gelmiştir.

Dövme Bakırcılık : Dövme bakırcılık Erzincan’ da var olan en eski sanatlardandır. Ancak bakıra alternatif olan alüminyum, çelik, emaye, naylon gibi maddelerle yapılan ev ve mutfak eşyalarının piyasaya sunulması nedeniyle bakır eşyaya olan talep azalmıştır. Talebin az olması, pazar imkanının yitirilmesi, sanatı devam ettirecek çırak yetiştirilmemesi gibi nedenlerle geçmişte önemli bir ekonomik potansiyele sahip olan bakırcılık sanatı kaybolmaya yüz tutmuştur.

-Kilimcilik ve Cecim Dokumacılığı : Kilimcilik Erzincan’ da tarihi çok eskilere dayanan bir el sanatıdır. Genellikle Kemah, Refahiye, Kemaliye ilçelerinde dokunduğu görülür. Erzincan genelinde halen kaç tezgah da kilim ve cecim dokunduğu kesin sayılarla tespit edilememekle birlikte Kemah, Refahiye ve köylerinde halen kök boyalı kilim ve cecim dokunduğu bilinmektedir.

Son yıllarda kamu kuruluşlarının girişimleriyle kilimciliğin geliştirilmesi için bir çok girişimlerde bulunulmuş ancak kursiyer bulma açısından zorluklar yaşandığı için başarıya ulaşılamamıştır.

Kız Meslek Lisesi’nde ve Halk Eğitim Merkezi’nde bulunan kilim tezgahlarında ve Geçit Beldesi’nde açılan kursta 100 civarında kursiyer kilim dokumacılığını öğrenmiş ancak bazı ekonomik nedenlerden dolayı bu iş devam ettirilememiştir.

Ehramcılık : Ehram (ihram) Erzincan, Erzurum, Bayburt yörelerine has, kadınların örtünme amacıyla elbise üzerine aldıkları ince yün iplikten el tezgahlarında örülen bir örtüdür ve mahalli bir özellik taşımaktadır.

Ehram yaklaşık 30 sene öncesine kadar Erzincan merkezinde ve ilçelerde yaygın olarak kullanılmakta, buna paralel olarak da mahalle aralarındaki çulhacılarda veya evlerdeki el tezgahlarında bolca dokunmakta idi. Her genç kızın çeyizinde mutlaka en az bir ehram bulunurdu. Bu gelenek halen, Üzümlü, Çayırlı, Otlukbeli, Tercan İlçeleri’nde ve bazı merkez köylerde devam etmektedir.

Bayanların değişen teknolojiye ve çağın giysilerine önem vermesi ve manto, pardösü, şal gibi giysileri tercih etmeleri nedeniyle ehram ve ehramcılık eski önemini yitirmiştir.

Mermer Hediyelik ve Turistik Süs Eşyası :Erzincan’da çıkarılan veya diğer illerden getirtilen mermer blokları, il merkezinde bulunan mermer fabrikasında işlenerek çeşitli ebatlarda ve çeşitli kalınlıklarda plakalar üretilmektedir. Mermer fabrikasının istihdama ve ilin ekonomisine katkı sağladığı bilinmektedir.

Mevcut olan mermer potansiyelinden hediyelik ve turistik süs eşyası üretilerek yeni istihdam alanları kazanmak ve ekonomiye katkı sağlamak mümkündür.

Eğin (Kemaliye) Halısı Üretimi : Tarımsal alanda yaşayan nüfusa ek gelir sağlamak ve onların boş işgücünü değerlendirmek amacıyla Erzincan’da halıcılığa da önem verilmiştir.

1972-1975 yılları arasında Çayırlı ilçesi Bölükova ve Ortaköy, Kemah ilçesi Kerer ve Doğanbeyli köyleri, İliç ilçesi Boyalık, Refahiye ilçesi Pınaryolu köylerinde halıcılık kursları açılmıştır. Bu kurslarda 115 kursiyer yetişmiştir.

Kemaliye İlçesi “Eğin Halısı” adıyla ün yapmış ve ilçede halıcılık köylere kadar yayılmıştır. Yabancı ülke fuarlarında derece alan Eğin Halısı Kemaliye Kaymakamlığı’nın çalışmaları ve Hacı Ali Akın Meslek Yüksek Okulu’nun girişimleriyle ekonomik anlamda yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Kemaliye Kaymakamlığı’nın gayretleri ile Kemaliye Apçaağa köyünde 5 adet tezgah kurulmuş olup, Isparta’dan getirilen iplerle bayanlara yönelik eğitim ve öğretim yapılmaktadır.

Hacı Ali Akın Meslek Yüksek Okulu’nda ise; 1. sınıfta 26 öğrenci, 2. sınıfta 28 öğrenci 8 tezgahta halıcılık eğitimi görmektedir.

Şenlikler – Özel Günler

Erzincan’da anılan ve kutlanan kurtuluş günleri, anma günleri, festivaller, mevsimlik bayramlar yerli turizmin gelişmesinde etkili olmaktadır. İlde bu kapsamda yapılan etkinlikler aşağıya çıkarılmıştır. Bu tür etkinliklerin geliştirilmesi faydalı olacaktır.

Kurtuluş Günleri

1-Erzincan’ın Kurtuluşu 13 Şubat

2-Tercan’ın Kurtuluşu 17 Şubat

3-Çayırlı’nın Kurtuluşu 19 Şubat

Anma ve Kutlama Günleri

1-Atatürk’ün Erzincan’a Gelişi -1 Temmuz

2-Şeyh Hasan Babayı Anma Töreni – 1 Eylül

Festival

1-Refahiye Bal Festivali – Eylül’ün ilk Haftası

2-İliç Tulum Peyniri Festivali – Ağustos’un son Haftası

3-Oğlanağa Üzüm Festivali – Eylül’ün Son Haftası

4-Ulalar Doğa Kültür ve Tulum Peyniri Festivali – Temmuzun son Haftası

Şenlikler

1-Kemah Sultan Melik Tarih , Kültür ve Spor Şenlikleri – Temmuzun ilk Haftası

2-Hıdır Abdal Sultan Şenlikleri – Ağustosun son Haftası

3-Kılıçkaya Köyü Kültür ve Dayanışma Şenlikleri – Ağustos’un Son Haftası

4-Otlukbeli Şenlikleri – Ağustos’un İkinci Haftası

5-Kemaliye Eğin Şenlikleri- Ağustos’un son Haftası

6-Munzur Melenkoç Yayla Şenlikleri – Eylül’ün İkinci Haftası

7-Gökkuşağı Kültür-Sanat Etkinlikleri – Mayıs’ın İkinci Haftası

Mevsimlik Bayramlar

1-Nevruz Bayramı – 21 Mart

2-Hıdırellez Kültür Bahar Bayramı 6 Mayıs

3-Ağaç Dikme Bayramı – Nisan’ın İkinci Bayramı Nisan’ın İkinci Haftası

Doğa Sporları

Rafting:Rafting Erzincan’da 1994 yılından itibaren Karasu (Fırat) Nehrinde yapılmaktadır. 1997‘de Munzur Fırat Doğa Sporları Derneğinin kurulması ile aktif olarak zengin malzeme ve rehber kadrosu ile hizmet vermektedir.

15 Mayıs 1999 yılında Turizm Bakanının da katkısıyla yaklaşık 100 kişilik bir sporcu gurubunun katıldığı Erzincan 2000 Rafting Festivali yapılmıştır. Özellikle Mayıs ayında 6’lık ve 5’lik rapitler oldukça fazladır. Yollarüstü-Mutu arasındaki parkurun uzunluğu 40 km.’yi bulur. Mayıs ayından sonra suların azalmasıyla Sansa-Bağlar mevkiinden (Erzincan-Erzurum karayolu 55 km.) Mutu’ya kadar 26 km.’lik bir parkur vardır. Bir tane 5’lik, 3 tane 4’lük, 5 tane 3’lük, 1 tane 2’lik rapit oluşur. Parkurun diğer bir özelliği Erzincan-Erzurum kara ve demir yolunu takip etmesidir. Bu özellik dünyanın hiçbir yerinde yoktur.

Treaking-Dağcılık-Kayak ve Kampçılık: Erzincan coğrafyasının ve ikliminin mükemmelliği bu sporları yapmaya çok müsaittir. ”Erzincan Munzur Fırat Doğa Sporları Derneği“ “Erzincan Dağcılık Kayakçılık ve İhtisas Kulübü” (EDKİK) tecrübeli, eğitimli dağcıları rehberleri ve kayakçıları ile bu sporları aktif olarak yapmaktadır. Yaylabaşı Ardıçlı Göl mevkii ormanlarında treaking ve kaya tırmanışı, Esence, Yedigöller, Refahiye Dumanlı ormanlarında treaking ve kampçılık, Sakaltutan Akbulut Kayak Tesisinde kayak sporu yapılmaktadır.

Su Kayağı: Tercan Baraj Göletinde (Erzincan-Erzurum Karayolu 98 km.) 1998 yılında Türkiye Su Kayağı Şampiyonası yapıldı. 1997 yılında Erzincan Munzur Fırat Doğa Sporları Derneğinin kurulması ile su kayağı etkinlikleri başlamış oldu. 1998 yılında Erzincan Göyne Baraj Göletinde yapılan Türkiye Birinciliğinde Erzincan Munzur Fırat Doğa Sporları Derneği Türkiye Şampiyonu oldu. Bu spor Tercan Baraj Göletinde yapılmakta olup; parkur uzunlukları şöyledir:

Çalmışla parkuru 1.200 m., Tuzla parkuru 3.750 m., Mertekli 1.550 m., Göyne 1.550 m., Kemaliye Keban Barajı parkur uzunluğu 2.500-3.000 m.’dır.

Yamaç Paraşütü: Termiklerin oldukça fazla olması coğrafi şartların mükemmelliği bu spor için Erzincan’ı birinci sıraya oturtmuştur. 1997 yılında başlayan bu spor 1998 de kurulan derneklerle daha hızlı bir gelişme kaydetmiştir. Yaylabaşı Munzur-Ata Doğa ve Hava Sporları Derneği yamaç paraşütü eğitim kursları açmış ve gayet başarılı olmuştur. Halen Yaylabaşı Beldesinde yurt içi ve yurt dışından gelen sporcular hem eğitim almakta hem de bu sporu yapmaktadırlar. Keşiş ve Munzur Dağları 3200-3500m bu sporun yapılmasına avantaj sağlar.

Buz Tırmanışı: Ocak, Şubat ve Mart ayının başlarında Girlevik Şelalesinin donması ile burada bu spor yapılmaktadır.

Kano: Karasu nehri, kano yapmaya elverişli olup nehrin her kesiminde yapılabilir. Munzur-Fırat Doğa Sporları Derneği akarsu kanosu sporunu aktif olarak yapmaktadır. Zorlu apitler Erzincan-Erzurum yolu 55 km.’sinde araç ile takriben 20-25 dakikalık bir yolculuktan sonra ulaşılır. Beytahtı – İliç arası bu spor için çok uygun bir parkurdur.

Camel Trophy: Tierre Del Fuega’da yapılacak olan Camel Trophy Türkiye seçmeleri 26 Mart 1998’de Erzincan’da başladı ve dört gün sürdü. Türkiye’de bu etkinliğin en uygun yeri olarak tespit edilen Erzincan, ulusal medyanın ilgisini çekmiştir.

Kürek: Erzincan Barajı ve Keban Barajı göllerinde kürek sporu yapılmaktadır.

Cirit: Geleneksel bir ata sporumuz olan cirit tescilli olarak ilk kez 1989 yılında başlamıştır. İki adet kulüp bulunmaktadır. Bunlar Erzincan Atlı İhtisas Kulübü ve 13 Şubat İhtisas Kulübüdür, renkleri siyah-kırmızıdır. Kulüblerin kuruluş amacı; Erzincan ve çevresindeki at neslinin ıslahı , binicilik ve geleneksel olarak milli günlerimizde gösteri yapmak yurt içi ve yurt dışı faaliyetlere katılmak ve sağlıklı nesiller yetiştirmektir.

Üç adet nizami ölçülerde kum ve toprak karışımı tribünlü cirit sahası (50 kişilik) mevcuttur. İki tanesi Terzibaba mevkiinde, (Erzincan-Çağlayan yolu üzeri 5 km.) bir adette şehir merkezinde Öğretmenevi üstü Geçit Belediyesi alt kısmında bulunmaktadır.

1996 yılında Doğu gurubu Şampiyonası yapılmış ve Erzincan Atlı İhtisas Spor Kulübü birinci olmuştur. Her yıl ilimizin kurtuluşu 13 Şubat günü Erzurum ve Bayburt ilinden davet edilen takımlarla ikili müsabakalar tertip edilerek cirit sporu canlı tutulmuştur.

1997-1998 yılında Ankara’da yapılan yarışmalarda Erzincan Atlı İhtisas Spor Kulübü üst üste iki kez Türkiye ikincisi olmuştur. Ayrıca kulüpler federasyon faaliyet programı içinde bulunan Ak-Yeniköy, Aydın, Ankara Türkiye Şampiyonası Trabzon, Davutlar,(Aydın), Ilgın(Konya), Yatağan(Denizli), Uşak,Selender (Manisa) Erzurum, Malatya, Bayburt, Söğüt(Bilecik) gibi illerde müsabakalar yapmış üstün başarılar elde etmişlerdir.

Kayak Tesisleri: Akbulut kayak tesisleri Erzincan-Sivas E-80 Devlet Karayolu üzerinde ve Erzincan’a 42 km mesafede olup yolu tamamen asfalttır. Akbulut Kayak Tesislerinde Alp disiplininde kayak yapılmaktadır. Kayak oteli ve tesisleri E-80 karayoluna asfalt yol ile bağlı olup , yollar yaz-kış tamamen açıktır. Otel 60 kişi kapasiteli, 100 kişilik yemek ve toplantı salonu, sporcu odaları, saunası ile her türlü konfora sahiptir. Kış ve dağ sporları ile yayla turizminde gerçek bir turizm merkezidir. Tesis bilhassa kış aylarında çalışmakta olup, kayak kiralaması ve kayak öğretimi yapılmaktadır. Tesisler 30.000 m² alan üzerine inşa edilmiştir. Üst istasyondan başlayan 5 adet pist mevcuttur. Dere içi pisti yüzde 50 meyilli 800 m’lik profesyoneller için, su deposu pisti 1.000 m.’lik, köy yolu pisti 2.000 m.’lik, yamaç sırtı 1.200 m.’lik ve 1.800 m.’lik karşı sırt dediğimiz profesyonel –amatör kayakçılara hitap eden pistler mevcuttur.

Teleski olarak Türkiye’nin en uzun liftlerindendir. Uzunluğu 1.026 m. alt istasyon rakımı 1.927 m. ve üst istasyon rakımı 2.155 m.’dir. Kot farkı 228 m.‘dır. Tesis 110 askı ve 110 kw ‘lık bir güçle çalışmaktadır. Aynı anda 110 kişi taşınmakta olup, saatteki taşıma kapasitesi 1.200 kişidir. Mahallinde kiralamaya müsait 100 takım kayak ski bulunmaktadır. Valilik kupası, Kurtuluş kupası, okulların yarı yıl tatil dönemlerinde il spor merkezi kayak kursu ve il birinciliği yarışmaları yapılmaktadır



kültürel gezi sevenler için ön bilgi

FOLKLORİK DEĞERLER

Entari: Biraz bolca olan, düz elbisedir. Kollar uzun ve yaka düzdür. Günlük olarak giyi*len bu entari, belbağı denilen bir bağla bağlanır.

Üçetek: Vücuda iyice oturan, hakim yakalı bir giysidir. Ön boydan, yanlar ise bel kısmında açık olduğu için meydana gelen bu üç parçadan ismini almıştır. tahtalı, kutnu ve kadife kumaşlardan yapılır. Üzerinde krma gümüş kemer takılır.

Şalvar: Pantolonvari şalvardır. Ağ kısmı paçadan olmadığından pantolonvari denilmektedir. Üçetekle birlikte giyilir.

Başörtüleri

Ehram (İhram): İnce yün ipekten dokunur. Renkleri beyaz kahverengi ve siyahtır. üzerinde çeşitli motifler vardır.

Hindi (Yazma): Kağıtlar arasında satılan desenli ince tülbenttir. Yaşmak , fitos ve düz örtü şeklinde kullanılır, kenarları oyalıdır.

Tülbent: Beyaz ince bir örtüdür. Kenarları oyalı olup, yazma gibi kullanılır.

Namaz Örtüsü: Buyüklü ve küçüklü olmak üzere iki kısımdır. Düz olarak başa alınır, daha ziyade yaşlı kadınlar kullanır.

Pırpırlı: Kırmızı tülden yapılan bir başörtüsüdür. Kenarları boncuk oyalıdır. Üzeri pırpır denilen pul boncukla işlenir.

Ayakkabı: Yemeni ve kundura giyilir.

Aksesuarlar: Tepelik, saçlık,bilezik,kemer ve küpedir.

FOTOĞRAFLAR…







I-İ-K Harfleri Şehirlerden Kısa Bilgiler


Iğdır


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Selçuklu Kervansarayı, Sürmeli Kalesi

Isparta


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Kovada Gölü ve Kızıldağ Milli Parkları, Isparta Gölcüğü, Çamyol ve Kuyucak Orman İçi Dinlenme Yerleri, Eğridir Kasnak Meşesi ve Sütçüler Sığla Ormanı Doğayı Koruma Alanları, Eğridir, Uluborlu ve Yalvaç Kaleleri, Pisidya Antiokheiası ve Apollonia İlkçağ Kentleri, Ertokuş ve Dündar Bey Medreseleri, Isparta Hızır Bey, Kutlu Bey, Firdevs Bey, İplik, Eğridir Hızır Bey, Barla Çaşnigir, Uluğbey Veli Baba Camileri, Firdevs Bey Bedesteni, Eğridir Kervansarayı, Ertokuş Hanı, Baba Sultan Türbesi, Isparta ve Yalvaç Müzeleri.

Örenyerleri

Isparta Müzesi
Adada- Sütçüler / Sağrak
Apollonia – Uluborlu / Merkez
Asar Harabeleri – Sütçüler / Kesme
Fori – Keçiborlu / Fori
Caralis – Yenişarbademli
Conana – Gönen
Kapıkaya – Isparta / Güneyce
Prostanna – Eğirdir / Sevirebey
Tynada – Aksu / Terziler
Seleukeia Sider – Atabey / Bayat
Sülüklü Göl Harabe – Sütçüler Çandır
Antiocheia – Yalvaç
Men Kutsal Alanı – Yalvaç

İçel


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Gümüşkum, Çamdüzü, Erdemli Çamlığı, Pullu, Karaekşi, Karabucak ve Bahçeyeri Orman İçi Dinlenme Yerleri, Cennet ve Cehennem Obrukları, Narlıkuyu Mağarası, Eshab-ı Kehf Mağarası, Gözne, Fındık Pınarı, Namrun ve Sorgun Yaylaları, Erdemli, Silifke ve Anamur’daki Plajlar, Pompeiopolis, Tarsos, Neopolis, Krykos, Kilindria, Selevkeia ve Anemurion İlkçağ Kent Kalıntıları, Kleopatra Kapısı, Anamur, Meydancık, Kız, Mut, Silifke Kaleleri, Alahan Manastırı, Hoghia Thekla Bazilikası, Uzuncaburç, Akkale, Gözlükule Yerleşmeleri, Tarsus Camisi, Lal Ağa Camisi, Erdemli, Silifke, Tarsus ve Narlıkuyu Mozaik Müzeleri.

Örenyerleri İçel Müzesi
Pompeipolis – Mersinli – Merkez / Mezitli
Ayaş – Erdemli İlçesi
Kanlıdivane – Erdemli İlçesi
Kızkalesi – Erdemli İlçesi
Tırtar – Erdemli İlçesi
Küstüllü – Erdemli İlçesi
Çeşmeli – Erdemli İlçesi
Tömük – Erdemli İlçesi
İamas – Erdemli İlçesi
Koskerla – Erdemli İlçesi
Yapısıgüzel – Erdemli İlçesi
Hoyrat – Erdemli İlçesi
Kocahasanlı – Erdemli İlçesi
Çatören – Erdemli İlçesi
İmirzeli – Erdemli İlçesi
Tirmil Höyük – Mersin – Merkez
Karaduvar Höyük – Mersin – Merkez
Karaduvar Su kemer – Mersin – Merkez
Yümüktepe – Mersin – Merkez
Aslanköy Kaya Mezarı – Mersin – Merkez
Aslanköy Mağarası – Mersin – Merkez
Gözne Kalesi – Mersin – Merkez
Başnalar Kalesi – Mersin – Merkez
Öküzlü Kalesi – Erdemli İlçesi
Sinap Kalesi – Erdemli İlçesi
Çandır Kalesi – Erdemli İlçesi
Cet Tepe – Erdemli İlçesi
Güdübeş Kalesi – Mersin – Merkez / Yakaköy
Belenkeşlik Kalesi – Mersin – Merkez / Belenkişlik Köyü
Manavşa Kalesi – Mersin – Merkez / Değirmençay Köyü

Anamur Müzesi
Anemurium Örenyeri – Nasrettin Köyü
Mamure Kalesi – Bozdoğan Köyü

Silifke Müzesi
Cennet – Cehennem – Silifke / Hasanaliler
Narlıkuyu – Silifke / Pınarlıkuyu
Uzuncaburç – Silifke / Uzuncaburç
Ayatekla – Silifke / Becili
Alahan Manastırı – Mut / Geçimli Köyü
Holmi – Silifke / Taşucu
Aphrodisias – Silifke / Yeşilovacık
Demircili – Silifke / Demircili
Tekkadın – Silifke / Ovacık
Karadedeli – Silifke / Karadedeli
Topmar – Silifke / İmamuşağı
Karaböcülü – Silifke / Karaböcülü
Canbazlı – Silifke / Canbazlı
Kelenderis – Aydıncık
Meydancıkkale – Günlar
Sömek – Silifke / Sömek
Dağpazarı – Mut / Dağpazarı
Balabulu – Mut / Yalnızcabağ
Kale – Mut / Merkez
Bakırtepe – Silifke / Yeşilovacık
Cingeyli – Silifke / İmamlı
Adamkayalar – Silifke / Hüseyinler
Meydankalesi – Silifke / İmamlı
Kale – Silifke / Kirobasi
Gülümpaşalı Höyüğü – Silifke / Gülümpaşalı
Antikyo – Silifke / Narlıkuyu
Sinobiç – Mut / Yeşilyurt
Mavga Kalesi – Mut / Yeşilyurt
Gökburç – Silifke / Ovacık
Hançer Kalesi – Silifke / Ovacık
Mezgit Kale – Silifke / Ovacık
Karakabaklı – Silifke / Karadedeli
Kültesi – Silifke / Karadedeli
Işıkkale- Silifke / Karadedeli
Gözleyentepe – Silifke / Yeşilovacık
Çingentepe – Mut
Maltepe – Mut

İstanbul


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Silivri, Kumburgaz, İstanbul Boğazı, Kumköy (Kilyos), Şile, Adalar, Belgrad Ormanı, Abrahan Paşa Korusu, Emirgân Korusu, Yıldız Parkı, Çamlıca Tepesi ve Gülhane Parkı, Tuzla İçmeleri, İstanbul Surları, Bozdoğan (Valens), Sukemeri, Binbirdirek ve Yerebatan Sarnıçları, Ayasofya, Aya İrini, eskiden kilise olan Bodrum, Fenari İsa, Fethiye, İmrahor, Kalenderhane, Kariye, Yeni İmaret ve Zeyrek Camileri, Bukoleon ve Tekfur Sarayları, Çemberlitaş, Dikilitaş, Yılanlı Sütun, Kıztaşı, Kız Kulesi, Galata Kulesi, Fatih, Bayezid, Sultan Selim, Haseki Hürrem Sultan, Süleymaniye, Sokullu Mehmed Paşa, Kılıç Ali Paşa, Yeni Cami, Şemsi Paşa, Sultan Ahmed, Köprülü Mehmed Paşa, Çorlulu Ali Paşa, Amcazade Hüseyin Paşa, Laleli ve Damat İbrahim Paşa Külliyeleri, Rüstem Paşa ve Gazanfer Ağa Medreseleri, Anadolu ve Rumeli Hisarları, Mağlova Kemeri, III. Ahmed ve Alman Çeşmeleri, Topkapı, Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan ve Yıldız Sarayları, Şale, Malta ve Çadır Köşkleri, Aynalıkavak, Küçüksu (Göksu), Tophane ve Ihlamur Kasırları, Eyüb Sultan, Firuz Ağa, Sinan Paşa, Nuriosmaniye, Beylerbeyi, Selimiye, Musretiye, Dolmabahçe, Ortaköy, Pertevniyan Valide Sultan ve Cerrah Paşa Camileri, Kapalı Çarşı, Mısır Çarşısı, Simkeşhane, Büyük Valide, Balkapanı, Vezir, Cebeci ve Çuhaci Hanları, Silivri, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Çobançeşme, Haramidere ve Bostancı Köprüleri, Dolmabahçe Saat Kulesi, Köprülü, Süleymaniye, Nuruosmaniye ve Belediye Kütüphaneleri, İstanbul Arkeoloji, İstanbul Topkapı Sarayı, İstanbul Türk ve İslam Eserleri, Divan Edebiyatı, İstanbul Resim ve Heykel, Arasta Mozaik, Ayasofya, Yerebatan Sarayı, Türk Yazı Sanatları, Askeri, Deniz, Tanzimat, Aşihan (Edebiyat-ı Cedide) ve Şişli Atatürk Müzeleri.
Arkeoloji Müzesi
Adres: Osman Hamdi Bey Yokuşu Gülhane – İstanbul
Tel: (212) 520 77 40
Faks: (212) 527 43 00
Ayasofya Müzesi
Adres: Sultanahmet Meydanı – İstanbul
Tel: (212) 528 45 00

I.Mahmud Kütüphanesi

Divan Edebiyatı Müzesi –
Adres: Galipdede Cad. 15 Beyoğlu – İstanbul
Tel: (212) 245 41 41

Kariye Müzesi –
Adres: Edirnekapı – İstanbul
Tel: (212) 523 30 09

Mozaik Müzesi
Adres: Sultanahmet Arastası – İstanbul
Tel: (212) 511 97 00

Rumeli Hisarı Müzesi
Adres: Yahya Kemal Cad. No:42 Hisarönü – İstanbul
Tel: (212) 263 53 05

Anadolu Hisarı Müzesi
Adres: Beykoz – İstanbul
Tel: (212) 263 53 05

Türbeler Müzesi
Adres: Atmeydanı Sultanahmet – İstanbul
Tel: (212) 517 05 44

Türk-İslâm Eserleri Müzesi-
Adres: İbrahim Paşa Sarayı Sultanahmet – İstanbul
Tel: (212) 518 18 05
Faks: (212) 518 18 07

Topkapı Sarayı Müzesi –
Adres: Topkapı – İstanbul
Tel/Faks: (212) 522 44 22

Yıldız Sarayı Müzesi
Adres: Beşiktaş – İstanbul
Tel: (212) 258 30 80
Faks: (212) 258 30 85

Tekel Müzesi
Tekfur Sarayı
Aya İrini Anıtı (St. İrene)
Fethiye Müzesi (Pammakaristos)
İmrahor Anıtı (İlyas Bey Camii) St. Studios Manastırı Hagios Ionnes Prodromos Bazilikası

İzmir


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Dikili, Foça, Çeşme, Seferihisar ve Gümüldür Kıyıları, Balçova-Çatalkaya Teleferiği, Asansör, Yamanlar-Karagöl, Tunay, Uzunkuyu, Belkahve ve Çamlık Orman İçi Dinlenme Yerleri, Balçova-Agamemnon, Çeşme-Şifne, Bergama-Güzellik, Menemen, Seferihisar, Bayındır, Foça (Phokaia), Larisa, Erythrai, Klazomenai, Teos, Lebedos, Kolophon, Klaros, Notion ve Efes (Ephesos) İlkçağ Kent Kalıntıları, Meryem Ana Evi, Bayraklı, Kadifekale, Artemis Hamamı, Kızılçullu ve Selçuk Sukemerleri, İzmir Agorası, Çeşme ve Selçuk Kaleleri, Belevi Tümülüsü ve Mezar Anıtı, Bergama, Ödemiş ve Tire Ulucamileri, Faik Paşa, Hisar, Hacı Hüseyin (Başdurak), Kestane Pazarı, Ali Ağa, Hatuniye, Çorak Kapı, Konak, Kurşunlu, Şadırvan, İkiçeşmelik, Salepcioğlu, İsa Bey, Mehmed Bey, Kazganoğlu, Yeni, Paşa ve Rüstem Paşa Camileri, Kızlarağası, Mirkelamoğlu ve Karaosmanoğlu Hanları, Sultan Şah, Mehmed Bey, İbn Melek ve Süleyman Şah Türbeleri, İzmir Saat Kulesi, İzmir Atatürk ve Menemen Kubilay Anıtları, Uluslararası İzmir Fuarı, İzmir Arkeoloji, İzmir Resim ve Heykel, İzmir Atatürk, Efes Arkeoloji, Bergama ve Tire Müzeleri.
Örenyerleri
İzmir Arkeoloji Müzesi
Larissa – Menemen
Kolofon
Kyme -Aliağa
Teos – Seferihisar
Panaztepe – Menemen
Apora – Konak – İzmir
Klozazenai – Urla
Gryneion – Menemen
Foça
Metropolis
Myrina
Lebedos Çeşme Müzesi
Erythari – Çeşme / Ildırı Köyü

Efes Müzesi
Efes Örenyeri – Selçuk
St. Jean Anıtı – Selçuk
Ertemision – Selçuk
Beleui Mezar Anıtı – Selçuk
Mution Ören Yeri – Selçuk
Kolofon – Menderes
Claros – Menderes

Bergama Müzesi
Akropol – Bergama
Asklepion – Bergama
Bazilika – Bergama
Maltepe Tümülüsü – Bergama
Yığma Tepe – Bergama
Tavşan Tepe Tümülüsü – Bergama
X Tepe Tümülüsü – Bergama
Perperane – Kozak
Teuthrania – Kalarga – Bergama
Pindasos – Madradağı – Bergama
Kanai – Dikili
Aterneus – Dikili
Arginussu – Acan Adası – Dikili
Harmakopalia – Bergama – Bölcek Köyü
Aigai – Nemrut Kale – Zeytin Dağı
Teutarania – Zeytindağ – Bergama
Elaia – Kazıkbağları – Bergama
Gryneion – Yenişakran
Pitane – Çandarlı
Myrina – Aliağa
Partheieion – Çaltıkoru – Bergama

Karabük


Karabük (Merkez) , Eflani, Eskipazar, Ovacık, Safranbolu, Yenice

Karaman


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Gökçe Çamlığı Orman İçi Dinlenme Yeri, Maraspoli Mağarası, Kraman, Ermenek (Firan) ve Mennan Kaleleri, Binbirkilise, Hatuniye, Emir Musa, İbrahim Bey İmaret Medreseleri ve Tol Medrese, Gaferyad (Ermenek, Kâzımkarabekir) ve Yollarbaşı (İlisra) Köyü Ulucamileri, Hacı Beyler, Aktekke (Valide Sultan), Arapzade, Paşa, Dikbasan (Fasih), Akçaşehir, Sipas ve Mimar Emir Rüstem Paşa Camileri, Yunus Emre Camisi ve Zaviyesi, Şeyh Çelebi Mescidi ve Akça Mescit, Karamanoğlu İmareti ve Türbesi, Bıçakçı Köprüsü ve Ala Köprü, Yedi Oluklu Çeşme, Karaman Müzesi.

Örenyerleri
Canhasan – Merkez – Alçatıköyü
Karadağ Binbir Kilisesi – Merkez –
Madenşehir / Üçkuyu Köyü

Kars

İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Ağrı Dağı, Sarıkamış Kış Sporları ve Kayak Tesisleri, Soğuksu ve Karıncadüzü Orman İçi Dinlenme Yerleri, Kars, Ardahan ve Şeytan Kaleleri, Ani Kenti Kalıntıları arasındaki surlar, Büyük Katedral, Surp Gregor Kilisesi, Çoban Kilisesi, Keçeli (Halaskâr) Kilisesi, Ebul Muammeran ve Menuçehr Camileri,Taş Köprü, Iğdır Selçuklu Kervansarayı, Kars Müzesi.

Örenyerleri
Ani Örenyeri – Ocaklı Köyü
Köşevenk Örenyeri – Ocaklı Köyü

Kastamonu


İLGİ ÇEKİCİ YERLER:Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kadı Dağı, Soğuksu, Açıkmaslak, Acısu, Kanlıgöl, Dipsizgöl, Üçoluklar, Yaralıgöz, Yeşilyuva, Karşıyaka, Ginoğlu, Masruf Deposu, Geriştepe ve Limanüstü Orman İçi Dinlenme Yerleri, Timonion ve Pompeipolis İlkçağ Kent Kalıntıları, Kastamonu Kalesi, Pervaneoğlu Ali Şifahanesi (Yılanlı Şifahane), Atabey, İbn Neccar, Halil Bey, Mahmud Bey, Nasrullah, Sinan Bey, Şeyh Şaban-ı Veli, Kötürüm Bayezıd, Hoca Şemseddin, Kasım Bey ve Abdurrahman Paşa Camileri, İsmail Bey ve Yakup Ağa Külliyeleri, Münire Medresesi, Atabay, Aşir Efendi, Deve, İsmail Bey ve Urgan Hanları, Nasrullah Köprüsü ve Taş Köprü, Gökçeağaç’taki Kervansaray, Kastamonu Müzesi.

Kayseri


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Erciyes Dağı, Sultansazlığı, Derebağ Çağlayanı Orman İçi Dinlenme Yeri, Yahyalı Hacer Ormanı Doğayı Koruma Alanı, Fraktin ve İmamkulu Anıtları, Kayseri, Şahmelik ve Develi Kaleleri, Huand Hatun Külliyesi, Avgunu, Çifte, Sahibiye Köşk ve Hatuniye Medreseleri, Kölük, Hacı Kılıç Cami ve Medreseleri, Kayseri, Bünyan ve Develi Ulucamileri, Kurşunlu Cami, Keykubadiye Sarayı, Hızır, İlyas ve Haydar Bey Köşkleri, Mollaoğulları Konağı, Çifte, Döner ve Sırçalı Kümbetleri, Sultan ve Karatay Hanları, Dev Ali, Seyyid-i Şerif Hızır İlyas, Melik Gazi ve Mikdat Dede Türbeleri, Raşid Efendi Kütüphanesi, Tekgöz ve Çokgöz Köprüleri, Kültepe, Kayseri Arkeoloji ve Kayseri Etnografya Müzeleri.

Örenyeri –
Kültepe – Karahöyük Köyü
Soğanlı – Yeşilhisar

Kilis


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Kilis kentinin kuzeybatısında yer alan Kuzuini (eskiden Kuzeyne) Köyü, iç ve dış kale kalıntıları, Hitit, Roma, Bizans ve Araplara ait yapı kalıntılarıyla bir açık hava müzesi görünümündedir. Kilis Ulucamisi, Akcurun Camisi, Canbolat Bey Camisi, Şeyh Camisi, Şeyhler Camisi, Hindioğlu Camisi, Çalık Camisi, Cüneyde Camisi, Kadı Camisi, Mevlevihane, Şeyh Abdullah Efendi Tekkesi, Canbolat ve Şeyh Abdullah Efendi Türbeleri, Baytaz Hanı, Hoca Hamamı, Eski Hamam, Paşa Hamamı, Çukur Hamam olarak da bilinen Hasan Bey Hamamı, Tuğlu Hamamı, Kurdağa Çeşmesi, İpşir Paşa Çeşmesi, Fellah Çeşmesi, Haffaf (Kavaf) Çeşmesi ve Küçük Çarşı Çeşmesi’dir

Kırıkkale


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Balışeyh, Hasandede, Çarşı ve Küçük Şamil Camileri, Hasandede, Koçubaba, Şeyh Mustafa Karababa, Kazancıbaba,Şeyh Sadreddin ve Şeyh Türbeleri.

Kırklareli


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Limanköy, İğneada, Kıyıköy (Midye) ve Çilingoz Koyları, Dupnisa Mağarası, İncekoru ve Kavaklı Meşe Orman İçi Dinlenme Yerleri, Vize Kalesi, Vize Mağara Manastırı, Midye Ayazma ve Manastırı, Hızır Bey ve Sokullu Mehmed Paşa Külliyeleri, Kadı, Bayezid (Paşa), Kapan, Eski Cami, Cerit Ali Paşa ve Gazi Süleyman Paşa Camileri, Alpullu (Sinanlı), Babaeski ve Lüleburgaz (Sokullu Mehmed Paşa) Köprüleri, Kadı, Kapan (Salıyeri), Kayımoğlu ve Alman Çeşmeleri, Zindan ve Binoklu Hasan Baba Türbeleri.

Kırşehir


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Çiçekdağı Orman İçi Dinlenme Yeri, Terme Kaplıcası, Keçi ve Ömerhacılı Kale Kalıntıları, Caca Bey Medresesi, Kale ve Alaeddin Camileri, Ahi Evran Camisi ve Türbesi, Karakurt Baba, Melik Gazi ve Âşık Paşa Türbeleri, Kesikköprü Kervansarayı, Kesikköprü, Kırşehir Müzesi.

Örenyerleri
Mucur Yeraltı Şehri – Mucur İlçe Merkezi
D. İnlimurat Yeraltı Şehri – Merkez / D. İnlimurat Köyü

Kocaeli


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Kuzuyayla ve Fındıklıtepe Orman İçi Dinlenme Yerleri, Bayramoğlu, Karamürsel, Kefken ve Kerpe Kıyıları, Ballıkayalar, Eskihisar Kalesi, Hannibal Mezarı, Pertev Mehmed Paşa ve Çoban Mustafa Paşa Külliyeleri, Orhan Gazi, Mehmed Bey (Fevziye) ve İmaret Camileri, Sultan Süleyman Köprüsü, Yalı ve Mehmed Bey Hamamları ile Yenihamam ve Küçükhamam, Canfeda Kethüda Kadın ve Mısıroğlu Çeşmeleri, Hünkâr Kasrı, İzmit Saat Kulesi, İzmit, Yarımca ve Osman Hamdi Bey Müzeleri.

Örenyerleri
Arkeoloji Müzesi
Kerpe – Kandıra
Anibal – Gebze
Çenedere – İzmit/Derince

Konya


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Çamlıköy, Yakamanastır, Kale Çamlığı, Huğlu, Karaburun ve Kızılören Çamlığı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Meram Bağları, Ilgın Kaplıcası, İvriz Kaya Kabartması, Beyşehir Kalesi, Akmanastır, Hagia Eleni Kilisesi, Sırçalı Medrese, Tacül Vezir Medresesi ve Türbesi, İnce Minareli Medrese, Ali Gav, Küçük Karatay, Karatay ve İsmail Aka (Taş Medrese) Medreseleri, Has Bey ve Nasuh Bey Darülhuffazları, Seydişehir Muallimhanesi, İplikçi Camisi ve Medresesi, Sadreddin Konevi Camisi ve Türbesi, Alaeddin Dursunoğlu, Selimiye, Kapı, Aziziye, Eşrefoğlu ve Pir Hüseyin Camileri, Sahip Ata, Karabaş Veli ve Lala Mustafa Paşa Külliyeleri, Akşehir ve Ereğli Ulucamileri, Mevlana Türbesi ve Dergâhı, Nasreddin Hoca Türbesi, Taş Mescit, Sırçalı Mescit, Karatay, Tahir ile Zühre, Altunkalem, Güdük Minare ve Küçük Ayasofya Mescitleri, Yusuf Ağa Kitaplığı, Kubadabad Sarayı, Seyyid Mahmud Hayran ve Şeyh Şahabeddin Zaviyeleri, Kızılviran, Sultan, Zazadin, Horozlu, Kadın, İshaklı ve Kuruçeşme Hanları, Rüstem Paşa Kervansarayı, Konya Arkeoloji, Karatay Çini Eserleri, Konya Taş ve Ahşap Eserleri, Konya Mezar Anıtları, Atatürk Evi ve Kültür, Konya Etnografya, Konya Mevlana, Koyunoğlu, Akşehir Taş Eserler, Akşehir, Atatürk ve Etnografya, Ereğli Müzeleri.

Örenyerleri
Kilistra
Konya Etnografya Müzesi
Çatalhöyük – Küçük Köy Çumra
Bolat Örenyeri – Hadim / Bolat Köyü
Karahöyük – Meram / Harmancık Mah.
Kubadabat – Beyşehir – Gülkaya
Ayaelena Kilisesi – Selçuklu – Sille Mah.

Ereğli Müzesi
İvris Kaya Anıtı – Aydın Kente / Halkapınar

Kütahya


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Çamlıca, Murat Dağı, Hisarlıktepe, Ebem Çamlığı, Gölcük Yaylası ve Nafia Pınarı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Harlek, Yoncalı ve Murad Dağı Kaplıcaları, Aizanoi Antik Kent Kalıntıları, Kütahya Kalesi, Vacidiye Medresesi, Kütahya Ulucamisi, II. Yakup Bey, İshak Fakih ve Molla Bey Külliyeleri, Balıklı, Kurşunlu, Dönenler, Arslan Bey (Meydan), Hisarbeyoğlu Mustafa (Saray), Takvacılar, Karagöz Ahmed Paşa, Lala Hüseyin Paşa ve Ali (Alo) Paşa Camileri, Küçük ve Büyük Bedestenler, Küçükhamam ve Lala Hüseyin Paşa Hamamı, Kütahya Müzesi, Dumlupınar Anıtı.

Örenyeri
Aizanoi – Çavdarhisar İlçesi

Kahramanmaraş


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Çamlık, Kapıçam, Pınarbaşı, Başkonuş ve Çınar Geçidi Orman İçi Dinlenme Yerleri, Maraş, Hurman ve Kız Kaleleri, Karahöyük, Turunçlu ve Ufacıklı köylerindeki yapı kalıntıları, Kaşanlı Köyü’ndeki Kaya Kabartması, Kahramanmaraş, Afşin ve Elbistan Ulucamileri, Taş Medrese, Haznedarlı, Hatuniye ve Himmet Baba Camileri, Eshab-ı Kehf Külliyesi, İklime Hatun Mescidi, Taşhan Tuzhan, Hışırhan ve Kuruhan, Ceyhan ve Körsulu Köprüleri, Kahramanmaraş Müzesi.

İstanbul Işıkların En Güzel Göründüğü Şehir


Işıkların En Güzel Göründüğü Şehir

İstanbul gibi ışıkları ile insanı kendine aşık eden bir şehirde yaşayıp da, başka bir şehrin ışıklar altında görünüşünün hayran bıraktırıcı kadar güzel olacağına inanmazdım.

Tatlı bir gülümseme yayılır yüzümüze bazen, bizim için özel olan bir yerleri özlemiş olmanın buruk tebessümüdür bu. Bir sokaktır bazen özlenen, bir yemek kokusu burnumuza gelen, tanıdık bir yüz, tanıdık yerlere gitmek ister insan bazen. Aslında o anki ruh halimizdir bizi yollara sürükleyen. Yaşadığımız bir olay, okuduğumuz bir kitap, gördüğümüz bir reklamdır yollara düşme isteğimizi arttıran.

Her zaman bir arayış içinde olan bizler, aradıklarımızın hep uzaklarda bilinmeyenlerde saklı olduğunu düşünürüz. Bazen ruh halimiz yeniliklere açık olur. Yeni yerlerin, bilinmeyenlerin hayalini kurarız. Bazen de aradığımızın burnumuzun dibinde olduğunu düşünür, ama yine de imkansızların peşinde koşmayı tercih ederiz. Aşk denilen duyguya bile “Kavuşamadığın zaman aşk olur” diyerek, kendimizi bile bile bir kovalama-yakalama oyunu içine sokarız.

Oysa ki bildik bir yerlerde olmak ya da olma hayalini kurmak bile, arama ve kovalamalarla geçen yaşantımızın içinden çıkıp biraz nefes almamızı sağlamaz mı? Peki bu tanıdık, bildik yer neresi olabilir?
Hem kış aylarının güzelliği yaşanabilsin, hem içinde eğlence olsun, biraz dinginlik, biraz anılar, sürprizler olsun.
Acaba neresi?
Sanırım o bildik yeri buldum. Bursa…

Bursa bana göre bildik tanıdık bir yer, ya size göre?
Bursa’yı nasıl bilirsiniz?
İskender Kebabı (Mümkünse bol tereyağlı)
Uludağ’da kayak yapma keyfi,
Camiler, türbeler, kaplıcalar,
Kestane şekeri (Tercihim çikolatalı)

Evet, Bursa denildiği zaman aklınıza hemen bunlar geliyordur. Ancak bana göre Bursa biraz daha farklı özellikleri ile beynime kazınmış bir şehirdir. Belki az insanın bildiği ya da bilenlerin bile bildiklerinin farkında olmadığı, bildik tanıdık bir şeyler var benim gönlümde ki Bursa’da… ( Tekerleme gibi mi oldu? )
Sizlere bu, tanıdık ve bildik şehirde tesadüfler sonucunda geçirdiğim bir günü anlatmak isterim.

İzmir’den kalkan otobüsle İstanbul’a doğru yol çıktım. Balıkesir’den 2 saat sonra Bursa’daydım. Otogarda yarım saatlik bir mola verdik. Normalde otobüs yolculuklarında molalarda otobüsten inmekten hoşlanmam .Otogarlar bana, her zaman soğuk ve kasvetli gelir. Ama Bursa otogarını oldum olası sevmişimdir. Rahat ve ferah olan Bursa otogarında yarım saatlik bir molada yapacak çok şey bulabiliyorsunuz. Bir çok insan gibi alışkanlıklarına bağlı bir kişi olarak ayaklarım beni her zaman alış veriş yaptığım büfeye sürükledi. Bir dergi, bir çubuk kraker ve sakız. Her Bursa’ya gelişimde aynı yerden, aynı şeyleri alırım. Bu sefer ise,aileme götüreceğim kestane şekerleri için Kafkas’a girdim. Camekanın arkasında çeşit çeşit kestane şekeri var. Fıstıklı, çikolatalı, klasik çeşitlerin arasından seçim yapmak ne kadar da zor. En iyisi her çeşitten bir tane almak. Sallana sallana otobüsümün kalktığı perona gittiğimde otobüsün yerinde olmadığını fark ettim. Sakin sakin otobüs yazıhanesine gittiğimde, otobüsümün, içinde bavullarımla birlikte, yarım saat önce İstanbul’a doğru yola çıktığını öğrendim. Otogarda farkında olmadan 1 saat geçirmişim. Yaşadığım kısa bir paniğin ardından, bavullarımın İstanbul otogarına teslim edilmesini sağladıktan sonra gece otobüsüne yeni bir bilet alıp, “Bu benim için bir işaret, işte fırsat ayağıma kadar geldi. Bursa beni çağırıyor. Bu çağrıya kulak vermek lazım.” diye düşünüp kendimi Bursa yollarına vurdum.

Otogardan Setbaşı minibüsüne bindim. Hava soğuk olmasına rağmen sokaklardaki kalabalık şaşılacak gibiydi doğrusu. Uludağ Üniversitesi sayesinde şehrin genç nüfus ortalaması oldukça yüksek. (Nüfus sayımında bende Bursa’daydım, genç nüfusa katkım vardır sanırım) Sokaklar kalabalık, caddeler insanlarla dolu, bir oraya bir buraya giden insanlar bir şehre ne kadar da çok yakışıyor. Setbaşı’nda yürürken Devlet Kütüphanesi gözüme çarptı. Merkezde bu kadar ayak üstünde bir kütüphane olması, bir şehir ve o şehirde yaşayan insanlar için ne kadar büyük bir fayda (Umarım yararlanıyorlardır) Ama ne yazık ki kütüphaneye girip tozlu raflarda bilgi arayacak vaktim yoktu. İçimde Bursa sokaklarında gezme ve özlediğim yerlere gitme isteği vardı. Setbaşı’nda olduğuma göre ilk işim bu semte adını veren Setbaşı Köprü’sünün hemen yanında bulunan Mahfel’e gidip bir Türk kahvesi içmek oldu. Ama değişimin ilk işareti orada başladı. Bursa’nın en eski cafelerinden biri olan Mahfel dekorasyonu ve adını değiştirmiş. Mahfel-Mado olmuş. Çeşit çeşit dondurma ve tatlı çeşitleri olan hoş bir yer halini almış. Bir kahve molası için çok uygun bir adres, tavsiye ederim.

Setbaşı Mahfel’den kalkıp Heykel’e doğru yürüdüm. Kararlıyım Bursa’yı yürüyerek keşfedeceğim. Heykel’de Gima Sokağına girdim. Hemen ana caddenin paralelinde bulunan bu sokak, Bursalı gençlerin uğrak mekanı. Burada yan yana cafeler var. Cafe Nescafe ve Siesta en favori olanları. Cafe Nescafe’yi daha önceden biliyordum ama Siesta’yı ilk defa gördüğüm için oraya girdim. Latte Machiato”su çok güzeldi. Tavsiye ederim. Yazın Siesta”ya gelip, dışarıya atılan masalarında keyif yapmanın hayalini kurduktan sonra, fazla zaman kaybetmeden Altınparmak’a doğru yola koyuldum. Karşımda Zafer Plaza. Dünyanın en güzel alışveriş merkezlerinden biri olarak seçilen bu yer, oldukça hoş bir alışveriş merkezi. Alışveriş tutkunlarının tercih ettiği mekanların arasında olan bu merkezin en üst katında bulunan sinema salonun çok güzel olduğunu hatırlayıp, mağazalara vitrinlere bakarken zamanım su gibi aktığını fark ettim. Altıparmak’tan sonra Kükürtlü Caddesi’nde dolaştım. Caddeler aynı sokaklar aynıydı. Ama şehrin her köşesine büyük bir hızla yeni mağazalar, cafeler, eğlence merkezleri açılmış. Kükürtlü Caddesi yürüyüşümün son durağı oldu. Saatler ilerliyordu. Evet işte beklediğim an yani yemek zamanı gelmişti.

Yemek yemek için Setbaşı’na dönmem gerekiyor. Ancak ayaklarımda yürüyecek hal kalmadı. Bir minibüsle Setbaşı’ndayım. Setbaşı’nın alt tarafında bulunan Kayan Semti’ne gittim. Meşhur Pideli Köfteciler hep burada olur. Pideli Köfte yeme fikri de nereden çıktı. Bursa’ya gelmişken, bakır tepsinin içinde, altında çıtır çıtır pidelerin, üzerine yoğurt ve bol tereyağı olan enfes bir iskender kebap yemek varken, pideli köfte yeme isteği de nereden çıktı bilemem ama ayaklarım beni pideli köfte yemeğe, Saray Pideli Köftecisi’ne götürdü. O lezzetin tadı hala damağımda. İstanbul’da da bir çok yerde iskender ve pideli köfte yedim ancak havasından mı suyundan mı bilmem,Bursa’da yediğim yemeklerin lezzetini başka hiçbir yerde bulamıyorum.

Pideli Köfte faslı da bittiğine göre şimdiki durağım İnkaya. Dağ Yolu üzerinde bulunan İnkaya Köyü’ne iki tane çıkış yolu var. Ancak ben bilindik olanı yani Çekirge’den gidilen yolu tercih ettim. Yolun üzerinde sıra sıra oteller var. Büyük Yıldız Oteli’nin en üst katında bulunan Safir adlı barın çok hoş bir yer olduğunu hatırladım, orada bir mola vermek istesem de istikametimi bozmadan İnkaya’ya gittim. İnkaya Bursa’nın en eski köylerinden bir tanesidir. Bu köyün özelliği ise burada bulunan 600 yıllık çınar ağacıdır. Türkiye’nin en yaşlı ağaçlarından biri olma özelliği ile görenleri kendine hayran bırakan bu ağacın, 35 metrelik boyu, 9.2 metre çevresi vardır. Yaz aylarında yeşil yaprakları, kış aylarında ise dallarının üzerinde bulunan bembeyaz örtü ile adeta doğa harikası denilebilecek kadar güzel bir ağaç. Burada bulunan asırlık çınar, çevre halkının tek geçim kaynağı denilebilir. İnkaya köyünde yaşayan insanlar, bu ağacı görmeye gelen yerli ve yabancı turistlere kendi elleriyle yaptıkları hediyelik eşyaları satarak ya da çevrede bulunan mangal ve piknik alanları sayesinde geçimlerini sağlıyor. Hem köy halkının güler yüzü, hem ulu çınarın yıllara meydan okuyan havası ile İnkaya, bana göre Bursa’nın en huzur dolu köşesi.

İnkaya’dan ayrılmak istemiyordum, ama vaktim azalıyordu. Şimdi Bursa’ya son bir bakış atma zamanı geldi. Bursa’ya uzun zaman önce ilk gidişimde eski bir arkadaşım “Işıkların en güzel göründüğü şehir Bursa’dır.” demişti. Bu söylediği bana o anda hiç de mantıklı gelmemişti. İstanbul gibi ışıkları ile insanı kendine aşık eden bir şehirde yaşayıp da, başka bir şehrin ışıklar altında görünüşünün hayran bıraktırıcı kadar güzel olacağına inanamamıştım. Ta ki, Seyran Tepe’yi görene kadar. Dağ Yolu’nda İnkaya yakınlarında olan Seyir Tepe özellikle Uludağ’a çıkanların son bir kez Bursa’ya kaçamak bakışlar attığı bir yerdir. Ama ben bizzat şehrin ışıklarını seyretmek için oraya gittim. Gördüklerime tıpkı ilk günkü gibi hayran kaldım. Işıl ışıl görünen yüzüyle Bursa ayaklarımın altındaydı. “Anlatılmaz yaşanır” tanımlaması yapılacak kadar muhteşem. Tahta masalara oturup uzun uzun şehri seyrettim. Işıkların en güzel göründüğü şehir yakıştırmasının bir kez daha tam yerinde bir söz olduğuna anlamıştım. Bir bardak dumanı üzerinde tüten salep, bir esimlik rüzgar, bir nefes temiz hava, bir bakışlık manzara ve Bursa’da geçirebileceğim son bir saat.

Otobüsümü tekrar kaçırmak istemiyordum. Dağ yolundan dosdoğru otogara gittim. Trafik biraz sıkışık. Bursa geceleri başladı anlaşılan. Keşke zamanım olsa da Arap Şükrü’de rakı ve balık keyfi yapsam, Kültür Parkı’nda bulunan Altın Ceylan’da sabaha kadar eğlenip dans edebilsem diye düşündüm. Bir dahaki sefere artık!

Otobüse yine son dakikada yetiştim, ama bu sefer kaçırmadım. Kafamı otobüsün penceresine dayayarak, kestane şekeri uğruna kaçan otobüsümü ve yaşadığım bu olayı bir şans olarak değerlendirip Bursa’yı bir günde gezdiğimi düşünürken, bir dahaki Bursa gezimde türbeleri, camileri, kaplıcaları ziyaret etmem gerektiğini yapılacaklar listeme ekledim.
Ben bu otobüs kaçırma bahanesini çok sevdim birkaç kere daha uygulayabilirim. Sizlere de tavsiye ederim.

ALINTIDIR

Aspendos gezelim tanıyalım turizm


Pamfilya kenti olan Aspendos Antalya’nın 48 km. doğusundadır.Aspendos’a Antalya-Manavgat yolundan ayrılan bir asfalt ile ulaşılır. Kent, Serik İlçesinin 8 km. doğusunda Köprü Çayı’nın dağlık bölgeden düzlüğe ulaştığı yerde, biri büyük, diğeri küçük iki tepe üzerine kurulmuş zengin şehirlerden biridir. İlk ismi bastığı sikkeler üzerinde de görüleceği gibi Estvadiiys’tir. Antik dünyada en güçlü para Aspendos sikkesidir.

M.Ö. 7.yy. başlarında kurulan şehir, Perslerin, Attik Delos Deniz Birliği’nin, Büyük İskender’in, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenliklerini tanımıştır. Evrimedon Çayı ağzındaki konumu ile önemli bir liman ve ticaret kenti olarak ünlenen Aspendos, mısır, gül ağacından yapılmış süs eşyaları, şarap, tuz ve at ticareti yapmıştır. Kent ayrıca antik dünyanın en iyi atlarını yetiştirmesi ile de ünlüdür.

Aspendos’taki eserler, Aşağı Kent Yapıları ve Yukarı Kent Yapıları olarak ikiye ayrılır. Yukarı Kent Yapıları arasında agora, bazilika toplantı yapısı, nymphaeum ve eksedra yer alır. Aşağı Kent Yapıları arasında ise tiyatro, stadion, hamamlar, su kemeri, tapınak ve nekropoller sayılabilir. Aspendos surlarının Helenistik Dönem de yapıldığı, sonraları Geç Roma ve Bizans Dönemlerinde birtakım onarımlar gördüğü bilinmektedir.

Aspendos’u sanat merkezi yapan yapıtların başında tiyatro gelmektedir. Aspendos Tiyatrosu antik dünyadan günümüze gelebilmiş en sağlam tiyatrodur. Küçük bir tepenin yamacına kurulmuş olan tiyatronun mimarı Aspendoslu Thedoros’un oğlu Zenon’dur. Kapasitesi 15.000 kişiliktir. En önemli özelliği sahip olduğu muhteşem akustiktir. Tiyatro Selçuklular döneminde kervansaray olarak kullanılmıştır. Sahne binasının bazı yerlerinde görülen beyaz sıralar üzerine zikzak motifleri Selçuklu Dönemine aittir. Tiyatronun cavea bölümü yarım daire planlı olup, geniş bir diazoma ile ikiye ayrılır. Üst caveanın arkasını 59 kemerden oluşan geniş bir galeri boydan boya çevirmektedir. Caveanın iki tarafında girişlerin üzerindeki özel localar imparatorluk ailesine ve ocak rahibelerine ayrılmıştır. Orkestradan itibaren yükselen oturma sıralarının ilki senatör, yargıç ve yabancı elçilere, ikincisi kentin ileri gelenlerine aittir. Kadınlar genellikle üst sıralarda, galerinin altındaki bölümde otururlardı. Geri kalan bölümler kentin tüm vatandaşlarına açıktır. Sahne tiyatronun en çarpıcı bölümüdür.

Konglemara bloklarından inşa edilen iki katlı fasadın alt katında aktörlerin sahneye çıkışlarını sağlayan beş kapı vardır. Orkestra düzeyindeki küçük kapılar vahşi hayvanların kapatıldığı dehlizlere aittir. Üst kattaki sütunlu cephe mimarisinin tam ortasında üçgen bir alınlık içinde tiyatroların kurucusu ve koruyucusu olan şarap tanrısı Dionysos’un bir kabartması işlenmiştir.

Kaynak:Turizm Bakanlığı

Assos gezelim görelim resimli


Assos , günümüzdeki yerleşim yeri Behramkale Köyü ile içiçe, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde, M.Ö. 1000 li yıllardan bu yana, kesintisiz olarak yaklaşık 3 bin yıldır yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır.Bölgede bulunançoksayıda antik yerleşme merkezinin en önemlilerinden birisidir. Assos, ünlü filozof Aristo’nun burada evlenmesine neden olacak güzellikte saklı bir cennettir.

Tarihi evlerden oluşan köyde, Ortaçağ mimarisini andıran yapılar arasında dolaşırsınız. Tepelerde binlerce yıllık taşların üzerinde yürürken, pırıl pırıl denize karşı kurulmuş olan bu antik kentin sakinlerinin, ne kadar şanslı olduklarını düşünürsünüz. Yıkıntıların arasında geçmişin izlerini ararken, burnunuza çarpan kekik kokularını da görmezden gelemeyin bu arada.Dolaşırken size mal satmak isteyen satıcıların ısrarlı satış taleplerinide hoş görün.

MÖ.VII yüzyılda Midilli’den gelen Methymnalı’ların kurduğu sanılan Assos’ta ilk kazılar, 1881-1883 yılları arasında, Clark ve Bacon başkanlığındaki Amerikan kazı ekibince gerçekleştirilmiştir. Ancak yıllar sonra 1980 yılında, Prof.Dr.Ümit Serdaroğlu başkanlığındaki Türk arkeolog ve uzmanlardan oluşan bir ekip, tekrar başlamış kazılara. Sonuçta, yılların emeği ile ortaya Antik Tiyatro gibi muhteşem eserler çıkmış ortaya.2005 vefat eden Prof Dr.Ümit Serdaroğlu vasiyeti üzerine Behramkale Köy Mezarlığına defnedilmiştir.

Assos olgusununu ;Assos-Behramkale(Köy içi) , Assos- İskele(Liman), Assos-Kadırga(Kadırga Plajları ve Kadıga Koyu) ve Assos-Yakın Çevresi ile beraber; bu gün 2500 kişiyi ağırlayabilecek kapasiteli turizm bölgesi olarak algılamak lazım.Yeniden başlayan kazı çalışmaları, köyün ve yakın çevrenin hareketlenmesine neden olmuş. Limanda (İskelede) yer alan yapılar, orjinal mimarisinin bozulmamasına dikkat edilerek onarılmış ve otel motel gibi konaklama tesislerine dönüştürülmüş.Ayrıca köy içinde ve yakın çevre köylerde ev pansiyonculuğu başlamış ve ev yemeklerinin yapıldığı küçük lokantalar oluşmuştur.Bölgenin en iyi plajlarını Kadıga Koyunda olması nedeniyle Kadırga Plajlar’nda ve Koyda, hızla oteller moteller ve benzeri tesiler oluşmuştur.Behramkale’nin doğu ve batısındaki köyler hepsi yamaçlarda sanki birer duvar apliği gibi durmaktadırlar.Her köyün heme altındaki güzel koylardada ev yemeklerinin yapıldığı küçük lokantalar,pansiyonlar ve küçük oteller oluşmuştur.Bu gün ASSOS temiz havası, denizi, balıkçılığı ve ören yerine olan bağlantısıyla şipşirin bir tatil yöresidir.

Hem denize, hem de karaya egemen bir tepeye kurulan Akropol, 3 kilometre uzunluğunda bir surla çevrilidir.Akropolün kuzeyinde içiiçe günümüzün Behramkale köyü yer almaktadır.İşçiliği ve mimarisi açısından döneminin en önemli surlarından biri olarak nitelendiriliyor. Özellikle, birbirinden ayrı biçimlerde yapılmış kapıları, gelen ziyaretçileri büyülüyor.

Athena Tapınağı
İÖ 530’da, Akropol’ün en yüksek yerine (236 metre yüksekte)kurulmuştur. Assos kalıntılarının en önemli yapısıdır.Aynı zamanda gün batımında,iki şarap kadehi ve bir şişe şarapla ziyaret edilmesi gereken en önenli yerdir.Dorik üslupta olmasına karşın, İyon üslubunun özelliği olan çatıaltı frizi vardır. Yanlarda 13’er, ön ve arkada 6’şar sütunla çevrili pepiteros planındadır (bir dizi sütunla çevrili).

İki basamaklı podyum, günümüze ulaşabilmiştir. Kazılarda ana bölümde bulunan Helenistik Dönem çakıl mozaik döşeme ve sunak, daha sonra yok olmuştur. Tapınagın kabartmaları, Paris, Boston ve İstanbul Arkeoloji müzelerindedir. Dorik başlıklar, sütun kaideleri ve öbür mimari kalıntılar, çevrede görülebilir.

Agora
Akropol’ün güney yamacındadır. Çevresinde dönemin resmi yapıları yer almaktaydı. Agora Tapınağı’nın, İÖ II. yüzyıldan kalıntıları görülebilir. Bu yapı daha sonra kiliseye dönüştürüldüğünden, özgün planı hakkında bir bilgi yoktur.

Bouleuteiron (Meclis)
Agora’nın doğusundadır. Kürsü, heykeller ve küçük anıtsal yapılardan oluşuyordu.

Gymnasium
İÖ II yüzyılda yapılmıştır. Agora ile batı kapısı arasındadır. Dört yanı Dorik üsluptaki sütunlarla çevrili, taş döşeli bir avlu biçimindedir. 32X40 m ölçülerindedir. Girişteki yarım daire şeklindeki basamaklar, günümüze ne yazıkki ulaşamamıştır. Kuzeydoğusunda Bizans döneminden kalan bir kilise ile güneybatısında da bir sarnıç bulunmaktadır.

Tiyatro
İÖ II yüzyılda Agora’nın yakınına kurulmuştur. Son yüzyıla dek tümüyle korunan yapı, günümüzde restorasyon çalışmalarıyla kullanılabilir hale getirilmeye çalışılmaktadır. Geleneksel Grek tiyatro planına uygun olara, at nalı biçiminde olduğu sanılmaktadır. Roma döneminde yenilenmiştir.

Stoa
Önü sütunlu, üstü örtülü galerilerdir (revak). Biri Agora’nın kuzeyinde, öbürü de güneyindedir. Kuzeydekinin İÖ III yüzyılın sonunda ya da II yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır. İki katlı, Dorik üsluptadır. Alt katta, sütunların arası dörtgen panolarla süslenmiştir. İkinci katın duvarında, tavanı oluşturan ağaç kütüklerin yerleştiği delikler görülebilmektedir.

Aynı dönemden olan güney stoa, üç katlıydı. Orta katta 13 dükkan bulunuyordu. Alt katta ise sarnıç ve 13 hamam yer almaktaydı.

Nekropol
Helenistik ve Roma dönemlerindendir. Nekropol’ün batı ve doğu kapılarını bağlayan yol boyunca, mezar ve anıtlar sıralanmıştı. Batı kapısının kuzeyinde, Publius Varius’un mezar kalıntıları bulunmaktadır.

Hüdavendigar Camii
XIV. yüzyılda, I.Murad döneminde, Assos yıkıntıları arasında yüksek bir tepeye kurulmuş görkemli bir yapıdır. Bizans ve Roma dönemi kalıntılarının kullanılmış olması ilginçtir. Alçı mihrabı süsleyen yaprakların içi, kabartma rumilerle bezenmiştir. Mihrap nişinin yanlarında sütuncuklar vardır. Ana mekan, 8 köşeli kasnağa oturan bir kubbeyle örtülüdür. Son cemaat yerinin iki yanı kapalı olup yanlarda basık kemer, ortada uzunlamasına tonozla örtülüdür. Minaresi yoktur.İhtiyaç olduğunda halen camii olarak kullanılmaktadır.

Behramkale Köprüsü
XIV. yüzyılda Tuzla Çayı üstüne yerel taşlardan yapılmıştır. Sivri kemerli yan gözler 7 metre, orta göz 15 metre yüksekliğindedir. Köprüyü bugün yayalar kullanmaktadır.

D-E-G-H şehirlerimizden kısa bilgiler


Denizli


İLGİ ÇEKİCİ YERLERi: Pamukkale, Çamlık, Karcı Deresi ve Evkara Çamlığı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Ortakçı, Karahayıt ve Yenice Kaplıcaları, Beycesultan Höyüğü, Laodikeia, Hierapolis ve Tripolis Kalıntıları, Akhan, Çardakhan Kervansarayı, Ahmetli Köprüsü (Akköprü), II.Sultan Murad Camisi, Beyce Sultan Kümbeti, Yatağan Baba Türbesi, Pamukkale Müzesi.

Örenyerleri
Hierapolis – Merkez/Pamukkale
Laodikya – Merkez/Pamukkale
Tripolis – Buldan/Yenice
Apollonia Salbace – Tavas/Medet
Herakleia Salbace – Tavas/Vakıf
Herakleia – Tavas/Kızılcahöyük
Sebastopolis – Tavas/Kızılcahöyük
Colossae – Honas
Eumeneia – Çivril/Işıklı
Dionysopolis – Çal/Bahadırlar
Attuda – Sarayköy/Hisar
Trapezopolis – Babadağ/Bekirler
Alacain – Acıpayam
Thinta – Merkez/Gözler
Ecesultan – Çivril
Yassıhöyük – Acıpayam
Tabae – Kale

Diyarbakır


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Çermik Kaplıcası, Diyarbakır Kalesi ve Nasturi Kilisesi, Eğil, Çermik, Çüngüş, Osmaniye, Tercil, Mihrani, Aydındar, Kefrum, Zülkarneyn, Atak ve Silvan Kaleleri, Hilar Mağaraları, Dakyanus ve Atak (Antak) Eskiçağ Kentleri, Meryem Ana Kilisesi, Zinciriye (Sincariye), Mesudiye, Ali Paşa ve Musluhiddin Lari, Abdullah Paşa ve Hatuniye Medreseleri, Artukoğulları Sarayı, Diyarbakır, Eğil (Taciyan), Hani, Hazro, Lice (Vakıf Ahmed Bey) ve Silvan (Selahaddin Eyyubi) Ulucamileri, Ömer Şeddad (Hazreti Ömer), Kale, Nebi, Safa (İparlı), Hoca Ahmed (Ayni Minare), Şeyh Matar (Mutahhar), Fatih Paşa (Kurşunlu), Hüsrev Paşa, Ali Paşa, İskender Paşa, Behram Paşa, Melek Ahmed Paşa, Defterdar, Arap Şeyh, Eyyubiler ve Kara Behlul Bey Camileri, Deliller (Hüsrev Paşa) Hanı, Hasan Paşa Hanı, Çifte Han ve Yeni Han, Dicle, Devegeçidi, IV.Murad (Karaköprü), Haburman, Sinek Çayı, Kenok (Kemkük) ve Malabadi Köprüleri, Diyarbakır Arkeoloji ve Etnografya, Diyarbakır Cahit Sıtkı Tarancı ve Diyarbakır Atatürk Köşkü Müzeleri.

Örenyerleri -
Çayönü – Ergani/Sesverenpınar
Üçtepe – Bismil/Üçtepe
Hassuni Mağarası – Silvan/Merkez
Hilal Mağarası – Ergani/Sesverenpınar

Edirne


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Koru Dağı ve Söğütlük Orman İçi Dinlenme Yerleri, Sarayiçi, Erikli Plajı, Edirne ve Enez Kaleleri, Khrysopege Kilisesi, Peykler Medresesi, Saatli Medrese, Saray-ı Cedid, (Yeni Saray), II.Bayezıd ve Sokullu ya da Kasım Paşa Külliyeleri, Yıldırım Bayezıd, Eski Beylerbeyi, Gazi Mihal, Mezit Bey (Yeşilce), Muradiye, Şah Melek, Üç Şerefeli ve Selimiye Camileri, Bedesten, Ali Paşa Çarşısı ve Arasta, Rüstem Paşa Kervansarayı ve Ayşe Kadın adıyla da bilinen Ekmekçioğlu Ahmed Paşa Kervansarayı, Küçük Rüstem Paşa Hanı, Gazi Mihal, Saraçhane (Şehabeddin Paşa), Fatih, Bayezıd, Yalnız Göz, Saray (Kanuni), Tunca, Meriç Köprüleri ile Uzunköprü, Edirne Arkeoloji ve Etnografya ile Edirne Türk İslam Eserleri Müzeleri, Lalapaşa Dolmen ve Menhirleri.

Örenyeri
Enez (Ainos) Kale – Enez/Edirne

Elazığ


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Zafran Orman İçi Dinlenme Yeri, Hazar Gölü ile Keban Baraj Gölü Kıyıları, Harput, Hestek ve Palu Kaleleri, Meryem Ana Kilisesi ve Surp Kevors Manastırı, Yusuf Ziya Paşa Külliyesi, Harput ve Palu Ulucamileri, Esadiye (Aslanlı), Sârâ Hatun, Kurşunlu, Ağa, Ahmed Bey ve Merkez Camileri, Hacı İbrahim Şah ve Vakıf Han da denen Denizli Kervansarayları, IV.Murad Hanı, Karamara Köprüsü, Ahi Musa, Cemşid Bey Mescitleri ve Türbeleri, Alacalı Mescit, Elazığ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi ile Harput Müzesi.

Örenyeri
Harput – Merkez
Eski Palu – Palu İlçesi

Erzincan


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Erzincan Ilıcası ve Ekşisu, Erzincan, Kemah, Şirinli Kaleleri, Koyun Biçimli Mezar Anıtları, Taşdibi, Meryem Ana, İsa Voriç ve Vank Kiliseleri, Gülabi Bey Camisi, Tugay Hatun, Melik Gazi, Behram Şah, Gülcü Baba ve Mama Hatun Kümbetleri, Bey, Çadırcı, Gülabi Bey Hamamları, Mama Hatun Kervansarayı, Kötür Köprüsü.

Erzurum


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Fidanlık, Uzunoluk ve Horasan Fidanlığı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Ilıca Kaplıcası, Dumlu Ilıcası, Pasinler Çermiği ve Madensuyu, Tortum Çağlayanı, Erzurum, Aşkale, Cinis, Pırtın, Hınıs, Toprakkale, Kalecik, İspir, Oltu, Avnik, Bardız (Gaziler), Tortum, Ağca, Azort, Üngüzel, Hasankale ve Van Kaleleri, Kotarus (Citharizon) Kenti ve Kilisesi, Erzurum, Hınıs ve Pasinler Ulucamileri, Hatuniye Medresesi olarak da bilinen Çifte Minareli Medrese ile Yakutiye, Ahmediye, Kurşunlu, Pervizoğlu, Şeyhler ve Kadıoğlu Medreseleri, Erzurum ve İspir Kale Mescitleri, Tepsi Minare (Saat Kulesi), Lala Paşa, Murad Paşa, Gülcü Kapısı (Ali Ağa), Boyahane, Caferiye, Kurşunlu (Feyziye), Pervizoğlu, Derviş Ağa, Gümrük, Bakırcı, Narmanlı, İbrahim Paşa, Şeyhler, Cennetzade, Topal Çavuş, Çarşı (Tuğrul Şah), Arslan Paşa, Sivaslı, Süleyman Han ve Bardız Camileri, Emir Saltuk (Melik Gazi), Karanlık, Gümüşlü, Cimcime Sultan, Rabia Hatun, Mehdi Abbas (Emir Şeyh), Evreni, Söylemez Ana, Söylemez Baba, Mısri Zinnun, Ferruh Hatun, Gülperi Hatun Kümbetleri, Taşhan (Rüstem Paşa) Kervansarayı, Gümrük, Cennetzade, Kamburoğlu ve Hacı Bekir Hanları, Boyahane, Lala Paşa, Kırk Çeşme, Murad Paşa ve Saray Hamamları, Çobandede, Derviş Ağa ve Küpeli Köprüleri, Erzurum Arkeoloji, Çifte Minareli Medrese ve Erzurum Kongresi Müzeleri.

Eskişehir


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Fidanlık, Musaözü, Mestan Pınarı, Kalburcu, Çatacık, Şoförler Çeşmesi ve Madensuyu Orman İçi Dinlenme Yerleri, Çardak Kaplıcası ve Gümele Ilıcası, Midas Kenti ve Yazılıkaya, Pessinus, Seyitgazi Nekropolü, Seyitgazi ve Sivrihisar Kaleleri, Seyit Battal Gazi ve Kurşunlu Külliyeleri, Alaeddin, Bardakçı Köyü, Hoşkadem, Kurşunlu, Hamamkarahisar ve Kılıç Mescit Camileri, Sivrihisar ve Gecek Köyü Ulucamileri, Yunus Emre ve Şeyh Edebalı Türbeleri, Himmet Dede, Alemşah ve Hoca Yunus Kümbetleri, Mülk köyü ve Hazinedar Mescitleri, Seyitgazi Kervansarayı, Eskişehir Arkeoloji, Eskişehir Etnografya, Eskişehir Atatürk ve Kültür, Yunus Emre, Seyitgazi, Yazılıkaya Açıkhava, Pessinus Arkeoloji Müzeleri.

Örenyeri
Pessinus – Sivrihisar

Gaziantep


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Düllükbaba Orman içi Dinlenme Yeri, Zincirli, Gedikli, Tilmen, Kırışkal ve Sakçagözü (Sakçagöze) Höyükleri, Dolikhe (Dülük), Kuzeyne, Korus, Belkıs ve Karkamış (Kargamış) İlkçağ Kent Kalıntıları Yesemek Heykelleri, Gaziantep, Tilbaşar, Rumkale, Karacaören ve Ravanda Kaleleri, Ömeriye, Boyacı (Kadı Kemaleddin) Eyüpoğlu, Esenbek (İhsan Bey), Ali Nacar (Annacar), Ali Dola (Ala’üd Devle), Tahtalı, Ağa, Handaliye, Alaybey, Şeyh Fethullah, Şirvani (İki Şerefeli), Akcurun, Canbolat Bey, Şeyh, Şeyhler, Hindioğlu ve Çalık Camileri, Ramazaniye (Ahmed Çelebi) Medresesi, Şeker, Paşa, Hışva, Emir Ali, Millet, Kürkçü ve Belediye Hanları, Zincirli ve Kemikli Bedestenleri, Eski, Paşa, Şıh, Pazar, Naip, Tabak, Hoca, Hasan Bey ve Tuğlu Hamamları, Şeyh Abdullah Efendi Tekkesi, Debbağhane, Aynülleben, Yazıcık, Babilke ve IV. Murad Köprüleri, Gaziantep Müzesi.

Örenyerleri
Belkız-Zeugma – Nizip/Belkıs
Yesemek – İslahiye/Yesemek
Tilmen – İslahiye/Tilme
Dülük Örenyeri – Şehit Kamil/Dülük

Giresun


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Giresun Adası, Kulakkaya, Dokuzgöz ve Salon Çayırı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Belediye Plajı, Giresun, Arda, Kaledere, Kuşluhan, Andoz, Eynesil, Şebinkarahisar, Merkez (Saint Jean) ve Bedrama (Bodrum) Kaleleri, Giresun, Hisarköy (Dereli) ve Şebinkarahisar’daki Meryem Ana Kilise ve Manastırları, Gebe Kilisesi, Hacı Hüseyin, Hacı Mikdad, Kale, Fahreddin Behramşah, Fatih ve Kurşunlu Camileri, Taş Mescid, Kurşunlu Hamamı ve Çeşmesi, Pertevniyal Çeşmeleri, Taşhanlar.

Gümüşhane


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Pulur Höyüğü, Canca, Kov, Keçi, Edire, Akçakale, Kodil,Bayburt, Satala, Avliyana ve Ardasa Kaleleri, Hutura Hagios Georgios ve Panaghia Manastır Kiliseleri, Pavrezi Şapeli, Bayburt Kale, Varzahan ve Haşara Kiliseleri, Çakırkaya Kaya Kilisesi, Hart, Ksanta, Varzahan ve Satala Kent Kalıntıları, Bayburt Ulucamisi, Süleymaniye, Küçük, Pulur (Gökçedere) ve Kutluk Bey Camileri, Yakutiye, Museviye, Mahmudiye ve Pulur Medreseleri, Zigana Kervansarayı, Taşhan (Bedesten), Tohumoğlu, Korgan ve Gümüşkaya Köprüleri, Şehit Osman Türbeleri, Eski Gümüşhane.

Hakkari


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Cilo Dağı, Gevaruk, Peştazare ve Trişin Kaya Resimleri, Dirheler, Hakkâri, Bay ve Dez Kaleleri, Hırvata Kent Kalıntıları, Meydan Medresesi.

Hatay


İLGİ ÇEKİCİ YERLER: Soğukoluk ve Yayladağı Orman İçi Dinlenme Yerleri, Arsuz Plajları, Alalah (Tel Açana), Tel Tayinat, Çatalhöyük (Kanula), Harbiye (Dophne), İssos, El-Mina, Arsuz (Rhossos ya da Rosus), Seleukeia Pieria Yerleşme ve Kent Kalıntıları, Antakya (Antiokheia) Surları, Traianus Sukemeri, Heronion, Koz (Kürşat), Payas, Bakras, Sarıseki, Şalen ve Darb-ı Sak (Bayezıid-i Bistami) Kaleleri, Aziz Petrus Grottosu, Cin Kulesi, Kızlar Sarayı (Kasr El-Benet), Sokullu Mehmed Paşa Külliyesi, Habib Neccar Camisi, Sokullu Külliyesi, Hatay Arkeoloji Müzesi.

Örenyerleri
St. Pierre Kilisesi – Antakya / Kuruyer
Aççana Örenyeri – Reyhanlı (Merruş) / Varışlı K.
Çevlik Örenyeri – Samandağ / Kapısuyu Köyü

Artvin Turizmi Gezi


GENEL BİLGİLER
Artvin, ili ikiye bölen Çoruh nehri, dik yamaçlı uzun vadileri, 3900 metreye kadar yükselen birbiri ardına sıralanmış yüksek dağları, balta girmemiş doğal ormanları, yüksek dağların doruklarında Krater gölleri, Karagülleri, yeşil yaylaları, fauna ve flora zenginliği, tarihi kilise, kale ve kemer köprüleri, geleneksel mimarisi ve festivalleri ile çeşitli turizm değerlerini içinde barındıran otantik bir turizm beldesidir

Kaleler
Artvin (Livana) Kalesi: Erzurum–Samsun karayolunun Artvin şehir merkezine çıkış sağlayan noktasında, Çoruh Nehri üzerinde bulunan Artvin Köprüsü’nün karşı yanında, ırmak tabanından 70 m. yükseklikte ana kayaya bağlanmış konumdadır. Kale içerisinde sarnıç ve şapel kalıntıları bulunmaktadır. Yapı, 10. yüzyıl ortalarında Bagratlı Krallığı’nca inşa edilmiş, 16. yüzyılda Osmanlılar tarafından onarım görerek kullanılmıştır. Yüksek kulesiyle dikkat çekmektedir.

Şavşat (Satlel) Kalesi: Şavşat ilçesi Söğütlü Mahallesinde bulunmaktadır. Bagratlı Krallığı zamanında inşa edilmiş Osmanlılar tarafından da kullanılmıştır. Günümüzde terkedilmiş olan kalenin sur duvarlarının büyük bir bölümü ayaktadır.

Ardanuç (Gevhernik) Kalesi: Ardanuç ilçesi, Adakale Mahallesi’nde bulunan yapı, yöredeki en eski ve en önemli kalelerden birisidir. Kalenin ilk yapımına milattan önceki dönemlerde başlandığı bilinmektedir. Bagratlı Krallığı, Çıldır Atabekleri ve Osmanlıların yönetim yeri olarak kullanılmıştır. İçkale ve etrafı surlarla çevrili şehir yapısıyla tek örnektir. Geçmiş dönemlere ait çeşitli kalıntıların yanı sıra Kanuni Sultan Süleyman’a ait kitabesiyle de dikkat çekmektedir.
Cami ve Türbeler
Artvin il ve ilçelerinin önemli camileri Ortacalar Merkez Camii (Arhavi ilçesi) Muratlı Camii (Borçka ilçesi), Esenköy Camii (Murgul ilçesi) Kocabey Camii (Şavşat ilçesi) Demirkent Camii (Yusufeli ilçesi), İskender Paşa Camii ve Türbeleri (Ardanuç İlçesi)’dir.

İskenderpaşa Camii ve Türbeleri: Ardanuç ilçesi, Adakale mevkiinde bulunmaktadır. İlk yapımına Osmanlı döneminde yapılmış, 1553 yılında tamir edilerek tekrar ibadete açılmıştır. Yanında Osmanlı dönemine ait Hatice Hanım, Ali Paşa ve Süleyman Paşa’ya ait türbeler bulunmaktadır.Yörenin ilk camisi olması açısından önem taşımakta olup günümüze sağlam olarak gelmiştir.
Kiliseler ve Manastırlar
İnanç Turizminin önemli merkezlerinden olan Artvin’de Altıparmak (Barhal) Manastır Kilisesi Camii (Yusufeli ilçesi ), Hamamlı (Dolıshana) Manastır Kilisesi (Merkez), İşhan Kilisesi (Yusufeli ilçesi), Yeni Rabat Kilisesi (Ardanuç ilçesi), İbriga Şapeli (Borçka ilçesi), Tibeti Kilisesi ( Şavşat ilçesi), Köprülü Kilise ( Şavşat ilçesi), Porta Manastır Kilisesi (Merkez) Dörtkilise Manastırı (Yusufeli ilçesi) önemli olan kilise ve manastırlardır.

Plajlar
Karadeniz sahilindeki Arhavi ve Hopa İlçelerinin 34 km.lik kıyısında bulunan Hopa- Kemalpaşa Plajı, Hopa Kopmuş Plajı ve Arhavi Plajı denize girmek için elverişlidir.
Akarsular
Çoruh Nehri ve Vadisi: 3225 m. rakımlı Mescit Dağları’ndan doğarak toplam 466 km. kat ettikten sonra Gürcistan sınırları içerisinde Karadeniz’e dökülmektedir. Nehir aynı zamanda dünyanın en hızlı akan nehirlerinden biridir. Yöre, her yıl dünyanın her tarafından gelen, rafting, kano ve nehir kayağı gibi akarsu sporlarını yapan yerli ve yabancı sporcuları ağırlamaktadır.
Zengin flora ve faunaya sahip Çoruh Nehri Vadisi, aynı zamanda kuşların göç yolu üzerindedir. Nehrin çevresindeki bazı kayalıklarda nesli tükenmekte olan kızıl akbaba türü koloniler halinde yaşamaktadır. Ayrıca Çoruh Vadisi boyunca; boz ayı, çengel boynuzlu dağ keçisi, yaban domuzu, kurt, çakal, tilki, porsuk, sansar, su samuru, tavşan, keklik, yaban horozu, çulluk, yaban ördeği, üveyik, sarıasma, sarısandal, ardıç kuşu, güvercin, tahtalı kuşu ve çeşitli yaban hayvanı türleri bulunmaktadır.
Bayburt’tan başlayıp İspir ve Yusufeli’ni takip ederek Artvin’e kadar uzanan ve yaklaşık 260 km. uzunluğundaki nehirde, 4 farklı etapta rafting yapılmaktadır. Zorluk dereceleri 1, 2, 3, 4, 5, 6’ya kadar çıkmaktadır. Profesyonel sporcuların tercih ettiği nehirde, 1993 yılında 4. Dünya Akarsu Şampiyonası yapılmıştır.

Altıparmak (Barhal) Çayı: Artvin ili sınırları içinde yer alan Altıparmak (Barhal) Çayı, Kaçkar Dağları’nın güney yamaçlarından doğar, yaklaşık 40 km’lik bir mesafe kat ettikten sonra Yusufeli’nin 2 km. güneyinde Çoruh Nehri’ne karışır. Altıparmak Çayı, kano ve nehir kayağı için elverişli olup, yüksek dağlarla çevrili son derece güzel ve etkileyici bir vadi içinden akmaktadır. Dağlardaki karların bütün yaz boyunca erimesi nedeniyle, eylül ayına kadar suyun debisi yüksektir. Vadi, yaban hayatı açısından da çok zengin bir güzelliğe sahiptir.
Altıparmak Çayı Havzası’na Artvin veya Erzurum üzerinden Yusufeli’ne gelerek ulaşılabilir. Yusufeli’nden itibaren 6. km’sinde Öğdem Deresi, Altıparmak Çayı’na karışmaktadır.
Güngörmez Suyu: Yusufeli ilçesi Güngörmez dağlarında bulunmaktadır. Akşam karanlığında suyunun akmaya başlaması ve gün açıldığında suyunun kesilmesi ile ünlüdür.

GÖLLER
Borçka Karagöller: Boçka camili karayolu üzerinde olup,Borçka ilçesine 27 km. uzaklıktadır.1800 lü yıllarda bugünkü Klaskur yaylasının yakınında bulunan bir tepenin toprak kayması sonucu Klaskur deresinin önünü kapatması ile oluşmuş göllerdir. Zengin orman örtüsü ve flora çeşitliliği ile ilgi çekmekte olup kamp turizmi için İlimizdeki sayılı yerlerdendir. Ayrıca yöre halkı tarafından mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Şavşat Karagöl: Şavşat ilçesine 25 km. zaklıkta olup, Sahara Karagöl Milli Parkı içindedir. Kamp ve Karavan Turizmi için ilimizdeki en uygun yerlerdendir. Göl kenarında özel sektör tarafından işletilen 20 kişilik konaklama tesisi bulunmaktadır.

NE YENİR?
Yöresel yemek çeşitleri bakımından oldukça zengin olan Artvin mutfağında Ağartı denilen süt ve süt mamüllerinden yapılan yemekler arasında “kuymak” mahalli yemek olarak yaylacılar tarafından yapılır. Yörede yetişen sebze ve kır otlarından değişik türlerde yemekler de yapılmaktadır.
Hamur işlerinde; hinkel, cergebas, bişi, katmer, erişte, lokum (lokma) ve börekler yer almaktadır. Hinlek ve cergebas denilen hamur yiyecekler çevreye özgüdür.
Topluca yapılan “harfana”larda ve ziyaretlerde taze etlerle ve ağaç şişlerle hazırlanılan kebaplar yörede önem arz etmektedir. Ayrıca köylerde kışlık kavurma yapıp saklanır.
Dibek veya dinklerde döğülerek hazırlanan ve adı halk arasında “gendirme” ve “keşkek” olarak bilinen yemekler çok bilinen yöresel yemeklerdir.
Çorbalardan “püşürük” adlı çorba, en çok bilinenlerdendir. Bunlardan başka, “çılbır”; “Kaygana (Omlet)”; yağlı, lorlu veya sadece etle yapılan soğanlı yahni de yerli yemekler arasındadır. Ayrıca sahil kesiminde yer alan halkın mahalli yemekleri arasında, hamsi balığından hazırlanan; hamsili pilav, hamsili buğulama, hamsili mısır ekmeği (cadı), hamsi salamura yer almaktadır.
Başlıca tatlılar, hasuta, kaysefe, zurbiyet, ballı lokumdur

NE ALINIR?
Ağaç oyma ve filiz, dal kabuğundan örülen eşyalar, toprak çanak, çömlek, bakır mamülleri ve kilim yöreden alınabilecek hediyelik eşyalardır.

YAPMADAN DÖNME
Borçka Karagöller ve Camili Havzasını gezmeden
Çoruhta rafting, Kaçkarlarda trekking yapmadan,
Kafkasör Yaylasında Boğa Güreşlerini İzlemeden,
Puçuko yemeden,
… Dönmeyin.

Bursa Gezi Talil ve turizm rehberi


Osmanlı Başkenti
Bursa, Osmanlı’nın 1. Başkenti…

Osmanlılar’ın Hüdavendigar Vilayeti

1071 yılından sonra Anadolu’yu fethetmeye başlayan Selçuklular; bölgeye Asya’dan getirdikleri Türk boylarını yerleştirme çabalarına girdiler. Selçuklu İmparatorluğu’nun zayıflayıp dağılmaya başlaması üzerine kurulan Anadolu beyliklerinden Osmanlı Beyliği, kısa zamanda gelişip çevresindeki Tekfurlar’ın arazilerini de alarak güçlenip büyüdü.

Osmanlı Beyliği’nin kurucusu, 1258 yılında Söğüt kasabasında doğan Osman Bey’di. 1299’da Bilecik, Yenikent, İnegöl ve İznik de Beyliğin topraklarına katıldı. Altıyüz yılı aşkın hüküm sürecek olan Osmanlı İmparatorluğu’nun temelleri atılmıştı. Osman Gazi’nin başarılarıyla Osmanlı Beyliği’nin güçlenmesi karşısında kuşkulanmaya başlayan Bursa tekfuru Atranos, Bizans’tan dilediği yardımlara, Kestel ve Kite tekfurlarının güçlerini katarak 1301’de Koyunhisar’da Osmanlı ordusu ile çarpışmaya başladı. Savaşın galibi Osman Bey’in orduları oldu.

Artık Türkler’in hazırlıkları yavaş yavaş başlamıştı. Tekfurlar’ın bu olaydan sonra da birlik halinde çalıştıklarını gören Osman Bey, 1317 yılında kenti kuşatmaya doğru ilk adımı attı. Öncelikle deniz ilişkisinin kesilmesi gerektiğinden, Kaplıca tarafında bir kale yaptırıp, kardeşinin oğlu Ak Timur’u kumandan tayin etti. Osmarı Bey’in kölesi Balabancık da dağ tarafına yapılan kaleden sorumluydu. Bu bölgelerden halkın kente giriş ve çıkışları engellenmişti. Atranos Beyce kalesini yıkan Türkler, Pınarbaşı’na karargahlarını kurdular. Osman Gazi kuşatma için gerekenleri yaptıktan sonra kumandayı, oğlu Orhan Bey’e devrederek Yenikent’e döndü.

Kuşatma sekiz yıl sürdü. Hastalıklarla boğuşmaya başlayan Osman Gazi’nin sefere gidip savaşacak dermanı kalmamıştı. Oğlu Orhan Gazi’ye kenti ele geçirme emrini verdi. Orhan Gazi önce Evrenos Kalesi’ni aldı. Kale tekfuru dağlara kaçtı. Artık hedef Bursa’ydı. Orhan Gazi, Bursa tekfuruna Mihal Bey’i gönderip, teslim olmasını istedi. Tekfur, Orhan Gazi’den bağışlanmasını isteyerek, kıymetli elbiseleri ile kırk bin altın gönderdi. Orhan Gazi babasının onayını aldıktan sonra, Tekfur’un ailesinin ve adamlarının kaleden ayrılıp Gemlik sahiline ulaşabilmeleri için gerekli izni verdi. Tekfur ve beraberindekiler buradan bir gemiyle İstanbul’a doğru yola çıktılar. 1326 yılında Bursa artık Türkler’indi.

Kentin alındığı haberi, hastalığı çok şiddetlenen Osman Gazi’ye ölüm yatağında ulaştırılabildi. Saltanatı Orhan Gazi’ye bırakan Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk Sultanı yüzünde bir tebessümle yaşama veda etti. Bursa’nın alınması Osmanlı Beyliği için bir dönüm noktası olmuştu. Dedesi Ertuğrul Gazi’nin yaşamını yitirdiği 1281 yılında doğan Orhan bin Osman, artık Osmanlı sultanlarının ikincisiydi. Sultan’ın ağabeyi birgün huzura çıkıp, saltanat için üç şey yapması gerektiğini söyledi. İlki, adına sikke bastırmaktı. İkincisi diğer insanlardan farklı kıyafetler giymek, üçüncüsü ise yaya askerine hazineden uIufe tayin etmekti. Önceleri sikke, Selçuklu sultanları adına bastırılırdı. 1328’de Orhan Gazi, adına sikke bastıran ilk Osmanlı Sultanı oldu. Kılık kıyafette de yenilikler yapıldı. Kırmızı ve siyah renklerde giysileri olan askerler, artık beyaz renkte üniformalar giymeye başladılar.

Bithynia, Roma ve Bizans’ı yaşayan Bursa, 1335 yılında Osmanlı’ya ilk başkent oldu. Saltanatı yaklaşık 35 yıl süren Orhan Gazi, 1360 yılında yaşama veda ederken, yerini oğlu Murad’a bıraktı. 1326 yılında doğan Sultan Murad han bin Orhan bin Osman Gazi, Osmanlı sultanlarının üçüncüsüydü. Hüdavendigar adıyla ünlenmişti.

1362’de Edirne kenti ele geçirildi. Murad-ı Hüdavendigar bir gece düşünde, ak sakallı, nur yüzlü bir kimseyle yarenlik ederken, o kişi ona Edirne’de bir saray yaptırmasını söylediğinden, Edirne’de büyük bir saray inşa ettirildi. Daha sonra başkentliği Edirne üstlendi. Sonraki yıllarda da Bursa önemini hiç yitirmedi.

1399’da Yıldırım Bayezid, su tedavisine çok önem verilen Bursa Darüşşifası’nı kurdu. 1402’de kente giren Timur orduları medrese, cami gibi binalara büyük zararlar verdiler ve kentte yangınlar çıkardılar. 1429’da veba salgını kenti kasıp kavurdu. 1482’de Cem Sultan Bursa’da 18 günlük sultanlığına başladığında kendi adına para da bastırmıştı. Yetişen II. Bayezid ordularıyla çarpışmaya mecbur kalan Cem, kenti yenilmiş olarak terketti.

YAPILAR


Bursa üslubu

Osmanlı yapı sanatında, önce zaptedilen Bizans ülkelerinin mimarisine doğru bir eğilim gözlendi. Bu ülkeler, yeni sahiplerine aynı zamanda eski mimari tekniğinde ustalaşmış olan birçok duvarcı, oymacı ve zanaatçılar da vermişti. Bu yeni yapılar, Anadolu beyliklerinin anıtlarından farklıydılar. Ve Bursa üslubu böyle doğdu. Bursa mimarisi İstanbul’un fethinden sonra da yaşadı. Edirne ve İstanbul’daki ilk anıtların yapımında genellikle bu üslup kullanıldı. T biçimi plana uygun yapı tipi de 14. yy’da gelişti ve Bursa’daki “selatin camileri”nin hemen tamamı bu plana uygun olarak inşa edildi. Üst kısmından yüksek horizontal bir hatla bağlanan “Bursa kemeri” ise, iki çeyrek daireden oluşur, fazla bir taşıma gücüne sahip olmadığından daha çok dekoratif işlerde kullanılırdı.

Ulucami

Bursa Ulucami, ilk devir İslam mimarisinin payeler ve sütunlar üzerine düz çatı ile örtülü avlulu camiler gurubuna girer. 1399’da Yıldırım Bayezid tarafından mimar Ali Neccar’a yaptırılan Ulucami, 20 kubbe, iki büyük minareden oluşan beyaz renkli heybetli bir camidir. Her biri dört köşeli 12 ayak üstünde duran hemen hemen birbirine eşit kubbelerinden ortadakinin üstü camlıdır. Cami’de ünlü hattatlar tarafından yazılmış yüzdoksaniki adet sabit veya levha olarak yazı vardır.

Yeşil Camii


Bursa üslubu, Yeşil Cami ile başlamaktadır. Yeşil Camisi, Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1419’da mimar Vezir Hacı İvaz Paşa’ya yaptırıldı. Çini ustası Mecnun Mehmed’dir. Ön yüzü, pencereleri, kapısı, kitabeleri, kapı tavanı mermer işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Bursa ve İznik’teki ilk camilerde, Doğu sanatlarına özgü her türlü abartılı süslemelerden uzak, uyumlu ve sade bir tarz kullanıldı. Osmanlı süsleme sanatının düzenlemedeki güzelliği de giderek yeni ustalarını kazandırdı. Osmanlılar devrinde ilk nakkaş, 1423’de Yeşil Cami’nin bütün süslemelerini yaparak Ali İbn İlyas Ali adıyla tanındı.

Muradiye Camii

İkinci Murad’ın 1426-1428 yılları arasında yaptırdığı Muradiye Camisi, ters T planı ve bütün özellikleri ile Bursa mimari üslubunu taşır. 1855 yılında Bursa’ya büyük zarar veren depremde, Muradiye Camisi’nin de kubbeleri ve iki minaresi yıkıldı. 1902 yılında yeniden yapılırken, mihrab ve minberde günün modasına uygun olarak rokoko süslemeler kullanıldı.

Emir Sultan Camii

Emir Sultan Camisi’nin avlu revaklarında görülen ahşap kaş kemerler, Bursa kemerinin en güzel örneklerindendir. İznik ve Bursa’da yapılan dört köşe pencerelerin etrafı çok defa mukarnaslarla işlenerek, üstüne Rumi motiflerle süslü alınlıklar yerleştirildi.

Sivil mimari

Orhan Bey’in Bursa’yı fethinden sonra gelişen mimari tarzıyla yapılan değerli evlerde, süsleme hemen göze çarpardı. Çoğunun şömineleri vardı. Bu evlerin pencereleri yukarıda olup, alçı arasına renkli camlar yerleştirilir ve ahşap bir çerçeve ile çevrilirlerdi. Bursa evlerinin belli başlı süslemesi, duvarlarda, tavanlarda ve dolap kapaklarında bulunurdu. Ondokuz ve yirminci yüzyılın ilk dönemlerinin ürünü sivil mimarlık örnekleri kentin çok zengin bir kültür mirasına sahip olmasını sağladı.

YAŞAMIN RENKLERÎ

Portreler Bursa göçleri en fazla yaşayan kentlerden biri oldu. Nüfusunu tarihin gelişimi içinde buraya göçen, farklı yerlerden gelen çeşitli halklar ya da topluluklar renklendirdi. Orta Asya’dan Anadolu yarımadasına gelen Türkler de bir göç yoğunluğu yarattılar kentte. Göçler, 1530-1575 arasında kentin nüfusunu iki katına çıkardı.

Ortaçağ’dan kalma köylerde Rumlar yüzyıllardan beri yaşamaktaydı. Mora’nın fethiyle Fatih döneminde de kente Rum göçmenler yerleştirildi.

İlk kez Orhan Bey zamanında Kütahya’daki Ermeniler buraya geldi. Fatih Sultan Mehmed tarafından 1461’de İstanbul’da kurulan Ermeni Patrikhanesi’ne Bursa Metropoliti Ovakim Patrik seçildi. Yahudi ve Rumlar’a tanınan yetkiler onlara da verildi. Süryani, Habeş ve Kıpti kiliseleri de bu Patrikliğe bağlandı. 19. yy. başından başlayarak Doğu’da yaşayan Ermeniler Bursa’ya yoğun olarak göç ettiler. Bursa’daki Ermeniler’in çoğunluğu Setbaşı bölgesinde yaşamaktaydı. Vali Hacı İzzet Paşa’nın çıkardığı, yarı resmi sayılacak Bursa’nın ilk gazetesi Hüdavendigar’ın 82. sayısından başlayarak bir bölümü Ermenice olarak yayımlanmaya başladı. Bursa’da M.Ö. 79 yılında Yahudiler’in bir kolonisi olduğu söylenmekle birlikte,kentte asıl güçlerini, Sultan Orhan’ın, Bursa’yı başkent yaptıktan sonra verdiği bir mahalle ve sinagog inşa etme izni ile birlikte kazandılar. Yahudiler’in büyük bir bölümü, ticaret, terzilik ve bankerlikle uğraşırken, bir bölümü de kuyumculuk yapmaktaydılar. 1877-1878 yıllarında yaşanan Osmanlı-Rus Savaşı’nda işgale uğrayan Rumeli ve Kafkasya’daki Müslümanlar’ın büyük bir çoğunluğu da Bursa’ya göç ettiler. Yalnızca Rusçuk’tan otuz bin göçmen geldi. Bu göçmenlerin çoğu Gürcüler ve Tatarlar’dı. Kafkasya’dan gelenler Yıldırım, Kazan’dan gelenler Mollaarap, Kırım’dan gelenler ise Alacahırka’ya yerleştirildiler. Bursa’da çok eski tarihlerden beri Kıptiler de yaşamaktaydı. Hıdırellez günü, Uludağ eteklerindeki Kireç Ocakları bölgesine çıkıp eğlenceler düzenlerler ve başkanları Çeribaşı’nı seçerlerdi. Kanberler ve Demirkapı mahallelerinde yaşarlardı.

Yirminci yüzyılın başında, Bursa’da; Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan, İspanya, İtalya, Fransa, Belçika, Yunanistan ve İran’ın konsoloslukları bulunmaktaydı. Yine aynı tarihlerde yapılan sayımda nüfusun % 9.84’ünü Rumlar, % 6.66’sını Ermeniler, %18’ini diğerleri, geri kalan bölümünü Müslüman Türkler oluşturmaktaydı.1903 yılında, Vilayet Genel Meclisi’nde, Müftü Ali Rıza Efendi ile birlikte, Rum Metropoliti, Ermeni Başpiskoposu Natalyan Efendi, Ermeni Katolik Murahhası Arşoni Efendi, Piskopos Artin Efendi, Hahambaşı Moşe Hayim Efendi de vardı. Bursa merkezde çalışan diplomalı hekimlerin 5’i Türk olup, toplam 19 kişiydiler. Toplamı 17 kişi olan eczacıların ise 4’ü Türk’tü.

Bursa’nın renklerinden biri de her yıl yapılan sümbül bayramı kutlamalarıydı. Kentin çevresini göz alabildiğine saran sümbül bahçelerine halk hoşça bir zaman geçirmek için giderdi. Bu bahçeler, haftanın üç günü kadınlara, dört günü de erkeklere açık tutulurdu. Kentin bütününün sümbüle büründüğü 1869 yılının bir bahar günü, Bursalı kadınlar bahçelerden birinde şarkılar söyleyerek eğlenirlerken, aralarına iki erkek girer. Konu Bursa Adliyesi’ne yansır. Sorguya çekilenler yabancı olduklarını, bu nedenle o gün çiçek bahçelerini gezmenin erkeklere yasak olduğunu bilmediklerini söyleyerek kendilerini savunurlar. Gerekçeleri nedeniyle affedilirler ama olay Bursa Mahkeme-i Şeriyesi’nin kayıtlarına geçer.

Bursa’nın çok eski yıllardan süzülüp gelen zengin yemek kültürünün içinde kuşkusuz en ünlüsü kebaptır. 1836’da Bursa’yı gezmeye giden Helmut von Moltke, Türkiye Mektupları’nda kebabın lezzetinden ve ucuzluğundan söz eder: “… Öğlen yemeğimizi tam Türk tarzında, kebapçıda yedik; ellerimizi yıkadıktan sonra masa başına değil, masanın üzerine oturduk. Bu sırada bacaklarımı nereye koyacağımı bilemiyordum. Derken tahta bir tepsi üstünde kebap, yani şişte pişirilmiş ve ekmek hamuruna sarılmış küçük koyun eti parçaları geldi. Çok lezzetli bir yemek bu. Bunun üstüne de bir tabak mükemmel tuzlu zeytin, bir helva, yani Türkler’in çok sevdiği tatlı ve bir çanak şerbet (içine bir parça buz atılmış, suda haşlama üzüm). İştahı açık iki yiyici için topu topu 120 para yani 5 şilin tutarı bir yemek bu. “

Sürgünler kenti

Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Bursa, eski başkentlik günlerini çok gerilerde bırakmış, güzel yapılarla oluşan sokak dokularının ve yeşilin her tonunun sahibi olan Bursa artık bir sürgünler kentine dönüşmüştü.

Mevlanazade Rıfat, uzun seneler yurt dışında yönetime karşı çalışmalarını sürdürdükten sonra, kaçarı olmadığını anlayarak, İstanbul’a gelip, polis müdüriyetine teslim olmuştu. Sıkıyönetim mahkemesinin hakkında daha önceden vermiş olduğu karar hükmü gereğince Bursa’da oturmaya mahkum edildi. Bu sürgün cezası ancak, Sultan II. Abdülhamid’in 27 Nisan 1909’da tahttan indirilmesi ve yerine 35. Osmanlı Sultanı olarak V. Mehmed Reşad’ın geçirilmesiyle sona erecekti. Yeni Sultanın tahta çıkmasından sonra, herkesle beraber Mevlanazade Rıfat da affa kavuşarak Bursa’dan İstanbul’a döndü.

1906-1909 yılları arasında Bursa’da valilik yapan Mehmet Tevfik Bey’in anılarında da başka sürgünlerin izlerine rastlamak mümkündür. Mehmet Tevfik Bey, Sultan Murad’ın kızlarından Fehime Sultan’la olan ahbaplıklarından söz ederken, dostluklarının önemli bir nedeni olarak, vaktiyle Bursa’ya sürülmüş olan ve Sultan’ın eski günlerinden tanıdığı üç kızkardeşe yaptığı iyilikleri göstermektedir. Biri Sultan Abdülhamid’in, diğeri Reşad Efendi’nin saraylılarından olan, üçüncüsü ise bu iki kardeşin ablaları olup, saray dışında yaşayan üç kızkardeş kendilerine Bursa’da bir ev alınıncaya kadar vali Mehmet Tevfik Bey’in evinde ağırlanırlar.

Gazi Osman Paşa’nın ikinci oğlu Kemaleddin Bey’in sürgüne gönderilme hikayesi ise ibret vericidir. Kemaleddin Bey, Sultan II. Abdülhamid’in kızlarından Naime Sultan’la evlidir. Bir ara hastalanan Naime Sultan’a, eve gelen Dr. Hakkı Şinasi Paşa tedavi amacıyla “kakodilat” enjekte eder. Bu arada damat Kemaleddin Bey ile ilgili, karısı Sultanla birlikte oturdukları sarayın yanıbaşındaki diğer sarayda yaşayan Sultan Murad’ın en büyük kızı Hatice Sultanı sevmekte olduğu ve onunla evlenebilmek için doktora talimat vererek hasta karısı Sultana zehir şırınga ettirdiğine dair bir dedikodu yayılır ve hatta saraya jurnal verilir. Tıpta bunun bir ilaç olarak da kullanıldığı söylense bile Abdülhamid’i ikna etmek mümkün olmaz. Kemaleddin Bey karısından boşatılarak Bursa’ya sürülür, Dr. Hakkı Şinasi Paşa da başka yerlere. Kemaleddin Bey, Bursa’da kendisi için kiralanmış bir evde yaşamaya başlar, dışarı çıkması yasaktır. Hünkar yaverlerinden Mustafa Paşa adında bir Mirlivanın denetimi altında Padişah tüfekçilerinden değişik rütbeli birkaç subay Kemaleddin Bey’in kontrol altında tutulması görevini üstlenirler. Hepsi birlikte aynı evde yaşarlar. Bu ünlü mahpusla dışarıdan hiç kimse gidip görüşemez, irade olmadıkça vali bile gidip hatırını soramaz.

Yine Sultan Murad’ın vefatından sonra gözdelerinden biri ile sayıları bir hayli fazla olan kalfaları, kendilerine onar lira maaş bağlanarak Bursa’da sürgüne gönderilmişler, her birine birer ev alınacağı söylenmiş, talib olanlarla evlendirilmeleri de irade edilmişti. Çok sayıdaki bu kadınların herbirine Bursa’da evler alınıp, teker teker yerleştirilmeleri zaman alacağından, geldiklerinde hepsinin bir arada oturmaları için iki konak tutulmuştu.

Vilayet mektupçusu ile Maarif Müdürü de Bursa’ya sürülmüş memurlardandı. Necmeddin Molla’nın ağabeyi Ali Ata, bir gün Boğaziçi vapurlarından birinde yolculuk ederken, yanında oturan tanımadığı adamın sigarasından kendi sigarasını yakmıştı. Kim olduğunu bilmediği bu adamın veliahd Reşad Efendi’nin adamlarından biri çıkması ve durumun jurnallenmesi ile o da Bursa’ya sürülenler kervanına katılmıştı.

Bütün bunlardan başka, o sıralarda Bursa’ya sürülmüş ünlü Fehim Paşa ile birlikte merkezde ve çevrede daha başka sürgünler de vardı.

TİCARET ERBABI

Çarşılar

Bursa’nın fethinden sonra Orhan Gazi’nin yaptırdığı külliyenin içinde, kentin ilk bedesteni olan ve dokuma ürünleri satılan Emir Hanı vardı. Daha sonra bedesten Yıldırım Bayezid tarafından yapılan yeni yerine taşınınca, değişik esnafı barındıran diğer çarşılar bu bedestenin etrafında yer aldılar. Hacı İvaz Paşa Çarşısı’nda; keçeciler, Sipahi Çarşısı’nda; yorgancılar, Gelincik Çarşısı’nda; hallaçlar ve terziler, Atpazarı’nda; hayvan alım satım işleri ile uğraşanlar, Kapan Çarşısı’nda; meyva alım satımı yapanlar, Tahıl Pazarı’nda; kuruyemişçiler ve Tahıl Hanı yakınında da ünlü Bursa baçakçıları bulunurdu.

Uzunçarşı, Bitpazarı, Tahtakale, Tavukpazarı, Bakırcılar çarşıları ve Pirinç Hanı, Tuz Hanı, İpek Hanı, Koza Hanı Bursa’da ticaretin can damarlarıydılar.

Esnaf

Bursa’da her iş kolunda hizmet veren esnaf, kendilerini denetleyen, sıkı kontrol altında tutan örgütlere bağlıydılar. Bu örgütler işinin ehli olmayanların dükkan açmasına izin vermezler, işinin ehli olan ustaların yarattıkları ürünlerin de başkaları tarafından kopya edilmesini engellerlerdi.

Esnafların işyeri açabilmeleri de uzun yıllara ve çıraklık, kalfalık ve ustalık aşamalarını geçmelerine bağlıydı. Büyük bir disiplinle yetiştirilen bu insanlar her yükselişlerinde onurlandırılırlardı. Çıraklar kalfalık hakkı kazandıklarında ustaları tarafından her sanatın kendi Kethüdasına, Yiğitbaşına ve diğer esnafa durum bildirilirdi. Davetliler kentin değişik mesire yerlerinde yemekli, şenlikli, güreşli eğlenceler düzenlerler, dualarla Yiğitbaşı çırağa peştemal bağlayarak kalfalık verirdi.

Bu kalfaların daha sonraki yıllarda ustalığa yükselmeleri yalnızca uzun yıllara ve büyük başarılara bağlı değildi. Her meslek gurubunun ustaları belli sayılarda olduğundan, yeni gelecek kalfaya yer bulunması gerekir, ancak bir usta öldüğünde veya işi kapattığında bu şans yakalanabilirdi. Açılan yere en kıdemli kalfa yine törenlerle usta olarak seçilirdi.

1833 yılında Konstanz Bey’in ve 1843 yılında Boduryan Efendi’nin ipek fabrikaları ile birlikte kentte yavaş yavaş endüstrileşmeye doğru bir geçiş yaşanmaya başlandı.

İpek böcekçiliği
Bağcılık, meyvacılık, maden suları, sütlü mamuller, Gemlik ve Mudanya’da zeytincilik gibi pek çok tarıma dayalı zenginliği olan Bursa, civarında yetişen dut ağaçları nedeniyle de ipek böcekçiliği için biçilmiş kaftandı.

İpek, kumaş olana kadar üretimi büyük emek isteyen bir ticaret dalıydı. İpekçiliğin, ön üretimi olan tohumculuk ve kozadan başlayarak, her aşaması bir riskti. Nitekim, önce Fransa’da baş gösteren ve 1860’lı yıllarda da Bursa’ya kadar ulaşan Karataban hastalığı kent ve etraf böceklerini kaplamış ve ürün günden güne azalmıştı. Bu felaket, ipekböcekçiliği yapanları zor duruma düşürmüş, pek çok bölgede dut ağaçları sökülmeye başlanmıştı. Hemen arkasından çarenin Fransa’da bulunduğu haberleri geldi ve hastalıksız tohumlar getirildi. Böylece bir müddet bu dert geçiştirildi. Daha sonrasında ise, bu tohumlarında hastalıklı oldukları anlaşıldı.

2 Nisan 1888 tarihinde Şehreküstü mahallesinde Kazaz Ahmet Muhtar Efendi’nin evi kiralanarak o zamanki adıyla Harir Darüttalimi adı verilen mektep açıldı. 1889 yılında ilk mezunlarını verdi. Mektep, daha geniş olan Setbaşı semtinde Burdurizade Osman Efendi’nin evine nakledildi. 1894 yılında Maksem civarında inşa edilen binaya taşınarak adı İpek Böcekçiliği Enstitüsü oldu. Enstitü’nün idaresine getirilen Torkumyan Efendi, Pastör usulü tohum üretimi konusunda Bursa’da başarılı hizmetler görerek, çok sayıda öğrenci yetiştirdi.

Atkılı tezgahlarda dokuma

Osmanlı İmparatorluğu’nda dokumacılık merkezi olarak ilk akla gelen yer Bursa idi. 1850’lerin başında bu kentte buhar ve su gücü ile çalışan Avrupa’daki benzerleri gibi kurulmuş 14 ipek fabrikası vardı. Aynı cinsten Mudanya’da da iki fabrika vardı. Bursa’da tül işleyen, saf ve karışık ipek dokuyan 150-200 kadar tezgah çalışmaktaydı.
Bursa kumaşları üretiminde kullanılan atkılı tezgahlar çok basitti. Dikdörtgen bir çerçeve, bu çerçevenin üstünde iplikleri geren ve altında kumaşı saran iki merdane. Sırasıyla harekete geçen iplikleri dengeleyen ve gergin durmasını sağlayan kurşundan ağırlıklar. İpliklerin arasından geçen mekik. Bunları hareket ettirebilecek tezgah başındaki zanaatkar tarafından kullanılan bir pedal. Ağırlıklar hariç herşey ahşap.

Bursa, Bilecik ve Üsküdar’da çatma diye adlandırılan bir cins kadife kumaş dokunurdu. Bursa’da dokunan yünlü kumaşların, ipekli kumaşların ve diba adı verilen sırmalı ipek kumaşların, her cins kadifenin ünü dünyaya yayılmıştı. Dokumalarıyla namlı olan Çin bile Bursa’dan kumaş satın almış; Macaristan, Polonya, İtalya ve Balkan ülkelerinin pazarları Bursa kumaşlarıyla dolmuştu. 16. yy’da Bursa tezgahlarında dokunan kumaşlar ve kadifeler her yerde aranıyor, olağanüstü bir zenginlikte dokunan dibalar, kadifeler, canfesler padişahlara, şehzadelere yapılan elbiselerde kullanılıyordu. Burada dokuma ustaları lonca halinde teşkilatlanmışlardı. Dokumalar satışa çıkarılmadan önce ciddi bir kontrolden geçirilir, her kumaş damgalanırdı. Aranılan niteliklere sahip olmayan kumaşlara ise devlet el koyardı. Her atölye belli bir kumaş türünde ustalaşmıştı. Yabancı ülkelerden getirilen pamuk ipliği de ciddi ve sıkı bir incelemeden geçirilirdi. Pamuk ipliği her cumartesi günü Ulucami’nin avlusunda kurulan pazarda, ipek kozaları ise Koza Hanı’nda satılırdı.

18. yy’da başlayan yabancı rekabeti tezgah sahiplerini daha ucuz kumaş üretimine zorladığından, Bursa’nın eski dokumaları ve kumaşları giderek iyi vasıflarını kaybetti.

OKULLAR

Misyoner okulu

1834 yılının Ekim ayında, Amerikalı misyonerler önce İstanbul Pera’da bir erkek lisesi açmışlardı. Burası merkez olarak ele alınıp, 1839 yılına kadar, İzmir, Bursa ve Trabzon’da da okullar açıldı. Ders programları Batı’daki okulların programlarına uygun olan bu okullar kısa sürede kendini kabul ettirdi. Bursa’daki Amerikan Kız Okulu’nda 70 öğrenci okuyordu. Okulun 1893 yılı ders programında birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflarda okutulan dersler; Rumca veya Ermenice, aritmetik (Rumca veya Ermenice), coğrafya (Rumca veya Ermenice), İngilizce, geometri, botanik (İngilizce), fizik, astronomi (İngilizce) ve tarih (İngilizce)’di.

Işıklar Askeri Lisesi

Okul 1845’de, Sultan Abdülmecid’in buyruğu ile bugünkü Heykel Meydanı’nın bulunduğu yerde kurulmuştu. Daha sonra Işıklar semtinde, alt katı kâgir, üst katı ahşap olarak inşa edilen bina, 10 Haziran 1892’de, Vali Münir Paşa tarafından açıldı. 1894’de bu yapılara ikinci bina da eklenerek 500 öğrenci alacak duruma getirildi. 1911’de hastane kısmı da eklendi. İşgalde Yunan askerleri tarafından ahır olarak kullanılan bina, 11 Aralık 1922’de Askeri İdadi adı ile yeniden açıldı. Adını bulunduğu bölge olan Bursa’nın en eski mahallelerinden birinden alarak, Işıklar Askeri Lisesi diye bilindi. Bir tepe üzerinde kurulu semtin adının ise, önceleri Aşıklar Tepesi olduğu, giderek Işıklar’a dönüştüğü söylenmektedir.

Hamidiye Senayi Mektebi

10 nisan 1869 günü Filibos mahallesinde Türkmenoğlu Konağı’nda Senayi Mektebi açıldı. Islahhane adı ile çağrılan bu okulda önceleri yalnızca dokumacılık öğretildi. İlk üretim olarak jandarmalar için elbiselik kumaş dokundu. Daha sonra kunduracılığın öğretilmesi için İstanbul’dan öğretim görevlileri ile birlikte yeni aletler getirildi. Giderek çalışmaları ile dikkat çekmeye başlayan Hamidiye Senayi Mektebi’nin ders programlarına 1900’lü yıllardan sonra Fransızca ve musiki dersleri de eklendi ve okulda bir bando kuruldu. 1906 yılında ise Hükümet Caddesi’nde okulun bir satış mağazası açıldı. Okulu geliştirmek için neredeyse tüm Bursa halkı seferber oldu. Piyango tertip edildi ve Atıcılar mevkisinde düzenlenecek hayvan pazarından alınacak pazar resmi okula bırakıldı. 1906 yılında Bursalı Necip ve İstanbullu Mirat Efendiler, Avrupa’da imal ettirdikleri sigara kağıtlarını Hamidiye Senayi Mektebi Sigara Kağıdı adı altında satmak için ruhsat aldılar. Bu satışın tüm geliri de mektebe bırakılacaktı. Mektep ilk açıldığı konakta iki yıl kaldıktan sonra Tophane semtine taşındı.

Mülkiye İdadisi

1885’de Mülkiye İdadisi adıyla bir erkek lisesi kuruldu. 1888 Temmuzu’nda dördüncü sınıftan beş efendi mezun verdi. Bu dört sınıflık okul 1890-1891 ders yılı sonuna kadar devam etti. 1891-1892 ders yılında yedi sınıflı oldu. 1901-1904 seneleri arasında kimyahane, yatakhane, yemekhane, teneffüshane bölümleri yapıldı ve 1906 yılında da hamam kısmı tamamlandı. 1909’dan sonra adı Mektebi Sultani oldu.

Ziraat Mektebi

Vali Mahmut Celaleddin Paşa tarafından, tarım konusunda bilgili elemanlar yetiştirmek üzere, 1891 yılının Mart ayında Hamitler Köyü Topal Mehmet Ağa’nın arazisinde Hüdavendigar Numune Çiftliği Ziraat Mektebi 20 öğrenci ile öğretime başladı. Bu tarihten sonra okuldan uzun yıllar yaklaşık her yıl tatbiki eğitim alan 15 öğrenci mezun oldu.
1904 yılında, Mülkiye İdadisi’nde 325, Hamidiye Senayi Mektebifıde 150, Ziraat Mektebı’ nde 78 öğrenci okumaktaydı. 1905’de Hamidiye Medresesi Muallimini adı ile bir okul açıldı. Daha sonra okul Darülmuallimin adını aldı.

KAPLICALAR

Roma’dan Bizans’a

Bursa’da ilk hamamın Romalılar döneminde yapıldığı, Romalılar’ın ilk Bursa valisi Plinius tarafından yazılan bir mektuptan anlaşılmaktadır. Doğu Roma imparatorlarından I. Jüstinyen zamanında da Bursa imar edilirken Pythia’daki (Çekirge) sıcak su kaynakları halkın kullanımına açıldı. Bu bölgedeki hamamlar Bizanslılar döneminde daha da önem kazandılar.

Osmanlı geleneğinde kaplıcalar

Evliya Çelebi Bursa’nın sudan ibaret olduğunu söyler. Osmanlılar döneminde Bursa’nın ilk kaplıca inşaatı, Jüstinyen’in iki kubbeli hamamına, Muradı Hüdavendigar’ın 1511’de iki kubbe daha ilave ettirmesiyle başladı. Saray erkanından, İstanbul’daki tanınmış kişilerden ve büyükelçilerden, seyahate çıkmış yabancı prenslere, yabancı alim ve yazarlardan, devlet adamlarına kadar pek çok kişi bu şifalı sulardan nasiplerini almak üzere Bursa’ya gelirlerdi. Bursa valisi Mehmet Tevfik Bey kaplıcalara gelen, Alman İmparaton.ı II. Wilhelm’in eşi Augusta’nın erkek kardeşi Duc de Holstein ve eşini 6 Mayıs 1906’da, Bonapart ailesinden Prens Victor Napoleon’u 7 Haziran 1908’de, Carl Eduard Saxe Cobour dük ve düşesini de 4 Temmuz 1908’de ağırladı.

Soyunma yeri olarak bir giriş salonu veya camekân, bir soğukluk, bir de asıl yıkanılan yer halvet kısmından oluşan Bursa kaplıcası, Arif in divanında:

Girenler içinde kalur
Suyun dökünse can bulur
Nicelere derman olur
Kaplucası Bursa’nın diye tanımlanır.

Helmut von Moltke’nin Türkiye’den babasına yazdığı bir mektupda ise aynen şöyledir: “Türk hamamlarının keyfini sana evvelce yazmıştım. Bursa’dakiler suni değil, tabiattan öyle sıcaktır ki insanın büyük, dupduru havuza girince haşlanmadan dışarı çıkabileceğine önceden inanmayacağı gelir. Girdiğimiz hamamın terasının harikulade güzel bir seyri vardı ve öyle rahattı ki insan bir türlü ayrılmak istemiyordu.”

YOLLAR

Marmara’ya kucak açan kıyılar

19. yy’da Hüdavendigar vilayetinin merkezi Bursa’ydı. Merkeze; Balıkesir, Karahisar-ı Sahip, Kütahya kazaları ve Gemlik, Pazarköy, Mudanya, Yalova, Karamürsel, Tirilye, Bilecik, Lefke, Gölpazarı, Söğüd, Mihaliç, Kirmasti, İnegöl, Yarhisar, Yenikent, İznik, Pazarcık sancakları bağlıydı.

Bu kadar geniş topraklara sahip vilayetin Marmara Denizine ulaştığı önemli üç iskelesi vardı. Gemlik, Samanlı dağlarının denize doğru uzanarak Bozburun’u oluşturduğu yerden başlayan körfezin sonunda olup, evveldenberi tersaneleriyle ünlüydü. Gemlik’in poyraza kapalı bulunan limanı gemiler için sığınma yeriydi. Daha Kuzey’de bir iskele olan Yalova, karayolu ulaşımının zorluğu açısından pek kullanışlı değildi. En çok kullanılan iskele ise, Bursa Ovası’nın Marmara Denizi’ne açıldığı bir kapı olan, dutluk, zeytinlik ve bağlarla kaplı bölge Mudanya’ydı. Adı, Evliya Çelebi’ye göre Konstantiniyye tekfurunun kızı Mudanya’dan gelmekteydi.

1850’li yıllarda, sakin bir havada İstanbul’dan sekiz saat süren bir yolculuktan sonra Mudanya’ya varılırdı. Poyrazın sert estiği günlerde ise, Bozburun’un önünde kabaran dalgalar bu seferleri yapan küçük gemilerin körfezin girişinde sabahlamalarını gerektirir, Mudanya’ya ancak ertesi gün varılabilirdi.

Karayolu

Mudanya’ya gemiyle gelen kişinin, karaya ayak bastıktan sonra yalnızca atla Bursa’ya ulaşabilmesi mümkündü. Etrafı bağlık bahçelik verimli bir kara parçası olan yol boyunca, uzun bir zaman Marmara Denizi’nin çekici manzaraları, denizi çevreleyen tepeler görülürdü. Yumuşak bir eğimden sonra deniz manzaraları biter, bu defa da ileride servi ağaçlarıyla dolu bir ovadan yükselen kent görünürdü. Olympos’un ormanlarla kaplı dik yamaçları üzerinde can bulan bu kentte yüzden fazla beyaz minare ve yuvarlak kubbe göze çarpardı.

Bursa’ya iyice yaklaşıldığında bir köprüye ve Nilüfer Irmağı’na ulaşılırdı. Bu ırmak, koyu renk yapraklı dev gibi ceviz ağaçlarının, açık yeşil çınarların, zengin çayırlıklar ve dutlukların arasından kıvrıla kıvrıla akardı. Bursa’ya yaklaşan her adım birbirinden daha çekici yeşil sürprizler sunardı.

Demiryolu

Osmanlı yöneticilerinin demiryoluna verdikleri önem 19. yüzyılın ikinci yarısında iyice artmıştı. Sultan Abdülaziz, 1871 yılında demiryolu ile ilgili bir irade yayımlattı. Gerçekleştirilmesi düşünülen ana hat İstanbul-Bağdat arasındaydı. Kurulan Asya Osmanlı Demiryolları’nın başına da Alman mühendis Wilhelm von Pressel getirildi. Pressel’in projesi Haydarpaşa’dan başlıyor, bu ağın içinde Bursa-Mudanya hattı da yerini alıyordu. Mudanya’dan Bursa’ya doğru raylar döşenmeye başlandı. Bu hat, 1874 yılında bitirilebildi. Bursa’ya ulaşabilmek için 185.000 Osmanlı Lirası (4 200 000 Frank) masraf yapılmış ancak demiryolunun işletmeye açılması mümkün olamamıştı. Proje bir müddet için rafa kaldırıldı. Yarım kalan hattın inşasına 17 yıl sonra başlanabildi. İmtiyazı almış olan M. Nagelmakers, Bursa- Mudanya Osmanlı Demiryolları, Şirketi’ni kurarak hattı 1892 yılında hizmete açtı.

Bu yeni yolculuk biçimi ile Mudanya’dan kalkan tren iki saatte Bursa Acemler istasyonuna varırdı. Bu demiryolunu işleten yabancı şirket olduğundan, tarifeler de alafranga saate göre yapılırdı. Bu durum karışıklıklara neden olduğundan 5 Eylül 1892’de şirket tarafından çıkarılan bir yazı ile halk uyarılarak alafranga saate göre yolcuların kendilerini ayarlaması istendiyse de genel istek üzerine sonradan alaturka saate çevrildi.

Hasankeyf turizm yok olmasın


Ilısu Barajı tehdidi altında bulunan Batman’ın 10 bin yıllık tarihi Hasankeyf İlçesi’nin, belki de sadece fotoğraf karelerinde kalacak olması üzüntü veriyor. Sonbaharla birlikte hüzünlü yüzü Dicle’nin sularına akseden tarihi yapının güzelliği, objektiflere takıldı.

Dünya kültür mirası açısından önemli bir metropol kent konumundaki antik kent Hasankeyf’in, 1. derecede sit alanı olarak ilan edilmesine rağmen yapımı planlanan Ilısu Barajı’nın suları altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olması, 10 bin yıllık tarihin yok olacağı endişesini doğurdu. Kimi çevrelerce dünyanın 8. harikası olduğuna inanılan Hasankeyf’in dünya mirası listesine alınmaması eksiklik olarak görülüyor. Her yıl binlerce yerli yabancı turisti ağırlayan tarihi ilçe, medeniyetlerin ve 30’a yakın kültürün izini taşımasının yanı sıra, inanç turizminin yoğun yaşandığı yerlerden biri olarak da ilgi görüyor.

İlçe halkı ve sivil toplum örgütlerinin, turizm ağırlıklı yatırım yapılmasını arzu ettiği, barajın tarihi dokuyu yok etmesi endişesinin yaşandığı Hasankeyf’in kurtarılması için bugüne kadar birçok etkinlik, basın açıklaması ve imza kampanyaları düzenlendi. Düzenlenen hemen her etkinlikte, 10 bin yıllık tarihi barındıran Hasankeyf’in Zeugma gibi sular altında kalmaması için verilen mücadelede, Ilısu Barajı’nın, Hasankeyf’in su havzası dışında tutulacak şekilde inşa edilmesi isteniyor. Barajın, Hasankeyf’i sular altında bırakmayacak şekilde yapılmasını isteyen ilçe halkı ve konuya duyarlı çevreler, bu yöndeki etkinliklerini sürdürüyor.

Tarih ve kültür miraslarının odak noktası durumundaki tarihi ilçeye akın eden yerli ve yabancı turistlerin; tarihi eser alanlarını, Kale Başı’nı ve mağaraları gezerek geçmişe nostaljik bir seyahat yaptığı ilçe, bugüne kadar birçok kültürel, sanatsal ve turistik geziye sahne oldu, ev sahipliği yaptı. Baraj yapılması durumunda 12 medeniyetin izlerini taşıyan ilçede, Zeynelbey Türbesi, İmam Abdullah Türbesi, Koç Camii, 5 bin mağara ve tarihi Hasankeyf köprüsü sular altında kalacak. Arkeologlar, barajın yapılması durumunda Hasankeyf Kalesi’nin inşa edildiği devasa kayanın da zaman içinde baraj suları altında eriyeceğini ve Kalebaşı’ndaki eski şehrin sulara gömüleceğini ifade ediyor. Kışın yağan karla beyazla örtünen, yaz aylarında ise Dicle Nehri, Kalebaşı, minareler ve tarihi mağaralara karşı kurulan çardaklarıyla fotoğraf karelerine yansıyan antik kent Hasankeyf, baraj yapıldığı takdirde, belki de sadece doğa ile insanın el ele verdiği bir tarihi yapı olarak fotoğraf karelerinde kalacak.

Ilısu Barajı’nın inşa edilmesi durumunda Batman’ın antik ilçesi Hasankeyf’i yutacak olan Dicle Nehri, baraj isteyenlere nazire yaparcasına tarihi ilçenin muhteşem görüntüsünü yüzeyine nakşetti. Dicle Nehri, bu görüntüyle doğa ve tarihseverlere Hasankeyf’in yok olmaya doğru gittiğinin mesajını da veriyor. Bir sonbahar gününde Hasankeyf’in Dicle Nehri’ne yansıyan yüzü, bu tehlikeye dikkat çekerken, tarihin suyun yüzeyindeki görüntüsü ilçeyi görmeye gelenlere ayrı bir güzellik sunuyor.